Dipsiz Mağara (Kitap Yorumu)

DİPSİZ MAĞARA

Varlığın anlamını felsefi bir bakış açısıyla sorguladığı romanını duygusal ögeler katarak da derinleştiren Cihat Demirsoy, günümüzün genç ve gelecek vadeden yazarlarından biri olduğunu ilk romanı Dipsiz Mağara ile ispat etti.

dipsiz-magara---

Yazarı için “ilk” olan Dipsiz Mağara, benim için de bir “ilk” olma özelliğine sahip zira Dipsiz Mağara incelemesi ile daha önce bu sayfalarda hiç yapmadığım bir şeyi yapmış ve ilk defa, hayatta olan bir yazarın romanını irdelemiş oldum.

Bu, bence diğerlerine göre daha riskli ve bir o kadar da keyifli bir iş…

Siz kitapseverler için de farklı bir deneyim çünkü yaşayan bir yazarın kitabını okumakla aslında, tanığı olmadığınız eski zamanların değil de yaşadığınız çağın yükünü sizinle beraber omuzlayan ve yine çağınızın “varlığa anlam yükleme” çabasına aynalık eden birinin samimi çırpınışlarını -belki de çırpınışlarınızı- okumuş olacaksınız.

Bir başka deyişle, yüzyıllar öncesine kadar gidip klasikleşmiş eserlerin yazarlarıyla ettiğiniz sohbeti bu kez de günümüzün genç yazarlarından biriyle gerçekleştireceksiniz.

Dipsiz Mağara

Bir İnleyişin Romanı

Dipsiz Mağara, hem bir inleyişin hem de bir çırpınışın romanıdır.

Gerçek, samimi ve ancak ölümle sükûnete erebilecek bir inleyiştir bu.

İnleyişlerin ve ızdırabın sürekliliği ve derinliği, hedefin büyüklüğü ve önemiyle doğru orantılıdır.

Romanın başkahramanı Tahir, soylu ve kadim bir hedefin peşindedir:

“varlığın özüne ulaşmak”

“En azından beşer olmanın ayrıcalığı ile insani inlemelerini yavaşça fırlat doğaya. Koşmaların, yakıcı bir beladan kaçmak için değil, soylu bir hedefin peşinde olsun.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.15)

Bu hedef neyi gerektiriyorsa gözünü hiç kırpmadan onu yapabileceği izlenimini verir Tahir.

İçini icabında neşterle oyması mı gerekiyor Tahir’in?

Her şeyi göze alarak onu da yapar:

“Ameliyat masasına bir başkasını yatırmış değilim. Günlerdir kendi içimi neşterle açıp onu sizlere teşhir ediyorum.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.171)

“Izdırap çeken ruhunun şekilsiz izleri”nden ibaret olan bu teşhir, oldukça anlamlıdır zira Tahir, bu teşhirde kendimizden de bir şeyler bulabileceğimizi vadeder bize:

“Bu hikâye, ızdırap çeken bir ruhun şekilsiz izleridir. Her çizgisinde kendinizden bir kalıntı bulacaksınız.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

“Kendimizden kalıntılar bulmak” eşsiz bir vaattir. Doğal olarak bizler de bu vaadin çekiciliğine kapılır ve düşeriz Tahir’in peşine.

 

Romanın daha ilk cümlesinde köklü ve bir o kadar da derin bir acıyla karşılaşırız:

“Hayalimin, kanadı kırık bir kuş gibi uçmak için çırpındığı ve bu çırpınışta acıların hışmına insafsızca katlandığı çocukluk ile erinlik arasındaki geçiş dönemimde…”

dipsiz-magara-5

Bu acının nedenlerini öğrenmek için küçük bir merak kıvılcımı çakar içimizde.

Başlarız iz sürmeye…

Önce Bir Davet

Yolculuğumuzun ilk durağında anlamlı bir davet vardır:

“Bakmak için değil de görmek için taşıdığınız gözlerinizi korkmadan tersine çevirin. Sonsuz bir uçuruma baktığınızın gerçek bir şahidi olacaksınız.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

Sonsuz bir uçurum olan içimiz ve kendi içimize korkmadan bakabilme daveti…

Davetin hemen ardından bir uyarı bekler bizi:

“Dipsiz Mağara bir simge ve Tahir içimizde.

Bulabilmenin değil de aramanın mümkün olduğu sonsuz bir çırpınış bu. İçimizde dolaşan gizleri hissetmek neye yarar, onları özümsemeye gayret etmedikten sonra? (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.7)

Hissetmek yetmez, özümsemek gerekir.

dipsiz-magara-5

Dipsiz Mağara Efsanesi

Romanın ilk bölümü Bilge Çerçi efsanesiyle başlıyor.

Efsane, huyları ve yaşayış biçimleri sonradan değişen ve hiç olmadığı kadar bozulan insanların yaşadığı devirde geçer.

Böyle bir devirde küçük bir kasabada yağan şiddetli yağmurlar önce bir sele, sonra da büyük felakete dönüşür.

Efsanede verilen mesaj açıktır:

İnsani değerler dejenere olduğunda büyük felaket kaçınılmaz olur.

Romanın başkahramanı Tahir, Kur’an-ı Kerim‘deki bazı anlatıları da hatırlatan bu efsane üzerinden sebep-sonuç ilişkisi kurmaya çalışır:

“Acaba olanlar, özünü kaybetmiş insanlığın bozulmalarına karşın, Yaratıcı tarafından gönderilen bir afet mi?

Doğanın kendisini yenilemesi, görünümüne canlılık vermesi için gökyüzünde galeyana gelen bulutların bir araya toplanması normal ancak kudurmuş bir sema, yenilemek için değil, kesinkes, uyarı oklarını insanlığın üzerine fırlatmak için kullanıyor.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.12)

Referansını dinden alan bu tür yorumlara romanın başka bölümlerinde de rastlamak mümkün.

Mesela “teslimiyet şuuru”

Varlığın anlamını bulma sancısı çekerken kelimenin tam anlamıyla düşünce humması geçiren ve “kederlerin zehirli oklarının kalbine yöneldiğini” hisseden Tahir, tek çareyi derin bir “teslimiyet şuuru”na sığınmakta bulur:

“Varlık ikmalini nereden temin ettiğini henüz bilemediğim yüzbinlerce düşünce, harlı bir ateşte kaynayan su gibi hiç durmadan fokurduyordu. Her zerreciğinde yüzlerce soru. Hayat, kör bir âşığın maşukuna duyduğu iştiyak. Kıvrımlı patikalardan zahmetsizce geçebilmek el yordamıyla zor. İçine tesadüfen girdiğimiz kederlerin zehirli okları, tam kalbimize yönelmiş.

Yazgımızın sevecen kollarına kendimizi, derin bir şuurla bırakmaktan başka çare görünmüyor.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.111)

“Her kalp, büyük üzüntüler karşısında sarsılır yaratılmıştı fakat sonsuz kederlere kapılmayı ancak ölümden sonraki yaşamın ferahlatıcı inancı engelleyebilirdi.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s. 74)

dipsiz-magara-3

Kendini Tanımak

Romandaki dinî referansların en güçlüsü, bütün dinî ve felsefi disiplinlerin ve öğretilerin de temelinde olan bir prensip:

“kendini tanımak”

Romandaki efsanevi mağaranın girişinde bulunan ve Bilge Çerçi’ye ait olan ifadeler oldukça etkileyicidir:

“Ey insan, kendine gel!

Böbürlenerek yürüdüğün yollarda kimse seni sevmez. Biraz eğilmiş olursan daha dik durmuş olursun!

Dipsiz bir mağara içimiz ya da hepimiz dipsiz bir mağara içindeyiz. Bu mağarada yaşayan bir gölgeden ibaret hayatımız. Ruhumuzun en ücra kıvrımlarına ulaşmaya çalışmadıktan sonra dipsiz bir mağara gibi karanlıkta kalacak her yanımız.

Ey insan, kendini tanı, ihtarına kulak tıkayan bir ruh, bedeninden çok daha önce gömülmüştür. O artık sadece nefes alış verişinde bulunan soysuz bir çerçiden başkası değildir.

Ey insan, kendini tanı! Aksi durumda, bir hiçmiş gibi gezindiğin sayfalardan silinme ihtimalin var. Bir yazı ol, kazın sayfalara ya da bir harf ya da bir ses…

Gök kubbeyi sağır edici bir çığlık atmaya takatin mi yok, en azından beşer olmanın ayrıcalığı ile insani inlemelerini yavaşça fırlat doğaya.

Koşmaların, yakıcı bir beladan kaçmak için değil, soylu bir hedefin peşinden olsun.

Meraklı gözlerle çevremizi taradığımız her bakış, kendimizi aramaktan başka bir eylem değildir. Gözler ki yaratılış gereği dış dünyaya bakar fakat görmek istediği kör nokta: kendimiz.

Karanlıktan geldik, karanlığa gidiyoruz. Ömrümüz, kendimizi görebileceğimiz bir ayna aramaktan ve bu görüntüyü sağlayacak yeterli bir ışık bulmaktan başka nedir ki?

Ey insan, kendini tanı!

Rüzgârın önüne kattığı yapraklar gibi kâh sağa kâh sola yalpalanıp durma! Tesadüfler taşımasın seni bir yerden bir yerlere. İstikamet belirle. Rotan kendin olsun. Kaptanı olduğun geminin bahtiyar dümeni titreyen ellerinde.

Dipsiz bir mağara içimiz. Bu dipsiz mağaranın derinliklerinde benliğimizi arıyoruz. Bulmanın değil de aramanın mümkün olduğu sonsuz bir çırpınış bu. Buldum diyenler yanılır çünkü bulanlar, çoktan ölmüş olanlardır. Biz yaşayanlar sadece arıyoruz. Aramak mı? İşte o, eylemlerin en soylusu.

Bir mağaradan bahsediyorum. Bu kasabadaki bir mağara: Dipsiz Mağara. Fiziki şekliyle değil, içimde yer edindiği sonsuz çeperleriyle. Ben öldüğüm vakit, kendimi ancak anlamış sayacağım.

Sizlere ki çok yazık! Bu yazılanlar eğer bir gün elinize geçerse ne söylediğimi sizler de anlamayacaksınız. Tıpkı yaşadığım süre içinde benim anlamakta zorlandığım gibi. Sizler de anlamak için ölümü, yazgınızın size verdiği son süre içinde bekleyedurun.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

Bu sözlerin Tahir üzerindeki etkisi roman boyunca devam eder.

Kitapların Gücü

Tahir’i etkileyen ve onun “ele avuca sığmayan kişilik yapısı”nı ve “biçimsiz balçıktan farksız ruhu”nu şekillendiren bir diğer unsur kitaplardır:

“Kitaplara gözlerimi ve vaktimi teslim etmeye karşın, onlardan aklımın ücrasından bile geçmeyecek fikirleri ve duyguları alırdım. Bu karşılıklı değiş tokuş macerası bana, ticaret âlemindeki en kârlı alış verişmiş gibi gelirdi.”

“Ailemden sonra, eğer ki ruhumda başka bir şeklin izleri varsa en belirgin hatlarıyla sahibi olduğum kitaplardı. Bu, öyle yumuşak esen bir rüzgârdı ki varlığı hissedilmeksizin verdiği şekli, başka hiçbir kuvvetli fırtınanın aldırmaya gücü yetmezdi.

Yıkımlara sebep olan şey, zoraki aşırılıktı. İnceltmek veya incelterek şekil vermenin yolu, yumuşaklıktan geçmeliydi. Ders kitaplarının o zoraki ezberlenecek tarafları olmasa, belki onları da okuma kitaplarım kadar sevebilirdim.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

Sönmemiş Bir Volkan

Kitapların desteğiyle yol almaya çalışan Tahir’in ayrı ayrı zamanlarda karşısına hem “aşk” hem “şefkat” çıkar.

 

Manolya, Tahir’in içindeki “sönmemiş bir volkan” ve bir türlü kavuşamadığı “aşk”ıdır.

Farklı şehirlerin değil, farklı nehirlerin koluyuz.
Aynı yoldan bir denize,
Söyle Manolya,
Neden dökülmüyoruz?

Maral ise Manolya’yı kaybeden Tahir’in sığındığı “şefkat”…

Aynı gövdeyi uçuran çift kanatlar gibiydik.
Birimiz olmazsa bu dünyada, birimiz eksik.

Aşk ve şefkat, romanda önemli bir görev üstlenir ve Tahir’in zaman ve varlık sorgulamasında daha çok derinleşmesini sağlar.

dipsiz-magara-2

Bu derinliği hissettirebilmek için Cihat Demirsoy, şiirin gücünden de istifade eder.

Aşk, şefkat ve şiir, romanın çağrışım değeri bir hayli yüksek anlatımıyla da birleşince ortaya, edebî değeri olan bir metin çıkar.

Aşk mı Şefkat mi?

Ya da belki hiçbiri…

Belki de mutlu son?

Ya da belki de mutsuz…

Ve neden sonra
Ruhumun kanatları kelebekler gibi toz oldu.
Şefkatin de soluğu ufuklarda kayboldu.
Biri baştan başa ruh, biri abide-i şefkatti.
Şefkatin kucağında ruhun can verdiği saatti.

Evet, mutlu bir son beklemez Tahir’i. Bir türlü dindiremediği ızdırapları onu bu acı sona adım adım yaklaştırır:

“Ah keşke, yüreğimi yakan şeyler, bilginin soğukluğunda dindirilebilseydi. Orasının ‘söndürülemez’ olduğunu, lanet bir ses hassas kulaklarıma fısıldıyordu.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy, s.179)

Varlığının anlamını romanın daha ilk sayfalarında Dipsiz Mağara efsanesi ile duyumsayan Tahir ve yine aynı şekilde Dipsiz Mağara’nın derinliklerinde hüzne boğan bir sonla veda eder bize.

Şaşırtıcı bir sondur bu, beklenmeyen bir son…

“Henüz anlamını kavrayamadan yaşamın omuzlarından bir ter gibi akıyordum ayaklarına.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

Ve zihnimizde bir yığın soru işareti…

Sonuç

Tahir kimdir?

Tahir, kendini bulabilmek için kaybetmeyi göze alan,

“Bir şey görebilmek merakıyla değil, içinde kendimi kaybedebilmek sevdasıyla yürüyecektim.”

ruhu güçlü fırtınalara maruz kalmış,

“Tesadüfi bir rüzgâr değildi benliğimi şekillendiren, düşüncelerimi güçlü fırtınalar dokuyordu.”

ızdırap çeken,

“Izdıraplar beni bir leş gibi yerlere seriyor.”

kırılgan,

hassas,

“Durgun bir göle atılan taş, suda nasıl anormal bir salınım meydana getiriyorsa benim de hassas yüreğime yapılan dokunuşlar aynı hareketleri sergiliyordu.” (Dipsiz Mağara, Cihat Demirsoy)

ve iç sesi hiç susmayan biridir.

Düşünür, hisseder, acı çeker, arar, sorgular…

Tahir’in kendi de dahil bütün varlığı didik didik eden sorgulayıcı hikâyesini merak ediyor ya da varlığınızın anlamını bulmanın peşinden siz de Tahir gibi soluksuz koşuyorsanız Dipsiz Mağara’yı mutlaka okumalısınız.


Küçük bir not: Dipsiz Mağara romanından derlediğim alıntıları da çok yakında sizinle paylaşmayı düşünüyorum. İlginizi çekeceğine eminim.


Romanın Özeti

Dipsiz Mağara efsanesinden ve bu efsaneye konu olmuş Bilge Çerçi’den etkilenen Tahir, ömrü boyunca bu efsaneyle birlikte yaşar. Lise ve üniversite öğrenimi boyunca yaşadığı aşklar, kendisini Dipsiz Mağara’ya götüren sebepler arasındadır. Dipsiz Mağara bir çırpınıştır Tahir için. Bedenini saran ruhunu her anımsayışında Bilge Çerçi gibi Dipsiz Mağara’ya kapatır kendini. Varlığını ve ruhunu sorgulamayla geçen düşünceleri, babasının ölümüyle zirveye varır ve kendisini Dipsiz Mağara’ya kapatarak düşüncelerin ateşten lavları içinde eriyerek kaybolur.


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Hatice

    Ne okusam diye düşünüyordum tam zamanında emeğine sağlık

  2. Binnur Albayrak

    Şefkatin kucağında ruhun can verdiği saatti. Çok etkilendim.. En yakın zamanda kirabı alıp okumayı istiyorum.. Tam da ruhumun ihtiyacı olduğunu düşündüğüm bi zaman diliminde iyi geldin yorumunla arkadaşım.. Yazını da güzel buldumm. Bi ara gözümü gerçekten kendi içime çevrilmiş hissettim inanır mısın? Anlık bişey ama müthiş bi duygu.. Sevgilerimle

    • Böyle bir duyguyu hissetmene vesile olduğum için sevindim. 🙂

      Kitabın içeriği, Cihat Demirsoy’un etkileyici anlatımıyla öylesine olağanüstü bir gerçeklik yakalamış ki bunu kendi gerçekliğimizmiş gibi algılamamız kaçınılmaz olmuş.

      Teşekkür ederim, arkadaşım.

  3. Elif Öztürk SEYHAN

    Kalpten kalbe ince bir bağ… yazıların inanki o kadar içten ve samimi …
    Kalemine sağlık teyzemm ❤️👍🏻👏🏻

    • Samimi kalplerden samimi kalplere giden ince ama bir o kadar da sağlam yollar vardır. Bunu herkes göremez.
      Teşekkür ederim… 🙂

  4. Kadriye Ertürk

    Dipsiz bir mağarada mıyız yoksa içimiz mi bir dipsiz mağara… Bunun ayrımına varmak çok zor. Kitaptan alınan cümlelerin ve senin yorumunun içinde kayboldum adeta. Çünkü her cümle neredeyse sayfalarca yoruma zemin hazırlayacak değerde. Mesela insanın içine neşter atması kolay da onu teşhir etmesi zor bence. Bu apayrı bir tartışma konusu. ” Soysuz Çerçi”” benzetmesi müthiş bir benzetme olmuş. Bunun gibi üzerine saatlerce konuşulabilecek tespitler .Adeta kendimi arayan kendimi buldum yazıda. Bulabilmenin değil aramanın mümkün olduğunu öğrenen bir beni…

    • Tespit ettiklerimin içinden tespit ettiklerini okumak da benim için çok keyifliydi, teşekkür ederim… 🙂

      Bazı insanlar, varlıklarının en hassas noktalarına neşter atma ve onu teşhir etme cesaretine, sabrına ve gücüne sahip olmasalardı dünya ne kadar da yavan olurdu, öyle değil mi hocam?

  5. Sema Akan

    Güzel yorumlamışsın canım tşk:))

  6. Cihat Demirsoy

    Gülsüm Şule Bayraktar hocam emeğinize sağlık. Bir kitabı yazmaktan öte zor bir şey varsa, o da: yazılan bir kitabı kapsamlıca değerlendirebilmek.
    Bu kitap, ruhunun derinliklerine inmek isteyen ve orada kendi benliğine ait izler arayan bir insanın kör-topal çırpınışlarıdır.
    Bulmak kimseye nasip olmamışsa da onu aramak soylu bir davranış.
    Cismani olmanın dışında, varlığın daha çok ruhi olduğunu düşünenlerin okuyacağı bir kitap bu. Beğenilmesine sevindim. 🙏

  7. Evet, haklısınız, kitabınız varlığın daha çok ruhi olduğunu düşünenlerin tercih edebileceği bir kitap gibi duruyor ama bence maddeden bunalmış ruhlara da farklı ve keyifli bir deneyim yaşatabilir.

    Yazmak, güzel ama zor bir uğraş; uzun ve engebelerle dolu bir yol. Çıktığınız bu yolda size başarılar diliyorum hocam.

  8. Gülten Kuralkan Ekşi

    Kitabin bircok ifadesinden etkilendigimi soylemeliyim, eser merak uyandirici..
    Bu kadar derin bir karakterin, varolusu ozumsemeye bu kadar susamis bir karakterin sonunun olumle bitmesini istemezdim, beklemiyordum da..
    Emeginize saglik Sule hocam, ufkumuza isik tuttugun icin tesekkurler ✨💗

    • Sizinle aynı şeyleri hissetmişiz Gülten Hanım. Böyle olmamalıydı, demiştim ben de kitabı okurken, hüzünlenmiştim. Üstelik romanın sonunda okuyucuyu çok büyük bir sürpriz bekliyor; Tahir, işte tam da bu sürprize sahip olmuşken bunu yapmamalıydı, diye kızmıştım. Kitabı okuyacak olanlar olabilir diye kitabın sonu hakkında çok fazla detay veremiyorum, sadece sürpriz diyebiliyorum bu yüzden.🙁

      Güzel değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim.🙂💐

  9. Fatma Öztürk

    Hocam yine çok güzel ve etkileyici bir roman
    Şahsen ben çok etkileniyorum elinize yüreğinize sağlık

  10. Dilek Aras

    Her satırı beni öyle etkiledi ki kendimi sorgulamama vesile oldu . Hayra Vesile olan yapan gibidir inşallahŞulecim…Rûhumuz aç ve bu açlık dipsiz kuyulara salıyor bizi.Gerçekten kendimizi tanımıyoruz karanlıklar içinde kalmışız hayatımız avucumuzun içinden kayıp gidiyor ve biz hala dünyanın malayani şeyleri ile meşgulüz.”
    “Biraz eğilmiş olursan daha dik durmuş olursun ” ne güzel bir tespit bu değerleri kaybettiğimiz için ruhumuz tutunamıyor hiçbir yerlere…Kendimizi kendimiz bile anlayamıyoruz içimizdeki cevherin farkında değiliz bu eser bu açıdan kendimizi sorgulamamıza vesile olacağa benziyor iç dünyamıza giden kapıyı araladın girmeyi başarabilirsek ne Mutlu …Teşekkürler gönlü güzel huyu güzel arkadaşım

  11. Bazen küçük bir kıvılcım, büyük yangınlara sebep olabilir ya da bir kelebeğin kanat çırpmasıyla oluşan minik bir hava hareketi, kıtalar ötesi büyük bir fırtınaya dönüşebilir.
    Ümidimiz, küçücük gayretlerimizin bizleri de şaşırtacak büyük güzelliklere dönüşmesi.

    Hepimizi kapsayan çok yerinde bir öz eleştiri yapmışsın Dilekcim, yüreğine sağlık…💐

  12. Derya özmen

    Şulem yine her zamanki gibi muhteşem bir çalışmaya imza atmışsın tebrik ederim. Kitapta geçen şükür yumuşaktı isyan ise acı cümlesi şu yorgun yüreğime dokunan en ince nokta oldu. O kadar doğru bir tesbitki bu. Şükür gerçektende tam bir teslimiyet hali bir o kadar naif ve nazik gerçekten yumuşak öfke barındırmayan ve zaman zaman gözyaşı ile giden bir duygu seli. Lakin isyan öylemi çok acı içten bir çırpınış bir yok oluş, kiminle kavga ettiğini bilmeden yürekten gelen bir bağırma hali. Çok acı bundada gözyaşı var ama yakıcı. Lakin bu isyan anında eğer iman gücü ve göklerden gelen karara teslimiyet olmazsa vay ki vay, sınırda gidip gelmeler. İsyan gerçekten çok acı .Bu yüzdendirki kitabın sır bu cümlesi bile onunla bir an önce tanışmam için yeter bir sebep bana. Bu kitabı bana tanıttığın için sonsuz teşekkürler sana can

  13. Şükür ve isyan için yaptığın özgün tanımlamalar çok etkileyici Deryacım.
    Gözyaşlarımızın mahiyeti bile her iki durumda da birbirinden farklı; birinde tedavi, diğerinde yakıcılık var, demişsin. Çok güzel bir yaklaşım.

    Kitaba gelince, eminim çok seveceksin.🙂💐

  14. Hüsna Öztürk

    Tebrikler, çok güzel bir yazı👏🌹

  15. Sorguladıkça batıyoruz.Battıkça sorguluyoruz.Bir sevgi buluyoruz sonra.Ona sımsıkı sarılıyoruz ve kurtuluyoruz.Sevgiler hocam☺

    • Sevginin olmadığı bir hayat felsefesi düşünülemez bile.
      Sorgulamaya gelince, hassas bir sorgulama da en az sevgi kadar gerekli sanırım ve o da hep olmalı Sinan Bey, öyle değil mi?😕

  16. Gülay Doğan

    Sevgili Hocam,
    Bir kitabı sizin yorumlarınızla okumak çok keyifli.Yorumlarınız, yönlendirmeleriniz bizi mest ediyor.
    Yorumladığınız kitaplardan hangisini ne zaman okumalıyım telaşı, hepsini bitirmek mümkün olur mu kaygısıyla sabrın cenderesinde bekleyişe geçiyoruz.💦

    • Söylediklerinizi iltifat kabul etmiş olsam da tecrübeli bir edebiyat öğretmeninden bunları duymak beni çok sevindirdi.😊

      Bu yazıların arasına sizin yazılarınızın da katılacağı günleri iple çekiyorum. 💐

  17. Gülay Doğan

    Tıpkı Tahir gibi yapsak…

    Kitaplara gözlerimizi, vaktimizi versek kitaplardan aklımızın kıyısından köşesinden geçmeyen fikirler, duygular satın alsak.

    Keşke biz de böyle bir macera yaşasak.
    Değiştirsek, tokuştursak…
    Keşke…

    Ruhumuzu bu yumuşak esinti inceltse, inceltse, inceltse.
    İncelterek şekil verse.
    Keşke…

    Gülsüm Şule Hocam,
    Kitaplarla ilgili yaptığınız alıntı ve yorumlarınız çok etkileyici.
    Tahir ele avuca sığmayan kişiliğini önce ailesi sonra kitaplara teslim ediyor.
    Darısı bize.
    Saygılar 🌷

    • Dileklerinize katılmamak mümkün değil Gülay Hanım. Samimiyet, her şeye olduğu gibi dileğinize de ayrı bir güzellik vermiş.🙂

      Tahir, yazarından öğrendiğime göre %80 Cihat Demirsoy’u yansıtıyormuş Gülay Hanım. Anladığım kadarıyla Cihat Bey de nitelikli kitap seçme konusunda hassas. Bugünlerde sosyal hesaplarında kitapseverlere Seneca’nın Ahlak Mektupları adlı eserini tavsiye ediyor.

  18. Gülsen

    Yorum muhteşem olmuş Şule hocam kalemine ve emeğine sağlık. Aslında hepimizin içinde bir Tahir var bence…

    • Bence de var. 🙂
      Hepimizin içinde bir yerlerde, kendi varlığının anlamını bulmaya çalışan, ruhu güçlü fırtınalara maruz kalmış, ızdırap çeken, kırılgan, hassas, düşünen, hisseden, sorgulayan bir Tahir var.

      İltifatınız için teşekkür ederim Gülsen Hanım. 🙂

  19. Cihat Demirsoy

    Evet Seneca: Ahlâk Mektupları… birçok eseri var Seneca’nın hepsi ayrı ayrı defalarca okunmalı. Benim gibi güzel sözlerin üzerini patlatarak okuyorsanız, çok kalem tüketeceğinizi söyleyebilirim.
    Montaigne Denemeleri ile beni çok etkilemişti. Seneca da Montaigne’yi etkileyen en önemli kişi. Hatta montaigne için ‘Fransız Seneca’ lakabı kullanılır.
    Ahlak mektupları 2000(iki bin) yıl önce yazılmış ama içinde değerli inciler barındırıyor. Okudukça ne kadar az düşünen birileri olduğumuzu kavrayacak, kimilerinin ne kadar çok düşündüğünü anlayacağız ve utanacağız düşüncesizliğimize.
    Şu an Jan jak russo’nun ‘itiraflar’ isimli kitabını okuyorum. 800 sayfalık bir kitap. Cemil Meriç’in büyük övgüler savurduğu Jan jak russo, düşünceye ifade gücünü eklemiş. Onu okurken de, bir düşüncenin ne güçlü ifadelere dile getirebileceğıne şaşırıyor insan.

    • Kesinlikle çok haklısınız Cihat Bey. Düşünmek çok önemli bir eylem, evet, ama ya düşünceyi ifade edebilme gücü?
      O ise bambaşka bir şey.

      İstifade edilebilecek açılımlar yaptığınız için çok teşekkür ederim.

  20. Gülay Doğan

    Saygıdeğer Şule Hocam,
    Muhteşem yazılarınız ve göz kamaştıran emeğinizin ilgili seyircisi, sadık takipçisi olmak bile boyumu aşıyorken ne diyebilirim ki?..
    Sizin çok daha yakınınızda yer almak, davetinizin şerefine nail olmak adına çırağınız olmayı becerebilirsem ne âlâ…

    • Estağfurullah Gülay Hanım,
      İnanın söylediğiniz güzel ötesi sözlerin sahibi olarak görmüyorum kendimi.

      Siz söylemişseniz sizindir, diye düşünüyorum.

      Yazılarınız için hazırlık yapmaya başlayın bence. Hem böylece bu sayfalardaki çırak sayısı bir iken ikiye çıkmış olur.

      Fena mı olur yani?🙂💐

  21. Gülay Doğan

    Çok teşekkür ederim.

    Hep böyle kalın.

    Hep böyle bilge…

    Olgun ve örnek.

    Hep böyle 👏

    • Benim gibi birini “bilge” yapmanız ruhunuzdaki enginliğe işaret kesinlikle.🙂

      Güzel sözlerinizi gerçekten hak etmeyi çok isterdim ama ne yazık ki öyle değilim Gülay Hanım. Sanırım kişiliğinizdeki pozitif bakış açısıyla ilgili bir durum bu ancak utanarak itiraf etmeliyim ki hoşuma da gitmedi değil doğrusu.

      Hep burada kalın, sevgiler…😊💐

  22. Gülay Doğan

    Seneca Motaigne’i, Motaigne J.J. Rousseau’yu etkilemiş.
    Cihat Bey’in bu silsileyi şuurlu bir takibe aldığı belli.
    Cihat Bey’in bir başka deyişle Tahir’in tercihlerinden haberdar olmak ne güzel.

  23. Cihat Demirsoy

    En değerli kitaplar bizleri daha değerli olanlara yönlendiriyor.
    Güzel bir çıkış noktası yakalayan her bilinçli okur, kendi tarzına ve düşüncesine uygun kitapları yine okuduğu kitaplardan ediniyor.
    Başkalarından kitap tavsiyesi almayı çok düşünmedim. Çünkü çıktığım yol, bana güzel kitap durakları bahşetti.
    Büyük zekalardan süzülen özleri toplamak güzel bir uğraş.

    • Siz de biliyorsunuz ki kitap seçimi çok önemli bir konu Cihat Bey. Yanlış tercihlerinden dolayı kitaplardan uzaklaşan ve eline bile almak istemeyen kişiler var ne yazık ki ya da bir yerden başlamak isteyip de nereden başlayacağını bilemeyen.

      İşte bu noktada imdada, kitap seçimi konusunda belli mesafeler katetmiş kişiler yetişiyor. Değerli yazarları ve kitapları, bazıları bu mesafeyi katetmiş yazarların kitaplarının satırları arasında bulurken bazıları da bulanların söylemlerinden yakalamaya çalışıyor.

      İyi bir çıkış noktası yakalamak çok önemli ancak bu noktanın kolay yakalanamayacağı da acı bir gerçek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir