Suskunlar / Kitap Yorumu

Suskunlar

Suskunlar, “Nobel yerine on kilo badem ezmesi hediye edilmesini tercih ederim.” diyerek Nobel’i tiye alan İhsan Oktay Anar↵ a ait bir roman.

Haksız bulduğu bir davranışa, düşünceye ya da uygulamaya karşı çıkmadan duramayan İhsan Oktay Anar, yakınlarının anlattığına göre, kaldırıma park eden araçların üzerinden yürüyecek kadar da ilginç yöntemler geliştiren bir protest.

Kendisi her ne kadar böyle olmak için bilinçli bir çaba göstermediğini söylemiş olsa da, o aynı zamanda postmodern bir yazar.

ihsan-oktay-anar-suskunlar-romanı

Suskunlar ise bir yönüyle postmodern, bir yönüyle fantastik, bir yönüyle de hakikati, çağımıza özgü metotlarla aradığı izlenimi veren felsefi bir roman ancak ne tam anlamıyla postmodern ne tam anlamıyla fantastik ne de tam anlamıyla felsefi. Suskunlar, kendine has özellikleriyle dikkat çeken sıra dışı bir roman.

Öğrencilerimle tam da pastiş, parodi, ironi, metinlerarasılık gibi postmodern romanlarla ilgili terimlerin ne olduğu üzerinde kafa yorarken, postmodern izler taşıyan ve 2007‘de Oğuz Atay Roman Ödülü alan Suskunlar’ı sizinle irdelemek, iyi olur diye düşünüyorum.

Art arda tokat yemek gibi bir şey bu!

İhsan Oktay Anar, Türkçeyi en iyi kullanan ikinci yazar olarak kabul ediliyor bazı edebiyat eleştirmenleri tarafından. Birincisi ise Ahmet Hamdi Tanpınar↵ Hatta bazılarına göre İhsan Oktay Anar, Türk edebiyatının şu an hayatta olan en iyi yazarı.

Bu kadar iddialı bir görüş elbette tartışılır ama şurası muhakkak ki Suskunlar’ın dili, kelimenin tam anlamıyla baş döndürücü. Eski sözcüklerden oluşan müthiş kelime dağarcığı ile de benzerini daha önce hiç görmediğim ölçüde farklı.

Ve profesyonelce tasarlanmış bir kelime oyunu sanki. Yok, kelime oyunu da değil, art arda tokat yemek gibi bir şey bu! 😁😬

“Bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın ufûlevî vüsafâsı olan ehl-i vukuf füsûnkârların bezediği o vâsî füseyfisâda raks ve vüsûb eden vüsemâ gibi birer üfkûhe idiler. Ama füsûs ki, üflendikçe gönüllerdeki menhûs ufûnetin üfûl olduğu, bu füyûz dolu, tabiî bir vüs ve vüs’at taşıyan nefesler, hangi yusuf-ı kalbîden nasıl hâsıl olur diye sanki füsûl-ı erbaa teessüf ediyordu.”

suskunlar-ihsan-oktay-anar--

(İllüstrasyon: Mehmet Özen)

Zihni alabora eden bir roman: Suskunlar

Rutinin dışına çıkarak alışkın olduğumuz klasik düşünce kalıplarını kırmanın ve -sürekli olmasa da- hem zaman ve mekânın hem de zihnimizin ters yüz edilmesine izin vermenin gerekli olduğuna inanıyor musunuz, bilmiyorum. Şayet inanıyorsanız siz de tecrübe etmişsinizdir ki bu girişim, bir yandan düşüncelerimizi muhafaza eden dar zihinsel alanı genişletmeye çalışırken diğer yandan bize farklı bir doygunluk hissi de verir.

Suskunlar‘ı okumak, işte böyle bir etki bıraktı bende.

Öyle ki, türlü türlü kötülüklerin ve cinayetlerin işlendiği ve iyilerle kötüler arasında büyük bir kavganın yaşandığı girift hikâyelerin içindeyken ben, bir anda, olay örgüsü, kahramanlar, zaman ve mekân ilişkisinden kopmuş, olayı çözmekten ziyade yazarın hissettirmeye çalıştığı duyguyu ve sezdirdiği düşünceyi anlamaya çalışırken buldum kendimi.

Peki, neden?

O güzelim zihnimizi -altını üstüne getirecek kadar- böylesi bir karmaşaya maruz bırakmanın nedeni ne?

Acaba insanı, kendisine acı veren gerçekliğinden -hiç olmazsa- roman boyunca uzaklaştırabilmek miydi bunun sebebi? Öyle ya, ölümsüzlüğe duyduğu şiddetli arzuya rağmen insan, her şeyin mutlaka kendisini -ruhunun bile günü geldiğinde bedenini- terk edeceği gerçekliğiyle başetmek zorunda olan bir varlık değil miydi?

Yoksa bütün bu karmaşa, yine insanı, gerçekliğinin ve inandığı değerlerin ironik bir yaklaşımla değersizleştirildiği bir âlemde dolaştırıp eğlendirirken aslında bir güzel sarsmak için miydi? Hem de zihni alabora eden fantastik bir İstanbul kurgusuyla…

Bence hepsi…

suskunlar-ihsan-oktay-anar-

(İllüstrasyon: Derya Paçal)

Suskunlar, zihinsel ve toplumsal bir yergi mi?

Buram buram tarih, felsefe, musiki, mistisizm ve edebiyat kokmasını ister miydiniz okuduğunuz bir romanın? Üstelik dil, tarih ve felsefe gibi kültürel birçok unsura hâkimiyeti, parmak ısırtacak kadar da iyi olan bir yazarın kaleminden çıkmış olması, ilginizi çeker miydi sizin de?

İşte böyle bir birikimin ürünü olan Suskunlar, son derece enteresan bir roman.

Romanda dikkati en çok çeken şeylerden biri, eğlendirirken düşündürmek ve sorgulatmak gibi vazifeler üstlendiklerini düşündüğüm zengin dinî motifler.

Dinî kimliğini kullanarak toplumsal saygınlık ve ayrıcalık kazanmaya alışmış ve zamanla bu kimliklerinin masumiyetinden uzaklaşarak dejenere olmuş kişileri tiye alan İhsan Oktay Anar, Suskunlar‘da onları hem son derece karaktersiz hem de rüşvet, içki, afyon, sahtekârlık gibi işlere bulaşmış günahkâr tipler olarak kurguluyor.

Bunlar aynı zamanda profesyonel birer vurguncu:

“Fiyatı iki bin filoriye yükselinceye kadar ambarında istifleyeceği otuz fıçı Karabaş balını, ikişer metelik karşılığında otuz hamala taşıtan bu vurguncu tüccar da, çökük omuzlarına ve sırtındaki kambura bakılırsa, çoğu meslektaşı gibi, sanki günah yükü altında ezilmişti.”

Şaşırtacak kadar da cimri:

“Kalın Musa, helva isteyen veletlerine:
-Helva istemekte haklısınız ama biraz daha sabredin. Karşı komşumuz Hilmi Efendi’nin kayınpederi Rıza ölüm döşeğinde. Birkaç güne kalmaz son nefesini verir. Zavallı bizler de iftarda rahmetlinin helvasını yeriz.”

Suskunlar’daki zihinsel ve toplumsal yerginin, birçok yönden benim de katıldığım düşünceleri içerdiğini ve dejenere olmuş ahlakın çirkin yüzünü gösteren müthiş bir ayna olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yönüyle dikkate değer ve okunması gereken bir eser nitelemesini sonuna kadar hak ediyor.

Ancak makul bir yergi gibi görünse de bu tiye almaların zaman zaman fütursuzluğa varan üslubu, dinî motiflerin tümünü birden hiçbir ayrıma tabi tutmadan değersizleştirmek gibi bir risk taşıdığını, aynı şekilde satır aralarındaki -daha çok soru cümlesi şeklinde tasarlanmış- bazı cümlelerin de dinin bazı temel değerlerine saygısızlık etmek olarak algılanabileceğini belirtmem gerekiyor.

Suskunlar ve Son Söz

Kulakların görmediği, gözlerin duymadığı, kalplerin işitmediği yerde “Susmak, gerçeği anlatmanın tek yolu…”

İhsan Oktay Anar, “Gözün vazifesi sadece görmek değil, hakikati görmektir.” gibi derin bir gaye yüklemiş olsa da göze, her şeyin ters yüz edildiği bir hakikat arayışında, işitmesi gereken kulakların görmediği, görmesi gereken gözlerin duymadığı, duyması gereken kalplerin ise işitmediği ve -aklın da dahil- her şeyin karman çorman olduğu bir dünya kurguluyor Suskunlar‘da.

Böylece kesin doğru olarak bilinen şeylerin yerini yanlışlarla, yanlış olanlarınkini de doğrularla değiştirerek kelimenin tam anlamıyla çelişkiler yumağına dönmüş bir roman sunuyor okurlarına, mütevazılığı da elden bırakmadan:

“Okurun yapması gereken bir tek şey var: Her kitaba yaptığı gibi, kitapçıda romanın bir nüshasını alsın. Biraz sayfaları karıştırsın. Beğeniyorsa alabilir. Beğenmediyse alması için bir sebep yok ama öncelikle benim kitaplarımı değil; Kemal Tahir’i, Yaşar Kemal’i, Sait Faik’i ve klasikleri okumasını tavsiye ederim.”

Peki, ya Suskunlar? Onu kimler okumalı?

Suskunlar, en çok da zihinsel fırtınalara maruz kalmayı seven okurlarını bekliyor bence, onları gizemli ve son derece girift kurgusuyla allak bullak etmek için.

Öte yandan metafizik bir hakikat arayışının peşinden koşmak isteyenleri de bekliyor bana kalırsa, onları da mutlak varlık ve insani gerçekliğimizle ilgili düşünce yağmurlarına tutmak için…

Ve sonra, bütün söylediklerini silmek istercesine sanki, susmak gerektiğini salık veriyor en son cümlesinde, gerçeği anlatabilmek için:

“Tıpkı sessizliği dinleyen Eflâtun gibi, kâhin de sustu. Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu.”

kitap (25)


Not 1:  İhsan Oktay Anar’la ilgili bir anekdotu okumak için tıklayınız↵


Not 2:  Suskunlar romanından derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Derya

    Sevgili dostum hiç bilmediğim duymadığım bir kitap suskunlar .İçinde kendiminde kabul ettiği güzel cümleler var.Susmak gerçeği anlatmanın tek yoluydu.Evet bazen kelimeler yetmez yada aslında yeter de karşındakine gerçeği anlatmana yetmez.İşte o anlarda sığındığın son limandır susmak .Lakin aslında o susmak gerçekte sessiz bir çığlığın dışa yansımış sönük çaresiz ve yılmış halidir bence .Zira susarken insan aslında yüreğinin en kuytu köşelerinden haykırmaktadır anlatamadıklarını.Eline sağlık yeni yorumlarını bekliyorum inşallah.

  2. Sedef ipekçi

    Cok tesekkurler Şule hanim, kaleminize sağlık…

  3. Kadriye Ertürk

    Kitabı daha önce okumadım fakat okuyacak olursam sanırım dili için okurum. Burada verdiğin o küçük bölümde dil gerçekten muhteşem. Zannediyorum kelimelerin arasında dolaşmak, bulmaca çözmek çözdükçe de müthiş bir haz almak gibi mutlu edecek insanı. ” Belki de susmak, gerçeği anlatmanın tek yoluydu. ” Harika bir söz.Ama şunu hep düşünmüşümdür. Susmak çaresizlik midir yoksa en güzel çare midir. Ayrımı zor.
    Vecize değerinde sözlere de sahip olduğunu anladığım eser, senin yorumunla ayrı bir değer kazanmış can dostum. Emeğine sağlık.

    • Dili için okuyacaksan sevgili dostum, vereceğin emeğe değer diye düşünüyorum.👍

      Susmayla ilgili düşündürücü tespitlerde bulunmuşsun.
      Teşekkür ederim.😊

  4. Hüsna Öztürk

    Eser hakkında öylesine güzel yorum yapmışsın ki etkilenmemek mümkün değil biran önce alıp okumak istiyorum. Özellikle son cümle”Belkide susmak,gerçeği anlatmanın tek yoluydu”benim yapmayı istediğim şey, çünkü susmanın konuşmaktan çok daha fazla etkili olduğunu düşünüyorum kalp kırmadan duyguları anlatmanın ennn kestirme yolu… Başarılar diliyorum Şule Hocam 🌹

    • Teşekkürker… 💐

      Evet, haklısınız. Yerini ve zamanını iyi seçmek kaydıyla susmak, pasif ama etkili bir direniş olabilir.

  5. Kemal Ağca

    “…Buraya kadar makul bir yergi gibi görünse de bu tiye almaların zaman zaman fütursuzluğa varan üslubu, “hiçbir ayrıma tabii tutmadan dinî motiflerin tümünü birden değersizleştirmek” gibi çok büyük bir riski de içinde barındırdığını söylemem gerekiyor. Bu tezimi haklı çıkaracak birçok örnek var romanda…”
    Demişsiniz. Elbette fazla düşünmeye üşenen, bir yola çıkmadan önce o yoldan yeni gelmiş gibi yorulan basit zihinlerin yanlış yorumlamaları ihtimaliyle riskli. Ben ki dini konuda hassasiyeti olan birisi olmama rağmen “Aman bunun niyeti belli, değer düşmanı” gibi bir kanıya varmadım. Hatta aklımın ucundan geçmemekle birlikte tasdik ettiğim noktalar daha fazla. Çok güzel bir eleştiri yazısı kaleme almışsınız. Yazar hakkında benim tesbitlerimden birisi de bahsettiğiniz gibi dini, tarihi, edebi noktalara hakimiyetinin yanı sıra avvamın pek bilmeyeceği, belki de sadece ihtisası olan kişilerin bilebileceği konuları dahi takılmadan bilmiş ve işlemiş. Bu nedenle İhsan Oktay Anar’ın bütün sayılan vasıflarıyla birlikte, usta bir araştırmacı olduğunun da altını çizmekte fayda var. Ben eleştirinizi çok beğendim, faydalı ve olumlu buldum.

    • Suskunlar’daki zihinsel ve toplumsal yerginin birçok yönden benim de katıldığım düşünceleri barındırdığını ve dejenere olmuş ahlakın çirkin yüzünü gösteren müthiş bir ayna vazifesi gördüğünü rahatlıkla söyleyebilirim. Bu yönüyle dikkate değer ve okunması gereken bir eser nitelemesini sonuna kadar hak ediyor.

      Ancak satır aralarındaki bazı cümlelerin -ki bunlar daha çok soru cümlesi şeklinde tasarlanmış- dinin bazı temel ve tartışmaya kapalı değerlerine saygısızlık olarak algılanma riski taşıdığını da es geçmek istemedim.

      Bu arada şunu da belirtmek istiyorum. Suskunlar’ın dili ve kurgusu için baş döndürücü demiştim ama sanırım romanın en küçük hücrelerine kadar sinmiş kültürel zenginliği için de aynı nitelendirmeyi yapmam gerekiyor.

      Yüreklendirici değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim.
      Takipte kalmanız dileğiyle…

  6. Bayram UĞUR

    ‘İroni’ kavramı A.Hamdi Tanpınar’ın, Saatleri Ayarlama Enstitüsü eserini çağrıştırdı.
    “Ayrıca onun müsrif olmadığı da açıktı. Mesela yirmi sene önce babasından miras kalan üç kalıp sabunun ikisi olduğu gibi duruyordu. Üçüncüsünün ise bunca seneden sonra ancak köşeleri biraz aşınmıştı ve üstünde, imalatçının damgası hâlâ okunabiliyordu.” (Suskunlar, İhsan Oktay Anar)
    Üslubu, konuya yaklaşımı ve öğüt niteliğindeki ironileriyle okunmaya değer bi eser.
    Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam.

    • İhsan Oktay Anar’ın ismi farklı birçok bağlamda Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ismiyle birlikte anıldığı için, yaptığın değerlendirme şaşırtıcı gelmedi bana, aksine oldukça makul göründü.

      Dikkatin ve düşüncelerinle sunduğun katkı için teşekkür ederim.

  7. Hüsna Öztürk

    Yorumlarınızı tekrar tekrar okumak ayrı bir keyif. Hem eser hakkında hem yazar hakkında az da olsa fikir edinmemize yardımcı olmanız gerçekten çok önemli bir hizmet. Emeğinize sağlık Şule Hocam 🌹

  8. Ülkü köse

    En sevdiğim ilk üç kitap arasındaki bu kitapla ilgili okudugum en güzel yazılardan biriydi. Kaleminize sağlık
    En kısa zamanda tekrar okuyacağım

  9. Gülay Doğan

    İyi Günler,

    Biraz uğraştırdı ama kitaptaki şu çok bilinen “bu sazdan üflenen nağmeler, sırrın üfûlevî vüsafâsı…” diye başlayan bölümü çözmeye çalıştım.
    Bazı kelimelerin ne anlama geldiği lügatte bile yok. İlk okuyuşta çok gıcık görünen bu bölüm kelimelerdeki anlama yoğunlaşınca cezbedici bir şekle bürünüyor.Hem anlamı çok derin hem ses ahengi çok başarılı.
    Evet, ilgimi çekti.
    Anlamadan geçmek işime gelmedi.
    Birkaç kere bu algıyla okunmasını önerebilirim.Bir sazdan üflenen nağmeler var, musiki var yani.Hangi yusuf-ı kalpten nasıl hâsıl olduğuna dört mevsimin bile esef ettiği bu nağmeler, nefesler üflendikçe gönüllerdeki uğursuz kokuşmuşluğu söndürüyor, tabii bir ferahlık taşıyor.

    İfadelerde yer alan raks,vüsub(sıçrama),vüsema(rastıklılar) sözleri musiki atmosferini kuvvetlendiriyor.
    “f” ve “s” seslerinin hâkimiyeti ile yazılmış bu sözlerde kuvvetli bir “fısıltı” hissettiriliyor.
    E bravo!
    Ben bu bölümü beğendim.

    Yazar son sözünde kitabı boyunca bize muzip bir tebessümle eşlik edeceğini söylemiş.Okuru şaka yollu üzebileceğini baştan ihbar etmiş.

    Kitaptaki kahramanlardan biri Eflâtun.
    Son sözde de İhsan Oktay kendisini eflâtun renkli hayaller kuran bir suskun olarak nitelendiriyor.Yazarın sesi de kulağa hoş gelen bu renkle anlatmak istedikleri vardır.Ama ne?

    Bu tür kitapları okurken işin içinden çıkabilmemiz için önerdiğiniz en iyi yolu tam anlayamadım. Düşünce durakları vermek mi? Düşünce durakları verirken yapıdan uzaklaşıyor musunuz, merak ettim doğrusu? Uzaklaşmayı öneriyor musunuz?

    Yazar üslubuyla okuru sarsmak istiyor, okurunu inandığı değerlerin değersizleştirildiği hayaller âleminde dolaştırıyor, demişsiniz.Sizce yazar okurunu inandığı değerlerin değersizleştirildiği bir âlemde dolaştırmayı niçin istemiş olabilir?

    Ya Nobel Ödülü’nü çok önemsemeyen ya da sevdiği tatlara pek bir şey değişmeyen yazarımıza ve bu güzel yorumunuzdan dolayı size çok teşekkürler.

    Demek ki badem ezmesini Nobel’e değişmeyen idrakler de var-mış.
    Ya da Nobel’i badem ezmesi kadar önemsemeyen…💐

  10. Gülay Hanım, öncelikle sunduğunuz harika katkı için çok teşekkür ederim, okurken büyük keyif aldım. 🙂
    “Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır.” tezini çok iyi ispat etmişsiniz.

    Suskunlar, kolay kavranabilen bir eser değil Gülay Hanım. Dinî, tarihî, tasavvufi, felsefik, mitolojik olay ve kişilere o kadar çok gönderme yapıyor ki, okurken bir taraftan da araştırma yapmanız kaçınılmaz oluyor. Kurgu deseniz, o da iç içe geçmiş olaylardan oluşuyor ve son derece girift. Bu şartlarda, olayların akışını anlayabilmek için sık sık başa dönmek zorunda kalıyor, sonra da pes ediyorsunuz. Ve nihayet, önceliği artık kurgudan ziyade mesaja vermeniz gerektiğine karar verip her ayrıntıyı anlamaktan vazgeçiyorsunuz. 🙂

    “Sizce yazar okurunu inandığı değerlerin değersizleştirildiği bir âlemde dolaştırmayı niçin istemiş olabilir?” sorunuza gelince. Suskunlar, toplumsal yerginin öne çıktığı bir roman. İyi ve kötü olarak değerlendirilen birçok şeye soru işareti koymak ister gibi bir hâli var. Böylece zihinleri alabora edip okuyucunun düşünmesini ve sorgulamasını sağlıyor.

    Bence amacına ulaşıyor da. Zira bu kitabı defalarca okuyup anlamaya çalışan ve okudukça da tekrar tekrar keyif alan o kadar çok okur var ki.

    En derin sevgi ve saygılarımla… 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir