Goethe, Mitat Enç ve İnanç

Goethe, Mitat Enç ve Tanrı İnancı

Goethe, Mitat Enç ve Tanrı İnancı

Düşünüp sorgularken samimiyeti de elden bırakmayan bir kalemin izini sürmek, yalansız dolansız ve gösterişsiz bir iletişimin içinde olmanın güvenliğini ve rahatlığını yaşatır bana.

Bu güveni, Bitmeyen Gece adlı otobiyografisinde Mitat Enç↵ in, ölümü kurcalayıp hiçliği sorguladığı son sayfaları okurken duyumsadım en son. Söylediği şeyler, Goethe↵ nin Genç Werther’in Acıları↵ adlı romanından zihnimde kalan izlere kement attı aniden. Hâl böyle olunca, ben de farklı coğrafyalara ve yüzyıllara ait bu iki bakış açısının ışığında bir senteze ulaşmak ve Tanrı inancına dair bir düşünce yolculuğuna çıkmak istedim sizinle.

Ölüm, Öteki Yaşam ve Sonsuzluk

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazanıp da henüz birinci sınıfındayken gözlerinden hastalanan ve öğrenimini bırakmak ve üç yıldan fazla hem İstanbul hem de Viyana’daki sağlık kurumlarında şifa aradıktan sonra nihayet artık göremeyeceğini kabullenmek zorunda kalan ama bu engeline rağmen hayatı boyunca olağanüstü başarılara imza atan eğitimci-yazar Mitat Enç, çevresindeki canların birer birer ortadan kaybolmasıyla şunu soruyor kendisine:

“… bu gidiş, bu bitiş nedir? Nereye gidiyor bu gidenler? Elbette bir gün sıra bana da gelecek demekten alamıyor insan kendini.”

Uykuları kaçıyor Mitat Enç‘in. Bir türlü uyuyamadığı ya da gecenin bir vakti uykuya doymuşçasına uyanıverdiği ve dönme dolap gibi yatakla güreşmenin hiçbir faydasının olmadığını anladığı zamanlarda kendisini deniz kenarına atıp cevabını bulmaya çalışıyor kafasını kurcalayan bu soruların. Tıpkı çapariye vurulduğu için çırpınan akılsız bir istavrit gibi… Böyle betimliyor kendisini.

Keşke İnansaydım

Sonra “Keşke inancı bütün, bu sorunun yanıtını kutsal kitaplarda bulabilen birisi olsaydım.” diyerek hayıflanıyor ve “Tanrı’nın yargısına göre, öteki dünyada ya günahlarım için katran kazanında kaynayarak ya da erdemlerim yüzünden hurî ve gılmanların elinden kevser şarabı içerek sürdürebileceğime inansaydım bu öteki yaşamı.” sözleriyle de inanmaya olan ihtiyacını dile getiriyor.

Ardından varlık âlemine yönlendiriyor tüm dikkatini.

Gözle zor ayırt edilebilen tek bir hücrenin daracık kabuğuna sığdırılan binbir bulmacanın, en akıllı geçinenlerin dahi henüz akıl erdiremediği harikulade dizaynıyla düşünmeye başlıyor. Bu harikalığın bir noktada yok olmasına, onu yaratanın da razı olamayacağına kanaat getirip hem zaten Tanrı’nın özel yarattığı insanoğlunun da, O’ndan kopan ve O’na kavuşmayı uman bir parçası olduğuna inandığı sürece yok olmayı kabullenemeyeceği sonucuna ulaşıyor ve inancı, insanın duyduğu ölümsüzlük özlemine dayandırıyor.

Hücreyle başlayan düşünme eylemini, sınırlarını insan aklının kestiremediği, ucu bucağı sınırsız evrenle, güneşin çevresinde dönen sayısı belirsiz gezegenlerle ve yıldızlarla genişletiyor Enç. Ve nihayet, bütün bu varlıkların arasında ummanlar içinde bir damla kadar bile yeri olmayan şu dünyacık üzerindeki insanoğluna getiriyor meseleyi. Yaşamın sona erdiği noktada daha sonrası için fikir yürütmekte zorlanınca da zamana teslim oluyor ve daha iyi yaşayabilmek için çaba göstermekten başka bir şeyin elimizden gelmediği sonucuna varıyor.

Goethe, Genç Werther’in Acıları

Enç’in, doğaya bakarak varlığı duyumsaması, Goethe‘nin Genç Werther’in Acıları↵ adlı romanındaki bazı cümlelerle hemen arkadaşlık kuruyor zihnimde. Bu harikulade romanla ilgili aldığım notlara bakıyorum ben de.

Sakin bir hayat yaşamak hayaliyle küçük bir yerleşim yerinde doğayla baş başa olmaya karar veren genç bir adam var romanda. Adı Werther. Bu genç adam, yerleştiği yeni yerde soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye âşık oluyor. Ancak Lotte nişanlı. Albert ile evlenme planları yapmakta. Gitgide derinleşen duyguları, genç Werther’e dayanılmaz acılar yaşatırken Lotte, Albert’la evleniyor. Bu evliliği kabullenmekte güçlük çeken Werther, uzun bir bocalama dönemi yaşıyor. Lotte ise Werther’i kaybetmektense onunla dost kalmaya çaba gösteriyor. Genç adamın bunu başaramayacağını anladığında da ona kendisinden vazgeçmesi gerektiğini söylüyor. Daha fazla detaya girmeyeceğim zira bu yazımda romanın bizi ilgilendiren boyutu, Werther’in doğaya karşı yaklaşımı.

Goethe ve Tanrı’nın Varlığını Duyumsama

Werther, yazdığı bir mektupta çimenlerin üstüne uzandığını söyleyerek Tanrı’yı duyumsadığı özel anları paylaşıyor arkadaşıyla. Yere bu kadar yakın olmanın, merak duygusunu harekete geçirdiğini söylüyor. Otları, böcekleri, akılların alamayacağı kadar değişik biçimli kurtları inceliyor. Ve onların küçücük âlemini… Kalbi ürperiyor.

Bu ürperti, Tanrı’nın varlığını ve ölçüsüz sevgisini hissettiriyor ona. Öyle ki kendinden geçiyor:

“O şirin vadinin yükseldiği ve güneşin tepeden akseden ışınları ormanımın içine işlemez karanlığının üst tabakasına takılıp kalarak o kutsal yerin içerisine ancak birkaç ışık demeti sızabildiği bir sırada ben gürül gürül çağlayan akarsuyun kenarındaki uzun çimenlerin üstüne uzanarak yere daha yakın bir durumda o binbir çeşitli küçük otları merakla seyrederken sazların arasındaki sayısız ve akılların alamayacağı kadar değişik biçimli kurtlarla böceklerin yaşadığı o küçücük âlemin kaynaşmasını daha yakından ve âdeta kalbimin içinde duyarak bizi kendi suretinde yaratan ulu Tanrı’nın varlığını ve onun hepimizi zevkler içinde yüzdürerek yaşatan ve koruyan ölçüsüz sevgisinin esintisini hissettiğim zaman, daha sonra arkadaşım, dünya gözlerimin önünde böylece belirmeye başladığı ve gökyüzü bir sevgilinin hayali gibi bütün ruhumu kapladığı zaman birçok kere içimi çekerek:

‘Ah, bütün bu duyduklarını tekrar ifade edebilsen! İçinde bu kadar bol ve bu kadar sıcak bir hâlde yaşayan şeyleri bir kâğıdın üstüne tümden dökebilsen de senin ruhun ulu Tanrı’nın aynası olduğu gibi bu kâğıt da ruhunun aynası olsa!’ diye düşünüyordum… İşte arkadaşım, ben böylece kendimden geçiyorum ve bu muhteşem hayallerin gücü altında eziliyorum.”
(Genç Werther’in Acıları, Goethe)

İnanç ve Sezgi

Hem Mitat Enç‘in hem de genç Werther‘in doğayla iç içe geçip sonra da evrenin sonsuzluğuyla ve bu sonsuzluğu kuşatan bir yaratıcıyla bütünleşen duyguları, insanın çağa ve mekâna bağlı olmayan ortak bir özelliğine götürüyor beni:

İnsan, Tanrı inancına sezerek varabilir, bilmekle değil. İnanç, sezgiyle ilintilidir, bilgiyle değil. İnsan için Tanrı, seziyorsa vardır, sezemiyorsa ya da sezmeyi istemiyorsa onu buna inandırmak imkânsızdır.

kitap (25)

Genç Werther’in Acıları Kitap Yorumu↵

Aktar Musa Efendi Hikâye Yorumu↵

Dostoyevski, Mitat Enç ve İki Anekdot↵

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Barudox

    Sayın Gülsüm Hanım,
    Tüm yazılarınızı okumama rağmen ilk kez yorum yapmak istedim.
    İlk başlarda tırmana tırmana yol alırken tepecikleri aşıyordunuz.Hatta bazen geri gelip o tepecikleri tekrar inceleyerek yola devam ediyordunuz.
    Ya şimdi?
    İçeriği ile ilgili düşüncelerimi saklı tutmak kaydı ile kaleminiz her yazdığında yeni Everest’leri görüyorum.
    Elinize yüreğinize sağlık,yolunuz açık olsun.

    • Tüm yazılarımı okuduğunuz hâlde ilk defa yorum yapmanıza doğrusu üzüldüm. Zira etkileşim hâlinde olmak, yazılarımın eksiğini gediğini daha iyi görmemi sağlaması açısından çok önemli.

      Güzel ve motive edici değerlendirmeniz için teşekkür ediyor, yeni yorumlarınızda içerikle ilgili aldığınız notları da paylaşmanızı ümit ediyorum.🙂

      Saygılarımla… 🙏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir