Uzun Hikâye (Kitap Yorumu)

Uzun Hikâye

İlk baskısı 2000 yılında yapılan ve edebiyatımızın modern klasiklerinden birisi olarak kabul edilen Uzun Hikâye, son dönem Türk edebiyatının en önemli hikâyecilerinden Mustafa Kutlu↵ ya ait bir eser. 

Mustafa Kutlu, bazı sosyal ve politik meselelere yaptığı göndermelerle de ayrı bir sosyolojik derinlik kazandırdığı eserinde, dedesi Pelvan Sülüman ile Bulgaristan’dan Türkiye’ye kaçan Ali‘nin acıklı hikâyesini anlatıyor bize. Dedesinin ölümünden sonra “hayatın demir örsünde dövülmek üzere kendini zamanın girdabına fırlatıp atan”, adalete tutkun kişiliğiyle en zor şartlarda bile hukuku dillendirmekten hiç vazgeçmeyen ve bu uğurda canını bile tehlikeye atacak kadar gözü kara olan Ali’nin kısa ama gerçekte uzun hikâyesini oğlunun anlatımıyla sunuyor. 

uzun-hikaye-mustafa-kutlu-2-1
Mustafa Kutlu

Hem Terim Hem Deyim: Uzun Hikâye

Esere verilen Uzun Hikâye ismi, eserin türüyle ilgili elbette. Ancak hikâyenin içeriğindeki farklı birçok unsurun yaptığı çağrışım, Uzun Hikâye isminin, sadece terim anlamıyla değil deyim anlamıyla da kullanılmış olabileceği izlenimini veriyor. 

“Uzun hikâye” deyimi, deyimler sözlüğünde “pek çok ayrıntısı bulunan, anlatması uzun sürecek, anlatılmadan da anlaşılamayacak olan olay ya da konu” olarak tanımlanıyor.

Bu noktadan bakıldığında, anlatılması uzun süren ve uzun uzun anlatılmadan da anlaşılamayacak olan meselelerin, sadece Ali‘nin trajik hikâyesinden ibaret olmadığı ve Mustafa Kutlu‘nun, ucu vicdana ve adalete dayanan bazı soğuk politik ve sosyal meseleyi de “uzun hikâye”nin kapsamına alarak sanatın estetik ve sıcak potasında eritmeye çalıştığı anlaşılıyor. 

Mesela adaletin, çoğu zaman güçlünün yanında olması ve yargı mensuplarının siyasilerle olan yakın ilişkilerinden dolayı bazı insanların canının yanması gibi:

“Onu yakan, yargı mensupları ile hasmı olan siyasiler arasındaki yakın ilişki oldu.”

(Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu, s.8)

Ya da basit ve yüzeysel argümanlardan -mesela söylediği tek bir cümleden- yola çıkılarak değişik yaftalar yapıştırılan insanların mimlenip yıllarca süründürülmesi gibi…

Ve bütün bu haksızlıklara uğradığı için sık sık yer değiştirmek zorunda kalan; hayatı o kasaba senin bu kasaba benim, dolaşmakla geçen ve bu yüzden “gittiği yere ait olamama” duygusuna mahkûm edilen Ali’nin trajik hikâyesi gibi…

Bir Müdür-Bir Mühür

Uzun Hikâye, Türk tarihinin zor bir döneminde geçiyor.

Yazlık sinemaların, göçebe lunaparkların ve popüler romanların yaygın olduğu, kasabalarda dahi buzdolabının olmadığı, eğitim seferberliği adı altında her şehre, kasabaya, hatta nüfusu tutsun tutmasın siyasi bir değeri olan her beldeye peş peşe bir müdür-bir mühür liselerin açıldığı; öğrencisi çok ama hocası olmayan bu liselerde boş geçen derslerin, askerlik şube başkanları, veterinerler, hükümet tabipleri, ağzı laf yapan mülki amirler -kısacası ders vermeye hevesi olan kim varsa- onlar tarafından doldurulduğu yılları anlatıyor.

Hikâyenin kahramanı Ali‘nin hayatını karartan küçük ama sonuçları itibariyle büyük olan olay da işte bu okulların birinde geçiyor. 

Yoksa Sen Sosyalist misin?

Kâtiplik yaptığı okulun yıllarca bakımsız kalan ve her yanını yabani otların bürüdüğü bahçesini boş kalan vakitlerinde ekip biçmek isteyen Ali, okul müdürünün de izniyle bu planını hemen uygulamaya koyar. 

Bu durumdan -izin vermiş de olsa- başlangıçta rahatsızlık duyan okul müdürü, ürünler olgunlaşıp bahçe güzelleştikçe meseleyi sahiplenmeye başlar. Bu başarı sanki sadece kendisine aitmiş gibi davranır. Bu da yetmez, bahçe ürünlerinden sadece kendisi ve yakınları istifade eder.

Bu haksızlık karşısında suskun duramayan Ali, okul müdürünün karşısına dikilerek “Madem biz bu bahçeyi alın teri dökerek yetiştirdik, ürünü de eşit olarak bölüşmeli değil miyiz?” der. 

“Eşit bölüşmek” sözünün zihninde yaptığı ideolojik çağrışımla sinirleri gerilen Müdür, Ali‘ye “Yoksa sen sosyalist misin?” diye çıkışır. Sosyalizmin ne demek olduğunu bile bilmeyen Ali de istifini hiç bozmadan “Evet, sosyalistim, var mı bir diyeceğin?” şeklinde karşılık verir. Bu olaydan sonra Ali’nin adı, sosyaliste çıkar. 

Nereye giderse gitsin Ali’nin peşini hiç bırakmayan “Sosyalist Ali” yaftası, gittiği her yerde ve her defasında, kendisi ve ailesi için kurmaya çalıştığı her düzeni darmadağın eden bir belaya dönüşür:

“Bu benim babamın adı hani ‘sosyalist’e çıkmış ya, kendisi bir yere gitmeden önce şöhreti gidiyormuş. Peki, bu nasıl büyük bir şöhret olmalı ki o günün Türkiye’sinde, vatanın bu ücra köşesine kadar ulaşmış.”

(Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu, s.24)

Uzun Hikâye ve Bitmeyen Bir Sevgi

Mustafa Kutlu, Uzun Hikâye‘sinde her biri ayrı birer uzun hikâye ve birçok politik eleştiri yazısının da konusu olabilecek unsuru, edebiyatın zarif ve derin duygu dünyasıyla bütünleştirip estetik bir zemine oturtmayı çok iyi başarıyor. Bunu da hikâyesindeki -neredeyse her satırına nüfuz eden- duygusal derinlik ve anlatımındaki yoğunluk ve etkileyicilikle sağlıyor:

“Kolyeyi tuttum. Sanki elimi ateşe soktum… Kolyeye baktım uzun uzun. Bu maviler Ayla’nın mavi gözleri. Kırmızılar Celal’in kanlı gözyaşları. Peki, ben nerdeyim? Benim kalbimde kanayan kırmızı gül nerede? Bunu bana yapmayacaktın Celal.”

(Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu, s.51)

“Söylemedim ama yaşadığım zehir yeşili acı yükselmiş, gırtlağıma dayanmıştı. Geceleri, yalnız geçen geceleri ne yapacaktım? Bazen pencereyi açıp ‘Yeter artık, yeter!’ diye bağırasım geliyor. Bağırmadım. Yumruğumu ağzıma bastırıp gözyaşlarımı sildim.”

(Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu, s.107)

Mustafa Kutlu, bu duygu yüklü dünyanın merkezine Ali‘nin, ölen karısına duyduğu ve hiç bitmeyecek olan sevgisini yerleştiriyor. 

Münire‘yi hemen her şeyden vazgeçecek kadar çok seven Ali, ağabeyleri bu aşka karşı çıktığı için kaçırmak zorunda kalır. Sonradan “sinemayı yakıp Münire’yi kaçıran Bulgaristan göçmeni Ali’nin destanı” olarak anılan bu büyük olayın ardından da onunla evlenir.

Ali’nin Münire’ye olan sevgisi, Münire’nin ölümünden sonra bile aynı derinliğiyle devam eder. Bu sevginin en yakın şahitliğini de oğulları yapar:

“Anneme olan bitimsiz aşkının ömür boyu sürdüğünü, onun bıraktığı boşluğu bir başkasının asla dolduramayacağını adım gibi biliyordum…

Annem sanki babamın içinde şarkı söylüyordu.”

(Uzun Hikâye, Mustafa Kutlu, s.39)
uzun-hikaye-mustafa-kutlu
Uzun Hikâye, 2012’de Osman Sınav tarafından sinemaya uyarlandı.

Hikâye İçinde Birçok Uzun Hikâye

Uzun Hikâye, sadece Ali‘nin yaşadığı sevginin ve trajedinin derinliğini hissettirmez okuyucusuna. Sonu hüsranla biten ve aslında uzun uzun anlatılabilecek başka başka hikâyeleri, başka başka insan manzaralarını da samimi ve gerçekçi bir anlatımla gözler önüne serer:

Mesela bozkırın ortasında yalnızlıklıktan duyduğu acıyı atına ve güvercinlerine sığınarak dindirmeye çalışan istasyon şefi gibi…

Bir gezginci tiyatroda jön oynayan orta yaşlı bir aktöre tutularak kasabadan kaçan ama hayallerinin aksine sefil bir hayata mahkûm olan Suna

On üç on dört yaşlarındayken yakalandığı amansız hastalığının tedavisi, yoksulluk ve çaresizlikten dolayı yapılamadığı için kasları günden güne eriyen ve yürüyemez hâle gelen Celal

Ya da tezgâhı dönsün diye her devrin siyasi gidişatına uyum gösteren ama zamanla, şuna ağam buna paşam demekten, kanı beş para etmez adamlar karşısında yutkunup sessiz kalmaktan bıkan Musa Çavuş gibi…

Uzun Hikâye ve Son Söz

” Hayat kitapla güzel.” 

diyor Uzun Hikâye‘sinde Mustafa Kutlu

Ve hikâyesinin kahramanı Ali’yi ve onun oğlunu, okumayı çok seven kişiler olarak kurguluyor. Ali’yle oğlunun 114 sayfalık uzun hikâyesine Küçük Prens‘i, Dostoyevski↵ nin Beyaz Geceler’ini, Turganyev‘in İlk Aşk’ını, Reşat Nuri’nin Çalıkuşu‘nu, Kafka‘yı ve Çehov‘u da -isimlerini anarak- dahil ediyor.

Okuyun derim ben Uzun Hikâye‘yi. Farklı hayatlara dokunabilmek için okuyun. Sizinkinden belki de çok farklı ızdırapların da var olabileceğini anlamak ya da belki de sizinkiyle özdeş duyguları yeniden hissedebilmek için okuyun.

kitap (25)

Ne düşünüyorsunuz? Yorum köşesinde bizimle paylaşın!

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Gülsen Bayraktar

    Kalmadı artık böyle aşklar. Eskiden miydi? Halâ Ali ve Münire gibi bitmeyen bir aşk, sevgi var mı gerçekten de günümüzde. Böyle aşklara gerçekten saygı duyuyorum. Emeğinize, kaleminize sağlık Şule hocam👍

    • Böylesi büyük aşklar belki de yaşanıyordur bir yerlerde, kim bilir?
      Ancak şu bir gerçek ki saygının, güvenin, sadakatin, emeğin olmadığı yerde bütün aşklar yok olmaya mahkûmdur. Belki de günümüzdeki aşkların saman alevi gibi parlayıp sönmesinin ardında böyle bir talihsizlik vardır. Öyle değil mi?

  2. Meltem

    Eşitlik, adalet, hak sanki sadece birer kelimeden ibaret… Yoksa bende bir sosyalist miyim? ☺️
    Emeğine sağlık Şule hocam👏🏻

  3. Hüseyin Avcı

    Hikaye olarak uzun sayılabilir eser ama anlatım kısa, net ve etkili. Herkesin bir hikayesi vardır ama uzun ama kısa.
    Eseri okuduğumda sevmiştim, filmini ise daha çok sevdim. Şu anda sınıfta öğrencilerime izletiyorum. Kitabı değerlendirme yazın oldukça güzel. Kitapla ilgili tespitlere aynen katılıyorum. Eline sağlık hocam!
    Ben de bu kitap ve filmi için şunu yazayım: Büyük yazar Cengiz Aytmatov’un Selvi Boylum, Al Yazmalım” filmini hatırlattı bana. Sevda, aşk, fedâkarlık, mücadele…
    Mustafa Kutlu en önemli hikayecilerimizden. Mavi Kuş adlı hikayesi de diğerleri de oldukça güzel hikayeler.

    • Hikâye türünün sınırlarını zorlayan hatta romanın kapısına kadar dayanan bir eser evet, Hoca’m. Bu yüzden bazı akademisyenler, bu türü melez tür olarak tanımlıyor.
      Filmini ben de izledim. Kitabı kadar dokunaklıydı.
      Bu arada Cengiz Aytmatov’un müthiş eserini de anmışsınız. Onun sinema uyarlaması da bir Yeşilçam klasiği oldu.
      Güzel değerlendirmeleriniz ve sunduğunuz düşüncelerinizle sayfamızı zenginleştirdiniz. Çok teşekkür ederim. 🙂

  4. Derya

    🎀🌷🌹

  5. Mustafa Sinan Öztürk

    İyi günler hocam.
    Eserin yazarı ve eserdeki olayın geçtiği zaman ve mekanla ilgili bilgilendirmenizi okurken birden hikayenin içinde buldum kendimi.
    Birkaç paragraf okuduktan sonra hikayeye böyle nasıl girdiğimi anlayabilmek için detaylara bakmak istedim. Geçiş üslubunuz harikaydı. Bu hususu belirtmek isterim.
    Çok uzunca bir dönem memleketimiz çok acılara sahne oldu. Yoklukla ağır mücadelerle yaşamını sürdüren çok Suna’lar Celal’ler Musa çavuşlar geldi geçti bu memleketden. Yorumunuzla birlikte eserde sadece uzun bir hikaye değil aynı zamanda büyük de bir hikayenin olduğunu ve okumaya değer bulduğumu belirtmek isterim.
    Okuyup tekrar sizinle buluşmak ümidiyle hocam. Hoşça kalın…

    • Öncelikle şunu belirtmeliyim ki yazılarımla ilgili yaptığınız tespitler, teknik detayları da içinde barındırdığından benim açımdan oldukça faydalı oluyor. Hem bunun için hem de güzel değerlendirmeleriniz için çok teşekkür ederim.🙂
      Öyle sözcükler vardır ki Sinan Bey, ancak uzun uzun anlatılarak ifade edilebilecek bir şeyi, bir çırpıda önünüze serebilecek ve sizi kıskıvrak yakalayabilecek kadar güçlüdür. Aynen bunun gibi, öyle hikâyeler de vardır ki kısadır ama yaptıkları çağrışımlarla başka başka büyük hikâyelerin esintilerini kalbinize taşıyabilecek kadar yoğundur.
      Uzun Hikâye’nin bu yönüne dikkat çekmeye çalışmanız oldukça isabetli.👍

  6. Melik Vatansever

    Ali’nin evet ben sosyalistim diye bilmeden cevap vermesi bana şahit olduğum gerçek bir anımı hatırlattı hocam gülümseyerek. Çıtayı biraz yükseltebilirim😊.
    Sene 90 lar. Benden biraz daha genç bir arkadaşımın bana anlattığı bi olayı dinledikten sonra ona şöyle bir soru sormuştum. Ya sen komünist misin yoksa?Aldığım cevabı asla unutamadım. Cevaben dedi ki bana evet abim komistim hem de antikomünist😃

    • 🙂 Sempatik bir hatıraymış.
      Ama hikâyenizin, insanları yaftalamanın ne kadar kolay olduğunu gösteren trajik bir yanı da var.

      • Melik Vatansever

        Toplum olarak en büyük problemimiz bahsettiğiniz yaftalamak ve önyargılarımız.Yapamadık edemedik başaramadık aşamadık kronikleşmiş bu hastalığımızdan kurtulmayı 😕

  7. Hüsna Öztürk

    Elinize emeğinize yüreğinize sağlık Şule Hocam 🌹 Ayrıca eserler hakkinda yaptığınız ilgi ve heyecan uyandıran yorumlarınız en az, yazılan eser kadar emek dolu ve bir o kadarda kıymetli Teşekkürler 🌹

  8. Derya

    🌹🥀

  9. Seda Çalışkan

    Hocam çok güzel yorumlamışsınız,okurken tüm sahneler gözümün önünde canlandı.. Ali’nin o nadir bulunan aşkı,güzel sevgisi beni etkileyen en güzel yerlerden biriydi. Tabi bir de Münire’nin Ali’nin sevgisine karşı göstermiş olduğu fedakarlık.. Bir gün bile bu hayattan şikayet etmemesi..
    “Ayakkabılar eskir be Alim, her şey eskir. O ki bak sen hala sevdiğim adamsın, sen eskime.” deyişi..
    Kitap siyasi ve politik konular içerse de benim en çok dikkatimi çeken bu cümle olmuştu.

    • Paylaştığın alıntı ve yorumun çok güzel Sedacım. Yakaladığın noktalar da çok önemli.👏👍
      Edebiyat, insanı anlatan, bizi bize yansıtan çok önemli bir sanat dalı. Bir insan, kendisini tanımak ve anlamak, hayatı daha iyi kavramak istiyorsa mutlaka edebiyatla ilgilenmeli. Politik söylemlerin olması bizi bağlamamalı. 🙂

  10. Kadriye Ertürk

    Severek okuduğum ve filmini de izlediğim eser senin harka yorumunla çok daha anlamlı bir hale dönüştü. Emeğine sağlık Şulecim.
    🌷🌹🌷

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir