Sofie’nin Dünyası (Kitap Sözleri)

SOFİE’NİN DÜNYASI

Ön kapağında “Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman” ifadesinin yazılı olduğu Sofie’nin Dünyası adlı roman, özellikle gençlere yönelik kitaplarıyla tanınan Norveçli felsefe öğretmeni Jostein Gaarder‘a ait.

Sofie’nin Dünyası (Kitap Yorumu)↵

İlk kez yayımlandığı 1991 yılından beri ilgi çekmeye devam eden eser; Korece, Rusça, Japonca, Arapça başta olmak üzere kırka yakın dile çevrilir ve en çok satan kitaplar listesinde en üst sıralarda yer alır.

Bu eser için üzerinde çalıştığım yorum yazımı yayımlamadan önce kitaptan derlediğim sözleri paylaşacağım sizinle ancak ondan da önce kitabın içeriğiyle ilgili bir iki söz söylemek istiyorum.

İslamiyet’in ve Hıristiyanlığın henüz bilinmediği tarihlerde ya da halk dinlerine ait boş inançların hüküm sürdüğü çağlarda özellikle bazı filozofların Allah’ın varlığını hissetmeleri ve bunu dile getiriş tarzları, dikkat çekici bir durumdur bana göre.

Yine aynı şekilde, hakikati kendilerine göre yorumlamalarına rağmen bazı filozofların yine kendi çabalarıyla ulaştıkları bazı hakikatlerin, İslamiyet’in Allah tasavvuruyla ve Vahdet-i Vücud akidesiyle olan benzerliği de oldukça düşündürücüdür.

Işık Doğu’dan Yükselir adlı eserinde Cemil Meriç,

“Felsefe sayesinde seçkin insanlar yahut yeryüzündeki melekler en yüce Yaratıcı’ya yaklaşırlar.” der.

Sanırım bu durumu Allah’ın sonsuz merhameti çerçevesinde değerlendirmek en doğrusu.

Zira Allah’ın, kendi varlığını, en ıssız zaman ve mekânlarda dahi kalplere hissettirebilmesini başka neyle izah edebiliriz ki? Felsefenin bir de bu bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

MS 354 – 430 yılları arasında yaşamış ünlü filozof Augustinos her ne kadar,

“Felsefe, Tanrı’yı bilmektir ve gerçek felsefeyle gerçek din özdeştir.”

demişse de, önemli mütefekkirlerimizden Cemil Meriç‘in

“Felsefe tereddüttür, İslam imandır.”

sözünü göz ardı etmeden ve yine filozofların bazen aslı astarı olmayan meselelerle uğraştıkları gerçeğini de unutmadan felsefeden haberdar olunması gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi gelelim kitap sözlerine.

Uzunluğundan dolayı yazının gözünüzü korkutmayacağını umarım. 🙂


KİTAP SÖZLERİ

Neden Yaşadığımızı Bilmek

“Hayatta en önemli şey nedir? Açlık çeken birine bu soruyu sorarsak cevap ‘yemek’ olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap ‘sıcak’ olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka ‘diğer insanlarla beraber olmak’ olacaktır ama bütün bu  ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hâlâ? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamaz. Tabii ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır: Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.”

İnsan

“İnsanın bir makineden daha fazla bir şey olması gerekmez miydi? (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Neden Yaşıyoruz?

“Neden yaşadığımız konusuna ilgi duymak pul biriktirmek gibi rastlantısal bir ilgi değildir. Böyle sorularla ilgilenen insan, neredeyse bu gezegende var olduğumuzdan beri insanların üzerinde konuştukları bir şeyle ilgilenmiş oluyor.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Nasıl Oluyordu Acaba?

“Hava ısınıp ve kalmış son karlar da erir erimez şu cansız topraktan tonlarca yeşil bitkinin fışkırması nasıl oluyordu acaba?”

“Ölümden sonra bir hayat var mıydı acaba?”

“Kimsin sen?”

“Dünya nereden çıktı?”

İyi Bir Filozof

“İyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Böcekler Gibiyiz

“Biz tavşanın tüylerinin en diplerinde oturan kımıl kımıl böcekler gibiyiz ama filozoflar büyük sihirbazın gözlerinin içine bakabilmek için ince tüylerin uçlarına tırmanmayı denerler.” (tavşan=evren)

Sır

“Derinlerimizde bir yerde bir şey bize hayatın büyük bir sır olduğunu söyler.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Heraklitos 

MÖ 535? – MÖ 475

heraklitos

Aynı Irmağa İki Kez Girilmez

(Heraklitos’a göre) “Çünkü ikinci kez ırmağa girdiğimde ben de değişmiş bulunuyorum, ırmak da.
Tanrı, kendini tam da sürekli değişen ve karşıtlıklarla dolu olan doğada göstermektedir.

Yani Heraklitos↵ doğadaki tüm değişimler ve karşıtlıklar arasında bir tür birlik ya da bütünlük bulmaktaydı.  Her şeyin altında yatan bu ‘şey’e de ‘Tanrı’ ya da ‘logos’ adını vermişti.”

Kendini Tanı!

Delphoi tapınağında kazılı ünlü bir yazı vardı: Kendini tanı! İnsanların kendilerini insandan daha fazla bir şey saymaması gerektiği ve hiç kimsenin kaderinden kaçamayacağı anlamına geliyordu bu.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Sokrates

MÖ 470 – MÖ 399

sokrates

Sokrates↵ ‘Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.’ diyordu.”

Patlayıcı Madde

“Bazen bir tek soruda bin cevaptan daha fazla patlayıcı madde bulunur.”

Aykırı Davranmak

“Sokrates’e göre kendi düşüncelerine aykırı davranan insan mutlu olamaz.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Mucize

“Dünyanın nasıl kavranılmaz bir mucize olduğunu bir kez daha fark etti Sofie.”

Antik Çağ

Aristoteles (Aristo)

MÖ 384 – MÖ 322

Aristoteles↵ Platon ile beraber Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri

“Doğadaki tüm hareketi başlatmış bir Tanrı olması gerektiğini birkaç yerde söylemiştir Aristoteles.”

Nasıl Mutlu Olunur?

(Aristoteles’e göre) “İnsan, ancak bütün yeti ve olanaklarını ortaya koyabilir ve kullanabilirse mutlu olur.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Felsefe

“Kişisel görüşler geliştirmek için iyi bir temel sağlıyor felsefe.”

Sokrates, Platon, Aristoteles

“Bu filozofların ortak yanı, insanın en iyi nasıl yaşayıp öleceği sorusunu yanıtlamak istemeleriydi.”

Stoacılar

Cicero

MÖ 106 – MÖ 43

Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar

cicero

“Stoacıların başında hatip, filozof ve politikacı olan Cicero gelir. Cicero, bireysel, insanı merkeze yerleştiren bir dünya görüşünü anlatmak üzere hümanizm sözcüğünü ortaya atmıştır.

Seneca

MÖ 4 – MS 65

Romalı filozof, devlet adamı, hatip ve tragedya yazarı

seneca

“Bir başka stoacı olan Seneca ise bundan birkaç yıl sonra insan için insanın kutsal olduğunu yazacaktı. Bu deyiş o günden beri hümanizmin sloganı olmuştur.”(Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Stoacılar “Her insanı minyatür bir dünya, ‘makrokosmosu’ yansıtan bir ‘mikrokosmos’ sayıyorlardı.”

Hiçbir Şey Rastlantı Değil

“Stoacılara göre hiçbir şey rastlantı eseri değildir. Her şey zorunlu olarak gerçekleşir ve kader gelip kapıyı çaldığında yakınmak pek bir işe yaramaz.”

Stoacı Sükûnet

“Bugün hâlâ bir insan duygularına kapılmadığında, ‘stoacı sükunet’ten söz edilir.”

Epikuros

MÖ 341 – MÖ 270

Helenistik felsefenin en önemli düşünürlerinden birisi

Sadece Kendi Keyfini Düşünmek

“Epikuros’tan sonra birçok Epikurosçu tek yanlı bir haz bağımlılığına yöneldi. ‘İçinde bulunduğun an’ı yaşa!’ ilkesini benimsediler. Günümüzde ‘Epikurosçu’ sözcüğü genellikle olumsuz bir anlamda, ‘sadece kendi keyfini düşünen kişi’ anlamında kullanılıyor.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Plotinos

MS 205 – MS 270

Platon’un, Hellenistik Çağ’da ve bu arada Ortaçağ’da, hem Hıristiyan hem de İslam felsefesinde etkili olmasını sağlayan ünlü Yunan filozofu

Büyük Sır

(Platinos’a göre) “Gördüğümüz her şeyde tanrısal sırrın bir parçası saklıdır. Bir ayçiçeğinden ya da bir gelincikten parladığını görürüz onun. Ağaç dalından uçan bir kelebek -ya da akvaryumda yüzen bir balık- gördüğümüzde, bu derin sırra biraz daha yaklaşırız ama Tanrı’ya en çok yaklaştığımız yer, kendi ruhumuzdur. Ancak orada yaşamın büyük sırrıyla birleşebiliriz. Hatta nadiren de olsa, kendimizi bu tanrısal sırla aynı hissettiğimiz anlar vardır.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Platon 

MÖ 427 – MÖ 347

İslam dünyasında Eflatun↵ olarak bilinen, Antik klasik Yunan filozofu

platon

Mağara Benzetmesi

“Platon’un mağara benzetmesini hatırlatıyor. Mağaranın ağzına ne kadar yaklaşırsak, var olan her şeyin kaynağına da o kadar yaklaşmış oluruz. (Hatta mağaranın dibindeki gölgeler bile ‘Bir’i zayıf da olsa yansıtmaktadır.)

Gizemcilik

Tanrı’nın Birliği İçinde Erimek

“Mistik bir yaşantı, kişinin kendini Tanrı’yla ya da ‘dünya ruhu’yla birlik hâlinde hissetmesidir.”

“Gizemcilerin yaşadığı şey, ‘Tanrı’yla birleşmek, onun birliği içinde erimek’tir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Mesele şu: Alışkanlıkla hep ‘ben’ diye sözünü ettiğimiz şey, bizim asıl ‘ben’imiz değil. Kısa süren bazı anlarda kendimizi daha büyük bir Ben’le özdeş hissedebiliriz. Buna kimi gizemciler ‘Tanrı’ der, kimileri de ‘dünya ruhu’, ‘doğanın bütünlüğü’ ya da ‘evren’.”

“Eriyiş anında gizemciler ‘kendini yitirdiğini’ hisseder. Tanrı’nın içinde kaybolur ya da yitip gider -tıpkı bir su damlasının denize karışınca ‘kendisini yitirmesi’ gibi.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Hıristiyan gizemcilerden Angelus Silensius ise şöyle demişti: ‘Denize varınca, küçücük damla deniz olur. Tanrı’ya kavuşan ruh da Tanrı.'”

“Hiçbir dine bağlı olmayan modern insanların da mistik yaşantılardan söz ettiği olabiliyor. Birdenbire ‘kozmik bilinç’ ya da ‘okyanus hissi’ dedikleri bir şey yaşıyor bu insanlar. Zamanın dışına çıktıklarını hissediyor, dünyayı ‘sonsuzluğun bakış açısından’ görüyorlar.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Bir şey ne kadar büyürse onu kendimize saklamak da o derece zorlaşır.”

“Doğu’nun iki büyük dini -Hinduizm ve Budizm- Hint-Avrupa kökenlidir.”

Tarih Bilmek

“Tarihteki köklerini tanıman için elimden geleni yapacağım. Ancak o zaman gerçek bir insan olursun. Ancak bu şekilde çıplak bir maymundan ibaret kalmazsın. Ancak böyle kurtulursun boşlukta savrulmaktan.”

Ortaçağ

“Tüm Ortaçağ boyunca Araplar matematik, kimya, astronomi ve tıp gibi bilim dallarında öncü rolü oynadılar. Bugün hâlâ ‘Arap sayıları’nı kullanmaktayız.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Aquinolu Thomas

1225 – 1274

Aquinolu Thomas↵ felsefe ya da aklın bize bildirdikleri ile Hıristiyan vahyi ya da inancı arasında uzlaşmaz bir çelişki bulunduğuna inanmıyordu… Yani aklın yardımıyla Kutsal Kitap’taki gerçeklerin aynısını bütün yönleriyle kavramak, ortaya çıkarmak mümkündü.
Thomas’ın asıl yapmak istediği, Hıristiyan öğretisiyle Aristoteles gibi bir filozof arasında çelişki bulunmak zorunda olmadığını göstermekti.”

Rönesans

“Rönesans yeni bir insan resmi çizmişti. Rönesans hümanistleri insan ve insanın değerine yönelik yepyeni bir inanç oluşturdu. Tek yanlı olarak insanın günahkâr doğasını vurgulayan Ortaçağ anlayışıyla tam bir karşıtlık içindeydi bu yaklaşım. İnsan, artık sonsuz derecede büyük ve değerli bir varlık sayılıyordu.”

Barok Dönem
17. yy.

Gününü Gün Et!

“Barok dönemin tipik bir sloganı vardı: ‘carpe diem’. Yani, gününü gün et!”

Descartes

1596 – 1650

Fransız matematikçi, bilim adamı ve filozof

Yeniçağ Felsefesinin Kurucusu

“Öncelikle ilgilendiği konu, neyi bilebileceğimiz, yani bilgimizin kesinliğiydi. Merak ettiği ikinci büyük soru ise bedenle ruh arasındaki ilişkiydi.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Spinoza

“Descartes, Tanrı’nın var olmak için kendinden başka bir şeye ihtiyacı olmadığını söylemişti. Spinoza asıl Tanrı’yı ve doğayı ya da Tanrı’yı ve yaratılışı bir tutmakla hem Descartes’tan önemli ölçüde uzaklaşmış oluyor hem de Yahudi ve Hıristiyan anlayışlarından.”

17. yy.’a damgasını vurmuş rasyonalist filozoflar:
Fransız Descartes,
Hollandalı Spinoza,
Alman Leibniz.”

Rasyonalist, Empirist

“Rasyonalistlere göre insan bilgisinin temeli insan bilincinde yatar. Buna karşılık empiristler tüm bilgileri duyu izlenimlerinden türetmek istemiştir.”(Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Britanya Empirizmi
Locke, Berkeley, Hume

18. yy.

“Locke, iki soruyu ele alır: Birincisi, insanın düşünce ve tasavvurlarının nereden geldiğini sorar ve ikinci olarak da duyularımızın bize bildirdiği şeylere güvenip güveneneyeceğimiz meselesiyle ilgilenir.

Tanrı’nın varlığı düşüncesini insan aklına uygun bulur.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Filozof

“Bu küçük çocuk senden daha az ön yargılı. Böyle olunca küçük çocuğun en büyük filozof olup olmadığını da sormamız gerekiyor. Önceden belirlenmiş görüşlere sahip değildir çocuk. Ve bu da Sofie’ciğim, felsefenin başta gelen erdemidir. Çocuk dünyayı nasılsa öyle algılar, şeylere kendi yaşantıladıklarından fazlasını katmaz.”

“Felsefenin en önemli görevlerinden biri de insanları aceleci çıkarsamalara karşı uyarmaktır. Üstelik aceleye gelmiş çıkarsamalar birçok batıl inanışa da yol açabilir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Tanrı’nın Varlığı

“Berkeley, Tanrı’nın var olduğunu herhangi bir insanın varlığından daha belirgin olarak duyumsadığımızı söyleyebileceğimizi savunuyordu.”

Fransız Aydınlanma Düşüncesi
7 Nokta

“1. Otoritelere başkaldırma
2. Rasyonalizm
3. Aydınlanma fikri
4. Kültürel iyimserlik
5. Doğaya dönüş
6. İnsancıllaştırılmış Hıristiyanlık
7. İnsan hakları
Eskiden kalma her türlü görüş ve bilgi karşısında kuşku duymak çok önemliydi bu düşünürler için. Bütün sorulara bireyin kendisinin yanıt bulması gerektiğini düşünüyorlardı.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

İnsan Aklına Güven

“Çoğu Aydınlanma Çağı filozofu Antik Çağ’ın hümanistleri gibi, mesela Sokrates ve stoacılar gibi düşünüyor, insan aklına sarsılmaz bir güven duyuyordu.”

Kant

1724 – 1804

Alman filozof

kant

“Descartes’tan sonra bütün filozofların ortak felsefi meselesi bu olmuştu. İki olasılık üzerinde tartışılıyordu: Dünya aynen izlenimlerimiz gibi midir yoksa aklımızın gösterdiği gibi mi?
Kant’a göre dünya hakkındaki bilgilerimizin oluşmasında hem izlenimlerin hem de aklın rolü önemliydi. Rasyonalistlerin aklı, empiristlerin de duyusal deneyimi tek yönlü olarak abarttığı görüşündeydi.”  (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Tanrı’nın Olması Gerekiyor

Descartes↵ gibi rasyonalistler, Tanrı’nın olması gerektiğini ispat etmek istemiş, gerekçe olarak da bizde bir mükemmel varlık tasavvuru bulunduğunu ileri sürmüşlerdi.

Başka bazı filozoflar da -örneğin Aristoteles ve Aquinolu Thomas- her şeyin bir nedeni olması gerektiği için Tanrı’nın da olması gerektiği görüşündeydi.

Kant’a göre ne akıl ne de deneyim Tanrı’nın varlığını iddia edebilecek sağlam temellere sahipti. Tanrı’nın var olması akıl için ne kadar olasıysa bir o kadar da olanaksızdı.

Kant↵ dine yeni bir boyut katmıştır: Deneyim ve aklımızın ulaşamadığı şeyler. İşte buraya yerleşebilir dinsel inanç.

Kant bu en uç soruların inanca bırakılması gerektiğini söylemekle yetinmedi. İnsanın ölümsüz bir ruhu bulunduğu, Tanrı’nın var olduğu ve insanın özgür iradeye sahip olduğu varsayımını insan ahlakı için neredeyse kaçınılmaz buluyordu.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Tanrı’nın olduğunu varsaymak ahlaki açıdan gereklidir, demişti Kant.”

Gerçek Özgürlük

(Kant’a göre) “Kendi çıkarlarına zarar vermek pahasına bile olsa kötülük etmemeye karar verdiğinde özgür bir şekilde davranıyorsun.

Sırf kendi arzularının peşinde koşan kişi pek de özgür sayılmaz gerçekten.

Böyle biri her şeyin kölesi hâline gelebilir. Hatta kendi bencilliğinin bile kölesi olabilir insan. Arzu ve tutkuları aşabilmek bağımsızlık ve özgürlük gerektirir.

Peki ya hayvanlar? Hayvanlar sadece arzu ve ihtiyaçlarına göre hareket eder. Öyleyse ahlak yasasına uyma özgürlüğüne sahip değiller mi?
Hayır, değiller. Bizi insan yapan da bu özgürlük zaten.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Tanrı’nın Varlığına Kanıt

“Kant’ın mezarında şunlar yazılıdır:
Ne kadar sık ve uzun düşündüysem, şu iki şey hep yeni ve artan bir hayranlık ve huşuyla doldurdu ruhumu: üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası. Yukarıda ve içimde bir Tanrı olduğunun kanıtı bunlar.”

“Felsefe, masalın tam tersidir.”

Romantik Çağ
(18. yy. sonu 19. yy. ortasına kadar)

“Almanya’da başladı romantizm, Aydınlanma Dönemi’nde aklın tek yönlü olarak yüceltilmesine karşı bir tepkiydi.”

Sanatçı

“Bir sanat eserine, sanatsal deneyim için yani sadece onu olabildiğince yoğun bir şekilde ‘yaşantılamak’ amacıyla yaklaştığımızda, ‘das Ding an sich’e yaklaşmış oluruz.
Öyleyse sanatçı bize filozofun sunamayacağı bir bilgi sağlıyor.”

“Aydınlanma Çağı’nın mekanikçi dünya görüşüne bir tepkiydi romantizm.”

Novalis

1772 – 1801

Alman yazar ve filozof

Kendi İçine Yönelmek

“Novalis, içimize açılan gizemli yoldan söz etmişti. İnsanın tüm evreni kendi içinde taşıdığını ve dünyanın sırrına ermek için en iyisinin kendi içine yönelmesi gerektiğini kastediyordu bununla.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Doğa ve Tanrı

“Filozof Johann Gottlieb Fichte’ye göre doğa, daha yüce ve bilinç ötesi bir tasavvur faaliyetinden kaynaklanıyordu. Schelling de doğrudan doğruya dünyanın Tanrı’da var olduğunu söylemişti.”

Hegel

“Romantizm her şeyi ruha havale ettikten sonra felsefeyi kurtarmayı deneyen ilk filozof Hegel’di.”

“Hegel verimli bir şekilde düşünmenin yolunu gösterir.”

Diyalektik Düşünce

“İki karşıt düşünüş biçimi arasında gerilim oluşur. Ve bu gerilim her iki yaklaşımın en iyi yanlarını alan üçüncü bir düşüncenin gelişmesiyle giderilebilir. Hegel bunu diyalektik gelişme olarak adlandırmıştır.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Bir konuyu tartışırken ya da incelerken, diyalektik bir tarzda düşünürüz. Bir düşünüş biçimindeki hataları yakalamaya çalışırız. Hegel buna ‘olumsuzlamalı düşünme’ diyordu ama bir düşünüş biçiminin hatalarını saptadıktan sonra, o düşüncenin iyi yanlarını da muhafaza ederiz.”

Bir Sosyalist ve Bir Muhafazakâr

“Bir sosyalist ve bir muhafazakâr kafa kafaya verip toplumsal bir soruna çözüm aramaya kalksalar, çok geçmeden iki düşünüş biçimi arasında gerilim başlar ama bu birinin tamamen haklı, öbürünün de tamamen haksız olduğunu göstermez. Her ikisinin de biraz doğru biraz da hatalı olması mümkündür pekâlâ. Tartışma sürdükçe, her iki tarafın da en iyi görüşleri seçilip çıkarılabilir.
Böyle bir tartışmanın ortasında neyin daha ussal olduğunu belirlememiz pek kolay olmuyor ne yazık ki. Bu yüzden de neyin doğru, neyin yanlış olduğunu aslında tarih gösterir.”

“Hegel’e göre ussal olan ayakta kalabilendir.
-Yani yaşamaya devam edebilen haklıdır, öyle mi?
-Ya da tersi. Doğru olan görüş yaşamaya devam eder.”

Panteizm ya da Teklik Felsefesi

“Romantiklerin evrensel ruh kavramı böyleydi. Her şeyi tek ve kocaman bir ‘ben’ hâlinde yaşantıladılar. Hegel de bir yandan tek bir bireyi unutmadan bir yandan da her şeyi aynı dünya aklının ifadesi olarak kavradı.”

Kierkegaard

1813 – 1855

Danimarkalı filozof ve teolog

Kierkegaard

“Romantiklerin teklik felsefesi ile Hegel’in tarihselciliğinin bireyden kendi yaşamına ilişkin sorumluluğu çekip aldığını düşünüyordu Kierkegaard.”

(Ona göre) “Biz insanlar ancak eylemde bulunduğumuz zaman -özellikle de önemli bir seçim yapmak gerektiğinde- varoluşumuz karşısında tavır almış oluruz.”

Akılla Değil Sadece İnançla Yaklaşılabilecek Sorular

(Kierkegaard↵) “Tanrı’nın olup olmadığına ilişkin felsefi soru ile bireyin bu soruyla olan ilişkisi arasında ayrım yapmalıyız. Böyle sorular karşısında birey tek başınadır. Ve ancak inanç yoluyla yaklaşabileceğimiz sorulardır bunlar.

Akılla kavrayabileceğimiz şeyler Kierkegaard için pek önemli değildi.
8+4=12, Sofie. Bunu kesinlikle bilebiliriz. Descartes’tan beri tüm filozofların sözünü ettiği akla ait doğrulardan biridir bu. Peki ama akşam duasında bunu söylesek olur mu? Ölüm döşeğindeyken buna mı kafa yoracağız? Hayır, bu tür doğrular istedikleri kadar ‘nesnel’ ve ‘genel’ olsunlar, bireyin varoluşu açısından bir şey ifade etmezler.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

İnancın Önemi

Tanrı’ya Akılla Değil İnançla Ulaşılır

(Kierkegaard’a göre) “Yanlış bir şey yaptığında, ilgili kişinin seni bağışlayıp bağışlamadığını bilemezsin ama işte bu yüzden senin için bunun varoluşsal bir önemi vardır. Canlı bir ilişki içinde olduğun bir sorudur bu. Başka birinin senden hoşlanıp hoşlanmadığını da bilemezsin. Olsa olsa umabilirsin ya da buna inanabilirsin. Yine de üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olduğu gibi tartışılamaz bir doğrudan çok daha önemlidir bu senin için…

İnanç, özellikle dinî sorular söz konusu olduğunda önemlidir. Kierkegaard diyor ki, Tanrı’yı nesnel olarak kavrayabilsem inanmam ona ama işte tam da bunu yapamadığım için inanmak zorundayım. Ve eğer inancımı korumak istiyorsam şunu unutmamalıyım: Nesnel bilinmezliğe sıkı sıkı sarılmalıyım; denizin 70.000 kulaç dibinde de olsam yine de inanmalıyım…

Daha önce birçokları Tanrı’nın varlığını ispat etmeye ya da en azından akıl yoluyla kavramaya çalışmıştı ama bu tür Tanrı kanıtlarıyla ya da tezlerle uğraşan ve yetinenler inancı ve dinî içtenliği yitirir aslında…

Eğer Hıristiyanlık başka yönlerimize değil de akla seslenseydi, bir inanç meselesi olmayacaktı.”

“Kierkegaard’a göre varoluşun üç biçimi olabilir. Kendi kullandığı sözcüklerle bu üç aşama şunlardır:
estetik aşama,
etik aşama,
dinî aşama.

Aşama sözcüğünü kullanmakla, ilk iki aşamada bulunan bir insanın ani bir sıçramayla daha yüksek bir aşamaya geçmesinin mümkün olduğunu da belirtmek istiyor ama Kierkegaard’a göre birçok insan ömrünü sadece bir aşamada kalarak tamamlar…

Estetik Aşama

(Kierkegaard’a göre) “Estetik aşamada bulunan biri hep günü gününe yaşar ve haz peşinde koşar. Bir şeyin iyi olması güzel, hoş ya da keyif verici olması demektir. Böyle bir insanın tümüyle duyular dünyasında yaşadığını söyleyebiliriz. Estetik eğilimli insan hazlarının ve ruh hâllerinin elinde bir oyuncak gibidir. Sıkıcı gelen her şey kötüdür onun için…

Tipik bir romantiğin yer aldığı aşamadır bu çünkü sadece duyusal hazları kapsamaz. Gerçeklikle -ya da örneğin sanatla veya felsefeyle- oyun benzeri ciddi olmayan bir ilişki içinde bulunan biri de estetik aşamada yaşamaktadır…

(Kierkegaard’a göre) “Estetik aşamada yaşayan biri kolayca kaygı ve boşluk duygularına kapılıverir ama bu duyguları yaşıyorsa, o zaman umut da var demektir. Kierkegaard için kaygı neredeyse olumlu bir şeydir. Kişinin bir ‘varoluşsal durumda’ bulunduğunu gösterir. Bu kişi daha yüksek bir aşamaya sıçrama yapıp yapmayacağına kendi karar verebilecektir…

Estetik aşamadan etik ya da dinî bir yaşam tarzına geçişi sağlayan karar da insanın içinden gelmeli…

Böyle iç daralması ve ümitsizlikten kaynaklanan varoluşsal seçme eyleminin ustaca bir anlatımını da Rus yazar Dostoyevski’nin Raskolnikov’u anlattığı bir romanında buluyoruz.: Suç ve Ceza…”

Etik Aşama

(Kierkegaard’a göre Etik aşamada) “Asıl önemi olan insanın neyi doğru neyi yanlış saydığı değil, doğru ya da yanlış bir şey karşısında tavır alma kararlılığıdır. Oysa estetik aşamada bulunan biri sadece neyin eğlenceli, neyin cansıkıcı olduğuyla ilgilidir…

Görev tutkunu bir insan da sonunda bu görev bilincinden ve düzenli yaşamdan bıkabilir. Böyle bir aşırılık ve yorgun düşme duygusunu yaşamış olanlar hayli fazladır.

İnancı Estetik Hazlara ve Aklın Buyruklarına Tercih Etmek

“Bunlardan bazıları estetik aşamaya geri de dönebilir üstelik ama diğerleri yeni bir sıçramayla daha yüksek bir aşamaya geçer, yani dinî aşamaya.

Asıl büyük sıçramayı gerçekleştirerek, inanç sularının ‘70.000 kulaç derinine dalarlar. İnancı estetik hazlara ve aklın buyruklarına tercih ederler.”

Marx

Kierkegaard varoluşçu, Marx da tarihsel materyalist

“Hem Kierkegaard hem de Marx, Hegel felsefesini çıkış noktası yapmıştı.”

Politik Amaç 

“Marx’ın düşünüş biçimi pratik -ve politik- bir amaca sahipti.”

Maddi Koşullar

Tinsel Değişmeyi Belirleyen Şey Maddi Koşullardır

“Marx’ın tarihsel materyalizmi Antik Çağ’ın atomcuları ya da 17. ve 18. yüzyılın mekanik materyalistlerinde görülen felsefî bir materyalizm değildi. Düşüncelerimizi ve bilincimizi toplumdaki maddi yaşam koşullarının belirlediği görüşündeydi Marx. Tarihsel gelişme de bu maddi ilişkilere göre gerçekleşiyordu…

Maddi değişimler tinsel temellere dayanmıyordu, tersine tinsel değişmeyi belirleyen maddi koşullardı. Özellikle toplumdaki ekonomik güçler, bunlar diğer bütün alanlarda da değişmelere yol açarak tarihi ilerletiyordu.”

“Marx, bir toplumdaki maddi, ekonomik ve toplumsal ilişkileri altyapı olarak adlandırmıştı. Toplumdaki düşünüş tarzı, politik kurumlar, yasalar, din, ahlak, sanat, felsefe ve bilime ise üstyapı diyordu…

Yani bir toplumun üst yapısı onun maddi alt yapısını yansıtır…

Elbette bir toplumda altyapı ile üstyapı birbirini karşılıklı etkiler. Marx, bunu reddetseydi, bir ‘mekanik materyalist’ olurdu ama altyapı ile üstyapı arasında karşılıklı bir ilişki, bir gerilim olduğunu fark ettiği için, onun diyalektik materyalist olduğunu söylüyoruz.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

(Marx’a göre) “Antik Çağ’ın köleci toplumundan sanayi toplumuna kadar bütün tarihi ilerleten şey öncelikle altyapıdaki değişmelerdi.”

Devrim

“Marx’a göre tarihin her evresinde toplumun iki güçlü sınıfı arasında bir çelişki bulunur. Antik Çağ’daki köleci toplumda özgür yurttaşlar ile köleler, Ortaçağ’daki feodal toplumda feodal beylerle serfler ve daha sonra da soylular ile yurttaşlar arasında görüldü bu çelişki. Marx, kendi zamanının burjuva ya da kapitalist olarak adlandırdığı toplumunda ise bu çelişkiyi kapitalistlerle işçiler ya da proletarya arasında görmüştü -yani üretim araçlarına sahip olanlar ile olmayanlar arasında. Ve üstün durumdaki sınıf egemenliğini asla gönüllü olarak terk etmeyeceği için değişim ancak bir devrim yoluyla gerçekleşebilir Marx’a göre.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Marx ve Kapitalizm

“Marx, kapitalist üretim biçimine çok ağır bir eleştiri getirir…

Kapitalist sistemde işçi bir başkası için çalışmaktadır. Bu yüzden de çalışma onun kendi dışında bir şey hâline gelir -ya da ona ait olmayan bir şey-. İşçi kendi emeğine ve dolayısıyla kendi kendine yabancılaşır. İnsan olarak değerini yitirir. Marx, bu durumu Hegelci bir terim olan yabancılaşma sözcüğüyle ifade etmiştir…

Kapitalist toplumda çalışma hayatının düzeni böyledir. İşçi aslında bir başka toplumsal sınıf için köle gibi çalışır. Bu yüzden de hem kendi iş gücünü hem de bizzat insani varlığını elden çıkarmış olur.

-Gerçekten bu kadar kötü mü durum?

-Marx’ın durumu nasıl gördüğünden bahsediyoruz. Onun için 1850 dolayında Avrupa toplumlarındaki koşullara bakmamız lazım. O zaman da bu sorunun cevabı apaçık ve kocaman bir ‘evet’ olur. İşçiler çoğu zaman günde on iki saat buz gibi soğuk bir fabrikada çalışıyordu. Ücretler o kadar kötüydü ki çocuklar ve lohusa kadınlar bile çalışmak zorundaydı. Anlatılamaz bir toplumsal ortamdı bu. Bazen ücretin bir kısmı ucuz içki olarak veriliyor, kadınlar fahişe olarak çalışmak zorunda kalıyordu.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Komünist Manifesto

Komünist Manifesto’nun sonunda şunlar yazılıdır:

“Komünistler, hedeflerine ancak şimdiye kadar geçerli olmuş toplum düzenini zorla devirerek ulaşmanın mümkün olduğunu beyan ederler.”

Marx’ın Büyük Yanılgısı

“Marx, sonunda proleterlerin başkaldıracağına ve üretim araçlarını ele geçireceğine inanıyordu…

Sonra bir süre boyunca proleterlerin burjuvaları zor kullanarak baskı ve denetim altında tuttuğu yeni bir sınırlı toplum oluşur. Bu geçiş dönemine Marx proletarya diktatörlüğü demiştir. Daha sonra da proletarya diktatörlüğünün yerini sınıfsız bir toplum olan Komünizm alacaktır. Üretim araçlarının ‘herkese’, yani halka ait olduğu bit toplumdur bu. Böyle bir toplumda herkes yeteneklerine göre çalışacak ve ihtiyacı kadar alacaktır. Emek halkın kendisine aittir, dolayısıyla artık yabancılaşma söz konusu değildir.”

Marx’ın Dikkate Almadığı Noktalar

“Bugünün iktisatçıları Marx’ın birçok noktada yanılmış olduğunu söylüyor. Bunlardan biri de kapitalizmin krizleri konusundaki analizi. Ayrıca Marx, tehlikelerini giderek daha çok fark ettiğimiz bir olguyu, doğanın sömürülmesini yeterince dikkate almamıştır.”

Sosyal Demokrasi ve Leninizm

“Marx’tan sonra bu hareket iki ana kola ayrılmıştı: sosyal demokrasi ve Leninizm.

Daha insanca ve daha adil bir topluma adım adım ve barışçı yoldan varmak isteyen sosyal demokrasi Batı Avrupa’da ağırlık kazandı. Bu yolu bir tür yavaşlatılmış devrim olarak görebiliriz.

Eski sınıflı toplumun ancak devrimle ortadan kaldırılabileceğini  savunmaya devam eden Leninizm ise Doğu Avrupa’da, Asya ve Afrika’da öne çıktı.”

İnsanlar Tarafından Kurulan Her Sistem Hatalıdır

“İnsanların el attığı her şeyin hem iyi hem de kötü yanları bulunan bir karışım olduğunu görüyoruz… Komünizm gerçekten var olsa bile, onun da ancak insanlar tarafından gerçekleştirileceğini ve insanların da hep hatalar yaptığını yeterince dikkate almadı Marx. Mutluluk ülkesinin yeryüzünde kurulması pek olabilir gibi görünmüyor bana. İnsanlar hep yeni sorunlar çıkaracak kendilerine.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

İnancı Sarsan Filozoflar

Darwin

“Darwin, biyolog ve doğa araştırmacısıydı ama bir bilimci olarak insanın yaratılıştaki yerine ilişkin Kutsal Kitap’a dayanan görüşü zamanımızın bütün filozoflarından daha çok sarstı.”

Darwin Teorisi

“Darwin, Tanrı’nın dünyayı yarattığı inancını sarsmıştı… İnsanın Çıkışı adlı kitabında insanlarla hayvanlar arasındaki büyük benzerliklere işaret ediyor, insanların ve insansı maymunların bir zamanlar aynı kökenden çıktığını savunuyordu.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Darwin’in teorisi insanın aslında tamamen rastlantısal birtakım değişmeler sonucu ortaya çıktığı anlamına geliyordu aynı zamanda.”

Freud

“Freud’a göre rüyalar, kılık değiştirmiş arzuların kılık değiştirmiş şekilde gerçekleşmesidir.”

“Freudcu psikanaliz 1920’lerde büyük önem kazandı. Özellikle psikiyatri hastalarının tedavisinde. Ayrıca bilinçdışı öğretisi sanat ve edebiyatta da çok etkili oldu.”(Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Freud, hastalarıyla yaptığı çalışmalar sonunda gördüğümüz ve yaşadığımız her şeyin bilincimizin derinliklerinde saklandığı sonucuna vardı.”

20. Yüzyıl, Nietzsche

“Nietzsche’ye göre Hırisyanlık ve felsefi gelenek dünyadan kopmuştu, ‘göklere’ ya da ‘fikirler dünyasına’ yönelmişti. ‘Asıl dünya’ sayılıyordu bunlar, oysa görünüşten başka bir şey değillerdi. ‘Bu dünyaya sadık kalın’ diyordu Nietzsche, ‘Dünya ötesine ait umutlar dağıtanlara kanmayın!'” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Jean-Paul Sartre

“Fransız filozof Jean-Paul Sartre 1905 – 1980 arasında yaşadı ve en azından geniş kitleler söz konusu olduğunda varoluşçuların kesinlikle en etkilisiydi… Daha sonra Fransa’daki Marksist harekete katıldı ama hiçbir partide yer almadı.”

“Kierkegaard ve 20. yy.’ın bazı varoluşçu filozofları Hıristiyandı. Buna karşılık Satre, ateist varoluşçuluk diyebileceğimiz bir yaklaşımı savunuyordu.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Kaygının Sebebi

“Tüm felsefe tarihi boyunca filozoflar insanın ya da insan doğasının ne olduğu sorusunu yanıtlamaya çalıştı. Oysa Satre’a göre insan böyle dönüp dayanak yapacağı kalıcı bir ‘doğa’ya sahip değildir. Dolayısıyla çok genel bir şekilde hayatın anlamını sormak da anlamsızdır. Anlayacağın, doğaçlama yapmaya mahkûmuz.”

“Bir senaryosu, hazırlandığı bir rolü ve ne yapacağını fısıldayan bir suflörü olmadan sahneye çıkarılmış tiyatro oyuncuları gibiyiz. Nasıl yaşayacağımıza kendimiz karar vermek zorundayız…

“Ama eğer insan var olduğunu ve günün birinde öleceğini ve en önemlisi de, bütün bunların bir anlam taşımadığını fark ediyorsa, o zaman kaygı duymaya başlayacaktır Satre’a göre…”

Yabancılaşma

Can Sıkıntısı, Tiksinti ve Saçmalık Hisleri

“Satre ayrıca insanın anlamsız bir dünyada kendini yabancı hissedeceğini de söyler. İnsanın ‘yabancılaşması’ndan söz ederken Hegel ve Marx’ta da merkezi öneme sahip bir düşünceyi devralmaktadır.

Dünyada bir yabancı olma duygusunun umutsuzluk, can sıkıntısı, tiksinti ve saçmalık hislerine yol açtığı görüşündedir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Satre‘ın anlattığı 20. yy.’ın kentli insanlarıdır. Hatırlarsan, Rönesans hümanistleri, insanın özgürlük ve bağımsızlığına işaret ederken, bunu neredeyse bir zafer saymışlardı. Oysa Satre, insan özgürlüğünü bir lanet gibi görüyor ve bizzat böyle yaşıyordu.

‘İnsan özgürlüğe mahkûmdur.’ diye yazmıştı. Mahkûmdur çünkü kendi kendini yaratmış değildir ama yine de özgürdür çünkü bir kez dünyaya atıldıktan sonra, yaptığı her şeyden sorumludur.”

Yaşamın Bir Anlamı Olmalı

Satre nihilist değildir. Hiçbir şeyin anlam taşımadığını ve insanın her istediğini yapabileceğini savunan bir görüştür nihilizm. Satre ise yaşamın bir anlamı olması gerektiğine inanır. Bu bir buyruktur onun için ama bu anlamı kendi yaşamımızda kendimiz oluşturmak zorundayız. Var olmak demek, kendi varoluşunu yaratmak demektir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“Varoluşçu felsefenin kökleri Kierkegaard’a, hatta Soktates’e uzanır.”

Kimse Tam Olarak Açıklayamıyor

“Modern bilim birçok bakımdan Sokrates öncesi filozofların çabalarını hatırlatır. Örneğin hâlâ bütün maddenin yapı taşı olan bölünemez ‘temel parçacıklar’ aranıp duruyor ama diğer yandan ‘madde’nin aslında ne olduğunu da kimse tam olarak açıklayamıyor.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

“İnsanı sonunda aya kadar götüren şey, onun varoluşu merak etmesi değil miydi?”

Eko-felsefe

“20. yy.’ın önemli bir felsefi akımı da eko-felsefe yani çevre felsefesidir… Filozoflar Batı düşünüşünün bütününde yanlış bir şeyler olduğunu öne sürerler.”

“Hıristiyanlığın önemi azaldıkça dünya görüşü pazarına sunulan mallar da mantar gibi çoğaldı.”

Harika Bir Yaratılış

“Garip bir masalın içinde koşuşuyoruz Sofie. Ve gözlerimizin önünde harika bir yaratılış uzanıyor. Hem de gün gibi ortada Sofie! İnanılmaz bir şey değil mi bu?” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Big Bang

bigbang

“Çoğu gökbilimciye göre evrenin genişlemesinin tek bir açıklaması olabilir: On beş milyar yıl kadar önce evrendeki tüm madde son derece küçük bir yer kaplıyordu ve müthiş yoğundu. Korkunç bir çekim gücüne sapipti ve müthiş sıcaktı. Zamanla bu kütle öyle sıkıştı, öyle ısındı ki sonunda patlayıverdi. İşte buna ilk patlama ya da İngilizce adıyla big bang, yani büyük patlama diyoruz.

Büyük patlama, evrendeki tüm maddeyi dört bir yana saçtı ve bu madde soğurken, yıldızlar, galaksiler, aylar, gezegenler oluştu.

İşte milyarlarca yıl önceki bu patlama yüzünden genişliyor çünkü evrenin zamana bağlı olan bir coğrafyası yoktur. Bir harekettir evren, bir patlamadır. Galaksiler hâlâ müthiş bir hızla birbirinden uzaklaşmakta.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Elif Öztürk SEYHAN

    Öncelikle her alanda bu kadar bilgili olman ve her olayı farklı açılardan bakabilmen fevkalade… Felsefe; biraz karışık bir o kadar da zor bir alandır. Aslında bakıldığında dine uzak bir yaklaşım sergiler. Fakat Rabbimizin hemen hemen her ayetinde vurguladığı düşünme eylemini en iyi felsefe alanı yapar. Bu düşünme yetisiyle imana ulaşmış çok önemli bilginlerimiz vardır. İnsan kendini sorgulayarak hakikate ulaşır. Sorgulamadan kendini tanıyamaz gerçek hayata erişemez. İnsan; Kim olduğunu, nerden geldiğini, niçin yaşadığını daima sorgulamalıdır. Böylece Rabbe ulaşır, zirveye çıkar….
    Netice olarak kişi benliğini ne kadar sorgular, düşünürse o kadar hakikate gerçeğe ulaşır…. Kul olmanın bilincine varır !..

    • Elif Hanım,
      Yazınızda altı çizilmesi gereken o kadar çok ifade var ki.

      “Rabb’imizin hemen hemen her ayetinde vurguladığı düşünme eylemini en iyi felsefe alanı yapar.”

      “Bu düşünme yetisiyle imana ulaşmış çok önemli bilginlerimiz vardır.”

      İnsan kendini sorguladığında
      hakikate ulaşır,
      kendini tanır,
      gerçek hayata erişir,
      Rabb’e ulaşır,
      zirveye çıkar,
      kul olmanın bilincine varır.

      Katkınızdan dolayı çok teşekler ederim.🙂💐

  2. Esma kuralkan

    Sayın Hocam;
    Bu çalışma ,böylesi bi sunum bence Kitablogum bünyesindeki tüm sunumların en üst zirvesi olmuş
    👏🏻👏🏻👏🏻

  3. Esma kuralkan

    Muhteşem 👏🏻👌👌👌

  4. Esma kuralkan

    Kafamdaki çook ünlemlere cevab bulabildiğim bir çalışma

    • Zihninizdeki sorulara cevap veren bir çalışma nitelemenizden çok mutlu oldum Esma Hanım. İstifade edilebilir bir sunum yapmak, her zaman için hedeflediğim bir gayeydi.

      Nazik değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim.💐🙂

  5. Cihat Demirsoy

    Kaleminize sağlık Gülsüm Hoca’m 🙏
    Geçen sene okuduğum bir kitaptı. Felsefeye merak saranlara giriş kitabı olabilir. Okurlara farklı pencereler açarak onları araştırmaya ve öğrenmeye itiyor.
    Sizin de çalışmanız, kitabın amacını kuvvetlendirmiş.
    Takibe devam 🙂

    • Evet, eserin felsefi yönü o kadar ağır basmış ki neredeyse felsefeye giriş kitabı gibi olmuş.

      Sofie’nin Dünyası’nı internet ortamında bazı ilginç ve eğlenceli kategorilere de dahil etmişler hocam.

      En az 130 IQ’ya sahip olanların ilk seferde anlayabileceği 23 psikoloji kitabı

      Mutlaka okunması gereken 21 felsefi kitap

      Hayata bakış açınızı değiştirecek ve geliştirecek, okumanız gereken 25 felsefe kitabı

      İçinde Türkiye’den bir romanın da olduğu, en fazla dile çevrilmiş 20 edebiyat eseri

      Size ‘Bir kitap okudum hayatım değişti.’ dedirtecek 20 kitap

      Ölmeden önce okunması gereken 100 kitap

      Bu kategorileri okuduktan sonra kitabın biraz abartıldığını düşünmedim de değil doğrusu.🙂

  6. Esma kuralkan

    Sona yaklaştıkça bitmesinden endişe ediyorum…
    😔
    Yine buraya uğrayacagm.. 👌🏼

  7. Esma kuralkan

    Daha önce okuduğum daha doğrusu okumaya çalıştığım felsefe kitaplarında çoğu defa, filozofların sadece bir soruya bir ömür kafa yormalarının, şaşkınlığını yaşardım..
    Ancak şimdi, düşünmenin, fikir edinmenin yani tefekkür etmenin bir entellektüelliğin neticesi olduğuna kanaat getirdim. Çoğunun vardığı sonuç hemen hemen ortak olsada, Sigmund Freud gibi felsefeciler de bazı otoriterler tarafından out edilmiş durumda.

    Felsefe kitapları için hep böyle karışıkmı olmak durumundalar diye düşünürken, Sofie’nin Dünyası iyi geldi..

    Norveç Oslo’da felsefe öğretmeni olan yazarı Jasten Gaarder,inatla felsefeyi sevdirecek tatta yazıp kurguladığı romanda amacına ulaşmış. Birçok ülkede çevirisi yapılmış popüler bir roman olmuş.

    Ancak batı dünyasında yetişmiş bir yazar olarak pek tabii, batı dünyası perspektifindeki felsefecilerden kronolojik sıra ile bahsetmiş, Helenizm döneminden rönesansa yumuşak bir geçişle Yunan, Fransız, Alman, Britanya gibi ülkelerin felsefecilerini işlemiş. Bir hint,Türk,Arap gibi felsefecilere yok denicek kadar az yer vermiş olması hasebiyle, felsefe ile ilgilenenlere bir başlangıç kitabı olarak tavsiye edilebilir

    • Esma Hanım,
      Öncelikle düşüncelerinizi bu sayfaların okurlarıyla paylaşma nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.🙂💐

      Felsefeyle ilgilenmeyi, oldukça dalgalı bir denizde yüzmeye benzetiyorum ben. Hırçın ve coşkulu dalgaların sizi oradan oraya savurduğu, selamete çıkabilmeniz için yüzme bilmenizin de yetmeyeceği böyle bir durumda iki şeye ihtiyacınız var kanaatindeyim:
      Biri sağlam bir can simidi, diğeri de varacağınız emin bir limanın rotası…

      Bu iki temel şey olduktan sonra, felsefenin size sunacağı katkı, tartışmasız çok büyüktür elbette.

  8. Esma kuralkan

    Felsefe öğretmeni olan yazar 15 yaşındaki Sofie’nin posta kutusunda bulduğu ‘kimsin’ sorusuna aradığı cevabı özellikle gençlere masalsı bir tatla kurgulayarak felsefe ettiriyor
    Felsefe için başlangıç kitabı olmakla beraber okurların aynı zamanda objektif entellektüellik açısından islam düşünürlerindende kimsin ‘ sorusuna cevab arıyarak felsefelerini taçlandırmalarını şiddetle tavsiye ederim…

    • Eser, bu yönüyle eleştirilmeyi hak ediyor bence de. Evet, haklısınız Esma Hanım.

      Neden mi?

      Ciddi bir fikrî süreç yaşıyorsanız eğer, azami ölçüde sınırlarınızı zorlamak ve objektif olmak zorundasınız.

      Aynı şekilde, dünya düşünce tarihini mercek altına yatırdığınız iddiasındaysanız eğer Batı medeniyetine yoğunlaştığınız kadar -belki ondan da fazla- dünya medeniyetinin doğduğu Doğu medeniyetine de aynı yaklaşımı göstermek durumundasınız.

      Aksi takdirde güvenirliğiniz ciddi yara alır.

      Batı düşünce dünyasını bu kriterlere göre değerlendirdiğimizde hüsrana uğrayacağımız kesin. Nitekim Sofie’nin Dünyası da objektifliği sağlayamama noktasında beni şaşırtmadı Esma Hanım.

      Eserin bu eksikliğine yorum yazımda da değindim zaten. Es geçmem mümkün değildi.

  9. Esma kuralkan

    Kitaplarla ilgili birçok site, blog vs kesinlikle, böylesi bir dolulukta kitabı tanıtmıyor…Burada ciddi bir emek var …
    Umarım gençler ellerindeki telefonları bırakarak, çok geç olmadan,
    nereden geldik
    nereye gidiyoruz sorusuna cevap bulabilirler..
    SAYGI İLE……

  10. Esma kuralkan

    Sizi ziyaret etmek ,
    sayfanıza uğramak her zamanki gibi güzeldi ..

  11. Fatma Öztürk

    Hocam ne kadar güzel bir eser
    Nasıl yaşanacağına dair ve yahut nasıl bir yaşam iyi
    Örnek almak düşünmek ve uygulamak lazım gibi geliyor bana
    Hem bu dünya hem öbür dünya hem yazarlar hem felsefeciler
    Bu gibi romanları okuyalım
    Eline sağlik

  12. Esma kuralkan

    Sevgili Gülsüm Şûle Hocam;
    Kısa bir süre önce ebeveyninizle bir programda birlikteydik
    Oradada gözlemledimki sizin okuma aşkınız, ebeveyninizdeki okuma aşkından size aksetmiş…
    Yukarıdada görüldüğü gibi size ‘ acîzane arkandayım ‘ hissini vermeye çalışması takdire şayan bi hadise…
    Karakterinde duruluk vardı, bilge duruş vardı….fırsatları oluşmuş osaydı eminim bu siteye alternatif bi kitapcafee de o bizlerin istifadesine sunardı…

    Sağlık sorunları elverseydi,size rakib olamasada çok rahatlıkla alternatif bi blog açabilecek performansda idi…75 yaşına rağmen ilkokul dördüncü sınıfda öğretmeninin ona ezberlettiği on kıtalık şiirlerden potpuri sundu kendileri….
    Saygı ile kendisini ve sizi selamlıyorum….
    Anneciğimizin ellerinden öpüyorum 😘

  13. Fatma Öztürk

    Beni beğenenlerin ve takdir edenlerin hepisine çok çok teşekürler

  14. Esma kuralkan

    Kurgulanmış hikayesine güzel anlamlı msjlar yüklemesi, birde öğretici unsurlar içermesi aslında çokda aman aman bi kurgu olmayan romana çekicilik katmış,düşüncesindeyim..
    Norveç ve tüm dünya gençlerine msj aktarıyor Justen Gaardner…
    Yakın tarihte yazılan romanını aslında çook eskiden milattan önceden beri ciddi kafa yorulan,” inanma “ ,“ ,iman etme “ konusunda, şu felsefecinin vardığı sonuç ,olayı kafada bitiriyor…Gelsin arkasından inanmanın luzumu ve gerektirdikleri ….
    Filozof , Kiergegaard’ ın ” Tanrı ‘yı nesnel olarak görsem inanmam ama tamda nesnel olarak görmediğim için inanmak zorundayım…ve eğer inancımı korumak istiyorsam şunu yapmalıyım،nesnel bilinmezliğe sıkı sıkı sarılmalıyım, denizin 70.000 kulaç dinindede olsam yine de inanmalıyım …..

  15. Esma kuralkan

    Fatma hnmcm
    Genç okurlara taş çıkartırcasına eminim bu eseride bi çırpıda okumuşsunuzdur
    👏🌹

  16. Esma kuralkan

    Son cümlelerimde Justen Gaardner’i
    “….. denizin 70.000 kulaç dibindede olsam,inanmalıyım…” şeklindeki ifadesi yukardaki satırlarımda harf hatası ile ‘“70.000 kulaç dininde …şeklinde geçmiş
    düzeltme yapmak durumundaym..😊
    Saygılar

    • Felsefeye olan ilginiz ve yorumlarınız bu sayfalara çok özel ve güzel renkler katıyor. Bu güzelliğin yanında, basit bir harf hatasının lafı mı olur?🙂

      Sevgi ve saygılarımla…💐

  17. Mustafa Sinan Öztürk

    Derin meseleler, uçsuz bucaksız cümleler. Hakikaten bir eser meydana getirmişsiniz hocam. Hayretle okudum. Tamamlayıncada hayran kaldım. Çok merak ediyorum bu çalışmanızı ne kadar zamanda tamamladınız? Özelsiniz.Saygılar🍀

    • Bu çalışmaların arkasında samimi bir niyet ve ciddi bir emek var Sinan Bey.
      Bu emeğin ardından sizin gibi kıymetli okurlardan güzel dönütler almak ise niyetin ve emeğin daha da perçinlenmesini sağlıyor.

      Duyarlı ve motive edici yaklaşımınız için teşekkür ederim…🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir