Aktar Musa Efendi / Hikâye Yorumu

Aktar Musa Efendi, Hikâye Yorumu

Son zamanlarda okuduğum en güzel ve en anlamlı hikâye ve -içerdiği mesajın önemine binaen söylüyorum- sık sık hatırlanması gereken önemli bir eser “Aktar Musa Efendi“.

Yaptığı eylemi asıl bağlamından kopararak ona, kendi bozulmuş gerçeklik algısına göre, bambaşka ve gerçek dışı idealist anlamlar yükleyen bir insanın, yaşadığı yanılsamanın etkisiyle hangi korkunç eylemleri gerçekleştirebileceğini sezdiren enfes bir hikâye.

Uzun Çarşının Uluları adlı eserin içinde yer alan hikâye, Viyana Yüksek Pedagoji Enstitüsünde başlayan eğitim tahsilini Harvard ve Columbia Üniversitelerinde devam ettiren, Türkiye’ye döndüğünde ise çeşitli üniversitelerde marazi ruhiyat, özel eğitim ve ruh sağlığı alanlarında dersler veren, eğitimle ilgili çok önemli girişimlere de imza atmış Mitat Enç‘e ait.

Hikâyeye gelince…

Musa Efendi, aktarlık yaptığı dükkânda kendi buluşu olan özel merhemlerle çevresine şifa dağıtan, temizliğe ve düzene düşkün, esnafın kendi aralarında yaptığı kaba saba şakalara hiç katılmayacak kadar ciddi, kavga etmeyi hiç bilmeyecek kadar da yumuşak başlı bir adamdır.

Karısı Zelluh teyze ise, Musa Efendi’nin tersine, akşam yatak sürmeyi, sabah kalkınca da toplamayı boşuna bir külfet saydığı için her şeyi olduğu gibi bırakacak kadar rahat bir kadın.

Ortak bir derdi vardır bu iki farklı insanın:

Oğulları Vehbi

İçkiye, kumara, esrara bulaşmış, “din, iman, ana, baba, küfrederek edepsizlenmekten utanmayan”, dileği yerine gelmeyince annesine, babasına “Ulan, ver bana şu bıçağı… İkinizi de şöyle bir doğrayayım soğan gibi…” diyerek saldıran ve canı sıkıldığında da su tasını onların üstüne fırlatmaktan hiç çekinmeyen genç bir adam.

Bir annenin bile tahammül sınırlarını zorlayan bu eziyet karşısında sabrı tükenip canından bezince Zelluh teyze, “uyandırmaz uykulara salacak bir ilaç” yapmasını ister Aktar Musa Efendi‘den.

Felakete doğru giden yolların kaldırım taşları da böylece döşenmeye başlamış olur.

Vehbi, kendisini uyutup etkisiz kılan ilaca öyle bağımlı bir hâle gelir ki ilacın tükendiğini anladığı zamanlarda evin altını üstüne getirir.

Hem dükkânının bütün gelirini silip süpüren ilacın hem de oğlunun yaşattığı sıkıntının etkisiyle ne yapacağını bilemez durumdayken bir gün karşısına çıkan bir müşterisinin söylediği sözler, Aktar Musa Efendi‘nin içine düşeceği büyük yanılsamanın fitilini ateşler:

“Hayat-ı beşer hayır ve şer kuvvetlerinin savaşından başka bir şey değil. Bir bakarsın şer kuvvetleri zinciri koparıp ortaya dökülmüş… Her yanı kasıp kavuruyor. Hayır kuvvetleri korkup sinmiş, deliğine çekilmişe benziyor. Ama efendim, gaza meydanı şerre bırakılmaz. Hayat cehennem olur… Hayır kuvvetleri toparlanıp cihada girişmeli… Şerri yok etmeli.” (s.22)

Şerri yok etmeli!

Musa Efendi de yok eder oğlunu, evet. Yaptığı ilacın içine kattığı zehirle öldürür Vehbi’yi.

Niçin?

Oğlunu toprağa defnederken Musa Efendi’nin yüzünde beliren ve ancak çok dikkatli bakanların görebileceği gülümsemenin ardında gizlidir bunun sebebi:

“Kim bilir, belki de Musa Efendi, kendini saldırgan şer kuvvetlere karşı savaşan hayır ordusunun komutanı gibi hissediyordu.” (s.24)

Tıpkı Musa Efendi gibi,

dünyanın değişik yerlerinde birçok devletin savaşta, siyasette, ekonomide

ya da

hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun birçok insanın da günlük hayatın içinde benzer yanılsamaların ağına düşüp kendisini kandırabildiğine; eylemlerine gerçekliğe hiç de uygun olmayan ideal anlamlar yükleyip buna bağlı olarak büyük hatalar işleyebildiğine çokça tanıklık etmiyor muyuz biz de?

kitap (25)

Düşüncelerinizi yorum köşesinde bizimle paylaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Akan

    🍀🍀🍀

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir