Nar Ağacı (Kitap Yorumu)

Nar Ağacı

Nar Ağacı, Karadeniz Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Nazan Bekiroğlu‘nun kaleminden çıkmış ve 2012 yılında yayımlanmış bir roman.

nazan-bekiroglu

Nazan Bekiroğlu, edebî yönden beslendiği kaynakları sıralarken Cemil Meriç↵ in deneme üslubunu benimsediğinden bahsediyor.

Ayrıca da bir zamanlar Ahmet Hamdi Tanpınar↵ ın yolundan gittiğini, insan ruhunun labirentlerini göstermesi bakımından Dostoyevski↵ ye hayranlık duyduğunu ve yine insan ruhuyla ilgili evrensel prensipler doğrultusunda çok sade çizgilerle hikâyeler yazan Oscar Wilde↵ in ve teknik anlamda geleneğe yaslanması yönünden Mustafa Kutlu↵ nun etkisinde kaldığını, geleneğin dönüştürülerek bugün nasıl kullanılabileceğini Sezai Karakoç↵ tan öğrendiğini ve divan edebiyatını, özellikle Şeyh Galip↵ i ama en fazla Fuzuli↵ yi sevdiğini de sözlerine ekliyor.

İşte Nar Ağacı, böyle bir birikimin ürünü.

Nar Ağacı

Nitelikli romanlarda metnin içine sinmiş ve belki de gizlenmiş anlamların peşine düşmek, roman türünün bana göre en çekici özelliği. Bu aynı zamanda romandaki kişi, mekân ve olay örgüsü gibi yapısal unsurları bilmekten çok daha önemli.

Metnin arkasına gizlenmiş ve bizim de bulmak için peşine düştüğümüz bu anlamlar, bize yazarın “duygusal serüveni” hakkında ipuçları da verebilir. Böylece eser, hem bu duygusal serüven hem de anlam zenginliği sayesinde, bizi sadece kurmaca bir dünyada dolaştırmakla kalmaz, öncelikle eserin yazarına, sonra da insana ve hayata dair sunduğu gerçeklikle yeni kavrayışlara da götürür.

Nar Ağacı‘na bu açıdan baktığımda, onun da Nazan Bekiroğlu‘nun duygusal serüveni olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Hem zaten bunu kendisi de teyit ediyor:

“Hepsini sevdim, hepsine kendimi dağıttım. Zehra, Azam, Sofya. Üç ülke, çok farklı karakterlerde üç ayrı kadın. Hepsinin uğradığı aynı erkek kalbi. Zehra (başlangıçta) hava, Azam ateş, Sofya toprak gibi gelir bana. Settarhan’a da su olmak kalıyor.”

Gerçek Hikâye

Nar Ağacı, sadece duygusal bir serüven değil, Nazan Bekiroğlu‘nun hayatından da izler taşıyan bir roman. Mesela romanda dedesinin hayatını daha iyi öğrenebilmek için İran’a kadar giden anlatıcı, aslında Bekiroğlu’nun ta kendisi:

“Ben olarak anlatıcının İran‘daki eve gitme hikâyesi doğru fakat onlar da benden genç insanlardı. Yaşlılar ölmüş, aile dağılmış. Böyle bir büyük dedenin varlığından haberdarlar ama benim bildiğimden fazlasını bilmiyorlar. Birbirimize karşı derin bir muhabbet hissettik, gözyaşları içinde ayrıldık ama fazla bir şey paylaşamadık. Bahçeden toprak aldım, dedemin mezarına serpmek için.”

Nar Ağacı’nın Konusu

Romanın anlatıcısı, “Yitik zamanın peşindeyim.” diyerek bizi yaklaşık yüz yıl öncesine doğru büyük ve zorlu bir zaman yolcuğuna çıkarıyor, amacı ailesinin büyüklerinden kendisine emanet edilen fotoğrafların ve küçük bir hatıra defterinin ışığında köklerini araştırmak, zihnindeki soru işaretlerinin cevaplarını bulmak.

Kurgusu bu yolculuğun üzerine inşa edilen Nar Ağacı, Tebriz’de meşhur bir halı tüccarının oğlu iken yaşadığı bazı olaylardan dolayı Trabzon’a gelip yerleşmek zorunda kalan ve yazarın da dedesi olan Settarhan‘ın Tebriz, Tiflis, Batum, Bakü hattında geçen hayatını konu alıyor.

Bu arada savaş ve ilan edilen seferberlik yüzünden İstanbul‘a göç eden ve ancak iki yıl sonra Trabzon‘a dönebilen anneannesi Zehra ile dedesi Settarhan‘ın, yani bir tacir ile bir muhacirin farklı coğrafyalardan yola çıkarak buluşan iki ırmak gibi birbirlerini bulma hikâyelerini, Balkan Savaşı‘ndan 1. Dünya Savaşı‘na kadar geçen sürede yaşanan dramları, gurbeti, muhacirliği, yok edilen hayalleri, umutları da işliyor.

Nar Ağacı’nda Kültürel Unsurlar

Nar Ağacı, savaş yüzünden yaşanan dramatik olayları oldukça iyi betimleyen bir roman. Bununla birlikte İran ve Trabzon gibi çeşitli yerlerin kültürel hayatını ve İran’ın eski inançlarına dair dinî gelenekleri de bilgilendirici ve ilgi çekici bir tarzda anlatıyor. Yer yer tasavvuf geleneğine has düşünce birikiminden de yararlanıyor:

“…İranlı Hafize Hanım, ‘Her şey gölge.’ diyordu şimdi ve Divan‘dan bir beyti açıklıyordu:
Dünya bir ırmaktır, biz dışarıdayız bu ırmaktan; ırmağa düşen gölgemizdir
ancak.”

Bütün bu unsurlar, Nar Ağacı’na kültürel bir derinlik kazandırıyor. Romanın en dikkate değer yönü de bu bence.

Nar Ağacı ve
Nazan Bekiroğlu

Bir romanda hem tarihsel hem de kültürel bir derinlik seziliyorsa, o romanın hazırlık aşamasının emek gerektiren bir süreçten geçtiği pekâlâ düşünülebilir. Nitekim Nar Ağacı’nın da hazırlık aşaması kolay geçmemiş Nazan Bekiroğlu için:

“Son dört yılı sadece Nar Ağacı‘nın dünyası ile ilgili kaynakları taramakla geçirdim. Bir doktora tezine yetecek kadar kitap okudum.”

“Aslında bir ömür boyu içimde taşıyıp durduğum bir hikâyeydi, zamanı sonradan geldi.”

Bir ömür boyu içinde taşıdığı bu hikâyeyi anlatmak, Nazan Bekiroğlu’nun “yaşama sancısına deva olur” âdeta ve onunla öylesine bütünleşir ki romanın bitmesinden dolayı da çok acı çeker:

“Hissettiğim şey büyük bir acı oldu… Bu romanın bitmesi, o dünyadan ayrılmak anlamına geldi çünkü. Ve bu, öyle mantıksal kurgularla, mühendislik hesaplarıyla inşa ettiğim bir dünya değildi. Düpedüz içine girdiğim, içimden taşırdığım bir dünyaydı fakat bir an geldi ki bu rüyadan uyandım. Artık bir yere gidemiyorum.”

Nar Ağacı’nın
En Etkileyici Yönü: Dili

Nar Ağacı‘nın ön kapağındaki küçücük harflerle yazılmış mısra-ı berceste, romanın dili konusunda okuyucuya küçük bir fikir veriyor:

“Sen öyle çağırmasan ben böyle gelmezdim.”

Nazan Bekiroğlu, kelimelere hareketlilik kazandırabilen bir yazar. Bunu yaparken alışılmamış bağdaştırmalardan; kelime, ifade, yazım ve noktalama sapmalarından, zıtlıklardan da yararlanıyor. Böylece hiç ummadığınız bir kelime, onun cümlelerinde birdenbire oldukça etkileyici bir anlama bürünüp anlatımına da ahenk, yoğunluk ve canlılık katabiliyor.

Kendisi bu durumu “kılçıklı algı”sına bağlıyor:

“Kelimeler yan anlamlarıyla istila ediyor beni çünkü çapraşık, kılçıklı bir algım var.”

Farklı Üslup

Algısındaki bu farklılık, üslubuna da yansıyor Nazan Bekiroğlu‘nun. Düzyazı şeklinde yazmasına rağmen düzyazıda bulunmayan şiirsellik ve içerisine mısra kümeleri yerleştirerek modern hikâye tarzından uzaklaşan anlatımı, bu üslubun en belirgin iki özelliği:

Hey ağalar hangi derde yanayım
Yitirdim Aslı’mı gören olmadı
Pervaneler gibi yandım tutuştum
Yandım alevimi alan olmadı

Nazan Bekiroğlu’na göre bu bir oyun aslında:

“Anlatmaktan anlatan da yorulur bazen, dinleyen de. Böylece monotonluğu kırmak için bazı oyunlar gerekir.”

Nar Ağacı’nın En Zayıf Yönü

Nar Ağacı, kuşkusuz büyük bir emeğin ürünü ve neticede sevilen bir roman ama romanda zayıf bulduğum öyle bir yön var ki onu da söylemeden geçemeyeceğim doğrusu.

En ince detaylarda dahi dikkatli bir kalemin elinden çıkmış görüntüsü veren Nar Ağacı’nın en zayıf yönü bence romanın çözüm bölümünün “aceleye gelmiş” izlenimini vermesi ve bu yüzden etkileyiciliğini kaybetmesi.

Kurgudaki bu zayıflık, okuyucunun roman boyunca canlı tutulan “heyecanlı son” beklentisini de karşılayamıyor ne yazık ki.

Böylece romanın sürükleyiciliği havada kalmış oluyor.

Ve Sonuç

Eleştirilen yönleri de olsa şu bir gerçek ki Nazan Bekiroğlu, günümüz Türk edebiyatının öne çıkan isimlerinden biri.

Kendi ifadesiyle, “yazarak acıyı katlanılır kılabilme”ye çalışan Nazan Bekiroğlu’nun -belki de bu yüzden- kelimelere farklı, kendine has ve etkileyici bir dokunuşu var. Bu yönü, eserlerinin türünü de belirlemiş olmalı ki 2017 yılında yayımlanan son kitabına Yerli Yersiz Cümleler adını vermiş.

“Bana bir şey olsa ölürsün zannederdim. Öyle çok şey oldu ki bana.”

Yerli Yersiz Cümleler’den aldığım bu sade cümle bile bir hayli dokunaklı geldi bana. Nazan Bekiroğlu, kelimelere kattığı değer bakımından okurlarının beklentilerine bu eseriyle de cevap vermişe benziyor, siz ne dersiniz?


Not 1:  Nazan Bekiroğlu ile ilgili bir anekdotu okumak için tıklayınız↵


Not 2:  Nar Ağacı’ndan derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Yazımı okunmaya değer bulduysanız yorum köşesine bir çiçek atın! 💐


Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Fatma

    Çok güzel bir roman. Soyunu sopunu araştırmak etkileyici. Haz aldım devamını bekleriz

  2. Kadriye Ertürk

    Yazarın daha önce La ve Yusuf ve Züleyha”isimli eserlerini okumuştum. Onlarda da şiirsel üslubu ve kelimelerle büyük bir ustalıkla oynaması beni çok etkilemişti. Buraya aldığın birkaç örnekte olduğu gibi (Bana bir şey olsa ölürsün zannederdim. Öyle çok şey oldu ki bana. ) aynı ustalığı yine görüyorum. Hep okumayı düşündüğüm ama ötelediğim” Nar Ağacı ” nı bir an önce okuyacağım inşallah. Emeğine sağlık can dostum.

  3. Nar Ağacı, ismini saydığın diğer kitaplardan hem üslup hem dil bakımından biraz daha farklı. Dili daha sade, anlatımı ise daha açık ve yalın.
    Okuduktan sonra düşüncelerini paylaşmanı çok isterim.
    En içten sevgilerimle can dostum. 💐

  4. Bayram UĞUR

    Olanlar oldu.
    Her ne olduysa Setterhan en sonunda kaderine razı oldu.
    Çok farklı bir roman…
    Fakat yazarın sonuç kısmını bir an önce oldu bittiye getirdigi, okuma heyecanımı söndürdüğü bir eser diyeyim.
    Böyle güzel bir eser oldu bittiye getirilmemeliydi.
    Setterhan’ın Azam uğruna kendini sürgün ettiği bir roman. Nasıl Setterhan Azam’ı sevdiyse şahsı münhasır olarak avam dilinde bende sevdim 😊
    Teşekkürler Hocam.🙏

  5. Azam’ın cesareti seni etkilemiş olmalı Bayram ama ben Settarhan’ın tarafındayım. 🙂

    Romanın çözüm bölümü beni de biraz hayal kırıklığına uğrattı ancak gerçeğe uygun bir hikâye yazmaya çalıştığı için Nazan Bekiroğlu belki de bu yüzden farklı bir son kurgulayamamıştır. Bu söylediğim sadece bir tahmin elbette.

    Düşüncelerinle renk kattın, teşekkürler Bayram.

  6. Mustafa Sinan Öztürk

    Bir yazarın kendi yazdığı romanına bu denli bağlanabilmesi romanının bitmesine bu denli üzülebilmesi beni çok şaşırttı.Sanırım tüm benliğinle yaşamınla yoğunlaşıyorsun eserine.Onu yaşıyorsun.Onun içindirki ölümsüzleşiyor eserler.

    • Evet, benim de dikkatimi çekmiştir bu. Şairler ve yazarlar öylesine bütünleşiyorlar ki eserleriyle ve öylesine bağlanıyorlar ki onlara belki de bu yüzden eserlerine noktayı bazıları ancak yirmi, bazıları otuz ve bazıları da -abartı değil- elli yıl sonra koyabiliyor.

      Ve haklısınız, belki de bu yüzden zamana meydan okurcasına, yüz yıllarca hep aynı tatla okunabiliyorlar.

  7. Melik Vatansever

    En sevdiğim renk nar çiçeği hocam.Kitabın ismini okuyunca tamam dedim.Sanırım bu eser beni bi yerlere götürür diye düşünmüştüm açıkcası.Fakat olmadı işte bilmiyorum.Kendimi bulabilmek için yeni çalışmalarınızı bekleyeceğim artık.Ama eminimki benimseyen çoktur.Takipdeyiz hocam.Kolaylıklar olsun👍

    • Nar Ağacı’nı ve özellikle de Nazan Bekiroğlu’nu seven o kadar çok okur var ki. Özellikle de üslubunu beğenenler bir hayli fazla.
      Kitabın tamamını okursanız belki fikriniz değişir.
      Düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ederim.

  8. Derya

    Bu yazarın hiç bir kitabını okumadım.Lakin şimdi senin bu etkileyici yorumlarından sonra itiraf etmeliyimki merak uyandı bende.Her zamanki gibi yine emek vermiş ve ortaya mükemmel bir çalışma çıkarmışsın Şulem.Eline kalemine sağlık

    • Güzel değerlendirmelerin için çok teşekkür ederim Deryacım. 🙂
      Beğenmene sevindim, takipte kalman dileğiyle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir