Sona Ermek (Kitap Yorumu)

Sona Ermek

sona-ermek-selim-ileri-

Selim İleri, edebiyat otoritelerine göre, bu toprakların gerçeklerinden uzaklaşıp yapaylaşmadan “yerli” kalabilmeyi başaran önemli yazarlarımızdan biridir. Herhangi bir ideolojinin bağnazı olmadan verdiği eserleriyle birçok ödülün de sahibi olan Selim İleri, 2017’de yılın en iyisi seçilen Sona Ermek adlı romanını, yazarlık hayatının 50. yılında kaleme alır.

Ve bu son romanında kelimenin tam anlamıyla ağıt yakar.

Sona Ermek, bunalıma giren bir yazarın, henüz nihayete ermemiş ama tükenmeye yüz tutmuş ömrünün arkasından yaktığı bir ağıttır âdeta.

Ömrüm dediği şey, göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçmiştir.

Şimdi hesaplaşma vaktidir.

Geride ne kalmıştır peki?

Harcanan bir hayat,

tortu

ya da bir çökelti…

Yazık etmiştir:

“Gecede karanlıkta havai fişeksin, yanmanla sönmen göz açıp kapayana. Bütün renkli ışıltılar söndü. Öyle harcadın hayatını. Tortuyu eşeliyorsun, çökeltiyi; yazık etmişsin.” (Sona Ermek, Selim İleri)

Romanlar kurmaca metinlerden olduğu için, onlardan yola çıkarak yazarların hayatları ve kişilikleriyle ilgili çıkarımlarda bulunmak, her zaman isabetli sonuçlar doğurmaz, biliyorum bunu ancak Sona Ermek’teki birçok ifade, romanın otobiyografik bir roman olduğuna dair öylesine güçlü işaretler taşıyor ki Selim İleri’nin aslında kendini anlattığını düşünmek kaçınılmaz oluyor:

“Boyuna bir şeyler yazdın. Ölesiye yazdın. Çoğu kez kendini yazdın, Dördüncü Murat’ı yazarken de kendini yazıyordun.” (Sona Ermek, Selim İleri)

Sen Ölüm!..

Roman boyunca, hayatının “Sona Ermek”te olduğu gerçeğiyle yüzleşen bir yazar vardır karşımızda ve onun,

“Sen ölüm, seni hiç düşünmeden yaşadık.”

diyerek iç çeken sesi.

Bu sesle beraber korkunç bir boşluk hissi,

tam anlamıyla bir çöküntü hâli,

fena hâlde kimsesizlik,

öbür dünyaya kadar uzanan acı bir yalnızlık duygusu

ve bir feryat:

“Öbür dünyada beni yalnız bırakmayın! Bilincin yerini artık hezeyan almıştır. Mangallar ısıtmıyor, üşüyorum, titriyorum! Fena hâlde kimsesiz.” (Sona Ermek, Selim İleri)

Aynada bile kendisini tanımakta güçlük çeken yazarın, bütün hücrelerine yaşlılık, ölüm korkusu ve tükenmişlik hâli siner:

“Bu kuşluk vakti camdaki silik yansıda, tanımadığın yaşlı bir adam görüyorsun. Yaşlanan diye düzeltmeye çalışıyorsun. Gerzek gerzek gülümsüyor. Gözleri fersiz. Yansıdaki sensin.”

Ruhunuzu kötü bir duygu sarar:

“Eski izlekler, eski dile getirişler, geçmişteki, gençlikteki sahneler sık sık, ikide birde belirir ama mücevherin ışıltısı donuklaşmıştır. Gök yakutun gece mavisine sinsi bir karanlık yürür. Boşuna aranırsın gençlikteki coşkuyu.”

“Demek hepsi birer birer sona ermiş, sona erişlere tanıklık için yaşamışız.” (Sona Ermek, Selim İleri)

Karamsarlığınız artmaya başlar ve bir daha geri getirilemeyecek şeylerin sancısını hissedersiniz😔:

 

“Yaşamaya geri dönülemez; iki kat yaşlı olsan, yüzlerce yıl yaşasan, sonsuza kadar yaşasan, yaşanmışı geri getiremezsin.”

Hayatınızdan birer birer çekilip gidenlerin ve ötelediklerinizin ağır bir hüznü dolar yazarın kalbiyle beraber sizin de kalbinize:

“Yaşlandıkça sen herkes hayattan çekiliyor; dostların, tanışların, birer ikişer, bugün onun, yarın ötekinin ölüm haberi.”

“Senin yüreğini ısıtan her şey şuraya buraya dağılıp saçılmış. Hıçkıra hıçkıra ağlamak geçiyor içinden.”

“Yalnızlığını ısıtan bütün o güzel şeyler sandık odasında, sandık odasına atılmış.” (Sona Ermek, Selim İleri)

Okurken ürperirsiniz…

Son Kez Bakmak

Yazar, mutlak sona yaklaşırken ve hayatı henüz sona ermemişken hemen her şeyi son bir kez dizmek ister önüne, son bir dikkatle bakmak ister hayatına.

Derdi çok daha derinlerdedir aslında:

Yaşanılan bunca şey, boşuna mı yaşanmıştır acaba?

Hiç mi anlamı yoktur?

Bu sorgulamayla beraber anlam arayışı başlar yazarın.

Sancılı bir arayış…

Bu sancının üstünü örtemez çünkü bilir ki hayatın sırrını ve anlamını mutlaka çözmesi gereklidir:

sona-ermek-2

Hem geçmişini hatırlayarak bütün hayatına hem de yaklaştığı sona anlam yüklemek zorundadır zira nefes alabilmesi buna bağlıdır.

Kolay olmaz.

Nefes almakta güçlük çeker, kıvranır.

Oysaki bir anlamı olması gereken o kadar çok şey vardır ki: yazdıkları, okudukları, hayatına girenler, çıkanlar, iz bırakanlar…

Dördüncü Murat, Eyyûb el-Ensâri, Racine, Yahya Kemal, Shakespeare, Abdülhak Hamit, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Haşim, Anna Karenina, Madame Bovary, Mahpeyker Kösem Sultan ve daha bir yığın isim…

“Çocukluğundan, gençliğinden başlayarak seni etkileyen, çarpan edebî eserler, şiir, filmler, tiyatro oyunları, sonra resimler, izlenimcilerin eserleri, Japon estampları, işte hayatının bütün güzellikleri!” (Sona Ermek, Selim İleri)

Başınız döner.

Karmakarışık bir dünyada içiniz bulanır.😕

Sıkılırsınız.

Bitsin artık dersiniz.

Yazar, duymuş gibidir sesinizi:

“İnsan sesi, sanki, öncesiz, sonrasız azabın sona ermesi için Allah’a yalvarıyor.

Öteki şair birden kurtuluyor, iç sesindeki duayla ağlıyor, ızdırap bir an olsun diniyor. Bir daha bir daha diniyor.”

Kimsesizliğini unutturacak artık hiç kimsesi kalmamıştır yazarın. Sevdiği bütün insanları teker teker kaybetmiştir; bazılarını öldüğü için, bazılarını da kırdığı ve küstürdüğü için.

Kendisine arkadaşlık edebilecek sadece iç sesi kalmıştır geride.

Selim İleri ve Oğuz Atay

Bu iç ses, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’daki Olric’ini hatırlattı bana. Olric, yaşadığı bir travma sunucu hayattan ve herkesten kopan Turgut Özben’in geride kalan tek varlığıydı, onun iç sesiydi.

Tutunamayanlar (Kitap Yorumu)↵

Sona Ermek’i okurken hissettiğim bazı duygular da yine Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar adlı eserini çağrıştırdı.

Sıkıntı…

Her iki eserde de cümleler karmakarışık ve ikisinde de bu, bilinçli bir tercih bence.

Bu tercihin sebebi ise yine ikisi için de geçerli:

Karışık cümleler, iç sıkıntısı yaşamanız ve bu sıkıntının etkisiyle içerikteki sıkıntıyı daha iyi duyumsamanız için kurgulanır.

Farklı cümle yapısı, yarım bırakılmış, noktası olmayan cümleler zihninizi bulandırmak içindir:

“Ürperiyorsun. Neden ürperdiğini veda yazısında
Veda yazısında”

“Kötümser, yüzüne al basmış, sokaktaki siren seslerini yeniden duymaya”

Darmadağınık ifadeler, zihninizi alabora eder:

“Uçuyorlar, uçuyorlar, sıraya giriyorlar, askerî nizam içinde, uçuyorlar, gidiyorlar, uzaklara, Mısır’a, resimlerini, fotoğraflarını gördüğün ehramlara, atanız Yavuz’dan beri Mısır sizin.”

Ve siz nihayet anlamaya başlarsınız:

Ölümü yanı başında hissetmek neymiş?

Kaybetmek neymiş?

Kaybettiklerinizi bir daha geri getirememek neymiş?

Kimsesizlik ve yalnızlık neymiş?

Yaşadığınız onca şeye rağmen yaşadıklarınıza bir anlam yükleyememek neymiş?

Anlamsızlık neymiş?

Tükenmişlik neymiş?

Ve Sonuç

Roman bitip de kelimeler ve cümleler tükendiğinde, siz de tükenirsiniz.

 

selim-ileri--

Selim İleri, annesini anlattığı bir yazısında,

“Elim yanmışçasına bırakıyorum şimdi yazmayı.” diyor.

Bana göre Sona Ermek, Selim İleri’nin yazarken sadece elinin değil, yüreğinin de yandığı, “gönül üzgünlüğüyle tutuştuğu” bir roman.

Size gelince, yüreğiniz bu yangına dayanabilecekse okuyun bu romanı bence, yok eğer dayanamaz diyorsanız elinize bile almayın.😕


Romandan sizin için derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Konusu

(Tanıtım bülteninden)

Çokça eser vermiş bir yazarın yarım kalmış romanını yeniden yaşatmaya çalışırken hatırladığı gençlik düşleri, geçmişin acımasız pırıl pırıl yaşanmışlıkları ve artık asla geri gelmeyecek bir hayatın otobiyografik izler taşıyan dökümü…


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Dilek Aras

    Şulecim yine nadide bir eseri tanıtmışsın hemen okumak istiyorum çünkü beni bizi anlatıyor her bir satırı…”Kimsesizliğini unutturacak artık hiç kimsesi kalmamıştır ” evet bu duygu bu hissiyat iliklerine kadar ürpertiyor insanı …Çoğu Zaman hep yalnız hissetmişizdir kendimizi ama hayatın akışı hızı ötelemiştir bu duygumuzu. Ancak kendimizle başbaşa kaldığımızda gün yüzüne çıkan yüreğimizi yakan bir ürperti olarak kalmıştır içimizde.Yaş ilerleyip yaşam Gayeleri birer birer azaldıkça kaybettiklerimiz ellerimizden akıp gittikçe kör kuyularda hesaplaşma vakti başlıyor ve başlayacak sanırım:(
    Ah Şulecim sabun köpüğü gibi akıp giden hayatımızın içinde keşkeleri azaltarak yaşamımızın geri kalanını yaşayabilsek… Bu eser bizi buna sevkedecek sanırım hemen okumayı istiyorum çok teşekkürler emeğine sağlık canım

  2. Okumak oldukça yorucuydu benim için Dilekcim. İtiraf etmeliyim ki okurken bir an önce bitse, demiştim ancak okumayı bitirip de geride bende bıraktığı izi düşündüğümde, yaşadığımız şeylerin sırrını -yazarın deyimiyle büyük muammayı- çözmenin ne kadar önemli olduğunu hatırlattığı ve daha bir yığın insani duyguda yalnız olmadığımızı hissettirdiği için iyi ki okumuşum, dedim.

    Sevgiyle…🙂💐

  3. Ürpertici!Tüyler diken diken.İçerisi üç metre önünü göremeyecek yollarla dolu sanki.Gün bugün.Emeğine sağlık hocam.Tamamını okuyacağım👍

    • Hangi konumda, ne durumda ve hangi inançta olursa olsun insan denen varlık, yaşadığı her şeyin bir anlamı olduğuna inanma ihtiyacı duyuyor Sinan Bey.

      Yaşadığı şeylere, yürekten gelen ve kalbin emin olduğu bir anlam yükleyebiliyorsa ne âlâ, sorun olmuyor ama böyle bir eminlik hâli yaşayamıyorsa karanlıklarda kalıyor.

      Beğenmenize sevindim, teşekkür ederim.

  4. Beyza Nur

    💐💚

  5. Fatma Öztürk

    Hocam bu ne güzel bir yazı Hayatımın önünü ve sonunu gözler önününe seren bir eser okudum ve ağladım Bu yazarın yaşadığı ve bütün insaların üzüldüğüde bu Yapacak bir şey yok Allah bütün insanlara yaşama azmi ve gücü versin Eline ve kalemine sağlık

    • Âmin.
      Güzel duanız için teşekkür ederim Fatma Hanım. Varlığınız büyük bir huzur ve güç veriyor, inanın.

      En içten sevgi ve saygılarımla.💐

  6. Kadriye Ertürk

    Şulecim son zamanlarda ruhumun en kuytu köşelerine hapsetmeye çalıştığım, adeta kaçtığım duygularımın gün yüzüne çıkmasına vesile olan kitap yorumları yapıyorsun canım. Kitabı okumadım lakin senin kitapla ilgili yorumlarını okurken kendimi Tarancı ‘nın 35 Yaş şiirinin mısraları arasında dolaşırken buldum. ”
    ” Yaşlandıkça sen herkes hayattan çekiliyor; dostların, tanışların, birer ikişer, bugün onun, yarın ötekinin ölüm haberi.”satırları beni Tarancının
    ” Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir.
    Gittikçe artıyor yalnızlıpımız.” mısralarına götürürken “Boşuna aranırsın gençlikteki coşkuyu” cümlesi ise Delikanlı çağımızdaki cevher. Yalvarmak yakarmak nafile bugün. Gözünün yaşına bakmadan gider. “mısralarıyla buluşturdu beni.
    ” Bu kuşluk vakti camdaki silik yansıda, tanımadığın yaşlı bir adam görüyorsun. Yaşlanan diye düzeltmeye çalışıyorsun. Gerzek gerzek gülümsüyor. Gözleri fersiz. Yansıdaki sensin.” Selim İleri’ nin buradaki hezeyanını Cahit Sıtkı da Benim mi Allah ım bu çizgili yüz. Ya gözler altındaki mor halkalar. Neden böyle düşman görünürsünüz. Yıllar yılı dost bildiğim aynalar. mısralarında yaşamış. Hepimizin hezeyanlarını şiirleri ya da romanlarıyla dile getirenler iyi ki var. Affına sığınarak kitabın bana çağrıştırdıklarını seninle paylaşmak istedim. Bu işin duayeni ile böyle bir sohbet beni çok mutlu etti. İnşallah keşkelermiz az olur. İnşallah yüreğimizi ısıtan şeyleri sağa sola saçmaz, yalnızlığımızı ısıtan bütün güzel şeyleri sakladığımız sandık odalarından çıkarmayı başarabiliriz çok geç olmadan.

  7. Oldukça başarılı ve sürekli kendisini yenileyerek tecrübesini dinamik tutan bir edebiyat öğretmeninden bunları duymak beni onure etti, teşekkür ederim.🙂

    Tarancı’nın mısralarıyla İleri’nin cümlelerini bütünleştirmen, “insan”a dair gerçekliğin ispatı sanki. Bu gerçekliğin peşinde olan herkesin edebiyatla yakından ilgilenmesi gerekir bence. Hem böylece “insan” gerçeğinden yola çıkarak kendi öz gerçekliğine ulaşmasına katkıda bulunacak zemin fırsatını da yakalamış olur.

    Edebiyatla ilgilenen herkes gibi ben de bu zeminde naçizane dolaşmaya çalışıyor, bulduklarımı sizinle paylaşıyorum.

    Bu bağlamda kitablogum.com’un, bizim için “buluşma noktası” vazifesi görmesinden memnunum.🙂

    Hep var olun, bir yere gitmeyin istiyorum.💐

  8. Kadriye Ertürk

    İnşallah canım. Emeğine sağlık😍

  9. Beyza Nur

    Beni etkileyen söz;

    “Yaşamaya geri dönülemez; iki kat yaşlı olsan, yüzlerce yıl yaşasan, sonsuza kadar yaşasan, yaşanmışı geri getiremezsin.”

    Kaleminize sağlık hocam ❤️

    • Teşekkürler… 🙂
      Sizi etkileyen söz, başka sosyal platformlarda benim de vitrine çıkardığım bir söz. 🙂

  10. Gülay Doğan

    Selim İleri’yi birkaç köşe yazısıyla tanıyorum.Okurken sıkılır,yazılarını anlamakta zorlanırdım.
    Tutunamayanlar’ la ilişkilendirdiğinizde acaba bu eser de postmodernizm örneği mi diye merak ettim.
    Bildiğim kadarıyla Tutunamayanlar için postmodern roman diyebiliyoruz.

    Anlamı okurun belirlediği postmodern romanların dili sizin de ifadenizle zihni bulandıran, alabora eden bir yapıya sahip.Okur yazılanları anlamlandırırken hayli zorlanıyor.
    Umberto Eco’nun Gülün Adı romanını okuma sürecinde kitabı anlamakta zorlanıp başa sara sara , sara sara, sara sara okurdum.Zordu ama çekici.

    Yazarın içerikteki sıkıntıyı daha iyi duyumsamamız için bize karışık cümleleriyle kasıtlı olarak iç sıkıntısı yaşattığı tespitinizi çok isabetli buldum.

    Yüreğimi gönül üzgünlüğüyle tutuşacak bir yangına hazır hissettiğimde okuyacağım Sona Ermek’i.

    Çalışmalarınızda başarılar .

    • Özgün yorumunuzla konuya yeni ve farklı bir açılım getirdiğiniz için teşekkür ederim Gülay Hanım.🙂

      Tutunamayanlar, edebiyatımızın ilk postmodern romanıdır, evet. Bunu bütün edebiyat çevreleri kabul etmiş durumda.

      Ancak postmodern roman nedir, sorusunun cevabı bugün hâlâ tam olarak verilemediği için bu tür romanların sınırlarını çizmek kolay değil.

      Kavram olarak ortaya çıkışı, içinde bulunduğumuz zaman dilimine denk düşüyor. Canlı ve dinamik olduğu için postmodernizm tartışmaları tamamlanarak henüz belirli bir sonuca ulaşılmış değil, sınırları ve niteliği de tam olarak belirlenememiş. Bunun sağlanması için üzerinden belirli bir zaman geçmesi gerekiyor.

      Ancak yine de edebiyat çevrelerince, klasik anlatım kalıplarını ‘bir şekilde yıkan’ tüm eserleri, postmodern romana doğru giden yoldaki basamaklar olarak değerlendirme eğilimi var.

      Bu bağlamda, Sona Ermek adlı romanın da -mesela tamamlanmamış, kesik kesik ifadeleriyle modern insanın zihinsel karmaşasını yansıtması gibi bazı özelliklerinden dolayı- postmodern değil ama ona doğru giden yolda belki basamak olabileceğini düşünüyorum.

      Sevgiler…🙂

  11. Gulten Kuralkan Ekşi

    Eserle ilgili yazinizi okurken An’i yasamanin ne kadar onemli oldugu konusunu hatirladım Sule hocam.
    Bu bir An ne kadar kiymetli! Gelecegimizin zemini de ‘An’ da atiliyor. Bunun suurunda olarak yasarsak her An’imizi, keskelerimiz de az olur, huzurlu, mutlu, verimli, keskesiz, izdirapsiz bir yaslilik donemi bizi bekliyor olur inşallah.
    Anımızın değerini bilelim, sabır ve şükür içinde olalım inşallah, Sevgiler…

    • Sabır, şükür ve “an”ın kıymetini bilmek…
      Hepsi birbirinden önemli ve kıymetli hasletler.

      Güzel temennileriniz için teşekkür ederim Gülten Hanım.🙂

  12. Hüseyin Avcı

    Yaşlandıkça sen herkes hayattan çekiliyor; dostların, tanışların, birer ikişer, bugün onun, yarın ötekinin ölüm haberi.”
    Güzel tespitler.Eskiler “yetim-i akran”derlermiş,yaşıtlarının bir bir öte tarafa gidip insanın kendini yalnız hissetmesine.
    Selim Ileri’nin bir eserini ve bazı edebiyat yazılarını okumuştum,bu eserinden alıntı yaptığınız cümleler çok etkileyici.
    Teşekkürler,elinize sağlık hocam!

    • Nezaketinizden dolayı asıl ben teşekkür ederim hocam.

      “Yetim-i akran” çok dokunaklı bir ifade. Bu durumda olmak da bir insan için hayli hüzün verici.
      Dünya, böyle bir yer.
      Kaybetmeler, yitirmeler doğasında var.
      Mutlak son, hepimiz için.

      Sevdiklerini kaybedip ölümü de ensesinde hissettikçe, son bir gayretle hayatına anlam yüklemeye çalışan bir karakter kurguluyor Selim İleri. Sözünü ettiğiniz ifadeler de bu karaktere hem gerçeklik hem de etkileyicilik katıyor.

  13. Esma Kuralkan

    Romanlar kurgulanmış metinlerdir, bundan hareketle okuduklarımız ile yazarların hayatı ve kişiliği ile bağlantı kurmak çıkarımlarda bulunmak her zaman tam isabetli sonuçlar dogurmasada burada Sona Ermek’teki bazı ifadeler bu romanın bi otobiyografik bir roman olduguna dair öyle güçlü işaretler taşıyorki ifadenize aynen katılıyorum
    psikiyatrlar ne der tabii bilemem ama, bence kurgularımız,DNA larımızın ,bilinçaltımızın bir yansıması ,bir izdüşümü, oldugundan ben romanların en az bi noktasında muhakkak yazarlarından izler aranabilir.çogunluklada vardır

    • Elbette.
      Bu yüzden diğer sanat eserleri gibi romanlar da detaylı bir incelemeye tabi tutulduklarında yazarların kişilikleriyle olduğu kadar bilinçaltlarıyla da ilgili çok önemli ipuçları verebilir bize.

      Bu ilginç bulgulara ulaşabilmenin ilk şartı, o sanat eserinin dikkatli bir psikanalistin elinden geçmesi. 👍🙂

  14. Esma kuralkan

    “Boyuna bi şeyler yazdın,ölesiye yazdın,çoğu kez kendini yazdın,Dördüncü Murad’ı yazarkende kendini yazıyordun ‘
    İfadeleri, eserlerinde yazarın kişiliği hakkında ipuçları veriyor ..
    ‘Sonu mutlu biten romanlar yazmadın,yazamadım desem daha doğru olucak ,beceremedin,kendini kandırma,kıvıramadın…
    Sonu mutlu biten romanlar,filmler,öyküler,oyunlar,sevinç mutluluk getirdi derken ,hafifserdin sonu mutsuz bitenler iz bıraktı,sende git git onlara koşardın ‘
    Şeklindeki ifadeleri otobiyografik bir roman olmakla birlikte yazarımız,
    Nitekim bir röportajında,’ 4. Murad’ı kaleme almak istediğinde, her insanın ruhunda 4. Murad’ın karakterinden emareler vardır’ diyerek yazacağı eserin kendisindeki tesirinden ipuçlar vermektedir…
    Eserlerle yazarları ilişkilendirme tezine götürüyor….

    • Evet, haklısınız Esma Hanım. Hem zaten Selim İleri, Sona Ermek adlı romanı için,

      “Anlatıcı yüzde yüz ben değilim ama otobiyografik yanı en ağır basan romanım oldu. Şu andaki ruhsal ve bedensel durumumu, yaşlanışı kendimden yola çıkarak ifade etmeye çalıştım.” diyor.

  15. Esma kuralkan

    Tutunamayanlarda, Oguz Atay hayalen uydurduğu Olric için ,kendi iç sesi demişlerdir..
    ‘ Keşke nedir Olric ?
    Hatalarımız, Efendimiz..
    Çok mu hata yaptık ?
    Keşke diyecek kadar, Efendimiz ‘ der Oguz Atay Tutunamıyanlar’ında .
    Bence kesinlikle ‘keşkelerimizi, hatalarımızı aza indirmek gibi bi tercihimiz varsa, bize tanıtımını yapmış oldugunuz,Sona Ermek’romanının sözlerini bence post-it lere yazıp muhtelif yerlere iliştirerek kitabdaki karmaşık muammaya dikkat çekmeleri,dahada kalıcılaştırmak Olric, i daha memnun huzurlu kılıcaktır …
    Yazarın yaşanmışlıklara getirdiği göndermeler, tesir edici….
    ‘ şuan saatim onbire yirmi kala ‘ yı göstermekte.bir daha asla yaşanmıyacak onbire yirmi kala ..’

    • Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür. Unutuyoruz hep.
      Post-itler iyi fikir Esma Hanım.🙂

      Ama zamanla onları da görmez olma ihtimalimiz çok yüksek.🙂

  16. Esma kuralkan

    Evet Şûle Hnm;
    Maalesef ünsiyetlerimiz o post-itlerle heran karşımızda olsun tesiri devam etsin dediğimiz o slogan cümlelerinde tesirini azaltmakta..
    Buna izin vermemeye çalışıcam..
    Genelde tasavvufî eserlerde, bu temaya değiniliyor,ancak birde tasavvufla ilgisi olmayan karakterlerimizden bu karmaşaya,muammaya birde o penceredende bakmamıza yardımcı oldu…
    Emeğinize sağlık,
    kaleminize sağlık..
    Heeep ötelediklerimize zaman bulamama tehlikesine dikkat çekmesi, noktasız cümleler,karışık ifadeler okurlarında derinliklerindeki o muammayı bence gün yüzüne çıkartmayı hedeflemekte…
    Ve de bunda başarılı ….

    • Şimdiye odaklanma, tasavvuf geleneğinin temel prensiplerinden biri.

      İslam kültürünün en önemli mutasavvıflarından Mevlâna; geçmişi ve geleceği şöyle yorumluyor:

      “Geçmiş ve gelecek, Allah’ı bizim gözümüzden saklar. Her ikisini de ateşe atıp yakın. Düşünüş, geçmişe ve geleceğe dairdir, bu ikisinden de kurtulunca müşkül hallolur.”

      Yine önemli bir mutasavvıf ve İslam düşünürü olan İbn Arabî de, insanın elde edeceği ilahi tecellinin geçmişte veya gelecekte değil, içinde bulunulan anda olacağını belirterek şöyle diyor:

      “O hâlde sana şu an hâkim olan şeye dikkat et çünkü ilahi tecellinin geçmiş ve gelecek zamanlarla ilişkisi geçmiş ve gelecek yönünden değildir. İlahi tecelliye göre tüm zamanlar şimdiki zaman hükmünde olduğundan sen de ilahi tecellinin vakti olan şimdiki zamanda ancak onunla irtibata geçebilirsin.”

      Meseleye bu bakış açısıyla bakıldığında, tasavvufi anlamda, gerçek aydınlığa nasıl ulaşılacağı sorusunun cevabı netlik kazanıyor.

      Konuyu derinleştirdiğiniz için teşekkür ederim Esma Hanım.💐

  17. Esma kuralkan

    Selim ileri, bu yarım bırakılmış eserine sanırım 2007 lerde kaleme almaya başlamış.
    ‘’ ……….gece mavisi tuvalet giymiş bayan…’ derken Ayten Alpmanı kasetmekte, oda kendisi gibi neonlardan, partilerden,gazinoların şaşadından uzakta ömrünü tamamlaması yazarın,eserde konfetilerde var,partilerde…
    İç geçirmeler…..
    Eser için yaşayan büyük yazarımız Selim İleri’ye teşekkür ediyoruz….
    Sunum içinde size teşekkür ediyoruz 🙏🌹

  18. Esma kuralkan

    😊
    Sanırım eserin etkisindeyim,düşüncelerimi aktarırken,ifadelerim karmaşık ve yarım ..😊
    Umarım,bu tesirini göstermeye yetiyordur …
    🌹

    • Estağfurullah.
      Meselelere getirdiğiniz zengin ve derin yaklaşımınızla gayet iyisiniz Esma Hanım.🙂👍

  19. Esma kuralkan

    Karşımdaki post-itte ;
    ‘ şuanki on bire yirmi kala bir daha asla yaşanmıyacak ‘ 😔
    Var….
    Bu ifade, bendeki çıkarım oldu ……👏👏👏

  20. Esma kuralkan

    Pardon yine alabora duygularla yazmışım düzeltiyorum;
    ‘ Masa saati on bire yirmi kalayı gösteriyor,
    bir daha asla geri gelmeyecek bir on bir yirmi kala..’
    👏👏👏👏
    Olric, bana bunu sürekli hatırlat …..
    Keşkelerimi asgariye düşürmek istiyorumm 😔

  21. Esma kuralkan

    Umarım yazarımız için bir veda eseri, olmaz ..
    Okurlarında öyle bir endişe oldu….
    Eserin adı Sona Ermek olunca …,,.

  22. Esma kuralkan

    Şûle hnmcm,
    Yıllarca edebiyat talebeleriniz olmuş,
    gençlere tanıtmışsınız bu eserleri…
    Şimdi başka bir platformda,okumayı sevdirmeye çalışıyorsunuz..
    Bir milletin kalkınması okuyan kitlelerle olucak..sizin gibi okumaya gönül vermişlerle, okumayı sevdirmeye çalışan fahri koçlarımızla, eğitimli,okuyan nesillerimizin daha kaliteli yetişeceğini ümid ediyorum…zira siz koçlarımıza çok iş düşmekte.muasır medeniyete yakalayabilmemiz için….
    Okuyor olabilmenin lezzetini şöyle kıyısından köşesinden tatmış biri olarak, insanların canı bazan şöyle bir cafe ye gitmek ister ya, bende o mantıkta ,sizin bu platformunuza uğruyorum..acaba şimdi ne tanıtılıyor diye…
    Şöyle bir bakayım diye …
    sizler gibi okumaya gönül vermişlerin,uğradığı,buluştuğu bir cafe adeta…
    Bence çokta iyi düşünülmüş.
    Yorumları değerlendirmenizde bile bişeyler öğrenmek,olası…
    Teşekkürler
    Sağlıcakla kalın hep kalın….

    • Çok teşekkür ederim Esma Hanım ancak şunu üzülerek belirtmeliyim ki gençlere ulaşmak ve onlardaki kitap okumanın önemli olduğuna dair teorik bilgiyi pratiğe dönüştürmek, cep telefonlarının ruha egemen olduğu bu çağda bir hayli zor.

      Bu arada cafe benzetmesi harika. 🙂

  23. Gūlay Doğan

    “Cafe Kitablogum ”
    Adı da bu olurdu herhâlde.
    Esma Hanım ne güzel benzetmiş.
    Yazılarınız kadar yorum köşeniz de oldukça renkli bir paylaşma mekânı.

  24. Gülay Hanım, bu mekân sizinle anlamlı, heyecanlı, zengin ve güzel.
    Siz olmasaydınız ben ne diye yazacaktım ki?
    Sevgiyle… 🙂

  25. Esma kuralkan

    Edebiyata gönül vermişlerin uğramış oldugu cafe….
    Siz degerli , idealist edebiyat hocalarımızın paslaşmasıda ayrı bir keyif.,ayrı bir lezzet…
    Sizlerin gözlüklerinden,büyüteçlerinden zoomlamak isterdim, tüm yazılmışları,romanları,denemeleri, klasikleri, köşe yazarlarını, post-modern eserleri,mesnevileri ……

    • Ben de siz değerli okurların bakış açılarını ve yorumlarını okumaktan keyif alıyorum.

      Neden mi?🙂

      Gerçek, kapsamlı ve derin anlamda okuyabilmek eylemi, sadece kitap okumakla sınırlandırılamaz. Ağaca bakıp meyvesini de okuyabilir insan pek tabii ki ya da insana bakıp onu ya da bir denize bakıp denizi.

      Okuyabilmek irfan meselesiyle ilgilidir. Bazen tek bir kelimeden binlerce anlam çıkarabilir insan ama bazen de devasa bir kitaptan tek bir anlama dahi ulaşamaz.

      İşte Esma Hanım, çok kitap okumaya vurgu ya da sadece kitaba düşkünlük değil yapmaya çalıştığım şey.
      Kitaplardan yola çıkarak varlığı, hayatı ve kendimizi okuyabilmek ve oradan da varlığın özüne ulaşabilmektir asıl meselem.

      Bu bağlamda, sizin okuyuşlarınızdan ve yorumlarınızdan haberdar olmak da irfan meselesi olarak düşündüğüm okuma eylemine farklı ve anlamlı bir değer katıyor ve kitapları sahip oldukları değerden daha ötelere taşıyor.

      Sevgiler…🙂💐

  26. Hüsna Öztürk

    Bu çok anlamlı eserin hakkında yazdıklarınız ve yorumlarınız benide çok etkiledi. Yazarın duyguları, düşünceleri, sancıları, birçoğumuzun yaşadığı duygular… okunması ve faydalanılması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Teşekkürler hocam 💐 elinize gözünüze emeğinize sağlık.

    • Hayata, insana ve kendimize ayrı ayrı pencerelerden bakmak, bakıp da gördüklerimizi yazmak, sonra da onları paylaşmak, birlikte okumak, yorumlamak ve icabında eleştirmek, eksik kalmış yanları tamamlamak…

      Bu önemli eylemlere sunduğunuz katkıdan dolayı asıl ben teşekkür ederim Hüsna Hanım.🙂💐

  27. Gülay Doğan

    Şule Hanım,
    Bizimle olan birlikteliğinizi anlamlı, HEYECANLI, zengin ve güzel bulmanız çok hoş.

    Varlığınızla varlığımız arasındaki ilintiyi çok güzel ifade etmişsiniz.
    💐

  28. Gülay Doğan

    Sevgili Esma Hanım,

    Şule Hanım’ ın bu mekânla ilgili ifadelerinden ” heyecanlı” olanının üzerinde durmak istiyorum.

    Yorum köşesindeki paylaşımlarımız sanırım hepimize heyecanlı geliyor. Yorumları galiba hepimiz merakla takip ediyor,birbirimizden çok şey öğreniyoruz.

    İfade ettiğiniz gibi birbirimizin gözlükleri, büyüteçleriyle hayatı fokuslamak oldukça kazançlı.

    💐

  29. Esma kuralkan

    Evet
    Gülay Hocam;
    Tamda ifade ettiğiniz gibi,sanırım idealist hocalarımızın metne yaptıkları yorumları aynı blokta görebiliyor olmak tatlı bir heyecan oluşturuyor..

    Gülsüm Şule Hocamızın bizlerde merak uyandıracak şekilde yapmış olduğu güzel bir sunumdan sonra orada bırakması.bizi derhal kitabı temin edip okumaya itiyor,Tahirin sonucunu ciddi merak ettiğimiz gibi..
    Cihat Demirsoy Hocamızın,Dipsiz Mağara’sı bana ünlü düşünürümüz Yunus Emre’nin ;
    ‘…Bir ben vardır,
    O’da benden içeru’ tesbitini hatırlattı.
    Gülay Doğan Hocamızında ,yorumunda buna temas etmesi , ilgimi daha çok artırdı..
    Cihat Demirsoy Hocamızı burada,
    ‘Bulmamızın imkansız olduğu,ancak en azından arama teşebbüsü bile bir kazanım olucağı,içimizdeki ‘ ben’’i okumaya ,vurgu yapmaktadır,…
    Faberliyeceğim çook ifadeler var.
    Nefeslerimize ,içimize,durduğumuz noktaya bakışımızı irdeleyecek,,çok güzel ve derunî ifadeler var…
    Bence elzem bir başucu kitabı …….

  30. Bir ben vardır bende benden içeri

    Gönüllerin sultanı Yunus Emre’ye ait bu harika mısraları anmışken şiirin tamamını da paylaşmak istedim sizinle.

    Severim ben seni candan içeri
    Yolum vardır bu erkandan içeri

    Beni bende demem bende değilim
    Bir ben vardır bende benden içeri

    Nereye bakar isem dopdolusun
    Seni nere koyam benden içeri

    O bir dilberdürür yoktur nişanı
    Nişan olur mu nişandan içeri

    Beni sorma bana bende değilim
    Suretim boş yürür dondan içeri

    Beni benden alana ermez elim
    Kim kadem basa sultandan içeri

    Tecelliden nasip erdi kimine
    Kiminin maksudu bundan içeri

    Kime didar gününden şule değse
    Onun şulesi var günden içeri

    Senin aşkın beni benden alıptır
    Ne şirin dert bu dermandan içeri

    Şeriat tarikat yoldur varana
    Hakikat meyvası andan içeri

    Dini terk edenin küfürdür işi
    Ol ne küfürdür imandan içeri

    Unuttum din diyanet kaldı benden
    Bu ne mezhepdürür dinden içeri

    Süleyman kuş dilin bilir dediler
    Süleyman Süleyman’dan içeri

    Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
    Kim kaldı kapıda andan içeri

  31. Gülay Doğan

    Yunus Emre’ yi aynı yerde aynı vesieleyle hatırlamamız ne kadar güzel Esma Hanım.

    Eminim birlikte daha çok tatlı tatlı heyecanları paylaşacağımızı hepimiz öngörüyoruz.

    💐

  32. Songül Gündoğdu Kıran

    Merhaba Şule Hanım bloğunuzu henüz keşfettim Klinik psikolog gözüyle baktığımda analizleriniz çok kıymetli. Başarılar diliyorum

    • Merhaba Songül Hanım,
      Klinik psikolog gözüyle yaptığınız değerlendirmeler de benim için çok kıymetli.

      Nezaketiniz beni mutlu etti. Teşekkürler.🙂💐

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir