Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a

CEMİL MERİÇ’TEN LAMİA HANIM’A MEKTUPLAR

Cemil Meriç’ten Lamia Hanım’a…

“İrfan mektebinin muallimi, hakikat adamı, kendisini sevmeyenleri bile kendine tiryaki ettiren, 20. yy. Türk düşünce hayatının en parlak yıldızı” olarak nitelenen Cemil Meriç, Jurnal‘de yer alan günlüklerini, 38 yaşındayken gözlerini kaybettikten sonra yazdırmaya başlar.

Günlüklerin toplandığı Jurnal’in birinci cildi 1955-1965 yıllarını, ikinci cildi ise 1966-1983 yıllarını kapsar ve kesintilere uğrasa da yazımı yaklaşık 28 yıl sürer.

Her iki cilt, günlüklerin yanında, Meriç’in zaman zaman dostları ve evli iken sevdiği başka kadın olan Lamia Hanım için yazdırdığı -karısının ve kızının da bildiği- mektuplardan oluşur.

“Bu kitap, fırtınaya tutulan o yolcunun, içine kafasındaki bütün ışığı doldurup, dalgalara fırlattığı şişe! Denize atılan şişe, hangi sahilde, hangi bahtiyar tarafından bulunacak?” (Cemil Meriç, Jurnal)

cemil-meric (1)

Mektuplar nasıl yorumlanır?

Cemil Meriç’in daha çok Jurnal 2‘de yayımlanan bu mektupları değişik yorumlara neden olur:

Bazılarına göre bu mektuplar, Cemil Meriç’in, uzakta olduğu için hayalinde olağanüstü büyüttüğü bir kadına duyduğu aşkı anlattığı için gerçeklikten uzak olarak değerlendirilir.

Bazıları, mektuplardaki bu çok özel duyguları, hem kızı hem de karısıyla paylaşarak onların üzülebileceğini düşünmeden hareket ettiği için Cemil Meriç’i bencil bulur.

Bazıları ise, mektuplarda, birbirini tamamlayan, birbirinden vazgeçemeyen ve hiçbir ayrılığı, hiçbir kopuşu düşünemeyen iki insanın öyküsünü görür.

Bazıları da bu aşkı yüceleştirir ve toplumun-toplum değerlerinin dışında yaşanabilecek bir mutluluğun mümkün olduğunu keşfeden duygu durumu olarak niteler.

Ben yorumu size bırakıyorum ancak mektuplardan alınmış bazı kesitlere geçmeden önce, Prof. Dr. Ümit Meriç‘in, bir röportajında, babası ile Lamia Hanım arasında yaşanan duygusal ilişkiyi nasıl değerlendirdiğini sizinle paylaşmak istiyorum:

cemil-meric-ümit-meric

Ümit Meriç anlatıyor

– jurnal 2’de yer alan ikinci kadın Lamia Hanım, babamın hayatına şöyle girdi. Babam 1957 yılında gözlerini kaybettikten sonra hep gözlerinin açılacağı ümidiyle yaşadı. 1965 yılında talebesi olan Fuat Andıç, ‘Hoca, param olsa gözlerim açılacak diyorsunuz, gel doktora gidelim, eğer mümkünse masraflarını ben ödeyeceğim.’ dedi.

Taksim’de bir göz doktoruna götürdük, doktor baktıktan sonra, ‘Cemil Bey, gözlerinizin açılması tıbbın şu anki imkânlarına göre mümkün değil, siz kör olmaya mahkûmsunuz.’ dedi. Bu hâletiruhiye içinde eve gelince annem, ‘Cemil, eşin olarak izin veriyorum, nereye gidersen git, ne yaparsan yap, yeter ki yaşa!’ dedi.

cemil-meric-fevziye-hanim

Bunun üzerine halamlara ziyaret etmek için trenle Hatay’a gittik. Antakya’ya indik, Antakya’da Ata Otelinde kaldık ve otelin lokantasında Lamia Hanım’la tanıştık. Jurnal’de yer alan mektupların başlangıcı o geceye kadar gidiyor. Lamia Hanım o günden sonra babamın hayatından çıkmadı.

Annem öldükten sonra babama, Lamia Hanım‘la evlenin dedim. Evlenme teklif etti ancak babam, hayattayken hiçbir şekilde annemden ayrılmayı düşünmemişti. Lamia Hanım da ‘Ben seninle evlenirim ancak eşinden kalan mirası reddetmen lazım, çünkü çevre seninle bunun için evlendiğimi zannedebilir.’ dedi. Babam da reddimirası kabul etmeyince evlilik olmadı. Zaten kısa süre sonra da felç oldu.

Aslında babam annemin ölümünü kaldıramadı. Lamia Hanım’a çok büyük saygısı ve sevgisi olmasına rağmen annemin ölümünden sonra bir daha gülmedi. Annem, ikimizin de yaşantısını ve babamın çalışmalarını en mükemmel seviyeye çıkarmak için hayatını tamamiyle evine adamış olan bir kadındı. Annemin, babamın dışında hiçbir hayatı yoktu. Cemil Meriç‘in çalışıp kitapları çıkması için kendi hayatını vakfetmişti. Kısacası babam kadın açısından da çok şanslı insandı.

– Anneniz hayattayken de Lamia Hanım’la duygusal bir ilişkisi vardı herhâlde?

– Gayet tabii var. Babam zaten mizaç itibariyle çok coşkun bir insandı, kadınlara zaafı olan bir insandı. Aslında bu sadece kadınlara yönelik bir duygu seli değildi. Görmediği insana âşık olabilecek kadar insan sevgisi taşıyordu ancak bu durumu kadın düşkünlüğü olarak değerlendirmemek gerekir.

Ümit Meriç’in bu sözlerinden ve mektupların içeriğinden anlaşıldığı üzere konu, birbirinden farklı bakış açılarıyla değerlendirilmeye oldukça müsait, öyle değil mi? 🤔

İşte o ünlü mektuplar

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik…

Lal Ded okyanusta yüzen bir sandal. Okyanus, aşk. Üryan, yollara düşmüş Lal Ded.

Sevgiliye:

“Gök de sensin, yerde sensin!
Hem alansın, hem verensin!
Hem çiçeksin, hem derensin!”  diyor.

Mektubunu okurken o Keşmirli dilberi hatırladım. Kelimelerinde ezeli Nur’un en muhteşem lem’aları. Birden bir vahada buldum kendimi, bir çöl akşamı ve gök kubbede gülümseyen yıldızlar. Kelimelerin mektuptan gök’e uçtu, gök’e, yani gönlüme. Kelimelerin musiki oldu. Tevrat haklı: önce kelam vardı, kelam, yani sen.

Bütün kitaplar yavan, bütün şiirler soluk, bütün şarkılar ahenksiz. Zirvelerdesin, büyük muzdariplerin, büyük ermişlerin, büyük ruhların kanat çırptığı zirvelerde.

Ve kendimden utanıyorum, ben toprağım, sen arş. Ben ten’im, sen gönül. Ben alev’im, sen ışık. “Ben sen’im” diyorsun. Saçlarımı okşamak istediğin zaman, kendi saçlarını okşa. Lal Ded’i hatırladım, gerçekte Lal Ded sensin, her asırda başka bir adla tecelli etmişsin.

Leyla bir tomurcuk, sen bir muhteşem gül. Leyla bir mısra, sen bir destansın. Leyla bir kıvılcım, sen bir şafaksın. Leyla bir tecessüs, Leyla bir masal, Leyla yaşamayan, Leyla bir yarım.

Hangi sevgili seninle boy ölçüşebilir? Lamia’m benim. Sen doyulmayan, sen kanılmayan, sen rüya, sen gerçek.

Romeo’yu düşündüm ve güldüm. İmtihandan geçmeyen bir sevgi, bir saman alevi. Artık yirmi beş yıl önceye dönmek istemiyorum. Senin yanında zaman yok.

Seni düşünerek intihar etmedim

Yirmi beş yıl önce yine beraberdik, geceleri rüyalarımı süslüyordun, gözyaşlarımda sen vardın. Her kadında seni arıyordum. Yirmi beş yıl önce adın Hasret’ti, sonra Ümit oldu. Seni bulmadığım için, seni bulamadığım için gözlerim kapandı. Seni düşünerek intihar etmedim. Yirmi beş yıldan beri senin için yaşıyorum Lamia’m.

Her kitabımda sen varsın

Her kitabımda sen varsın. Hind’i ben yazmış olamam. Bende güzel olan ne varsa, senin ilhamın. Bende büyük olan ne varsa senin eserin. Sen günahlarınla bensin, ben faziletlerimle sen.

Levislerini takdis ediyorum. Onlar olmasa insandan çok Tanrı’ya benzerdin ve sana yaklaşamazdım. Teninle kadınsın, sesinle Tanrı. Izdıraplarımı takdis ediyorum. Senin bende sevgiye layık bulacağın tek büyük taraf ızdıraplarım, ızdıraplarım yani sensizlik.

İki gündür çocuklarınla beraberim. V. çalışıyor, yarın gelecek. Hepsi iyi. Onlarla beraber olmak içime su serpiyor, dinleniyorum, öksüzlüğümü unutuyorum ve hayat geçiyor. Evet, Lamia’m, benimki nankörlük. On bir gün, on bir gecede bütün hazları yaşadıktan sonra yanıp yakılmak ama cennetten kovulan Âdem’in şikâyeti bu.

Arzularımı susturamıyorum. Şımarığım, yaramazım, alçağım. Sel, yatağına çekilmedi henüz. Mektuplarınla yaşıyorum. Garip bir hayat bu, seninle yatıyor, seninle kalkıyorum ama yine de mütehassırım, yine de Lamia’m benim, bütünüm, kemalim, zindanımı aydınlatan ışık, göz bebeğim.

Sana yolladığım kitaplardan utanıyorum. Sen bütün kitaplardan daha derinsin. Sana yazdığım mektuplardan utanıyorum, kendi kendini oku. Muhammed’e nasıl iman ettiklerini anlıyorum. Tek mucize kelam. Kelam, yani sen.

Sabahleyin uyandığım zaman ezanı dinliyorum, sonra şarkılar söylüyorum sana.

Öperek…

Ben ezelî bir mağlubum…

Mektuplarını üzülerek okudum. Sen ki son liman, son ümit, son dost, ilk ve son sevgilisin. Sen ki yıldızım, sen ki annem, sen ki çocuğumsun. Acılarımla hırçınlaştığına üzüldüm. Izdıraplarım çok mu çirkin, çok mu çocukça? Onları senden mi gizleyeceğim? Sahneye maskeyle çıkmak! Ben aktör değilim. Sesinin tonunda minnacık bir soğuyuş hissettiğim an yokum.

Acılarımın kaynağı sensin evet ama hayatımın kaynağı da sensin. Senin için ve seninle yaşıyorum. Sen uçuruma yuvarlanırken tutunulan dal, sen vaha, sen bütün hayal kırıklıklarımın dudaklarında ümitleştiği kadın.

İki yıl önce bu akşam bir rüyaydınız, bilinmeyendiniz.

Biliyorum ki benimsin…

Ve gece bir deniz kızı gibiydi. Şarkılarla başladı yıldız yıldız, köpük köpük. Kâh bir çöl rüzgârı gibi yakıcı, kâh bir çöl gecesi kadar serin. Hangi beste sözün musikisiyle, sözün füsunuyla boy ölçüşebilir? Kelime kanattır, kelime buse. Ve gece bir deniz kızı gibi başladı. Harikulade gözleri vardı gecenin. Ve saçları bir kucak alevdiler ve dudaklarında bütün yaraları kapayan, bütün zilletlerin hatırasını silen bir iksir.

Salzburg tuzlalarına atılan kuru dallar, bir zaman sonra bir kristal hevengi olarak çıkartılırmış; artık dal kaybolurmuş, gözleri kamaşırmış insanın. Kâinatta farkına vardığımız her yeni güzellik, bizi hayrete düşüren bir keşif olup çıkar. Aa, deriz, tıpkı onun sesi, tıpkı onun bakışı, tıpkı onun kahkahası. Kristalizasyon yüzünden günün birinde kendi yarattığımız bir hayale âşık olduğumuzu, hayretler içinde görürüz. Tecrübe güvensizlik yaratır. Gittikçe kristalizasyon kabiliyetimiz azalır. İkinci aşk, yozlaşmış bir aşktır. Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.

Büyüyü ancak ihanetin bozar

Yalnız seninim. Ve yalnız beni düşündüğün müddetçe aşkımızın ömrü ebedîdir. Büyüyü ancak ihanetin bozar. Manevi ihanetin. Bir an için göz bebeklerinde raks edecek herhangi bir yabancı hayal, o zaman bu rüya bir kabusa döner ve bir uçurumun kıyısında uyanırsın.

Kendimi bir mektupta seyrettim. Büyülü bir ayna idi bu. Bu aynada bütün paslarından arınmış ve tanrılaşmış bir Cemil Meriç vardı. Senin Cemil’in. Bu aynada ikimiz vardık. Eriyen, dağılan, kaynaşan ikimiz. Abélard ile Héloise’i hatırladım. Geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. Başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek. Damlayken denizleşmek. Ve an’a edebiyeti sığdırmak.

Kalbini bütün heyecanlara açmak. Yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını. Bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek. Sanat, en yüce sanat, bir “communion” değil midir? Sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. İki insanı veya iki milyar insanı. Sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

Karanlıklardayım

Karanlıklardayım. Ve cinnetin sesi yüzümü kamçılıyor; bir baykuş kahkahası, bir kobra ıslığı…

Karanlıklardayım. Zindanımı aydınlatan tek ışık cıvıltılarınızdı. Yıldızım benim. Ve uzaklardasınız. Çöldeki kumlar gibi susuzum, canım benim, çatlayan topraklar gibi susuzum. Ve mektupların nisan yağmuru. Hind’in turnaları gök kubbeden dökülen damlaları toprağa düşmeden içerlermiş. Kelimeler alnımı, ruhumu serinleten birer buse. Onları senin ellerin yazmış, güzel ellerin.

Bir afyonkeş gibi akşamı bekliyorum. Postacı geç uğruyor. Bu acılar saadetin gölgesi, bu acılar vuslatın dikenli yolu. Bu acılar Araf. Sen yıldızlarla dostsun, kumsalda böceklerin vardı. İnsanlar yabancıydı senin için, benim için düşman. İkimiz de gurbetteydik. Karşılaşsak tanıyamazdık birbirimizi, bana gülümsemezdin, ben çekinirdim yanına yaklaşmaya, hisarım, gururdu.

Ömrümün en kederli anları

Bir uçurum gibi büyüyen sükût, hayattan, ışıktan, ümitten kopuş. Nihayet gönlüme baharı getiren sesiniz.

Kırık bir tekne, karanlık bir deniz. Ufukta siz olmasanız hayat denen bu yolculuk, bu rezil, bu pespaye, bu komik sürükleniş dayanılmaz bir çile olurdu.

Yeniden kendimi buldum mektubunuzda, ömrümün en kederli anları sizi kaybettiğimi sandığım anlardı: Şubatın ilk günleri, Ankara. Gök kubbenin bütün yıldızları başımda parçalandı ve güneş kahkahalar atarak uzaklaştı ufkumdan ve gece, ıslak, yağlı, isli bir gece bütün benliğimi bir ahtapot gibi kucakladı.

Kimsiniz? Otuz yıldır gördüğüm rüya. Arzın bütün mevsimleri vardı mektuplarında, göğün bütün ışıkları vardı. Şimdi yıldız yıldızdı kelimeler, şimdi şimşek şimşek. Arada gök kararıyordu. Sonra vuslat gibi güzel bir fecir. Mektupların fırtınayla doluydu, meltemle doluydu, lem’a ile doluydu, yani Lamia’mla doluydu. Kuşlar tarlada mı şakıyorlardı, içimde mi?

Bu sükût bir ihanet

Dün gece yine seni düşündüm. İkinci ayrılışta gözyaşlarıyla işlenen bir mektubunu almıştım. Benimle beraber gelmişti mektup. Bu defa başkalarıyla sohbeti benimle olmaya tercih ettin demek. Ankara’da on iki saat, İskenderun’da yirmi bir.

Bir buçuk gün, bu sükût bir ihanet değil mi? Akşam yine seni düşündüm. Düşünmek veya düşünmemek. Bu bir parça elimde ama unutmak ölmek değil mi? Önce öldürmek. Heyecanımızı, gençliğimizi, yani hayata mana veren her şeyi.

Sonra yeniden başlamak. Unutmak, unutmaya çalışmak, kurumaktır. Yara kabuk bağlayacak. Bunun için oyalanmak, oyuncaklar aramak, çirkin şey.

Çivi çiviyi söker ama ruh çopurlaşır. Boyuna hatırana eğilmek, boyuna seninle yaşamak ve senden uzakta olmak öldürüyor beni. Facia şurada: ya acıdan kurtulmak ki bu kurtuluş ikimizin ölümü bir parça yahut acıya katlanmak.

Ne zamana kadar?

… ve sonra ölmek

Sanki hiç buluşmamışız gibiyiz. Hasret, maddi bir acı gibi içime işliyor. Islak, öldürücü, yakıcı, üşütücü bir yalnızlık. Ayrılalı kaç saat oldu? Asırlardan beri ayrı gibiyim. Aman yarabbi! Her geçen saat, yaşamak sevincinden bir parçasını alıp götürüyor. Hayatımın eridiğini, azaldığını, hisseder gibiyim.

Seni unutmak.

Niçin?

Vahadan sonra çöl. Gül bahçesinden sonra bozkır. Sana susuzum. Eskisinden çok fazla susuzum. Sesine, saçlarına, eline. Belki fizik değil bu susuzluk, belki fizik. Senin dünyan var, mevsimlerin var, her şey sizin. İlk Ankara ayrılışı yine böyleydim, huzur daha önceye, senin olmadığım bir tarih öncesine dönüş. İstemiyorum böyle huzuru. Şuur ırmağı bulanık akıyor. Durulur elbet.

Bir mucizeyi yaşıyorduk 

Biz rüzgârların meçhul bir ülkeye, saadete sürüklediği birer gemiydik. Hak etmemiştik bu saadeti. Bir mucizeyi yaşıyorduk. Ve yaşıyoruz. Aşk, dehadan çok daha nadir. Bunun için binbir ihtimal bir araya gelecek. Arzda hayatın başlaması gibi bir şey. İnsanın maymundan üremesi gibi bir şey.

Ben görmeyeceğim, sen yaşamamış olacaksın. Ve bütün muhitimiz bakar kör olacak. Ne seni fark edecekler, ne beni. Ben kimseye benzemeyeceğim. Sen kimseye benzeyemezsin.

Izdıraptan sarhoşum

Kaderin çok iltimaslı kullarına bahşettiği bu ilahi ziyafete, bu ruh ve ten cümbüşüne layık olmaya çalışalım. İstikbal öyle sisli, o kadar dikenli ki. Seninkiler daha görünmedi. Ne düşünüyorlar? Senin mektubun hayli canımı sıktı. Gelince fikirlerimi yazarım. Coşkunluğumu hoş gör. Izdıraptan sarhoşum. Izdıraptan yani hasretten. Yarım saat seninle baş başa kalmak ve sonra ölmek. Şu anda istediğim bu. Perestişle.

13 Aralık 1966

Sevgiliyi başkalarında aramak

Önce mektupların, sonra da sesin beni tekrar hayata kavuşturdu, şimdi çelik gibiyim. Pazar günü yabancıların kuşattığı bir düşman kalesi gibiydim, sensizdim.

Sevgiliyi başkalarında aramak, tesellilerin en hazini. Tatsız tartışmalarla geçen bir gece. Sis, soğuk, uykusuzluk ve hepsinden zoru seninle baş başa kalamamak. Kâbus geçti.

Hastalık, ruhun isyanı

Canım benim. Mezardan fırlamam için sesini duymam kâfi. Ölüm, yaşamak istememek. Hastalık, ruhun isyanı.

Paris sen yokken rüyalarımın şehriydi, şimdi Paris’im sensin, bütün ışıkları, bütün cazibesi, bütün büyüsüyle Paris. Yalnız Paris mi? Teninde çöllerin alevi, teninde çöl akşamlarının serinliği. Paris bir kartpostal kadar cansız, soluk, soğuk. Yalnız sen yaşıyorsun, yalnız sende yaşıyorum. Seninle, senin için yaşıyorum, seni yaşıyorum.

Senin yanında bütün kadınlar gazete kâğıdından kırpılmış gibi düz, sığ, ruhsuz ve manasız. Sen aşkın ta kendisisin canım benim, kadının ta kendisisin. Bütün kuvvetin oradan geliyor. Tabiat kadar tabiisin. Ve bir busende bütünün var, bütünün yani rüyaları, özleyişleri, çırpınışları, hummaları, şefkatleriyle bütün kadınlık.

Her zerren yaşıyor. Sen bitmeyen tek kitap, eskimeyen tek şiir.

ve yoktun ortada…

Her kadında yalnız seni aradım, kiminde saçların vardı, kiminde tenin, kiminde kahkahanın bir parçası. Bütün yazdıklarım bir davetti, bir arayıştı.Sana açılan bir kucaktı, her kitabım. Ders verirken senin için konuşuyordum. Seni seviyorum dediğim her kadında sevdiğim sendin. Ve yoktun ortada.

Cemil Meriç, Jurnal


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

Cemil Meriç, Jurnal (Kitap Yorumu) ↵

Cemil Meriç, Jurnal (Kitap Sözleri) ↵


 

KİTAP YORUMLARI

SuçveCeza↵  Tutunamayanlar↵  Madame Bovary↵  Kürk Mantolu Madonna↵  Küçük Ağa↵  Karamazov Kardeşler↵  Vadideki Zambak↵  Muhteşem Gatsby↵   İmkânsızın Şarkısı↵  Anna Karenina↵  Genç Werther’in Acıları↵  Gurur ve Ön Yargı↵  Gün Olur Asra Bedel↵  Huzur↵  Sahip Olmak ya da Olmak↵ jurnalKırmızı ve Siyah↵

KİTAP SÖZLERİ

Suç ve Ceza↵ Tutunamayanlar↵ Kürk Mantolu Madonna↵ Madame Bovary↵ Karamazov Kardeşler↵ Vadideki Zambak↵ Anna Karenina↵ Genç Werther’in Acıları↵ Gün Olur Asra Bedel↵ Huzur↵ Sahip Olmak ya da Olmak↵ Gurur ve Ön Yargı↵ İmkânsızın Şarkısı↵ Muhteşem Gatsby↵ Küçük Ağa↵ Kırmızı ve Siyah↵ Jurnal↵


kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Öztürk

    Sadakata bakarmisiniz her şey ortada gizli saklı hiç bir şey yok en güzel sevgi bu olsa gerek teşekürler Şule hocam ben fazla kitap okumam ama sizin sayenizde okumaya başladim sağolun varolun

    • Birlikte okuyor, birlikte değerlendiriyoruz. Ben de size teşekkür ederim.

      Haklısınız, sevgi, gizli saklı olmadan dürüstçe ve sadakatle yaşandığında güzel…

  2. Fatma öztürk

    Büyük bir zevkle okudum ve çok duygulandım 60 senedir evliyim ikimizde hayattayız böyle aşk dolu mektupları bizde yazdik kisacasi kendime benzettim fakat yazıdaki kişiler kavuşamadığı için ömür boyu içinde fırtınalarla yaşamış cemil meriçi güzel yorumlarınla anlattığın için çok teşekkür ediyorum kızım yazılarının devamını bekliyorum

    • Yaşı küçük olanlar belki de bilmez. Eskiden, evlendikten çok kısa bir süre sonra, ailesinin geçimini sağlamak için genç adam, çocuklarını ve eşini bırakıp “gurbete çıkmak” zorunda kalırdı.

      Tabii babam da genç yaşlarda seni ve çocuklarını evin büyüklerine emanet edip gurbete çıkmış.

      Ancak sanırım bu ayrılış, aranızdaki sevginin daha çok perçinlenmesini ve mektuplarda kelimelere dönüşmesini sağlamış kıymetli annecim.

      Allah birlikteliğinizi sonsuz hayatınızda da devam ettirsin… 🙂

  3. Esma kuralkan

    Jurnal’i enteresan kılan yazarının hakiki duygularını aldığı notları, görme yetisini kaybeden Cemil Meriç’in o notlarının daha sonra oğlu tarafından bizlere ulaşması …..
    ❤️‘Aşkın hazları, ilham ettiği korkular ölçüsünde büyüktür.‘
    Cemil Meriç’in içindeki yangının büyüklüğü, aşkının yakıp kavurması, evli iken tanıştığı Lamia’nın uzakta oluşu, Lamia’nın manevi ihanetine karşı duyduğu korku …..
    Sade,derin,alevli ifadeler bizlere şiirimsi edîb bir eser ziyafeti sunmuş …

    • Ne kadar güzel toparlamışsınız Esma Hanım, teşekkür ederim. 💐

      İki üç satırda anlatılan şeylerin perde arkasını bilemediğimiz için, bu tür duygusal konularda fikir ileri sürmek oldukça güç oluyor, öyle değil mi?

      Ancak yine de emin olduğumuz bir şey var ki o da Cemil Meriç’in ifadelerindeki şiirsellik ve derinlik tartışılmaz.

  4. Esma kuralkan

    Neticede insanlara şairlere, yazarlara ilham veren, kainatın hurmetine döndüğü olağanüstü duygu, kavram; muhabbetin, bireylerdeki minik bir izdüşümü…..
    Beşerî aşk …..
    Nitekim aslında aşık olunan kişi değil özlenen, Cemil Meriç’te de olduğu gibi aslında o duygunun muhatabna ulaşıldığında cazibesini yitirmesi…..

    • Aslında derin bir duygu analizi yapmışsınız Esma Hanım.
      Beşeri aşk: Muhabbetin bireylere yansıyan minik bir izdüşümü…
      Muhataba ulaşıldığında yiten cazibe…
      Dikkate değer tespitler…

      Teşekkürler… 🌻🏵🌸

  5. Esma kuralkan

    Son dönemlerine baktığımızda kanaatimce, dürüstlük, prensibi adeta arafda gidip gelen Cemil Meriç’i nihayetinde hakikatin aslına ulaştırmış

    • Evet, haklısınız. Birçok kaynak, sizinle aynı tespiti yapıyor. (Kızı da dahil)

      Çok çalkantılı bir dönemde yaşamış. Düşüncelerin hor görüldüğü ortamlarda bulunmak zorunda kalmış.
      Ve bu toz dumanın içinde dahi istikametini bozmamak ve hakikate erişmek için âdeta çırpınmış.

  6. Esma Kuralkan

    Sevgili Şule hnmcm;
    Aslında kalb; Hakiki Maşuk’u aramakta, zira O’na yönelmek için yaratılmış..
    Beşere zannederek peşinden gidiliyor, ulaşılıncada yok aslında aradığım bu degildi, halet-i ruhiyesi …Mutmain olamamak ..
    Kalb ancak O’nu bulunca, mutmain olmakta, kemâle ulaşmakta …..

  7. Eyvallah… 💐🌸🏵

  8. Esma Kuralkan

    ☺️
    👍👏👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir