Huzur / Kitap Yorumu

HUZUR

Huzur Kitap Yorumu

Yayımlandığı yıl olan 1949’un üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına rağmen geçerliliğini bugün bile koruyan bazı toplumsal ve bireysel sorunları, sanatın farklı ve etkileyici renkleriyle bezeyerek yeni bir forma sokan Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait önemli bir Türk klasiğidir.

İnsanları, olayları ve sorunları doğru analiz edip onları, hemen her cümlesinden kültür damlayan bir dille sanatına yansıtan Ahmet Hamdi Tanpınar; çatışan değerleri, zaman zaman bu değerler arasında seçim yapmak zorunda kalan kafası karışık insanları ve modası hiç geçmeyen bilindik, varlığın anlamı nedir, ben kimim gibi soruları irdeliyor Huzur’da.

Ve bir de gerçek aşkın ne olabileceğini…

Mümtaz ve Nuran’ın Aşkı

Huzur’un tarihsel zeminini, Cumhuriyet Dönemi’nden başlayıp İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar süren sefalet yılları, maddi ve manevi büyük yıkımların yaşandığı İstanbul ve bu yıkımların ortasında kurtarılmayı bekleyen insanlar oluşturuyor.

Romanın duygusal zeminini ise doğaya, sanata ve mimariye düşkün, oldukça romantik genç bir adam olan Mümtaz ile onun bu duygusallığını ve sanatsal yönünü, Mümtaz‘ın hayatına girdikten sonra daha da derinleştiren Nuran‘ın aşkı süslüyor.

Edebiyat eleştirmeni Prof. Dr. Berna Moran, her şeyi -özellikle de kötü görünen şeyleri- değiştirip dönüştüren bu aşkın gerekçesini,

“… bedensel yönünden çok Boğaz, müzik, sanat gibi konularda aynı duyguyu paylaşmaları…”na dayandırıyor.

Huzur’da Aşk

Böylesi bir duygu birlikteliği; eski bir resmi, doğayı, müziği, tarihin görkemli zamanlarının izlerini taşıyan mimari bir eseri, İstanbul’u, Boğaz’ı, Mümtaz’ı ve elbette ki Nuran’ı -birbirlerinden ayrılmaları artık mümkün olmayacak şekilde- tek bir tablonun içine yerleştiriyor.

“Birbirimizi mi yoksa Boğaz’ı mı seviyoruz?” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Ve bu duygu bütünlüğü, Mümtaz’ın ruhunda öteden beri var olduğu hâlde karanlıkta kalmış bütün güzelliklerin ortaya çıkmasını, içinin sevgiyle dolmasını ve mutluluğun nasıl bir duygu olduğunu anlamasını da sağlıyor.

Daha önce biçare evlerden, bulaşık ve lağım sularının açıkta aktığı sokaklardan duyduğu ızdırabın yerini, Boğaz’daki güzel bahçelerin, tarihî yalıların ve denizdeki ay ışığının verdiği haz alıyor.

Kocamustafapaşa’dan geçerken gördüğü,

“Etrafında bir yığın perişan ve hasta yüzlü insan…”

ona artık çok güzel görünmeye başlıyor:

“Önlerinde yürüyen o tek ayaklı adam, yanığın veya hastalığın yüzünü baştan aşağı sildiği, yalnız tek ve ızdıraplı bir gözü dışarıda bıraktığı çocuk bile güzeldi.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Algıları tamamen değiştiren, varlığın ve zamanın erişilmez sır perdesini ortadan kaldıran bu aşk, zaman zaman rahmani duygularla da iç içe geçiyor.

Bir yazısında “gerçek aşk”ın içimizdeki bir ışık gibi her şeyi aydınlattığını ve birbirine bağladığını belirten Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı romanında işte böylesine güçlü bir aşkın resmini çiziyor bize:

“Onun sayesindedir ki büyük hakikatleri kavrarız, mevsimler bize güler. Eşyada uyuyan gurbetzede ve sakit ruh bizimle konuşur, zaman sırrını açar ve derin bir anlaşmada bütün uzaklıklar silinir. Bütünün terkibi yeniden kurulur.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

“Sanki çok rahmani bir düşüncenin, her zaafını yenmiş bir aşkın üst üste kavislerinde dolaşıyorlar…” (Huzur)

Aşk ve Vahdet-i Vücut

Edebiyat eleştirmenleri, Huzur’daki aşkın, klişe anlamından sıyrılarak ulvi düşüncelerle iç içe geçişinin kaynağını kültürel derinliklerimizde arıyor.

Onlara göre resmin, müziğin, doğanın ve İstanbul gibi dış âleme ait unsurların Nuran’da birleşmesi, tasavvuf edebiyatımızdaki “bütün kâinatın sevgilide toplandığı” anlayışını çağrıştırıyor.

Yani vahdet-i vücut inancını…

Mümtaz’ın Şeyh Galip‘i anlatan bir roman yazmaya çalışması ve yine Şeyh Galip’e ait bazı mısralara göndermeler yapması da eleştirmenlerin bu tezini doğruluyor.

Peki, vahdet-i vücut nedir, bu inancın aşkla ve Şeyh Galip’le ilgisi nedir?

Bu soruların cevabını dikkate almadan Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’da çizmeye çalıştığı resmi tam olarak anlayabilmek mümkün değil…

Hüsn ü Aşk

Hem bir mutasavvıf hem de bir divan şairi olan Şeyh Galip, tıpkı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kurguladığı aşk gibi sıra dışı bir duyguyu ve onun katettiği yolu, geçirdiği evreleri anlatıyor Hüsn ü Aşk’ta.

Tasavvufla ilgili klasikleşmiş anlamlar içeren ve alegorik (sembolik) bir niteliğe sabip bu eserde Hüsn’e âşık olan Aşk, ona kavuşabilmek için çok zorlu bir sınava tabi tutuluyor.

Bu sınavın bir gereği olarak ondan, Kalp ülkesine gitmesi ve Kimyâ’yı bulup getirmesi isteniyor. Devlerle, cinlerle ve cadılarla dolu olan yolda onlarla savaşması ve ateşten bir denizi de geçmesi gerektiği söyleniyor.

Karşısına çıkan bütün engelleri Sühan’ın yardımıyla tek tek aşan Aşk, akıl almaz bir mücadele veriyor.

Veriyor vermesine ama bu mücadelenin sonunda hiç ummadığı başka bir gerçeğe ulaşıyor:

Hüsn, dışarıda değil, Aşk’ın kalbindedir aslında. Hüsn’den ayrı bir varlık olmayan Aşk, gerçekte Hüsn; Hüsn ise Aşk’tır zaten.

Vahdet-i vücut anlayışına göre bu durum, mecazi aşktan ilahi aşka, Vahdet’e yani Allah’ın birliğine, her şeyin Allah’ın tecellisi olduğu inancına ulaşmak; hem kendi varlığını hem de sevgilinin varlığını, Allah’ın varlığı içinde yok ederek ikilikten kurtulmak anlamına geliyor.

Hüsn ü Aşk için alegorik bir eserdir, demiştim zira eserde geçen her ismin özel bir anlamı ve tasavvufi bir derinliği de var. Buna göre:

Hüsn, mutlak güzelliği, yani Allah’ı sembolize ediyor; Aşk, seveni, yani dervişi… Kalp ülkesi, Allah’ın tahtı olan gönlü; Kimya, herkesin anlayamayacağı gizli ilimleri; yol boyu verilen mücadele ise nefis mücadelesini ya da çile çekmeyi, yani az yemeyi, az uyumayı, az konuşmayı, ibadeti, zikri, kendi nefsini kontrol altında tutmayı, tevekkülü, teslimiyeti, sabrı…

Mümtaz ve Şeyh Galip

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur’unda da bütün varlığın -Hüsn ü Aşk’ta olduğu gibi- sevgilinin şahsında toplanmış olması ve Mümtaz’ın söylemlerine yansıyan vahdet-i vücut inancı, işte bu yüzden Şeyh Galip’i ve Hüsn ü Aşk’ı çağrıştırıyor bize.

“… Unutma ki bu gece tam vahdet-i vücûd içindeyiz…” (Huzur)

Ancak Huzur’daki aşkın en büyük farkı, beşeri bir aşkın ilahi aşka eremeden kendi sınırlarının içinde kalması:

“Mümtaz, aşklarının Allah’a ve başka bir yere giden en kısa yol olduğundan şüpheliydi. Aşka hayattaki büyük ve yapıcı yerini vermekle beraber, onun ancak tek başına bir his olduğunu, bütün insanı idare edemeyeceğini de biliyordu.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Tercih Yapma Vakti

Mümtaz, bir yandan böyle bir duygunun etkisi altındayken diğer yandan Nuran’la yaşadığı dargınlığın, çok sevdiği İhsan’ın hastalığının, gazete manşetlerinde savaşa dair çıkan haberlerin, her gün tanık olduğu sefalet ve çaresizliğin ve bir intihar olayının verdiği ızdırabı çeker.

Bütün bu olumsuzluklar, Mümtaz’ı bir tercihe zorlar:

Kişiliğindeki duygusal ve sanatsal yaklaşımın egemen olduğu kişisel mutluluğu mu tercih etmelidir? Yoksa bunları toplumsal gerçekliğin potasında eritip ve belki de yok edip kendini toplumsal sorunlara mı adamalıdır?

Huzur gerçekte hangisindedir?

Huzur’da Toplumsal Mesajlar

Otobiyografik bir roman olduğu için Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hayatından yoğun izler taşıyan Huzur, yazarının şahsi hikâyesiyle olduğu kadar verdiği toplumsal mesajlarla da ayrı bir öneme sahip…

Hem ekonomik kalkınmanın sağlanması gerektiğinden hem de kendi köklerimize bağlı kalmamızın ve taklit olmayan, tamamen bizim damgamızı taşıyan eserleri sanat eseri kabul etmemizin öneminden bahseder.

Özendiğimiz Batı hayat biçimlerinin, Batılılar için gerçek ama bizim için özenti olacağı uyarısında bulunur ve kendimize ait hayat biçimlerini muhafaza etmemiz gerektiğini söyler.

Ayrıca İslam dini, varlığımıza damga vurduğu için değerli; kültürümüz de bir iç âlem medeniyetinin tezahürü olduğu için kıymetlidir, der.

Ve nihayet, bu medeniyetin, belirli bir ahlakı taşıyan, manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş insanlar tarafından oluşturulması gerektiği mesajını verir.

Huzur ve Son Söz

Huzur‘u okumak, kabul etmem gerekir ki bir hayli zor oldu benim için. Bunun tek sebebi, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserini yazarken tercih ettiği dil ve anlatımın tarzıydı elbette. Upuzun ve karmaşık cümleleri anlayabilmek, doğrusu, bir hayli yorucuydu.

Bu bağlamda edebiyat araştırmacısı ve eleştirmeni Prof. Dr. Berna Moran‘ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kullandığı dil ve üslupla ilgili yaptığı tespit, maalesef ki çok doğru:

“Yazarken sanki okuru unutmuş, romanının çözüm bekleyen teknik sorunlarıyla cebelleşen her şeyden önce kendini tatmin edecek bir sanat eseri yaratmak isteyen bir hâli vardır.”

“Üzerinde çok uğraşılmış duygusunu uyandıran, imgelerle süslü ve bundan ötürü gereğinden fazla yüklü, fazla şairane bir dil kullanıyor.”

“…romancı olarak ölçüyü kaçırdığını, kendinin de düşkün olduğu güzellikler karşısında kendi coşkunluğunun kurbanı olduğunu söyleyebiliriz.”

Peki dilindeki ve anlatımındaki bu ölçüsüzlüğe rağmen Ahmet Hamdi Tanpınar niçin okunmalı?

Huzur’u Niçin Okumalı?

Ondaki baş döndürücü derinliği çok az yazarda görebileceğimizi söylüyor edebiyat duayeni Prof. Dr. Mehmet Kaplan:

“Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar; tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki son çağ Türk edebiyatında beşerî kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur.

Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı.”

“Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.”

Ne diyelim?

Nasıl ki güzel olan bir şeye ulaşmak, bir bedel ödemeyi gerektiriyorsa Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın zengin kültürel mirasından ve baş döndürücü derinliğinden faydalanmak için de bir bedel ödememiz gerekiyor. Sabırla ve kararlılıkla… 👍


Eserden sizin için derlediğim farklı alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Alıntılar – Kitap Sözleri↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Binnur Albayrak

    Ruh dünyası oldukça zengin, fikri bazda bizim medeniyet tasavvurumuzun insanı Ahmet Hamdi Tanpınar ın eserini yazındaki akıcılık ve doğru tesbitlerle öyle güzel anlatmışsın ki bir zamanlar sıkıcı bulduğum kitap bile gözüme hoş göründü canım arkadaşım. Tabii ki bu genç yaşlarda okumanın verdiği bi etki olsa gerek. Şu muhakkak ki iyi i eleştiri yazısıda olmuş aynı zamanda. Çünkü tanıtımı yapılan her eserin edebi ve fikri olarak her türlü süzgeçten geçmesi gerekir. Alıntılar çok hoşuma gitti. Tek cümlelik can alıcı noktaları yakalaman ne kadar özenli çalıştını gösteriyor. Kalemine sağlık arkadaşım. Rabbim emeklerini karşılıksız bırakmasın.

  2. Gülsüm Şule Bayraktar

    Çok teşekkür ederim Binnurcum,
    Yaptığın değerlendirme beni çok mutlu etti.
    Yazıları gerçekten büyük bir titizlikle hazırlamaya çalışıyorum. Bunu fark etmen de beni ayrıca sevindirdi. 🙂

  3. Sinan öztürk

    Sözüm aşka dair.Şükürki kutsal bi duygu değil bizler için.Kalemine emeğine sağlık cann.Heyecanla okudum.Hissettiğimiz yaşadığımız hiç bir duyguda kendinden bağımsız değil.
    Birde bi yazarın , yazarken okuru unutması enteresan bir durum : ) Sakın unutma sen bizi.Hemi 🙂

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Seni unutmam mümkün mü?
      Hep aklımda olacaksın abicim. :))
      Sen de sakın okumayı unutma. 🙂

  4. Semra

    Sulecim kitabini okudumyasadigimiz dunya felaketlerle dolu olsada bizlerer gibi yurekleri sevgi dolu insanlar hep guzelikleri bulup bukadar guzel hiykayeler siirler romanlar yazmislar senide bunlari bize ulastirdigin icin tesekurler

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Çok haklısın Semra ablacım,
      Bir nevi köprü görevi görüyorum. 🙂
      Yazılarımdan istifade etmene çok sevindim.

  5. gülay doğan

    Şulecim,
    Her şey için çok teşekkürler.
    Keşke kitap okumaya çok çok zaman bulsam.
    Ben mi beceremiyorum yoksa gerçekten ancak bu kadarını mı başarabilirim?
    Evde çocuklar ve eşim dört gün bana izin verdiler.Hiç yemek yapmayacak, etrafı toplamayacak .en sevdiğim uğraş neyse ona zaman ayıracaktım.,ne mi yaptım? Sadece kitap okudum..okumayı deliler gibi sevdiğimi gördüler.bu konuyla ilgili günlerce espriler yaptılar, şaşırdılar.kahvaltı yaparken bile kitap okudum..sorumluluklarıma zaman ayırmak adına en sevdiğim uğraşa uzak kalmanın benim için ne büyük bir fedakârlık olduğunu anladılar.(😆)
    Sözün özü:Senin tüm yazılarını okuyamasam da , orda bir yerlerde , parmağımın ucunda , birkaç tık kadar uzakta bir ekranda olduğunu ve kesinlikle tam bana göre , müthiş yazılar yazdığını biliyorum.ve yine biliyorum ki daha çok dört boş günlerim olacak ve seni doya doya okuyacağım..😆
    Seni seviyorum abliskom(👑)

    💖

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Dört günlük izin, harika bir hediye 🙂
      Seni bir limana bırakmışlar dört gün.
      Hem de gönüllü olarak yapmışlar bunu.
      Bu izinleri ara ara tekrar yaşayacak oluşun ise daha harika 🙂

      Cemil Meriç bir yazısında şöyle diyor:

      “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
      Hassas bir ruh Cemil Meriç’inki de.

      Yazılarıma gelince, onlar senin için küçük bir uğrak yeriyse ne mutlu bana…

  6. gülay doğan

    😊

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir