Huzur / Kitap Yorumu

HUZUR

ahmet-hamdi-tanpinar

Huzur Kitap Yorumu

Sadece yazıldığı dönem için değil bugün için de geçerli olan bazı toplumsal ve bireysel sorunları, yetmiş yıl öncesinden görmüş gibi, doğru analiz edip hemen her cümlesinden kültür damlayan bir dille sanatına yansıtarak okurlarına sezdirmeyi başaran Ahmet Hamdi Tanpınar↵ çatışan değerleri, zaman zaman bu değerler arasında seçim yapmak zorunda kalan kafası karışık insanları ve modası hiç geçmeyen bilindik “Varlığın anlamı nedir? Ben neyim? Ben kimim?” sorularını irdeliyor Huzur’da.

Ve bir de gerçek aşkın ne olabileceğini…

Mümtaz ve Nuran’ın Aşkı

Huzur’un tarihsel zeminini, Cumhuriyet Dönemi’nden başlayıp İkinci Dünya Savaşı öncesine kadar süren sefalet yılları, maddi ve manevi büyük yıkımların yaşandığı İstanbul ve bu yıkımların ortasında kurtarılmayı bekleyen insanlar oluşturuyor.

Romanın duygusal zeminini ise doğaya, sanata ve mimariye düşkün, oldukça romantik genç bir adam olan Mümtaz ile onun bu duygusallığını ve sanatsal yönünü, Mümtaz’ın hayatına girdikten sonra daha da derinleştiren Nuran’ın aşkı süslüyor.

Edebiyat eleştirmeni Prof. Dr. Berna Moran, her şeyi -özellikle de kötü görünen şeyleri- değiştirip dönüştüren bu aşkın gerekçesini,

“… bedensel yönünden çok Boğaz, müzik, sanat gibi konularda aynı duyguyu paylaşmaları…”na dayandırıyor.

Böylesi bir duygu birlikteliği; hem müziği, eski bir resmi, doğayı, tarihin görkemli zamanlarının izlerini taşıyan mimari bir eseri, İstanbul’u, Boğaz’ı hem de Mümtaz’ı ve elbette ki Nuran’ı;  birbirlerinden ayrılmaları artık mümkün olmayacak şekilde tek bir tablonun içine yerleştiriyor.

“Birbirimizi mi yoksa Boğaz’ı mı seviyoruz?” (Huzur)

Mümtaz’ın ruhunda öteden beri var olduğu hâlde karanlıkta kalmış her güzellik, Nuran’a duyduğu aşkla beraber aydınlanıyor. Mümtaz, bu aşk sayesinde yaşadığının farkına varıyor ve yine bu aşkla beraber her şeyi sevip mutlu olmanın ne demek olduğunu anlıyor.

Daha önce sefalet akan biçare evlerden, bulaşık ve lağım sularının açıkta aktığı sokaklardan duyduğu ızdırabın yerini, Boğaz’daki güzel bahçelerin, tarihî yalıların ve denizdeki ay ışığının verdiği haz alıyor.

Kocamustafapaşa’dan geçerken gördüğü,

“Etrafında bir yığın perişan ve hasta yüzlü insan…”

bile ona artık çok güzel görünmeye başlıyor:

“Önlerinde yürüyen o tek ayaklı adam, yanığın veya hastalığın yüzünü baştan aşağı sildiği, yalnız tek ve ızdıraplı bir gözü dışarıda bıraktığı çocuk bile güzeldi.” (Huzur)

Gerçek Aşk

Bir yazısında “gerçek aşk”ın içimizdeki bir ışık gibi her şeyi aydınlattığını ve birbirine bağladığını belirten Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı romanında da böyle bir aşk resmi çiziyor bize:

“Onun sayesindedir ki büyük hakikatleri kavrarız, mevsimler bize güler, eşyada uyuyan gurbetzede ve sakit ruh bizimle konuşur, zaman sırrını açar ve derin bir anlaşmada bütün uzaklıklar silinir; bütünün terkibi yeniden kurulur.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Öyle ki bu aşk, denizdeki ve ay ışığındaki erişilmez sırları yansıtabilecek kadar gizemlibir güce sahip olan bu duygu, zaman zaman rahmani duygularla da iç içe geçiyor:

“Sanki çok rahmani bir düşüncenin, her zaafını yenmiş bir aşkın üst üste kavislerinde dolaşıyorlar…” (Huzur)

Vahdet-i Vücut

Aşkın, klişe anlamından sıyrılıp ulvi düşüncelerle iç içe geçişinin ve resim, müzik, doğa, İstanbul gibi dış âleme ait unsurların Nuran’da birleşmesinin, eski edebiyatımızdaki “bütün kâinatın sevgilide toplandığı” anlayışını hatırlattığını söylüyor bazı edebiyat eleştirmenleri.

Aynı zamanda, Mümtaz’ın Şeyh Galip‘i anlatan bir roman yazmaya çalışması ve yine Şeyh Galip’e ait bazı mısralara yer vermesi, tasavvuftaki “vahdet-i vücut” (varlığın birliği) çağrışımını kuvvetlendiriyor.

Şeyh Galip, bir Mevlevi ve aynı zamanda divan edebiyatı şairi. En önemli eseri Hüsn ü Aşk ise alegorik bir eser.

Eserde Aşk, Hüsn’e aşıktır ve ona kavuşmak için çok zorlu bir sınavdan geçmelidir. Bu sınava göre Aşk’ın, Kalb ülkesine gidip Kimyâ’yı alıp getirmesi gerekir. Yol, engellerle doludur. Devlerle, cinlerle ve cadılarla savaşmak, ateşten bir denizden geçmek zorundadır.

Ve nihayet Aşk, gösterdiği olağanüstü gayretle ve Sühan’ın da yardımlarıyla bu büyük mücadelenin üstesinden başarıyla gelir.

Sonunda ise şu gerçeğe ulaşır: Hüsn aslında kendi kalbindedir, ondan ayrı değildir. Bir başka deyişle Aşk, Hüsn; Hüsn de Aşk’tır.

Tasavvufta bu hâl, olgunluğa ulaşmak, hakikati idrak etmek olarak kabul edilir.

Nitekim Aşk da hakikate, yani mecazi aşktan İlahî aşka, Vahdet’e yani Allah’ın birliğine, her şeyin Allah’ın tecellisi olduğu inancına ulaşır. Kendini de Allah’ın varlığı içinde yok eder ve ikilikten kurtulur.

Eserdeki her unsur tasavvufi bir anlam taşır:

Hüsn: Mutlak güzellik, Allah

Aşk: Seven, derviş

Kalp ülkesi: Allah’ın tahtı olan gönül

Kimya: Herkesin anlayamayacağı gizli ilim

Yol boyu verilen mücadele: Nefis mücadelesi, çile (Az yemek, az uyumak, az konuşmak, ibadet, zikir, kendi nefsini kontrol altında tutmak, tevekkül, teslimiyet, sabır…)

Mümtaz ve Şeyh Galip

İşte, Mümtaz’ın söylemlerinde de açıklamaya çalıştığım bu “vahdet-i vücut” anlayışının izlerine rastlarız.

“… Unutma ki bu gece tam vahdet-i vücûd içindeyiz…” (Huzur)

Ancak bu aşkın, hakikate erme seyrini henüz tamamlayamadığını ve “İlahî aşk”a dönüşemediğini de anlarız:

“Mümtaz, aşklarının Allah’a ve başka bir yere giden en kısa yol olduğundan şüpheliydi. Aşka hayattaki büyük ve yapıcı yerini vermekle beraber, onun ancak tek başına bir his olduğunu, bütün insanı idare edemeyeceğini de biliyordu.” (Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar)

Huzur ve Hüsn ü Aşk

İşlediği tema bakımından da Hüsn ü Aşk ile benzerlik gösteren Huzur’da Mümtaz, kendi varlığının anlamını sorgularken bir yandan da Nuran’la yaşadığı dargınlığın, çok sevdiği İhsan’ın hastalığının, gazete manşetlerinde savaşa dair çıkan haberlerin, her gün tanık olduğu sefalet ve çaresizliğin ve bir intihar olayının verdiği ızdırabın hücumuna uğrar.

Mümtaz için artık bir tercihte bulunma vakti gelmiştir:

Kişiliğindeki duygusal ve sanatsal yaklaşımın egemen olduğu kişisel mutluluğu mu tercih etmeli?

yoksa

bunları toplumsal gerçekliğin potasında eritip ve belki de yok edip kendini toplumsal sorunlara mı adamalı?

Hangisi onu aradığı “huzur”a kavuşturabilir?

Huzur’da Toplumsal Mesajlar

Otobiyografik bir roman olduğu için Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hayatından yoğun izler taşıyan Huzur, yazarının şahsi hikâyesiyle olduğu kadar verdiği toplumsal mesajlarla da ayrı bir öneme sahiptir.

Bunlardan bazıları:

Ekonomik kalkınma sağlanmalı.

Kendi köklerimize bağlı kalınmalı:

“Yeni bir hayat lazım… Fakat sıçrayabilmek, ufuk değiştirmek için dahi bir yere basmak lazım. Bir hüviyet lazım. Bu hüviyeti her millet mazisinden alıyor.” (Huzur)

Taklit olmayan, tamamen bizim damgamızın basılı olduğu eserler sanat eseri kabul edilmeli.

Özendiğimiz Batı hayat biçimleri onların kendileri için hakikidir ama bizim için özentidir. Bu yüzden kendimize ait hayat biçimleri muhafaza edilmeli.

“Din” uygarlığımıza damga vurduğu için değerlidir.

Kültürümüz bir iç âlem medeniyetinin tezahürüdür. Bu medeniyeti, belirli, bir ahlakı taşıyan, manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş insanlar meydana getirmelidir.

Huzur ve Son Söz

Huzur’u okumak, kabul etmem gerekir ki bir hayli zor oldu benim için çünkü cümleler oldukça uzun, karmaşık ve hayallerle süslüydü. 🙁

Edebiyat araştırmacısı ve eleştirmen Prof. Dr. Berna Moran‘ın, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın kullandığı dil ve üslupla ilgili tespitlerini okuyunca bu düşüncemde yalnız olmadığımı anladım:

“Yazarken sanki okuru unutmuş, romanının çözüm bekleyen teknik sorunlarıyla cebelleşen her şeyden önce kendini tatmin edecek bir sanat eseri yaratmak isteyen bir hâli vardır.”

“Üzerinde çok uğraşılmış duygusunu uyandıran, imgelerle süslü ve bundan ötürü gereğinden fazla yüklü, fazla şairane bir dil kullanıyor.”

“…romancı olarak ölçüyü kaçırdığını, kendinin de düşkün olduğu güzellikler karşısında kendi coşkunluğunun kurbanı olduğunu söyleyebiliriz.”

Peki dilindeki ve anlatımındaki bu ölçüsüzlüğe rağmen Ahmet Hamdi Tanpınar neden okunmalı?

Edebiyat duayeni Prof. Dr. Mehmet Kaplan, ondaki baş döndürücü derinliği çok az yazarda görebileceğimizi söylüyor:

“Çok geniş kültüre sahip olan Tanpınar, tarih, psikoloji ve felsefeye de meraklı idi. Diyebilirim ki, son çağ Türk edebiyatında beşerî kültür ile güzel sanatlara Tanpınar kadar ihtiras ile sarılan, onlarla ruhunu besleyen başka bir Türk yazarı yoktur.

Hayatı bir sanat eseri kadar güzel bulan Tanpınar’ın içinde onun sırlarını araştıran bir filozof, psikolog ve sosyolog tecessüsü de vardı.”

“Edebiyatta değer, eserin her şeyden önce güzel olmasında, fakat aynı zamanda onun insanı ve hayatı derinlik ve bütün zenginliği ile ifade etmesindedir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eserlerinde bu vasıflar vardır.”

Ne diyelim?

Nasıl ki güzel olan bir şeye ulaşmak, bir bedel ödemeyi gerektiriyorsa Ahmet Hamdi Tanpınar‘ın zengin kültürel mirasından ve baş döndürücü derinliğinden faydalanmak için de bir bedel ödemek gerekiyor. Sabırla ve kararlılıkla… 💪👍😊


Eserden sizin için derlediğim farklı alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Alıntılar – Kitap Sözleri↵


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Binnur Albayrak

    Ruh dünyası oldukça zengin, fikri bazda bizim medeniyet tasavvurumuzun insanı Ahmet Hamdi Tanpınar ın eserini yazındaki akıcılık ve doğru tesbitlerle öyle güzel anlatmışsın ki bir zamanlar sıkıcı bulduğum kitap bile gözüme hoş göründü canım arkadaşım. Tabii ki bu genç yaşlarda okumanın verdiği bi etki olsa gerek. Şu muhakkak ki iyi i eleştiri yazısıda olmuş aynı zamanda. Çünkü tanıtımı yapılan her eserin edebi ve fikri olarak her türlü süzgeçten geçmesi gerekir. Alıntılar çok hoşuma gitti. Tek cümlelik can alıcı noktaları yakalaman ne kadar özenli çalıştını gösteriyor. Kalemine sağlık arkadaşım. Rabbim emeklerini karşılıksız bırakmasın.

  2. Gülsüm Şule Bayraktar

    Çok teşekkür ederim Binnurcum,
    Yaptığın değerlendirme beni çok mutlu etti.
    Yazıları gerçekten büyük bir titizlikle hazırlamaya çalışıyorum. Bunu fark etmen de beni ayrıca sevindirdi. 🙂

  3. Sinan öztürk

    Sözüm aşka dair.Şükürki kutsal bi duygu değil bizler için.Kalemine emeğine sağlık cann.Heyecanla okudum.Hissettiğimiz yaşadığımız hiç bir duyguda kendinden bağımsız değil.
    Birde bi yazarın , yazarken okuru unutması enteresan bir durum : ) Sakın unutma sen bizi.Hemi 🙂

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Seni unutmam mümkün mü?
      Hep aklımda olacaksın abicim. :))
      Sen de sakın okumayı unutma. 🙂

  4. Semra

    Sulecim kitabini okudumyasadigimiz dunya felaketlerle dolu olsada bizlerer gibi yurekleri sevgi dolu insanlar hep guzelikleri bulup bukadar guzel hiykayeler siirler romanlar yazmislar senide bunlari bize ulastirdigin icin tesekurler

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Çok haklısın Semra ablacım,
      Bir nevi köprü görevi görüyorum. 🙂
      Yazılarımdan istifade etmene çok sevindim.

  5. gülay doğan

    Şulecim,
    Her şey için çok teşekkürler.
    Keşke kitap okumaya çok çok zaman bulsam.
    Ben mi beceremiyorum yoksa gerçekten ancak bu kadarını mı başarabilirim?
    Evde çocuklar ve eşim dört gün bana izin verdiler.Hiç yemek yapmayacak, etrafı toplamayacak .en sevdiğim uğraş neyse ona zaman ayıracaktım.,ne mi yaptım? Sadece kitap okudum..okumayı deliler gibi sevdiğimi gördüler.bu konuyla ilgili günlerce espriler yaptılar, şaşırdılar.kahvaltı yaparken bile kitap okudum..sorumluluklarıma zaman ayırmak adına en sevdiğim uğraşa uzak kalmanın benim için ne büyük bir fedakârlık olduğunu anladılar.(😆)
    Sözün özü:Senin tüm yazılarını okuyamasam da , orda bir yerlerde , parmağımın ucunda , birkaç tık kadar uzakta bir ekranda olduğunu ve kesinlikle tam bana göre , müthiş yazılar yazdığını biliyorum.ve yine biliyorum ki daha çok dört boş günlerim olacak ve seni doya doya okuyacağım..😆
    Seni seviyorum abliskom(👑)

    💖

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Dört günlük izin, harika bir hediye 🙂
      Seni bir limana bırakmışlar dört gün.
      Hem de gönüllü olarak yapmışlar bunu.
      Bu izinleri ara ara tekrar yaşayacak oluşun ise daha harika 🙂

      Cemil Meriç bir yazısında şöyle diyor:

      “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.”
      Hassas bir ruh Cemil Meriç’inki de.

      Yazılarıma gelince, onlar senin için küçük bir uğrak yeriyse ne mutlu bana…

  6. gülay doğan

    😊

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir