Tutunamayanlar (Yorum-İnceleme)

TUTUNAMAYANLAR

OĞUZ ATAY SÖZLERİ

oguz-atay

“En çok yarım bırakılan kitaplar” arasında birinci, “en çok okunacak kitaplar” arasında üçüncü sırada yer alan bir kitap: Tutunamayanlar

Çok ilginç ve çelişkili bir durum, öyle değil mi?

Sadece bu kadar da değil.

Tutunamayanlar, “tüm zamanların en iyi kitapları listesi”nde de yer alan bir eser.

Eleştirmenler tarafından en çok tartışılan, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri: Tutunamayanlar

Döneme damgasını vurarak yeni bir çağ başlatan eser: Tutunamayanlar

Pek çok eleştirmene göre Türk dilinde yazılmış en iyi eser: Tutunamayanlar

Hâl böyle olunca da okumak kaçınılmaz oluyor.

SIRADIŞI DİL ve ANLATIM

Tutunamayanlar, kullanılan dil, paragraf düzeni, kurgu ve  anlatım yönünden şimdiye kadar gördüğüm belki de en ilginç eser.

Zor bir okumaydı, itiraf ediyorum.

Bazı sayfalarında noktalama işaretleri bilinçli bir şekilde kullanılmamıştı. Büyük küçük harflere yine bilinçli bir şekilde riayet edilmemişti. Bütün bunlar cümlelerin nerede başlayıp nerede bittiği, hangi kelimenin hangi cümleye ait olduğu konusunda bazı kafa karışıklıkları yaşamama sebep oldu.

Neden böyle bir şey tercih edilmişti?

Kelime ve cümleler, romanın bazı bölümlerinde neden bu denli girift bir hâle büründürülmüştü?

Bir sebebi olmalıydı bunun.

Sebebi bence çok açıktı:

Siz bu karmaşanın içinde, cümlelerin ve kelimelerin arasındaki bağlantıyı kurmak için çırpınırken ve bunalırken, aslında içten içe, kahramanlardan birinin hayatına mal olan, diğerini de hiçbir şeye tutunamayacak hâle getiren ruhsal karmaşayı daha iyi hissedebilecektiniz.

Üstelik sadece hissetmekle kalmayıp, birinin varlığıyla diğerinin anlamının güçlendiği bu karmaşalar içinde siz de kendinizi zaman zaman kasvetli bir ruh hâlinin içinde bulacaktınız.

HAZİN TABLO

Sonra düşünmeye başlayacaktınız:

Gideceği adresi bir türlü bulamayan iç sorgulamalar…

Neden tutunamadılar?

Roman, Türk aydınının modernleşme çabalarının en yoğun olduğu dönemde, değirmen taşlarında öğütülmeye çalışılan, öğütülmeye direndiğinde de düzenin dışına itilen “insanımız”ın hazin durumuna göndermeler yapıyor.

Ve bunu yaparken de dilin gücünden yararlanıyor:

Durum, oldukça acı, acı olduğu kadar da saçmadır. O hâlde dil de saçma olmalıdır.

“Ehemmiyetvermiyormuşçasınagillerden”, bu saçmalığı anlatmak için özellikle oluşturulmuş saçma görünen kelimelerden sadece biri.

Bu saçma ve hazin tablonun karşısında akla şöyle bir soru geliyor?

Tutunabilecekleri hiçbir şeyleri yok muydu bu insanların?

Neden yenildiler?

Tam da bu noktada Oğuz Atay, insan olma gerçekliğimizle yüzleşmemizi, nefes alabilmek için tutunduğumuz şeyleri sorgulamamızı sağlıyor.

Ve roman boyunca da düşündürmeye devam ediyor:

Aklıyla, gönlüyle, vicdanıyla ya da mantığıyla -ya da en güzeli hepsiyle-bütünleşen bir şeyler olmalı insanın hayatında, onlara tutunmalı, aksi takdirde…

TUTUNAMAYANLAR’IN KONUSU

Oğuz Atay, oldukça sıra dışı bir kişilik olduğu için, bu “aksi takdirde“nin devamını da aynı sıra dışılık ve etkileyici üslubuyla sezdirmeyi başarıyor.

İçine kapanık ve sınıfta sorulan “Kardeşini sevmeyen var mı?” sorusunun  cevabı için kalkan tek parmağın sahibi olacak kadar da dürüst bir kişilik olan Oğuz Atay‘ın bu önemli romanı, Turgut Özben’in acı bir olayı gazete haberinden öğrenmesiyle başlıyor:

Üniversiteden arkadaşı Selim Işık intihar etmiştir.

Sarsılır.

Bu acı olay, merakımızı hemen uyandırır:

Neden?

Bir insan nasıl olur da “biricik hayat”ına kendi elleriyle son verebilir?

Bu olayın arkasında derin sebepler vardır mutlaka diyerek iz sürmeye başlıyoruz. İşimiz kolaydır, çünkü roman boyunca Turgut Özben de bizimle beraber iz sürer.

Ancak bir farkla:

O iz sürerken derin acılar da çeker.

Çünkü o da bilir ki sebep ne olursa olsun, bu trajik olayı sadece ve sadece, korkunç bir uçurumun kenarında duran ve onu oradan kurtaracak hiçbir gücün olmayacağı inancıyla daha korkunç bir ümitsizlik bataklığının içinde kıvranan biri gerçekleştirebilir.

Halbuki Selim, üniversitede Turgut Özben‘in en çok örnek aldığı kişidir.

Bu noktada Turgut Özben kendisini suçlamaya başlar:

Selim’in içindeki bu uçurumu, arkadaşı olarak, neden daha önce fark edemedim?

Selim, bu uçurumun eşiğindeyken ve tutunabilecek hiçbir şey bulamıyorken ben neredeydim?

Arkadaşının intiharı, bir dönüşüm sürecine girmesine ve  kendi benliğini sorgulamaya başlamasına sebep olur Turgut Özben’in.

Roman boyunca da sürer.

Ve nihayet bu dönüşüm süreci ve benlik sorgulamaları, kendisinin de bir “tutunamayan” olduğunu anlamasıyla neticelenir.

Ve “Tutunamayanlar”dan biri olarak yanına sadece Olric’i alır, her şeyi geride bırakır ve gider.

OLRİC KİMDİR?

Olric, Turgut’un kendi iç benliğini anlattığı bir karakter, toplumdan uzaklaşıp yalnız kalmak istediğinde sığındığı güvenli bir limandır.

Olric, Turgut Özben’in “iç sesi”dir.

Modern edebiyatın öncü eleştirmenlerinden biri olan Berna Moran, Tutunamayanlar’ı şöyle değerlendiriyor:

“Hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı… Oğuz Atay‘ın mizah gücü ve duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar‘ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, eserdeki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır.”

Eser, “topluma yabancılaşma”, “toplumdan kopma” ve “kalıplaşmış düşüncelerin reddi”, “Türk modernleşmesinin bunalttığı, mutsuz ve tedirgin ettiği birey” temalarını işliyor.

Oğuz Atay, bu temaları işlerken, karakterlerini de çoğu zaman etrafındaki insanlardan ilham alarak kurguluyor.

Mesela Tutunamayanlar romanını ithaf ettiklerinden biri olan Sevin, sevdiği ve sevmekten hiç vazgeçmeyeceği kadındır.

Diğeri ise Ural’dır. Ural ise intihar eden bir arkadaşıdır.

Oğuz Atay’a kendisiyle yapılan bir röportajda “Selim Işık kimdir?” sorusu yöneltilir.

SELİM IŞIK KİMDİR?

O da cevap verir:

“İntihar eden bir arkadaşım, Ural var (…) Belki ben varım. Adlarını yazmanın sakıncalı olacağı birkaç arkadaşım var.” 

Beyin tümörü nedeniyle hayata gözlerini 43 yaşındayken yuman, en çok sevdiği iki yazardan biri Dostoyevski↵ olan, çok acı çekmiş ama bir o kadar da mutlu bir yazarın kaleminden süzülenlere, bu çok önemli eserden sizin için derlediğim alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kitap sözleri↵


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Kadriye Ertürk

    ” Her doğan gün parantez açtı gönlümüze, ömrümüze, beynimize..Ama içini dolduramadık. ” Sen de her yazdığın yazıyla hayatımda yeni ufuklar açıyorsun güzel yürekli can dostum. Ama senin açtığın ufuklar rengarenk.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Sevgili dostum,
      O yeni ve rengârenk ufukları hep beraber açacağız inşaallah. 🙂

  2. Sultan Aşkın

    Turgut un umutsuzluğunu anlatan, dış dünyayla uyımduzluğunu anlatan iç konuşmalar ve alıntıların seçimini çok nbaşarılı buldum. Elinize sağlık. Benim en beğendiğim bölümlerden biri de “memleketimiz”le ilgili bölüm. Ülkemiz üç yanı denizlerle çevrili..” neden geri kalıyorsın” der.
    Bu bölümlerle Turgut un iç dünyasının karmaşalarının fonunda toplumsal yapıdan kaynaklandığını daha iyi anlarız.

  3. Gülsüm Şule Bayraktar

    Evet o bölümü ben de çok sevmiştim. Alıntınızı gönderirseniz paylaşmaktan mutluluk duyarım. 🙂

  4. Hüsna Öztürk

    Olağanüstü bir niyet Olağanüstü bir emek. Olağanüstü bir başarı. Yüreğine , eline sağlık Şule hocam…

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Siz de okuyup değerlendirme cihetiyle bu emeğin ortağısınız. 🙂

  5. Elif ÖZTÜRK SEYHAN

    ” Kendini çözemeyen kişi , kendi dışında hiçbir sorunu çözemez.” Tek kelimeyle harika bir söz. Yine harikalar hazinesinden bir demet…
    Yüreğine ve kalemine sağlık…

  6. Gülsüm Şule Bayraktar

    Kendini çözmek, hepimiz için hayli zor ve gerekli
    bir yolculuk Elifcim 🙂

  7. ÖNDER ÖZTÜRK

    Ve nihayet bu dönüşüm süreci ve benlik sorgulamaları, kendisinin de bir “tutunamayan” olduğunu anlamasıyla neticelenir.
    Yazında ki bu paragraf sanki tüm kitabı anlattı bana. Bu patagrafı okuyunca 40 lı yaşlarını yaşayan bende , yoksa bende tutunamayanlardanmıyım Olric? sorusunu sordurdu kendime! Ve Olric’e!
    İnan ki yanıtını kendime veremiyorum. Korkumdan mı? Yoksa hayata bakışımın netleşmemiş olmasından mı? Ya da kaderi yaratana sırtımı dayamış olmamdan mı? Bilemiyorum?! Yazarın dili kullanarak beyinde karışıklık yaratıp tutunamamayı anlatmasına bayıldım. Kurnazlık bu işte! Ve akıl hastalarının kurnaz oluşu karşımdaki insanı tanımaya çalışırken çok işime yarayacak diye düşünüyorum. Bunu unutmayacağım Şule. Romanı çok güzel anlatmışsın. Merak ettim gerçekten. İlk fırsatta okuyacağım. Saygılarımla

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Romanın en güzel ve güçlü yönü, yaptığın yorumla vurgulanmış oldu Önder. Zaten bence Oğuz Atay’ın kişiliği ve yapmak istediği şeyle de örtüşüyor bu. Nedir o?
      Hayatın hızına ayak uydurmaya çalışırken hemen hepimizin düşünmeye bile fırsat bulamadığı önemli konular üzerinde düşündürmek:
      Tutunma ihtiyacımız, nelere tutunduğumuz, neden tutunduğumuz ya da neden tutunamadığımız, nasıl ve aslında neye tutunmamız gerektiği…
      Bunlar bir yana, Karamazov Kardeşler yorumundan sonra bu yorumun ve tanıdığım kişiliğinle de anladım ki, sen “savaşçı” bir ruha sahipsin Önder. Okunması zor eserleri seçiyorsun. Ancak burada da aynı şeyi söylemek durumundayım: Okumaya başlamadan önce bütün silahlarını kuşanmalısın. 🙂
      Hem zaten güzel ve değerli olan her şeyin bedeli de ağır olmuyor mu?
      Çok teşekkür ederim.

  8. Habibe

    Tebrikler. Güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Çok naziksiniz. Teşekkür ederim. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir