Sahip Olmak ya da Olmak (Kitap Sözleri)

SAHİP OLMAK ya da OLMAK

Erich Fromm’un Sahip Olmak ya da Olmak adlı eseri, insanlığın içine düştüğü bunalımın kaynağını sorgulayan ve bu sorunla ilgili oldukça önemli tespitlerde bulunan dikkate değer bir eserdir. Bu önemli eser için yazdığım yorum ve inceleme yazısına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Yorum ve İnceleme↵

Bu sayfada ise eserden sizin için derlediğim alıntılar var. Bu alıntıları okuduğunuzda en az kitabı okumuş kadar fikir sahibi olacaksınız, emin olun!  🙂

KİTAP ALINTILARI

İNSAN KENDİNİ ÖYLESİNE GÜÇLÜ GÖRÜYORDU Kİ…

Endüstri çağı başladığından beri insanları ayakta tutan umut ve güven kaynağı, sınırsız bir gelişmenin insana her istediğine ulaşabilme imkânını vereceği vaadiydi.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Tabiat, insan egemenliğine girecek, sınırsız bir maddesel bolluk olabilecek en büyük mutluluğu getirecek ve kısıtlanmamış gerçek özgürlüğe ulaşılacaktı.”

“İnsanlar, teknik aracılığı ile ‘en güçlü’ ve bilim aracılığı ile de ‘her şeyi bilen’ olacaklarını sanmaya başladılar. İnsan kendini öylesine güçlü görüyordu ki…”

“Eğer herkes bolluk ve konfor içinde yaşarsa, bireylerin sıkıntısız bir mutluluk duygusuna kapılacağı sanılıyordu.”

“Artık birçok insan, endüstri çağının verdiği sözleri ve büyük vaatleri yerine getiremeyeceğini anlamış durumda. Çünkü biliyorlar ki mutluluk ve en büyük hazzı tatmak, tüm arzuların yerine getirilmesinin toplamından ibaret değildir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Ekonomik gelişmenin artarak büyümesi, yalnız zengin milletlerin bir imtiyazı olarak kalmış, onlarla fakir milletler arasındaki fark giderek dev boyutlara ulaşmıştır.”

ENDÜSTRİ ÇAĞI ve BÜYÜK VAATLER

Erich Fromm’a göre endüstri çağının büyük vaatlerinin geçekleşememesinin, sistemin kendisinden doğan, iki psikolojik kaynağı var:

“1. Hayatın tek amacının mutluluk ya da bir başka deyişle, maksimum hazza ulaşmak olarak görülmesi. Bunu, tüm isteklerin veya bütün öznel ihtiyaçların tatmine ulaştırılması (radikal hedonizm) olarak tanımlamak da mümkün.

2. Bencillik, yalnızca kendi çıkarını düşünmek, açgözlülük ve sahip olma ihtirası gibi karakter özelliklerinin, uyumu ve barışı sağlayacağı inancı.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

ACI BİR ÇELİŞKİ
MUTSUZ TOPLUM

“Teorik bir çözümlemeye bile gerek kalmadan, çevremize biraz bakınmamız, bize bu ‘mutluluk avı’ çabasının insanları gerçek huzura vardırmaktan uzak olduğunu kanıtlayacaktır.”

“İnsanların mutsuz oldukları bir toplumda yaşıyoruz. Yalnız, çeşitli korkular altında acı çeken, ruhen dengesiz, yıkık ve bağımlı olan bu insanlar, önce bütün çabalarıyla kendilerine boş zaman yaratmaya çalışırlar, sonra da bu zamanı ‘öldürebildikleri’ ya da geçirebildikleri oranda sevinç duyarlar. Ne acı bir çelişki.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

SEN HERKESTEN ÖNEMLİSİN

“Endüstri çağının ikinci psikolojik yanılgısı, bireysel bencilliğin yaşanmasının, toplumsal uyuma, barışa ve huzura sağlayacağı inancıdır.”

“Bencillik, insanın her şeyi yalnızca kendisi için istemesi durumudur. Bölüşmek yerine, sahip olmak kişiye haz verir. Sahip olmak tek hedef olunca, insan giderek daha açgözlü ve ihtiras sahibi olur. Çünkü ne kadar çok şeyi olursa o kadar mutlu olacağını sanır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Açgözlülük, toplumdaki sınıflar arasında sürekli bir savaşa yol açar. Komünistlerin ve sınıfları ortadan kaldıracağını ileri süren diğer sistemlerin, sınıf mücadelelerine son verileceği yolundaki tezleri, hayalden öte bir şey değildir.

Çünkü onların sisteminin temeli de, sınırsız tüketim ilkesine göre kurulmuştur. Herkes biraz daha fazla şeye sahip olmak istediği sürece, sınıflar oluşacak ve bunlar da milletler arasında savaşlara yol açacaktır. Çünkü açgözlülük ile barış bir arada olamaz.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

İNSANLIK TARİHİNDE İLK KEZ…

“İnsanlık tarihinde ilk kez, insanlığın fiziksel olarak varlığını sürdürebilmesi, kendi kalbindeki köklü değişikliklere bağlıdır.”

“İnsanların çoğu, açgözlülük ve sahip olma ihtirasının kendi gerçek isteklerine kulak verme konusunda onları nasıl engellediğinin farkında bile değildir.”(Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“İnsanların çoğu, şimdiki bir rahatlığı, ilerideki acılara tercih etme saflığını gösterebilmektedirler. Aynı davranış biçimine, doktora gidip de ameliyat veya tedavi olmak yerine, hastalığını sineye çekip hayatını tehlikeye atan insanlarda da rastlanır. “

“Günümüz toplumsal değer yargılarına göre, hiçbir şeye sahip olmayan bir kişi, bir hiçtir.”

LÜKS HAYAT BÜYÜK BİR ENGEL Mİ?

Büyük yaşam ustaları, ‘sahip olmak’ ile ‘olmak’ arasındaki farklılığı, sistemlerinin ana konusu olarak ele almışlardır.
Buda, insancıl evriminin en üst basamağına ulaşmak isteyenlerin, sahip olmak güdüsünden kurtulmaları gerektiğini öğretirken, İsa:

‘Kim canını kurtarmak isterse, onu feda edecektir. Ama kim canını benim uğrumda verirse, onu kurtaracaktır. Çünkü bir insan bütün dünyayı kazansa, ama kendi benliğini çürümeye terk etse veya kendini cezalandırsa, eline ne geçecektir ki?’ (Luka 9:24-25) demiştir.

Meister Eckhart‘ın öğretisi de buna benzer. Eckhart’a göre, ruhsal zenginliğe ve güçlülüğe erişmenin tek çaresi, hiçbir şeye sahip olmamak, kendini açık ve ‘boş’ yapmak, yani gerçek benliğe giden yolun önüne kapatmamaktır.

Marx ise, gerçek amacın çok şeye ‘sahip olmak’ değil, çok ‘olmak’ olduğunu belirtir ve bu yolda lüksün de, tıpkı fakirlik gibi önemli bir yük ve engel olduğunu söyler.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Olmak sözüyle, kişinin hiçbir şeye sahip olmadığı ve hiçbir şeye açlık duymadığı, tam tersine büyük bir sevinç içinde bütün yeteneklerini üretici bir biçimde kullanarak, dünya ile bir olduğu varoluş biçimini anlatmak istiyorum.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

VARLIĞIN PERDE ARKASI

“Olmak, gerçeği, aldatıcı dış görüntünün ardındaki özü görmek, bunu ifade etmek için kullanılır.”

“Canlı olan yapılar (ya da varlıklar) olgunlaştıkları zaman ‘olmak’tadırlar ve ancak değişebildikleri sürece vardırlar. Çünkü gelişme ve değişme, yaşam sürecine sıkı sıkıya bağlı iki temel ilkedir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Tüketim ideolojisi, tüm dünyayı yutma arzusu ile doludur. Bu toplum düzeni içerisindeki tüketici ise, sürekli ağlayarak biberonunu isteyen ve hiç büyümeyen bir bebek olarak kalır. Sözünü ettiğimiz gerçek, alkolizm ve uyuşturucu madde tutkunluğu gibi ruhsal hastalık durumlarında iyice gün ışığına çıkar. Ama bizim böyle insanları aşağılamamızın nedeni, çoğunlukla bu kişilerin toplumsal görevlerini yerine getirememeleridir.

(Buna karşılık çok sigara içmek de, onlar kadar zararlı bir tutkunluktur. Ancak sigara, bir insanın toplumsal işlevlerinde bir aksamaya yol açmadığı, yalnızca kendi sağlığına zarar verdiği için, öyle bir aşağılanma durumunu doğurmaz.)” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

SONU GELMEYEN TÜKETME ARZUSU

Tüketim, günümüz aşırı üretim toplumunun belki de en önemli sahip olma biçimidir. Her tüketilen şey, tüketildiği andan itibaren, tüketiciyi tatmin edemez hâle geldiği için de, insanlar yeniden ve daha fazla tüketime yönelmek zorunda kalırlar.

Bu çarkın sonu bir türlü gelmeyince, hep tatminsiz bir çırpınış içinde bocalayan modern tüketiciler, kendilerini şu formülle ifade etmek durumunda kalırlar:

“Ben, sahip olduğum ve tükettiğim şeyler dışında bir hiçim.”

“OLMAK” İLKESİNDE KONUŞMA NASIL GERÇEKLEŞİR?

“Olmak biçimli bir davranış biçimine sahip olan bir insan ise bir konuşma ya da sohbet için hiçbir şeyi önceden hazırlamaz ve kendini çeşitli biçimlerde pohpohlamaya gerek duymaz. Onun yaptığı, olayın içinde spontane (kendiliğinden) ve üretici bir biçimde davranıp tepki göstermektir. Böyle bir kişi, bilgilerini, toplumdaki yerini unutmuştur.

Kendi benliği kendisine bir engel oluşturmadığı için de, başkalarına gerçekten ilgi duyup onların fikirlerine değer verebilecektir. Korkuyla bazı şeylere bağlı ve onlarla kısıtlı kalmadığı için de, her an yeni fikirlere açıktır, yeni düşüncelerin gelişmesine katkıda bulunabilir.”(Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Sahip olmak tavrındaki kişi, sahip olduğu şeylere güvenir. ‘Olmak’ ilkesine göre davranışlarına biçim veren bir kimse ise, varoluşunun ve yaşadığının bilinci içinde davranır.

Kendini bırakma ve cevap verme cesaretini gösterdiğinde, yeni bir şeyler doğacağını bilir. Birtakım korkularla kendi yeteneklerini boğmadığı için, konuşma sırasında canlı ve etkileyici olur.

Bu canlılık çoğu kez bulaşıcı olduğundan, büyük bir olasılıkla, karşısındaki kişinin benmerkezcil tutumunu yenmesini de sağlar. Böylece konuşma; bilgi, statüko ve toplumsal konumların savunulması biçimindeki bir eşya alışverişi olmaktan çıkar.

Ayrıca kimin haklı veya haksız olduğunun önemsizleştiği bir diyalog hâlini alır. Taraflar düello etmek yerine, dans ediyormuş gibi davranırlar ve içleri sevinçle dolar.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

ŞEYTANIN BU ZAFERİ BİLE…

Kutsal kitaplar zamanından beri dünya, şeytanının gösterdiği yolda ilerlemiştir. Ama şeytanın bu zaferi bile, insanların içindeki ‘olmak’ ilkesine ulaşma özlemini bir türlü yok edememiştir.”

“Geçici olan bir şeye, dahası mükemmelliğe ulaşmaya bile bir tutku olarak istek duymak, ona ulaşmayı engeller.”

“Hırs, ihtiras ve bencillik kökenli bir ‘sahip olmak’ isteği Buda’ya göre sevincin değil, acıların kaynağıdır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Önce eylemlerden ve nesnelerden bağımsız olmamız gerekir. Bu, hiçbir malımız olmaması ve hiçbir şey yapmamamız demek değildir. Bağımsızlığın anlamı, mallarımıza, yaptığımız işlere bağlanmamak, onların esiri ve tapınıcısı olmamaktır.”

“Tutkulardan, eşyalara ve benliğimize bağlılıktan kurtulmak demek olan özgürlük, sevginin ve üretici ‘olmak’ın ilk koşuludur.”

“Her sabah belirli bir saatte kahvaltısını yapmaya alışmış bir kişiyi ele alalım. Bu olayı değiştirecek herhangi bir durum söz konusu olduğunda, alışkanlığına bir mal gibi sarılmış olması nedeniyle, o kişi onun değişmesinin, kendi güvenliğini tehlikeye düşüreceğini sanıp buna karşı çıkacaktır.”

İNANÇ YOKSA

Gençler, yaşam pratiklerine yön verecek bir amacın yokluğunu hissetmelerine rağmen “kendileri olmak” çabası içindeler.
Genç ve hayalleri canlı kaldığı sürece mutlu olan bu insanlar, bir süre sonra hiçbir önemli inanca ve düşünceye varamadıklarını görünce, büyük bir hayalkırıklığına uğramışlardır.

Kendi içlerinde yönelecek bir merkez bulamayan bu kişiler, amaçsız, yorgun ve yaşamları zehir olmuş insanlar hâline dönüşmüşler ya da mutsuz, fanatik göstericiler olarak kalmışlardır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

HİÇLİK

“İnsan her şeye sahipmiş gibi gözükse de, gerçekte hiçbir şeye sahip değildir. Çünkü bir nesneye sahip olmak, onu saklamak ya da denetlemek, yaşam sürecinin belirli ve kısa alanlarıyla kısıtlıdır.”

Ben o şeye sahibim, cümlesi o nesneye sahip olmak açısından ‘ben’in (öznenin) açıklanmasına yarar. Bu durumda ‘ben’ sözcüğü özne olmaktan çıkar ve ‘ben’, ‘sahip olduğum o şey’ ile özdeşleşir. Böylece sahip olunan şey ya da mülkiyetim altındaki nesne, benim kişiliğimi ve karakterimi biçimlemiş olur. ‘Ben, benim’ sözünün anlamı da, ‘Ben o şeye sahip olduğum için benim’ özelliğini kazanır. Burada ‘o şey’ kendi gücüm ile denetimim altına aldığım insanların ve nesnelerin tümünü göstermektedir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Sahip olmak ilkesinde, kişi ile onun sahip olduğu şeyler arasında canlı bir ilişki yoktur. Hem kişi hem de o şeyler birer nesnedirler ve kişi, o şeyleri kendi denetimi altına alma imkânını bulduğu için, o şeylere sahip olmuştur. Ama bunun tersi bir ilişki de söz konusu olabilir.

Kişinin tüm ruhsal sağlığı ve dengesi, olabildiğince çok şey elde etmeye bağlı olduğu sürece, nesneler kişilere bağlı olmaktan çıkıp, onları denetler duruma gelir. ‘Sahip olmak’ davranış biçimi, özneler ile nesneler arasındaki canlı ilişkiyi, ölü bir ilişki hâline getirir ve hem nesneleri hem de özneleri birer şey yapar.”

“Özgürlüğe giden tek yol, içsel bağımsızlığa ulaşmaktan geçer.”(Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Olmak, yaşantılara, duygulara ve bazı içsel süreçlere dayandığı için, dile getirilmesi, tanımlanması zor ve hatta inkânsızdır.”

“Olmak, kişinin herkeste (değişik oranlarda) var olan özelliklerini ve insancıl zenginliklerini değerlendirerek, onları geliştirmesi demektir.

“Sahip olmak ya da diğer bir deyişle ‘olmamak’ güdüsünden kendimizi kurtarabildiğimiz ölçüde ‘olmak’ ilkesine yaklaşabiliriz. Bunun için de, sahip olduğumuz şeylere sıkıca sarılarak kişiliğimizi bulmaya çalışmaktan ve güvenlik duyma çabamızdan sıyrılmamız ve de kendi benliğimiz ile sahip olduklarımızı her şeymiş sanarak yüceltme alışkanlığından vazgeçmemiz gerekiyor.”

“BEN” TUTKUSU

“Olmak için, ‘ben’ tutkusundan ve her şeyi kendi benliğimiz, kendi çıkarlarımız açısından değerlendirmekten sıyrılmak zorundayız. Bu durumu en iyi, mistiklerin kendimizi boşaltmak ve yoksullaştırmak gibi sözcükleri ile ifade edebiliriz.

Ama birçok insana ‘sahip olmak’ alışkanlıklarından vazgeçmek güç geliyor. Bu yöndeki herhangi bir girişim, yüzme bilmeden denizin ortasına düşeceklermiş gibi bir korku ve güvenlik dayanaklarını yitirme telaşı veriyor onlara.

Ancak bilmiyorlar ki, ‘mülkiyet’ denilen koltuk değneklerini atmadıkça, kendi güçlerini ve yeteneklerini kullanabilecek duruma gelmeleri mümkün değildir. Onları engelleyen, sahip oldukları şeyler olmadan gelişemeyecekleri, başarılı olamayacakları hayali konusundaki yanlış inançlarıdır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

VERİMLİ ÇALIŞMA

Yabancılaşmış aktivitede kişi kendini, eyleminin aktif bir öznesi olarak değil de bir sonucu olarak ve kendinden ayrılmış, ötede, hatta kendine karşıt bir şeymiş gibi görmek durumundadır. Aslında eyleme kalkışan ‘ben’ değilimdir, bazı iç ya da dış güçler, beni kullanarak eylemde bulunmaktadırlar.

Yabancılaşmamış aktivitede ise, kişi kendini eylemdeki özne olarak yaşar. Bu tür bir aktivite, bir doğurma, bir üretme sürecidir ve kişi ile ürettiği şey arasında doğrusal bir ilişki, bir bağ vardır. Böyle bir durumda aktivite, kişinin güçlerinin ve yeteneklerinin dışa yansıması demektir ve kişi aktivitesi ile bir olmuştur.

Bu yabancılaşmamış aktivite biçimini ben ‘verimli aktivite’ olarak adlandırıyorum.

Verimli derken, ortaya yeni ve özgün şeyler çıkarma yeteneğinden söz ediyorum. Bunu, bir sanatçının ya da bir bilim insanının yaratıcılığı ile eşanlamda almamak gerekir. Burada önemli olan, aktivitenin ürünü değil, onun kalitesidir. Bir resim veya bilimsel bir çalışma verimsiz olabilir.

Buna karşılık bir insanın öyle kendi hâlinde oturduğu ve kendi benliğinin bilincine varmaya çalıştığı ya da bir ağaca boş bakmak yerine, onu gerçekten ‘gördüğü’ veya bir şiir okurken şairin duygularını hissettiği anlarda, hiçbir şey ‘var edilmemiş’ olmasına rağmen, böyle bir süreç ‘verimli’dir aslında.
Çünkü verimli çalışma, içsel bir katılmayı gerektirir.

Oysa bilimsel ya da sanatsal bir çalışma, ‘yararlı’ bir şey meydana getirme çabasından bağımsızdır. Verimlilik eğer dünyasal olarak köreltilmemişse, her insanda var olan bir karakter özelliğidir. Verimli insan el sürdüğü her şeye can verir, onu hareketlendirir. Kendi yeteneklerini canlandırmakla kalmaz, başka insanlara ve eşyalara da hayat verir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

İÇSEL HUZUR

Aristo‘ya göre, iyiye ve güzele gitmek demek olan ‘eudaimonia’ya, eğlenceler ve hazlar ile değil, aktivite ile ulaşılabilirdi ancak.”

“İnsan doğasının modeline ne denli yaklaşırsak, özgürlüğümüz ve refahımız da o ölçüde artar.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Ruhumuz kendi tabiatıyla uyumlu şeyler yaptığında, huzurlu ve mutludur. Ama doğasına ters bazı davranışlara yöneldiğinde acı çeker.”

“Schweitzer, modern insanları bağımlı, mükemmellikten uzak, eksikli, patolojik ve tümden pasif olarak karakterize ederken, son derece haklıydı ve gözlemleri de yerindeydi.”

“OLMAK” NASIL GERÇEKLEŞEBİLİR?

Olmak, yüzeysel görüntüleri aşıp, onların ardındaki gerçeği kavramakla gerçekleşebilir ancak.”

“Dikkatli davrananlar ve çok şeye sahip olanlar, güvenlik içinde olduklarını sanmalarına rağmen, hiç de öyle değillerdir. Çünkü onlar kendi dışlarında olan her şeye, mallarına, paralarına, prestijlerine ve egolarına bağlı, onlara düşkündürler ve bunları kaybetmek korkusu, içlerinde egemen olan tek duygudur.

Hiç kimse kendini yaşama bağlayan dayanaklarını yitirmek istemez. Ama her sahip olunan şey, önünde sonunda yitirilmek zorundadır. Bunların başında mal ve mülk, sonra da onlara bağlı olarak toplumsal statü ve dostlar gelir. Yitirmek kaçınılmazdır. İnsan bir gün ve bilemediği bir anda ölmek durumundadır. Yani herkes her şeyini ve de yaşamını yitirecektir sonuçta.

Eğer insan yalnızca ‘sahip olduğu’ şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir.

Olmak kavramında ise, sahip olunan şeylerin kaybedileceğinden doğan endişe ve korku yoktur. Olduğum gibiysem ve kişiliğim ‘olmak’ tarafından belirleniyorsa, kimse benden bunu alamaz ve kişiliğimin yıkılması tehlikesi de doğmaz. Odak noktamı ve davranışlarımı yönlendiren güdüleri, kendi içimde bulurum.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

VERİLEN ŞEY YİTİRİLMEZ

“Sahip olmak durumunda, insanın sahip olduğu şeyler kullanım sonucunda azalırken, ‘olmak’ta uygulama ve kullanım artması, kullanılan şeyin fazlalaşmasına yol açar.

Akıl, sevgi, zihinsel ve sanatsal yaratışlar, yani insanların tüm temel yetenekleri, kullanıldıkça, uygulandıkça gelişir ve güzelleşir. Verilen şey yitirilmez, tam tersine sıkı sıkıya tutulan şeylerdir biten ve yok olanlar.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Olmak ilkesinde tehlike yaratabilecek ve güveni sarsacak şeyler, kişinin kendi yanlışlarından kaynaklanır: Yaşama inanıp, onu sevmemekten, verimli güçleri kullanmamaktan, geriletici eğilimlere kapılmaktan, içsel tembellikten ve başkalarına kendi yaşantımızı belirleme hakkını tanımaktan. Ama bu tehlikeler ‘olmak’ kavramının içinde zorunlu olarak bulunan özellikler değildirler.

Sahip olmakta ise yitirme tehlikesi, bu davranışın doğası gereğidir ve onunla birlikte bulunur.”(Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

İhtiraslar tatmin edilseler bile, onların yol açtığı içsel boşluğu ve bunaltıyı, yalnızlığı ve depresyonları bu yolla doyuma ulaştırıp, çözümlemek mümkün değildir.”

“Bireyler arasında, en çok şeye sahip olmak için her zaman bir mücadele ve savaş süregelecektir. Hatta sınırsız arzulara karşılık, sınırsız üretime geçilebilse dahi, bu mücadelenin ve rekabetin süreceğini söyleyebiliriz. Daha az sağlıklı ve saldırgan olamayan, mücadeleden yılan ve bu konuda pek yeteneği bulunmayan bireyler ise, kendilerinden çok şeye sahip olanları kıskanıp duracaklardır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Sosyalist bir dünyada sınıfsız bir toplum yaratılacağı düşüncesi de, insanların açgözlü davranmalarının önüne geçilemediği sürece, bir hayalden öteye gidemez.”

EĞLENCE ve MADDESEL TATMİNLER

“Eğlence veya sinirsel uyaranlardan gelen hazlar, doruk noktası aşıldıktan sonra, arkalarında bir boşluk ve bir üzüntü bırakırlar. Çünkü maddesel tatminler, duygusal heyecanlara hiçbir zaman ulaşamazlar ve bu sürekli bir hayal kırıklığı getirir kişiye.

İçsel güçlere bir katkısı olmayan, akıl ve sevgi özelliklerinden kopuk bir çaba ile verimsiz uğraşılarının yarattığı bunaltıyı aşabilmek isteyen bir kimse, belki tüm enerjisini bir anlık belirli bir hedefe yöneltmeyi başarırsa, anlık bir haz duyabilir, ama hepsi o kadar. İnsan olunmadan, insanüstüne atlamak mümkün değildir.

Doruk noktasındayken amaca ulaştığını sanan insan, o bir anlık zafer sevinci geçince, içinde hiçbir şeyin değişmemiş ve aynı bunaltının tüm boyutları ile giderilemeden yerli yerinde olduğunu fark edince, derin bir hüzne kapılır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Olabileceğinin, kendi doğasının ona sunduğu tüm imkânların en yükseğine dek çıkması gereklidir insanın.”

De Lubac ise, yitirilen mutlu beraberliğe ulaşabilmenin, Tanrı ile insan ve insan ile insan arasındaki birliğin yeniden kurulmasına bağlı olduğunu yazar ve bunun, kurtuluş ve mutluluk için tek çare olduğunu ekler.”

“Eğer güvenlik duygusu, insanın sahip olduğu şeylere dayanıyorsa, bunların yitirilebileceğinden doğan korku da kaçınılmaz bir sonuçtur.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Ölüme karşı duyulan korkudan sıyrılmanın bir tek yolu vardır. Bunu bize İsa, Stoacılar ve Meister Eckhart gibi bilgeler öğretmeye çalışmışlardır: Yaşama sıkı sıkıya bağlanmamak ve onu sahip olunacak bir şeymiş gibi görünmemek gerek.”

“Sahip olmak tutkusundan ve benmerkezcil bir hayat anlayışından sıyrıldığı oranda kişi ölümden korkmayacaktır. Çünkü ölümle yitireceği hiçbir şey yoktur.”

ZAMANI ÖLDÜRMEK

Zaman adlı tirana karşı, ona tamamen boş vererek, tam bir tembellikle isyan etme yolunu seçerler. Zamanın gereklerine aldırmayarak özgürlüğe yaklaştığını sanmak, boş bir hayaldir. Bir günlük zamanı değerlendirmek yerine, onu ‘öldürmek’, aslında zaman kafesinden kurtulmak değil, gözlerini kapayarak, kafesi görmemek demektir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Bir din, insanı doğru yönde davranmaya yöneltebiliyorsa, bir sürü doktrin ve ideoloji yığınından daha yararlıdır…”

“Bireyler çoğu kez toplumda yaygın olanı kendi gerçek inançları sandıkları için, içlerinde yücelttikleri şeylerden habersizdirler.

Örneğin içinde ‘güçlü olmak’ ve ‘başkalarını ezmek’ arzusu olan ve bunu yücelten bir kişi, dışarıya sevgi dinine inanıyormuş gibi görünebilir ve belki kendi gerçek yönlerini kendisi bile fark etmez.

İşte böyle bir durumda, onun gizli inancı ya da dini, iktidardır. Hristiyan dinine veya bir başkasına bağlı oluşu ise, onun için boş bir ideolojiden başka bir şey değildir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Bizi karmaşıklık ve çeşitlilikten kurtaracak, kendimizi adayabileceğimiz, davranışlarımıza yön veren, tüm çabalarımızın odak noktası olacak ve güvenip, inanabileceğimiz gerçek değerleri temsil eden bir nesneye ihtiyaç duyarız.

Bu öyle bir nesne, öyle bir şey olmalıdır ki, onu yüceltmekle, tüm enerjimizi belirli bir tarafa yöneltmek, yalnız ve tek başına olma bilincinin güvensizlik ve şüphe gibi acılarını aşmak ve yaşamımıza bir anlam verme ihtiyacımızı gidermek imkânına da kavuşabilelim.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

AVRUPA ve HRİSTİYANLIK

“Ayrıntılı bir çözümleme bize, Avrupa‘nın Hristiyanlaştırılması olayının yüzeyde kaldığını ve ancak on ikinci ve on altıncı yüzyıllar arasında böyle bir dönüşten söz edilebileceğini, ondan öncesinde ve sonrasında ise, dinin yalnızca bir ideoloji olarak kaldığını göstermektedir.

Bu dönemlerde belki kiliseye bir bağlılık ve teslimiyet söz konusu olmuş olabilir, ama insanların kalplerinde bir değişmeye, yani karakterlerinde olumlu yönde bir gelişmeye rastlamak mümkün değildir.”

“Eğer Avrupa on üçüncü yüzyıldaki ruhu devam ettirebilse ve bilimsel düşünce bu anlayıştan kopmadan gelişebilseydi, belki bugünkünden daha iyi bir yerde olurduk. Ama ne yazık ki akıl, yararcı zekâya, bireysellik ise bencilliğe dönüşmüş ve toplumdaki hümanist ruh yok olmuştur. Böylece Hristiyanlaştırma süreci sona ermiş, Avrupa o eski cehalet ve dinsizlik devrine dönmüştür.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Avrupa’nın ve Kuzey Amerikanın tarihi, Hristiyanlık dininin kabul edilmiş olmasına rağmen, zorbalıkların, fetihlerin ve açgözlülüklerin tarihidir. En yüce değerlerimizi; diğerlerinden güçlü olmak, başkalarını boyunduruk altına almak ve sömürmek olarak sıralamak mümkündür.

HAÇLI SEFERLERİ

Batı tarihinin fetih, sömürü, şiddet, baskı ve halkların ezilmesinin tarihi olduğunun kanıtları saymakla bitmez. Bundan arınık bir dönem ya da bir ırk veya sınıf bulmak mümkün değildir.

Hatta iş çoğu kez, bir ırkın tümden ortadan kaldırılmasına dek vardırılmak istenmiştir. İşte Amerika’da Kızılderililerin yok edilmesi için verilen mücadele, işte dinsel giysiye bürünmüş olan Haçlı Seferleri.

Köle tüccarlarının, Hindistan‘a egemen olup orayı sömürenlerin, Çinlileri afyonu kendi ülkelerinde üretmeleri için zorlayan İngilizlerin, iki dünya savaşı çıkaran ve yeni bir savaşı destekleyenlerin, içlerinde tam dindar duygular besledikleri ve onları bu davranışlara yalnızca ekonomik ve politik zorunlulukların ittiği ileri sürülebilir mi?

Yoksa bunlar vahşi ve zorba ruhlu bazı kişilerdi de, geri kalan çoğunluk tam dindar mıydı?

Eğer böyle olsa, vicdanlarımız daha rahat olurdu şüphesiz. Ama gerçekler başka türlü söylüyor. Evet, belki yöneticiler, onları izleyenlerden daha açgözlü ve ganimet meraklısıydılar. Ancak, zafer kazanmak ve “düşmanları” yenmek arzusu, sosyal karakter içinde böylesine köklenmemiş olsa, yöneticilerin de planlarını gerçekleştirmeleri mümkün olmazdı.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Olimpiyatların böyle popüler olması da, Batı’nın o zorba ruhlu kahraman anlayışının bir yansımasıdır. Olimpiyat bu kahramanların, yani en güçlü, en dayanıklı olanların ve zaferi kazananların yüceltilmesidir.
Ayrıca bunun yanı sıra dönen birtakım gizli oyunlar ve karanlık dolaplar, işin ticarete ve reklama dönüşmesi, çoğu kimsenin gözünden kaçmaktadır.”

HRİSTİYANLIK ÇAĞ DIŞI KALMIŞTIR

“Bütün bu anlattıklarımız doğruysa, acaba Avrupa ve Amerika ortaya çıkıp da, açıkça “Hristiyanlık çağdışı kalmıştır.” diyemiyor? Bunun çeşitli nedenleri var:

Dinsel bir ideolojiye sahip olmayan bir toplumda, insanların tüm disiplinlerini yitirmeleri ve toplumsal düzeni bozmaları tehlikesi vardır. Daha da önemlisi, kendini insanlar için feda eden Tanrı’nın oğlu ve sevgi dolu bir İsa sembolüne inananlar, İsa’nın kendileri için de sevdiğini sanmaktadırlar.
Böylece İsa bir put, ona inanmak da kişilerin kendi sevme eylemlerindeki yetersizliklerinin yerini tutmak için bir takviye olma özelliğini kazanmaktadır.

Bu bilinçsiz davranışı: “İsa, sevilmesi gereken her şeyi bizim yerimize seviyor. Biz o zorba Yunan kahramanları gibi davranmaya devam edelim. Çünkü İsa’ya olan “yabancılaşmış inancımız” bizi kurtaracak ve onun yaptığı gibi davranma zorunluluğundan sıyrılmış olacağız.” düşüncesi biçiminde özetlemek mümkündür.

Hristiyan dininin, kişilerin çıkarcı ve bencil davranışlarını gizlemekte kullandıkları bir kılıf olduğu böylece açığa çıkıyor.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Günümüz insanı yine de sevgiye inanıyor gibi görünmekle, tümden sevgisiz olmaktan duyulabilecek büyük acıyı biraz olsun bastırmayı başarmaktadır.”

Aydınlanma Çağı felsefesinin ‘temel din anlayışı’nın, on üçüncü yüzyıldaki teologların düşünceleri ile nasıl benzeştiğini çok güzel gösterir: “İnancın temellerini araştırdığımızda, on yedinci yüzyıl filozoflarının, kendileri fark etmeseler de, on üçüncü yüzyıldaki ortaçağ düşüncesinden oldukça etkilendikleri görülmektedir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“Aydınlanma felsefesinin çocuğu olarak adlandırabileceğimiz Fransız Devrimi de yalnızca politik bir olay değildir.

Becker‘in belirttiği gibi, Tocqueville ‘Fransız Devrimi, dinsel bir örneğe göre başlatılmış ve giderek birçok yönden ona benzemiştir.’ derken haklıydı. Nitekim İslam dini Protestan hareket gibi Fransız Devrimi de, vaazlar ve propaganda yoluyla ülkelere, milletlere yayılmıştır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Modern toplumlarda da, yüzeydeki Hristiyanlık dininin arkasında büyüyen ve toplumun karakter yapısında yer eden bir gizli din, ‘endüstriyel din’ gelişmektedir… Bu yeni din insanları, kendi elleriyle yaratmış oldukları ekonominin ve makinelerin kölesi hâline sokmaktadır. Ve bu, gerçek dinin özü ile taban tabana zıttır.

Bu dinde kutsal olan şeyler ise; çalışmak, özel mülkiyet, kâr, güç ve iktidardır.”

ZEKÂNIN GÖNÜLDEN AYRILMASI ve DARWİN

“Salt bilimsel ve yabancılaşmış bir zekânın insanın kişiliği üzerine yaptığı etkileri, en yoğun biçimiyle Charles Darwin‘in yaşamında bulabiliriz:

“Aklım, büyük bir bilgi birikimi arasından habire yeni yasalar filtre eden koca bir makineye dönüşmüştü sanki…

Sevdiğim şeylerin artık bana tat vermez oluşları ve onlardan uzaklaşmam, mutluluğu yitirmeme yol açmıştı. Bu durum, zihnim açısından tehlikeli olduğu kadar, karakterimin ahlaki özünün de zayıflaması sonucunu doğurmuştu. Çünkü doğal yapımızın en önemli yanını ve bize özgü olan duygularımı yitirmiştim.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Darwin’in burada anlatmak istediği süreç, zamanın çok tutulan ve hızla yayılan bir özelliğinin, zekânın gönülden ayrılmasının bir göstergesidir.”

“Yakın bir gelecekte, tekniğin efendisi olmaktan çıkıp, onun kölesi durumuna düşeceğiz. Ve teknik, bir zamanların yaratıcı ögesiyken, bize diğer yüzünü ve yıkıcı özelliğini de göstererek (tıpkı Hint tanrıçası Kali gibi) ve tüm insanlığın kendisine kurban edilmesini isteyebilecektir.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Albert Schweitzer, Batı kültürünün hızla bir krize doğru sürüklendiğini ilk sezenlerden biri olmuştur. ‘Şimdi herkes anlamalıdır ki’ diye anlatır, ‘kültürümüz kendini yok etme yoluna gitmiştir. Artık ondan neler kaldığını bile tam olarak söyleyemiyoruz. Belki şimdiye kadar yıkılmamıştır ama ilk gelen çalkantının kültürümüzü alıp gitmesi mümkündür.

Çünkü temelleri sağlam atılmamıştır. Modern insanın içine itildiği ilişkiler bütünü onu küçültmüş ve ruhsal açıdan zedelemiş olduğu için, kültür yeteneğini de çok azaltmıştır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

“İnsanın ruhsal, yani kendine özgü olan içsel kültürü ihmal edilirse, bencillik ve açgözlülük en yaygın güçler olarak belirirler.”

VERMEK ve BÖLÜŞMEK

“Bağımsızlığın ve ‘hiçliğin’, vermek ve bölüşmek eylemlerine adanmış tam bir aktivitenin önkoşulları olduğunu bilmek ve kabullenmek.”

“Hep yeni bir şeyler yapma ihtiyacı içinde olmak ve yeni teknik buluşları deneme arzusuyla yanmak, insanın kendisine ve diğer insanlara yakın olmasını engelleyen araçlardır.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

Batı dünyasının çoğu insanı, tüketimin verdiği tadı bilmekte ama giderek bunun kendilerini doyuma ulaştırıp mutlu etmediğinin de farkına varmaktadır. Artık çok şeye sahip olmanın esenliği getirmediğini biliyorlar. Böylelikle geleneksel ahlak sınanmış ve bunun sonucunda da doğrulanmış oluyor.

Ama bu arada eklemek gerekir ki, tüketimin tüm imkânlarını yaşayamamış ve elde edememiş olanlar, yani Batı dünyasının fakirleriyle sosyalist ülke halklarının çoğunluğu ve az gelişmiş ülkeler, “Tüketim mutluluk getirir.” adlı eski hayale kapılmaktan kendilerini alamamaktadırlar.” (Sahip Olmak ya da Olmak, Erich Fromm)

 

Erich Fromm’un Sahip Olmak ya da Olmak adlı eseri için yazdığım Yorum ve İnceleme↵ yazısı da ilginizi çekecektir.


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

KİTAP YORUMLARI

SuçveCeza↵  Tutunamayanlar↵  Madame Bovary↵  Kürk Mantolu Madonna↵  Küçük Ağa↵  Karamazov Kardeşler↵  Vadideki Zambak↵  Muhteşem Gatsby↵   Anna Karenina↵  Genç Werther’in Acıları↵  Gurur ve Ön Yargı↵  Gün Olur Asra Bedel↵  Huzur↵  Sahip Olmak ya da Olmak↵ jurnalKırmızı ve Siyah↵

KİTAP SÖZLERİ

Suç ve Ceza↵ Tutunamayanlar↵ Kürk Mantolu Madonna↵ Madame Bovary↵ Karamazov Kardeşler↵ Vadideki Zambak↵ Anna Karenina↵ Genç Werther’in Acıları↵ Gün Olur Asra Bedel↵ Huzur↵ Gurur ve Ön Yargı↵ Muhteşem Gatsby↵ Küçük Ağa↵ Kırmızı ve Siyah↵ Jurnal↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir