Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Kitap Yorumu)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Ahmet Hamdi Tanpınar, Doğu ve Batı medeniyetleri arasında sıkışıp kalmışlığımızın travmasını çok iyi analiz eden bir yazar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ise dikkatli bir analistin kaleminden çıkmış çok önemli bir Türk edebiyatı klasiği.

saatleri-ayarlama-enstitusu-ahmet-hamdi-tanpinar (9)

Açık söylemem gerekirse Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nü okumak, pek keyifli olmadı benim için ancak eser, edebiyatımız açısından o kadar önemli ve sezdirmeye çalıştıklarıyla o kadar değerliydi ki bunlara hiç değinmeden geçmek olmazdı.

Aslında nitelikli romanları okumayı çok severim çünkü bu tür eserler, insana ve hayata dair gerçekliği size o kadar güçlü sezdirirler ve aynı şekilde kullandıkları anlatım teknikleri ve üsluplarıyla o kadar muhteşem tasarlanırlar ki kurmaca metin olduklarını kolayca unuttururlar.

Bu unutuşun neticesinde de eserin kurmaca geçekliğiyle kendi gerçekliğiniz arasında yoğun bir ilişki kurmanız, bu ilişkiden zenginleşerek çıkmanız ve bundan keyif almanız kaçınılmaz olur.

Ancak…

Bu açıdan baktığımda Saatleri Ayarlama Enstitüsü için aynı şeyleri söylemem mümkün değil çünkü eser; içeriği, dili ve üslubuyla kurmaca bir metin olduğunu o kadar çok belli ediyor ve metnin gerçekliğiyle asıl gerçeklik arasındaki anlamlı bağı kurmanızın önüne o kadar saçma engeller çıkarıyor ki kitap okuma zevkinden sizi mahrum bırakıyor.😕

Üstelik de özel bir çaba göstermediğiniz ve sabretmediğiniz takdirde Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki saçmalıkların ve abartılı şeylerin üstesinden gelmeniz mümkün olmuyor.

Evet, doğru duydunuz, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, bir yığın saçmalığın ve abartının olduğu bir roman.

Ve işin asıl ilginç tarafı, her şeyiyle saçma ve abartılı bu romanı Ahmet Hamdi Tanpınar↵ bile bile yazıyor.

Neden mi?

Çünkü ona göre gerçek dünyada var olan hemen her şey zaten oldukça saçmadır. Saçma olan şeyleri anlatabilmenin de en iyi yolu saçmalamaktır. İşte bu yüzden romanın içeriğindeki saçmalık, doğal olarak eserin anlatım tarzına da yansıyor.

İroni adı verilen bu tarzın ne demek olduğuna birazdan değineceğim ama öncelikle Ahmet Hamdi Tanpınar’la ilgili küçük bir not düşmek istiyorum buraya:

Muhafazakâr Devrimci

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk milletinin, ancak kendi öz kültürüne bağlı kaldığı takdirde anlamlı ve köklü bir ilerleme kaydedebileceğine inanan değerli bir Türk düşünce adamıdır.

Aynı zamanda, bazı eleştirmenlerce “muhafazakâr modern”, bazılarınca da “muhafazakâr devrimci”dir.

“Kendi köklerimizden kopmadan yenileşmekten yanadır. Bunları yaratırken kendi geçmişimiz ve Batı, vazgeçemeyeceğimiz iki kaynaktır.

Cumhuriyet’te geçmişe sırt çevirerek Batı uygarlığını kopya edebileceğimize inanmakla aldandık… Bundan ötürü Tanpınar, yeniye inanmış gibi görünen ama gerçekte çıkarlarını düşünen politikacıları da, bürokratları da, aydınları da romanlarında hedef alır.” (Prof. Berna Moran)

Kendi köklerimizden kopmadan, geçmişimize sırt çevirmeden, Batı medeniyetini taklit etmeden Doğu ve Batı medeniyetleri arasında anlamlı bir senteze ulaşmak…

Eskinin değerleriyle yeninin olumlu yönlerini aynı potada eritmek…

İşte Ahmet Hamdi Tanpınar‘a göre Türk milletinin kurtuluş reçetesi budur.

Önemli eserlerinden biri olan Huzur↵ adlı romanında bu fikirlerine koşut olarak şunları söylüyor:

“Bu insanlara yeni hayat şekilleri hazırlamadan evvel onlara hayata tahammül etmek kudretini veren eskilerini bozmak neye yarar?” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Peki, Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde ne anlatıyor?

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Konusu

Ahmet Hamdi TanpınarCumhuriyet Dönemi‘nde yanlış yorumlanan Batılılaşma hareketiyle birlikte toplumun birçok katmanında yaşanan travmaları ve dramatik değişim sancılarını anlatıyor Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde:

“Bu roman önce Cumhuriyet romanıdır çünkü Cumhuriyet Devri’nde fikirleri, ölçüleri, gayretleri, çıkarları, toplum anlayışı, politika, sanat, ticaret, teşebbüs görüşleri bakımından, dışından ziyade iç âlemiyle değişen ‘Türk insanı’nı anlatmaktadır. Bu değişme bazı sembol tipler dolayısıyla zümrelere yayılmakta; basın, üniversite, politika, bürokrasi, sanat, sosyete, eğlence çevrelerinden birçok sima, bu tiplerle göz önüne serilmektedir.” (Ahmet Kabaklı)

Kimdir Bu Tipler?

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, sözde Batılı, çağdaş ancak gerçekte taklitçi; sözde geçmişine bağlı, muhafazakâr ancak gerçekte batıl inançları ve hurafeleriyle felç olmuş miskin insanları anlatıyor.

Kendi öz değerlerinin ne olduğunu dahi henüz tam bilmeden ve özümseyemeden farklı bir medeniyetin taklitçiliğine soyunan kişilerin anlamlı bir ilerlemeye imza atamayacağını, aksine derin bir kimlik bunalımı ve değerler çatışması yaşayarak zamanla kişiliksizleşeceklerini ve bunun da toplumsal bir krize dönüşeceğini işliyor.

Toplumsal boyutlara ulaşmış aşağılık kompleksimize imalarda bulunuyor:

“Sizler daima böylesiniz…
Ruhunuzu saran küçüklük duyguları içinde büyük değerlerimizi kaybedersiniz.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Medeniyet değişiminin gerekliliğine henüz tam inanmadan ve dolayısıyla henüz tam ikna olmadan, sırf yenilik olsun diye bazı şeyleri yapmaya zorlanan insanların yaşadığı ruhsal infiali ve düştükleri trajikomik hâlleri anlatıyor.

saatleri-ayarlama-enstitusu-14

(Arapça, Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Biçareler…

Bu insanlar, değişmeleri gerektiğini bilirler ama bunun neden ve nasıl olması gerektiğini bir türlü anlayamazlar:

“Yaşadığı zamandan hiçbir şey anlamayan bu biçare…”

Anlayamadıkları için de taklitçi olmaktan öteye gidemezler:

“Ben de etrafımdakilere benzeyecektim. Muhakkak benzemeliydim. Benzemezsem yaşamak çok güçtü.” (s.347)

Edebiyat eleştirmeni Prof. Dr. Berna Moran, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nü, Doğu ve Batı medeniyetleri arasında bocalayan ve bir çıkış yolu bulamayan Türk toplumunun ve bireylerinin yanlış tutum ve davranışlarını alaya alan ve eleştiren bir roman olarak tanımlıyor.

Alaya alan ve eleştiren…

İronik Bir Roman

Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nde alay ediyor, eleştiriyor ama bunu klişe tekniklerle yapmıyor.

Alışılmışın dışında farklı bir teknik kullanıyor.

Temaya farklı bir yoldan gidiyor.

Daha dikkat çekici…

Daha düşündürücü bir yol…

Okura “Sen bul, sen anla!” diyor âdeta.

Yani “ironi” yapıyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘ndeki ironi, ince, derin ve dünya edebiyatında dahi eşine az rastlanan bir ironidir.

Selim İleri bu ironi için “göz kamaştırıcı” nitelemesini kullanıyor.

Nasıl Bir İroni?

İroni, söylenen sözün tersini kastederek kişiyle ve olayla alay etmek demek.

Edebiyatta ise ironi, dalga geçerek ve alay ederek bir durumu eleştirmek anlamına geliyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde olduğu gibi.

Başlangıçta her şey normal görünüyor size ancak okumaya devam ettikçe gerçek meselenin başka olduğu, bazı şeylerle dalga geçildiği ve aslında eleştirildiği, romanın içten içe düşündürme amaçlı kurgulandığı anlaşılıyor.

Bu konuyla ilgili Prof. Dr. Mehmet Kaplan,

“İlk bakışta bir fantezi, bir alay gibi görülmekle beraber, büyük bir ciddiyetle okunması ve üzerinde derin derin düşünülmesi lazım olan bir eserdir.” diyor.

Bu durumda akla hemen şu soru geliyor:

Madem ciddiyetle okunması ve üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir eser, peki, o hâlde Ahmet Hamdi Tanpınar neden alay ediyormuş, dalga geçiyormuş gibi bir tavır takınıyor ve neden bu kadar ciddi bir konuyu mizahi unsurlarla işliyor?

saatleri-ayarlama-enstitusu-9

(Arnavutça, Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Mizah

Kanaatimce bunun bir sebebi, Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın mizahtaki başarısının yazıya ister istemez aksetmiş olmasıdır:

“Dünyaya mizah duygusu açısından bakma ve eleştirme konusunda Tanpınar kadar başarı göstermiş Türk yazarlarının sayısı iki ya da üçü geçmez.” (Selahattin Hilav)

Romandan aldığım aşağıdaki dayak betimlemesi bunun bir örneği:

“Evvela suratına, hangi pir aşkına olduğunu fark edemediğim iki sunturlu tokat yedi. Ağzının tam üstünü birinci sınıftan bir yumruk okşadı, sonra kafasında kahvenin en sağlam görünüşlü iskemlesi parçalandı. Daha sonra birbiri peşine gelen fasılasız tekmelerle âdeta ayakları yerden kesildi, havada uçmaya başladı ve kahvenin kapısı önündeki kaldırıma yığıldı.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar, s.200)

Başka bir örnek daha:

“Telefonda Cemal Bey’in sesi, çişi gelmiş çocuklar gibi iki ayağının üstünde sallanıyor.”

Mizahi anlatımın başka sebepleri de var elbette: ele alınan konunun ciddiyetini mizahla yumuşatmak ve bu çok önemli meseleye mizah yoluyla dikkat çekmek gibi…

Sembollere Başvuran Bir Eser

Ahmet Hamdi Tanpınar eleştiri, mizah‚ oyun‚ absürt (saçma), ironi gibi oldukça farklı anlatım teknikleriyle zenginleştirdiği eserine sembolik (alegorik) bir nitelik de katıp roman kahramanlarının her birine sembolik değerler yüklüyor.

Mesela,

Hayri İrdal

Hayri İrdal, geçmişine ve kültürel değerlerine bağlı gibi görünen fakat gerçekte Doğu ve Batı medeniyetleri arasında gelgitler yaşadığı için kafası karışmış, ayakta kalabilmek için kendisine dayatılan yeni hayat tarzına boyun eğmek zorunda kalmış, bu uğurda kişiliğinin değiştirilmesine bile göz yummuş, başkalarının emir kulu ve kuklası olduğu için öz değerlerini birer birer kaybetmiş ve tembelleşmiş kişileri sembolize ediyor.

Bu sembol kişilik, için için yaptıklarının doğru olmadığını da düşünüyor ancak tam bir çaresizlik ve kararsızlık içinde kendisinden istenilenleri harfiyen yerine getiriyor.

Bu çaresiz insan, romanda kendini şöyle tanımlıyor:

“…bütün hayatını sırtında bir kambur gibi gezdiren o biçare insanlardandım.”

Halit Ayarcı

Romanın bir diğer kahramanı Halit Ayarcı ise eskiyi tamamen bir kenara itip daima “yeni” olanın peşinden koşan, ilerlemenin sadece Batılı ve modern olmakla mümkün olabileceğine inanan, bunun için zihnî bütün varlığını Batılı olmaya adayan, Batı kültürünü akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden körü körüne kabullenen ve bu yüzden taklitçi ve gülünç olmaktan öteye gidemeyen kişileri sembolize ediyor.

Romanda bu iki ana kahramandan başka diğer kahramanlar da hep bir şeylere gönderme yapmak amacıyla kurgulanıyor.

saatleri-ayarlama-enstitusu-15

(Çince, Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü

Kahramanları gibi ismi de sembolik anlamlar taşıyor Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nün.

Şöyle ki:

Romanda Saatleri Ayarlama Enstitüsü adlı yeni bir kurumun kurulma aşamaları anlatılıyor. Bu kurumun amacı, İstanbul’daki her biri birbirinden farklı zamanı gösteren, geri kalan ya da ileri giden saatlerin ayarını yapmak.

Roman, bu kurumu anlatıyor gibi görünse de gerçekte dönemin zihniyetini eleştiriyor çünkü dönemin siyasi zihniyetiyle bu kurumun zihniyeti benzer özellikler gösteriyor:

Bu zihniyete göre nasıl ki İstanbul’daki her bir saati, aynı zaman dilimini göstersin diye ayarlamak gerekiyorsa insanları da Batılılaşma yolunda ilerlerken aynı şeyleri düşünsünler diye ayarlamak gerekiyor.

Aksi takdirde, Batlılaşma yolunda hızlı adımlar atan devlet adamlarına mukabil, toplumun içinden farklı ve muhalif seslerin çıkması, Doğu ve Batı kültürleri arasındaki bocalamanın devam etmesi ve ilerlemenin durması kaçınılmaz olur.

Ahmet Hamdi Tanpınar, bu ayarları yapmak üzere Cumhuriyet Devri‘nde kurulmuş bazı bozuk ve gereksiz müesseseleri eleştirmek için romanın kurgusuna bazı saçma kurumlar da ekliyor.

Türlü İşler Bankası
Saat Sevenler Cemiyeti gibi.

Böylece Mehmet Kaplan’a göre Ahmet Hamdi Tanpınar, “Cumhuriyet devrinde kurulmuş birçok içtimai müesseseye hâkim olan zihniyetin harikulade bir karikatürünü…” çizmiş oluyor.

saatleri-ayarlama-enstitusu-8

(Romence, Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Hemen Her Şey Yanlış

Tanpınar, gördüğü hemen her yanlışı eleştiriyor eserinde: siyaset ve devlet adamlarının yanlış tutumlarından, dönemin sanat ve bilim dünyasındaki yanlış giden işlere kadar hemen her şeyi…

En büyük yanlışlardan biri olan kadrolaşma gerçeğini de…

Toplumsal yaralanmalara sebep olan bu acı gerçeğe Ahmet Hamdi Tanpınar, haklı olarak dikkatleri çekmeye çalışıyor.

Kadrolaşma gerçeği dikkatlerimizi çekmeyecek gibi de değil zira anlatılan şeylerin -abartılı bile olsa- gerçeklik payı bir hayli yüksek.

Mesela, romandaki saçma kurumların kadroları istihdam edilirken iki ana kritere bakılıyor sadece:

1. Hısım akrabadan biri mi?
2. Yüksek insanlar denilen kişilerin tavsiyesi mi?

Hatta bazı kurumlar için tembellik bile bir kriter yerine göre, hem de faydalı bir kriter:

“Dostumuza kendisine göre bir iş bulun, dedi. Çalışmaması icap eden, ataleti (tembelliği), müessese için faydalı bir iş…” (s.334)

“Liyakat” denen şeyin esamesi bile okunmuyor.

Hâlbuki…

“… bizim memleketimizde istidatlar hakiki yerlerini bulsa hayatımız ne kadar değişir ve güzelleşir.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Her Şey Saçma

Romandaki saçmalıklar bunlarla da sınırlı kalmıyor. Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün ismi ve çalışma şekli kadar çalışanları da saçma.

Kurumda çalışanlardan bazıları için amirlerine kazak örmek, belki de en önemli iş. Bu kişiler kuruma sanki sadece kazak örmek için geliyor, bazıları da sadece gazete okumak ya da ping pong oynamak için.

“Buna karar verdikten sonra ‘vakitten ekonomi’ hakiki ve tek hedefi olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde, vakit geçirmek için ping pong odasına çıktık.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Yani durum bu kadar vahim…

Üstelik bütün bu saçmalıklara rağmen kurumların üst düzey yöneticilerinin emirleri toplumda hiç itiraz edilmeden saçma da olsa uygulanıyor.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Çalışma Ahlakı

Ahmet Hamdi Tanpınar, kurum ahlakının yokluğu kadar bireylerdeki çalışma ahlakının olmayışını da sorguluyor eserinde:

“Tanpınar, Türkiye’nin bugünkü rantiye, batak hayatını görmüş gibidir. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, çalışma ahlakından yoksun toplumun genel görünümünü betimler.” (Selim İleri)

Çalışma ahlakından yoksun bu bireyler, zamanla başka manevi değerlerini de kaybedip birer yalan yumağı hâline geliyorlar:

“Ucunu bucağını bilmediğim, her gün yeni bir parçasıyla karşılaştığım âdeta tefrika hâlinde bir yalan olmuştum.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü)

Zaman Bilinci

Çalışma ahlakının yoksunluğu…

Zamanı iyi kullanamamak…

Zaman bilincinin olmaması…

Bütün bunlar, içine düştüğümüz kültürel bunalımı körükleyen sebeplerdir Tanpınar’a göre:

“Zaman bilincini ve bunun modern iktisadi hayattaki anlam ve önemini bu kadar derinden kavrayan bilimsel bir Türkçe eser var mıdır?” (Mustafa Özel)

Etkileyici bir tespit doğrusu.

Eserde geçen aşağıdaki cümle, zamana öncelikle kimin hâkim olması gerektiğini hatırlatıyor bize:

“Hele bir zamanına sahip ol… Ondan sonrasına Allah kerimdir.” (Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Ahmet Hamdi Tanpınar, s.33)

Kahvehane Kültürü

Saatleri Ayarlama Enstitüsü‘nde yer alan ortamlardan biri de Şehzadebaşı’ndaki kahvehanedir. Ahmet Hamdi Tanpınar bu kahvehaneden yola çıkarak kahvehane kültürünü de eleştiriyor.

Bu kahvehanede bulunan kişiler, âdeta uyuşturucu madde kullanmış gibi uyuşup kalıyorlar oturdukları yerde.

Dünyadan soyutlanmış, çalışmayan, tembel tembel oturan, üretmeyen kişilerdir bunlar.

Ahmet Hamdi Tanpınar, Batı kültürünün işte bu noktada örnek alınması gerektiğine inanıyor çünkü genç adamlarımız kahve köşelerinde uyuşup kalırken Batı toplumu bunun aksine tam bir çalışma ve üretme prensibiyle hareket ediyor ve hem bireysel hem de toplumsal anlamda büyük projelerin altına imzalarını atıyor.

Ve Sonuç

Bütün bu önemli konuları işleyişi dikkate alındığında denilebilir ki

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, toplumsal meselelerimize aynalık eden, insanların gündeme getirmeye bile korktuğu meseleleri mizah ve ironiyle yumuşatarak dikkatlerimize sunmaya çalışan, Türk toplumunun neden hedeflenen ilerlemeyi bir türlü gerçekleştiremediğini sorgulamamızı sağlayan önemli bir eserdir.

Ahmet Hamdi Tanpınar, bu eserinde,

“Kendi nesli ile Cumhuriyet Devri bürokrasisinin en güzel, en lezzetli hicvini yapmıştır. Geniş kültürü olan Tanpınar, ironik bir tavır almakla beraber, bu eserinde de derine gider, sosyal meselelerin arkasındaki zemberekleri görür.” (Prof, Dr. Mehmet Kaplan).

Bu açıdan baktığımda -anlatım tarzından pek keyif almamış olsam da- eserin okunması gereken önemli bir Türk klasiği olduğunu söylemem elbette ki kaçınılmaz oluyor.


Romandan derlediğim kitap sözlerine aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Kitap Sözleri)↵


kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Fatma Öztürk

    Çok güzel derin bilgiler insanı düşündüren yaşayışlar anlamli sözler ruhumu okşuyor hocam
    Çok teşekür eder tekrar tekrar okumayı isterim

    • Hem düşünmenize hem de ruhunuzun okşanmasına vesile olmak, ne kadar güzel!😊
      Sizdeki okuma sevgisi, gıpta edilmeyecek gibi değil Fatma Hanım.
      Blogdaki yazılarla ilgili öneri ve eleştirileriniz varsa bizi onlardan da mahrum etmeyin.

  2. Mustafa Sinan Öztürk

    Bilgiye bu kadar çabuk ulaşabildiğimiz bir dönemde bile Batı medeniyetiyle ilgili kafamızda bi dolu sorular var. Batıyla ilgili halen dahi hiç bi bilgiye emin olamıyoruz. Sayenizde bu eserdende faydalandık hocam. Eserdeki Batıyla ilgili düşüncelere şahsen ben birebir katılıyorum. Günümüzlede örtüştüğünü düşünüyorum. Teşekkürler hocam

    • Batı medeniyetini tam olarak anlayabilmemiz çok zor, haklısınız ancak kendi medeniyetimizi de tam anlamıyla bildiğimiz ve anladığımız söylenemez.

      Hâlbuki anlamlı ve kalıcı bir ilerleme için bunu mutlaka gerçekleştirmemiz gerekiyor çünkü medeniyetler de tıpkı insanlar gibi asla değiştirmemeleri, aksine sahip çıkmaları gereken bazı öz değerlere sahiptirler ve bunlar sayesinde anlamlı bir bütüne ulaşırlar. Bunu başaramadıkları takdirde başka medeniyetlerin taklitçisi ve kuklası durumuna düşerler.

      Üstelik sadece bununla kalmaz sahip oldukları başka güzellikleri de kaybederler.

      Bununla ilgili Türk edebiyatında muhteşem bir mesnevi vardır Sinan Bey, sizin de ilginizi çekeceğini düşünüyorum:

      Şeyhî’nin Harname adlı mesnevisi.

      Mesnevide anlatılan hikâyeye göre sahibinin elinde çileli bir hayat süren eşek bir günlüğüne serbest bırakılır. Dolaşırken besili ve gösterişli öküzleri görür. Yalnızca otlamakta olan ve son derece gösterişli boynuzlara sahip bu hayvanlara özenir. Konu ile ilgili fikrini sorduğu Pir Eşek öküzlerin üstün bir iş olan buğday ekip biçme işiyle görevlendirildiklerini, bu yüzden ayrıcalıklı muamele gördüklerini ama eşeklerin işinin odun taşımaktan ibaret olduğunu, bu yüzden sefil bir hayat yaşadıklarını söyler. Eşek bu açıklamalardan tatmin olmaz. Bir anlamda isyan ederek bundan sonra ben de buğday işiyle uğraşacağım deyip gördüğü ilk tarlaya dalar ve öküzlerin hareketlerini taklit etmeye başlar. Neticede tarla alt üst olur. Bu durumu gören tarla sahibi de eşeği bir güzel döver. Ardından onu cezalandırmak için elindeki bıçakla kulağını ve kuyruğunu keser. Şeyhî, eşeğin öz eleştirisini şu beyitle dile getirir:

      Bâtıl isteyü haktan ayrıldum
      Boynuz umdum kulakdan ayrıldum

      (Yanlışı arzulayarak doğruluktan saptım. Boynuz umuyordum kulağımdan da oldum.)

      Taklitçiliğin hazin sonu…

  3. Fatma Öztürk

    Ne kadar güzel bir hikaye böyle şeyler insan hayatındada yaşanılır Allah tüm insanları yanlış yapmaktan korusun

    • Anlam değerinden hiçbir şey kaybetmeden 15. yüzyıldan günümüze kadar gelmeyi başarmış eşsiz bir eserdir Harname.
      İçten duanız için teşekkürler Fatma Hanım. 🙂

  4. Cihat Demirsoy

    Yine güzel tespitlerle okuru kitapla tanıştırmışsınız hocam. Sayenizde bazı isimden ibaret kalan kitapların içeriğine ulaşıyor ve okuma listemize yeni kitaplar ekliyoruz. Teşekkürler ince çalışmalarınız icin. 🙏

    • İstifade edilir bir çalışma sunmayı amaçladığım için, bunun gerçekleştiğine dair aldığım her dönüt beni mutlu ediyor.
      Nezaketiniz için teşekkür ederim hocam.

  5. Sema Akan

    Yazılarınızı okumak benim için çok keyifli.
    Çok teşekkürler 😊🙏

  6. Gülay doğan

    Öncelikle şunu merak ettim: Acaba kitabın bu kadar fazla dile çevrilmesi ne kadar normal?
    Bir kitap çok çok ne kadar dile çevriliyordur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü dünyada normalden çok mu beğenildi?

    • Eserlerinin 18 dile çevrilmesinden anlıyoruz ki Ahmet Hamdi Tanpınar, yurtdışında en çok ilgi gören Türk yazarların başında geliyor Gülay Hanım.

      Peki neden?

      Bu ilginin sebebi ne?

      Bazı eleştirmenler bu ilgiyi Tanpınar’ın tam bir Türkiye romancısı olmasına bağlıyor.

      Prof. Dr. Orhan Okay ise, bu konudaki düşüncelerini şöyle izah ediyor:

      “Tanpınar’a yurtdışındaki ilgi biraz da Türkiye’deki ilgiden kaynaklanıyor. Eserlerinin birkaç yabancı dile çevrildiğini biliyordum ama doğrusu 18 dile çevrileceği bilgisi beni şaşırtıyor. Bunda, bazı örneklerde görüldüğü gibi yayıncıların pazarlama tekniklerinin fazla rol oynadığını zannetmiyorum. Dünya üniversitelerinde Türkoloji’ye ilgi ve öğrenim istekleri giderek artıyor. Oryantalizmle başlayan bu tecessüs bugün gerçek edebî değerlere yönelmiştir. Tanpınar’ın eseri Türk insanının olduğu kadar büyük beşerî değerlerin de ifadesidir. İtina edilmiş dil ve üslûbu, orijinal konuları ve zengin arka plan kültürüyle Batılı okuyucunun dikkatini çekmektedir. Doğu ve Batı arasındaki medeniyet ve kültür ilişkilerinin, sentez arayışlarının yoğunlaştığı günümüzde Tanpınar’a olan bu ilgi tabii.”

      Eleştirmenler de dahil hepimizi şaşırtan bu ilgi, Ahmet Hamdi Tanpınar yaşasaydı eminim onu da şaşırtırdı Gülay Hanım çünkü sağlığında kitaplarının yeterince ilgi görmediğinden yakınıyor günlüklerinde. Kendisine ve eserlerine gösterilen ilgisizliği anlatırken “sükût suikastı”na uğradığından söz ediyor ve “Hiçbir zaman taşamayacağım.” diyor.

      Ne yazık, öyle değil mi?
      Sanırım bütün önemli yazarların ortak kaderi bu.🙁

  7. Gülay doğan

    Bu kıymetli açıklamalarınız için çok teşekkürler.🌺

  8. Bayram Uğur

    Batı batı diye battık ve devirlendikçe daha da batıyoruz.
    Kitabı tek bir kelimeyle özetlemişsiniz hocam.
    ‘Trajikomik…
    Maalesef gerçekleri söylemek gerekirse 2 madde konuyu özetliyor;
    1. Hısım akrabadan biri mi?
    2. Yüksek insanlar denilen kişilerin tavsiyesi mi?
    Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir