Buğu (Kitap Yorumu)

BUĞU

İlk baskısı 2006 yılında yapılan ve roman türünün günümüz Türk edebiyatındaki en son örneklerinden biri olan Buğu, Nihan Kaya↵ imzasını taşıyor. 

Dünya tarihinin, en uzun süren ve bir türlü de çözülemeyen en kanlı çatışmalarından birinin yaşandığı Filistin‘in, bir romanın satırlarında nasıl bir çığlığa dönüştüğünü analiz etmeden önce, Buğu‘nun yazarıyla ilgili aldığım bir iki notu paylaşmak istiyorum sizinle. Ardından Filistin’in geçmişiyle ilgili küçük bir hatırlatma yapacağım. 

Nihan Kaya

bugu-nihan-kaya-

Romancı, öykücü, araştırmacı ve akademisyen Nihan Kaya, Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. Yüksek lisansını İngiltere’de psikanaliz üzerine yaptı, doktorasını ise “Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü”nde tamamladı. Türkçede psikoloji içerikli romanlar, İngilizcede sanat ve edebiyat konulu psikoloji metinleri yayımladı. Öykülerini bir araya getiren ve psikoloji ile edebiyatın ayrılmaz bir bütün olduğunu gösteren “Çatı Katı” adlı eseri ile Türkiye Yazarlar Birliği ödülü aldı.

Buğu adlı romanıyla da gerçek dünyada karşılığı olan büyük bir trajediyi edebiyatın duygu yüklü dünyasına taşıyarak dikkatleri bir kere daha Filistin üzerine çekmiş oldu.

Filistin

Bugün hâlâ devam eden Filistin meselesinin kökleri, Yahudilerin, 19. yy.’ın sonlarına doğru, Filistin topraklarını hedef alan devlet kurma çabalarına kadar uzanıyor. Bölgenin hareketlenmesine yol açan bu çabalar, büyük bir kaosun da başlangıcı oldu. 1947‘de Araplar ile Yahudiler arasında yaşanan ilk ciddi çatışma, 1948‘de İsrail devletinin kurulmasının ardından şiddetini artırarak devam etti.

Art arda yapılan savaşlar, 1967′de İsrail’in, hem uluslararası hukukun “kuvvet kullanma yoluyla toprakların işgal edilemeyeceği” ilkesini çiğnemesi hem de BM Güvenlik Konseyi‘nin kararlarını hiçe sayarak Kudüs‘ü işgal etmesiyle de büyük bir vahşete ve çözümsüzlüğe dönüştü. 

Öyle ki bu insanlık dışı hukuksuzluk ve işgal; başta çocuk, kadın ve yaşlı olmak üzere binlerce masum insanın katledilmesine, hayatta kalanların ise değişik şekillerde zulüm görmesine ve büyük travmalar yaşamasına sebep oldu. 

Bize çok yakın olan bu bölgede ne yazık ki kanlar bugün dahi akmaya, savaştan kaynaklanan travmalar da yaşanmaya devam ediyor. 

Buğu, işte bu gerçeklikten hareket ederek kurgulanmış bir roman.  

Roman ve Gerçek

Buğu, “Roman” ve “Gerçek” başlıkları altında iki ayrı koldan ilerleyen ve aynı zamanda yazarın, “Nihan Kaya” ismiyle kendisini de roman karakterleri arasına dahil ettiği sıra dışı bir roman. 

Romanın bu özelliği, anlatılan olayların, gerçeklikle kurduğu sıkı bağı gösteriyor ve aynı şekilde, kurgunun yani “yalan”ın, “gerçek”lerle içi içe geçtiği, zaman zaman da birbirine karıştığı izlenimini de uyandırıyor. 

Nihan Kaya, Buğu‘nun neden gerçek ve roman olmak üzere iki başlığa bölünerek ilerlediğini, bir röportajında Voltaire’in şu sözüyle açıklıyor:

“Tarih, gerçekmiş gibi gösterilen kurmacayı resmeder. Diğer yandan, hikâye, kurmacaymış gibi gösterilen gerçekleri resmetmektedir.”

Canlı Kalkan

Buğu, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki hastalardan biriyle, tezinde referans olarak kullanmak niyetiyle görüşmek isteyen ve bu hastaneye ancak temizlik görevlisi olarak girebilen Nihan Kaya ile yine bu hastanede tedavi gören Yasef‘in diyaloglarıyla ilerliyor.

Bu diyalogların içinde yer alan ve bugün Filistin topraklarında yaşananlarla neredeyse bire bir örtüşen betimlemeler ise, çatışmaların göbeğinden çıkıp İstanbul‘a gelen ama aklı hep Filistin topraklarında kalan Nur‘un anlatımıyla veriliyor:

“Sen hiç, hiç canlı kalkan olarak kullanılan çocuk gördün mü? Bir direğe bağlanmış, sallanan, her yanından yara almış, kan içinde ama hâlâ yaşayan, can çekişen, o hâlde gün boyunca oradan oraya sürüklenip duran çocuk gördün mü? Söylesene gördün mü? Canlı canlı gömülen insanlar gördün mü? Bir meydanda yan yana yatırılan, sonra da üzerlerinden hepsinin pestili çıkana kadar tank geçen onlarca yaralı, bir yere kaçamayan insan gördün mü, çığlıklarını duydun mu?” (Buğu, Nihan Kaya, s.72)

Kurgu olarak değerlendiremeyeceğiniz kadar gerçek, benzerlerinin zaten yaşandığını bildiğiniz bu betimlemeler, savaşın ve vatansız kalma korkusunun, bir insanın ruhunu nasıl da paramparça edebileceğini ve ona neler yaşatabileceğini hissettirmesi bakımından ayrı bir öneme sahip:

“Evi, içindeki her şeyle beraber yakılmış, yıkılmış, ne elinde tek bir eşyası, ne başında tek bir kimsesi ile ortada çırçıplak kalakalmış bir çocuğun durumunu düşündüm mü peki? Ben bu evleri yıkan buldozerlerin birinin küreğinde yetmiş üç yaşında bir adam gördüm. Adam içinde doğduğu, yaşadığı, torunlarını eline aldığı evi korumaya çalışıyordu. Ev tamamen yıkılıp harabeye döndüğünde, yıllardır tanıdığım bu adamın kollarını, bacaklarını ayrı ayrı köşelerden topladım ben. Onu doğduğu evin toprağına bir bütün hâlinde bile gömemedim. Başını ne tarafa yerleştireyim bilemedim.” (Buğu, Nihan Kaya, s.92)

Nur ve Yasef

Nur ve Yasef, Buğu’nun iki anakarakteri. 

Kendisini “ailenin tek çocuğu olduğu için üzerine fazlasıyla düşülmüş, ihtimamlı yetiştirilmiş, biraz sünepe, sessiz, içine kapanık, yavaş, sıradan, pısırık” olarak niteleyen ve İstanbul’da yaşayan bir Yahudi: Yasef

ile

“boynu bükük ama bu boynun üzerindeki başı hep dimdik duran”, doğru düzgün eğitim görmemiş, akıllı, muhteris, ehl-i aşk, hem sade hem rengârenk ve Filistinli bir Müslüman olan Nur

Nur’u küçüklüğünden beri seven, onun mutluluğuna kendi mutluluğundan daha çok kafa yoran ve bütün varlığını Nur’a adayan Yasef

Gözü Filistin’den başka hiçbir şeyi görmeyen ve bütün benliğiyle kendisini Filistin topraklarına adayan Nur

Filistin’deyken canı tehlikeye giren Nur, İstanbul‘a kaçabilmek için Yasef’le kâğıt üzerinde bir evlilik yapmak zorunda kalır. Aynı evi paylaşmaları, iki ayrı dünyanın insanı olan Nur ile Yasef arasındaki bakış açısının ve duyarlı oldukları konuların farklılığını daha da belirgin kılar ve bu belirginlik arttıkça da birbirlerini anlamaları o denli güçleşir:

“Ben sana Sabra veya Şatilla Katliamı‘nda yürütülen nokta vuruşu operasyonlarında henüz üç aylık olan Ziyauddin bebeğin çok yakın mesafeden atılan mermilerle nasıl alnından vurularak öldürüldüğünü anlatırken bana bakıp ‘Dudakların incecik.’ diye cevap verdiğin zamanlardan hiç farkın yok şu anda… Rakam mı istiyorsun? Sen bu katliamda tam dokuz yüz doksan bir masum sivilin öldürüldüğünü ama cesetlerin tanınmayacak derecede berbat hâlde olduğu için aralarından sadece üç yüz yirmi sekiz kişinin kimliğinin tespit edilebildiğini biliyor musun?” (Buğu, Nihan Kaya, s.92)

Şiirsel Anlatım

Okuduğunuzda siz de göreceksiniz ki Nihan Kaya’nın ele aldığı konu ve onu işleyiş tarzı kadar anlatımı da oldukça dikkat çekici.

Kitabın daha ilk sayfalarında, anlam yönünden birbiriyle ilgisi olmayan kelimelerin art arda sıralanışı ve bazı kelimelerin tekrarı, romanda derin bir buhranın anlatılacağının sinyallerini veriyor. Bu durum içeriğin, romanın biçim özellikleriyle de ilişkili olduğunu gösteriyor.

Şiirselliğin ön plana çıktığı sonraki sayfalarda ise anlatım, yine aynı tarz tekrarlar sayesinde daha çekici bir hâle bürünüyor:

“Uzun bir yolculuktan sonra eve dönmek gibisin. 
‘Eve geri dönmek’ gibisin…
Düştükten sonra tekrar kalkmak gibisin. Kitabın kapağını ilk kez açmak gibisin. Uykuya dalmak, bir anda dalıvermek gibisin. 
Sonsuza kadar yerleşmek gibisin. Bir daha hiç dönmemek gibisin. İçimden hiç dışarı çıkmamak gibisin. Kulağımdan çıkmayan sesler, sözler gibisin. 
Dümdüz bir yola alabildiğine koşmak gibisin. Yere boylu boyunca uzanmak gibisin. Düşünmeden mırıldanmak gibisin. Her mevsim tekrar dönmek gibisin. Her sabah yeniden kalkmak gibisin. 
Yaşlanmadan ölmek gibisin. Gitmeden varmak gibisin. 
Hiç aramadan bulmak gibisin. İçime doğmuş, orda kalmış gibisin. 
Koşmak koşmak, hiç durmamak gibisin. 
Dönmek dönmek, hiç bulmamak gibisin. 
İçmek ama hiç kanmamak gibisin. 
Sahile varıp gemileri yakmak gibisin. Susmak ama hep anlatmak gibisin. 
Sebepsiz gözyaşı dökmek gibisin. 
İçim dışım, dışım içim gibisin. 
Ölmek ölmek, hep öldürmek gibisin.” (Buğu, Nihan Kaya, s.113)

Ters Yüz Etmek

Buğu‘nun anlatımındaki bu şiirselliğin yanında, ayrıca kavramların zihnimizdeki karşılıklarını alabora etmeye niyetli bir çabanın olduğunu söylemek de mümkün:

“Arka arkaya söylediğim iki şey doğru ise, mesela önce adımı ve sonra yaşımı söylüyorsam ve doğru da söylüyorsam bu söyleyeceğim üçüncü şeyin de doğru olacağına delalet eder mi? Doğruların arasına sıkıştırılmış yanlışlar ve yanlışların arasına sıkıştırılmış doğrular ne olacak?” (Buğu, Nihan Kaya)

Bakış açımızı değiştirmek şeklinde de ifade edebileceğimiz bu durum, düşüncelerimizi ters yüz etmek ve böylece gerçekleri daha iyi görebilmek anlamına da geliyor. Tıpkı kadın ve erkek algısının değişmesi gibi:

“Halbuki ben, toprağı kadın sanırdım. Meğer hikâye yanlışmış; aslında deniz kadın, kara erkekmiş. Kara sağlam, ciddi, ağırbaşlı dururmuş; deniz her gece kendisini gider karaya vururmuş. Kara da, hep sessiz, sakin görünürmüş ama gece gündüz denizin yanında durur, tek başına, mağrur duruyor gibi görünse de aslında denizin dibinden bir an bile ayrılmazmış. Deniz gidip gidip gelir karaya vurur veya her yeri dolaşıp sonunda su hâlinde toprağa geri dönermiş.” (Buğu, Nihan Kaya)

Son Söz

Filistin, derinliği olan ve bağrında büyük sancıları barındıran oldukça ciddi bir mesele. Böylesine derin bir meselenin bütün yönleriyle bir sanat eserinde işlenmesi mümkün değil elbette. Ancak dikkatleri bu derinliğe çekebilme çabası da takdire değer doğrusu.

Hele ki bu bir edebî metinse…

Çünkü bu tür olayların sebepleri ve sonuçlarıyla beraber birçok yönünü tarihî bir metinden öğrenebilirsiniz belki ama Filistin‘in uğradığı zulmün duygusal derinliğini, yaşanan şeylerin arka planını, görünenlerin bir de görünmeyen yüzünü ise ancak Buğu gibi hislerinizi harekete geçirebilen ve empati kurmanızı sağlayan edebî bir metnin satır aralarında duyabilirsiniz.

bugu-nihan-kaya

Not: Buğu adlı romandan sizin için derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Öztürk

    Emeklerine sağlık, teşekkür ederim

  2. Mustafa Öztürk

    🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌻🌼🌼🌼🌼🌼🌼🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌸🌸🌸🌸🌸🌸🌸

  3. Mustafa Akan

    Çok iyisiniz hocam🍀🍀🍀

  4. Derya

    Mesele Filistin üzerine ise mutlaka okumalıyım..Teşekkürler arkadaşım bize bu romanı tanıttığın için eline sağlık.🌹🥀🌺🌻🌼

    • Sizinle paylaşmak da beni mutlu ediyor. Şayet kitabı okursan, ne düşündüğünü öğrenmeyi çok isterim.

  5. Fatma Öztürk

    Hocam zaten çok üzülüyordum. Romanı okudukça yaralarım tazelendi. Filistin’lilere Rabbim yardım etsin. Sen de tekrar insan alemine duyurduğun için teşekkürler…👏👌🏻🖋

    • Sizi üzmek istemezdim Fatma Hanım ama kanayan yaralar, derin acılar var ve hiç bilmediklerimiz, bilemeyeceklerimiz var. Gözlerimizi yumsak bile kulaklarımız var, hadi onu da kapattık diyelim, hiçbir şekilde susturamayacağımız vicdanlarımız var.
      Tabii ki aklımız da var. Bu tür ciddi meseleler vicdan, akıl ve sağduyuyla çözülmeli ama mutlaka çözülmeli çünkü ölen ya da hayatı kararan binlerce çocuk var.

  6. Hüsna Öztürk

    Benimde ruhumu paramparça eden çook ciddi çok önemli bir konu yıllardır çekilen ızdıraplar masumlara yapılan işkenceler akıl almaz zulümler ve en önemlisi de elimizden hiçbir şeyin gelmeyişi 😔yorumlarinizdan ve bizlere verdiğiniz bilgilerden yazarın bu ciddi konuda cok duyarlı olduğunu ve yapabileceği enn doğru şeyi yaptığını düşündüm.keşke toplum olarak bizde bir şeyler yapabilsek keşke acı içinde olan kardeşlerimize elimizi uzatabilsek keşke bu eseri herkes alıp okusada bu gafletten uyanabilsek😭size ve yazara sonsuz teşekkürler 🌹

    • Bütün insanlık; tanık olduğu her zulme, renk, dil, din, ırk ayrımı yapmadan, sesini yükseltebilecek samimiyeti göstermediği sürece çözüm de yakın olmayacaktır diye düşünüyorum.

      Güzel temennileriniz için çok teşekkür ederim.

  7. Hüsna Öztürk

    Sevgili Şule Hocam emeklerinizden dolayı sonsuz teşekkürler. 🌹❤️

  8. Elif ÖZTÜRK SEYHAN

    👍🏻👏🏻😘

  9. Beyza Nur

    🌷

  10. Melik Vatansever

    Müthiş derinlikler var eserde Gülsüm Hanım. Felsefi vurgulardan çok etkilendim. Nedendir bilmem bir gün Farid Farjad’ı dinlerken bu eseri baştan sona okuma arzusu duydum içimden. En kısa zamanda…

    • Derinliği olan bir konu, felsefik bakış açısı ve şiirsel bir anlatım bütünleştiğinde ortaya güzel bir eser çıkıyor.

  11. Bayram UĞUR

    Bu kadar iyi kitaba ancak bu kadar mükemmel bir yorum yapılabilirdi.
    Elinize, yüreğinize sağlık.
    Tebrikler hocam 😉 …
    [Okuyacam kitaplar listesinde ilk sıraya girdi :)]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir