Milena’ya Mektuplar (Kitap Sözleri)

FRANZ KAFKA SÖZLERİ

Franz Kafka sözleri…

Dünya edebiyatının en dikkat çeken isimlerinden biri olan Kafka’ya göre,

“İçimizin korkunç sarsıntılarını kor ortaya mektup yazmak.” 

Franz Kafka‘nın Milena Jesenska’ya yazdığı mektuplar, yayımlandığı günden bugüne kadar  hep çok ilgi çekti. Bugünlerde de birçok yerde karşıma çıkan bu metinler için yazdığım kitap yorumuna buradan↵ ulaşabilirsiniz.

Bu sayfada ise Milena’ya Mektuplar’dan derlediğim Franz Kafka↵ sözlerini okuyabilirsiniz.


kafka-milenaya-mektuplar-franz-kafka-sozleri-franz-kafka-sözleri-

Kafka Sözleri

Susmak

“Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız.”

“Kaygınız gerçek duygularım içinse, eli kolu bağlı onların, susuyorlar.”

Acıları Çekemeyecek Duruma Gelince

“Beyin yüklenen üzüntüleri, acıları çekemez duruma geliyor. ‘Benden bu kadar!’ diyor; ‘Bu bütünün ayakta durmasını önemli bulan biri varsa yardım etsin bana, azaltsın yükümü; belki yaşamını sürdürürüz biraz daha.’ Akciğer hemen -yitirecek çok şeyi olmadığına göre- buradayım, diyor. Beynimle ciğerimin bu pazarlığından haberim olmadı ama bu pazarlığın korkunç olduğunu şimdi anlıyorum.”(Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Benim sıkıntım içimden. Ciğerlerimin hastalığı içimin sıkıntısını örtmek için çıktı ortaya.”

Korku

“Korku içindeyim daha, bir çocuk gibi ürküyorum gene. Üstelik bende çocukların unutkanlığı da yok.”

“Yaşımı, yıpranmışlığımı, hele korkumu anlamaya çalış; sonra benim korkum, gün geçtikçe artıyor. Dünyadan el etek çekmek anlamına geldiği için artıyor baskısı bu korkunun. Baskı arttıkça da korku büyüyor ama senin gözü pekliğin ileri atılmayı sağlıyor sana, bu yüzden azalıyor baskısı, gözü pekliğin artıyor.”

“Rahat değilim, korkuyorum. Düşenlerle böbürlenen bir dünyada yaşıyoruz. Atamıyorum adımımı, ürküyorum, onun için yere basamıyorum.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Yüreğime, aklıma eşit etkiler yapan bir sesle sesleniyorsun bana ama tanımıyorsun beni. Birkaç mektup, benim için duyduğun birkaç söz gözünü kamaştırmış olabilir. Milena, diyorum, bir deniz gibidir, deniz kadar da güçlüdür. Gelgelelim bir yanlış yorumlama sonunda, boğulacak olanın isteğine uyup, alınyazısı da öyle dilerse… Bütün gücü ile deniz üstüme yığılmaz mı? Evet, görmedin, bilmiyorsun beni. Gelmemi, gerçeği ortaya çıkarmak için bir önseziyle istiyorsun belki de. Biliyorum, beni gördükten sonra geçecek başının dönmesi! Kim bilir, belki de bundan korktuğum için gelmek istemiyorum.”

“Yüreğimi dinleyecek yerde, korkunun sesine kulak vermişim.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Kirli, Titrek, Kararsız

“Böylesine arınmış birine el uzatmak için yürek ister. Benim elim kirli, titrek, kararsız. Kimi vakit pençeyi andıran bu terli, bu soğuk eli nasıl uzatırım sana?”

“Yaşamımız diyorum, nasıl olsa bulanık bir su… Ne demeye onu daha da bulandırmalı?” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Size nasıl geldiğimi unutmayın Milena, arkamda otuz sekiz yıllık bir yolculuk var. Sonra, beklenmedik bir yol kavşağında sizi görüyorum. Göreceğimi hiç ummadığım, hele böylesine geç bir karşılaşmayı aklımdan bile geçiremediğime göre Milena, ne yapabilirim?”

“Kişiler ancak birazcık sevinçli oldukları vakit gevezedirler.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Yahudiler

“Tehlikelidir Yahudi ırkı, senin ayaklarına kapanmış olsa bile.”

“Yahudilerin bu güvensiz durumları, kendilerine olan güvensizlikleri ile başkalarına olan güvensizlikleri bize şunu gösteriyor: Yahudiler, yalnız ellerinde tuttukları, dişleriyle koparabildikleri nesnelere sahip olabileceklerine inanmışlardır.”

“Yahudi düşmanlığı içinde yüzüyorum: ‘Uyuz ırk’ adını takmışlar Yahudilere şimdi de.”

“Venkov dergisi, bütün kötülüklerin Yahudilerden geldiğini yazıyordu geçenlerde.”

Bekleyeceğim

“Sizden gelecek mektubu çarpıntılar içinde bekliyorum. Boşuna yiyorum kendimi. Bir hafta durmamacasına taşa bir çivi çakmakla görevlendirilmişim sanki ama çivi de işçi de benim Milena!”

“İyi olmam için gerekli tek şeyi yaptın, yapmaktasın da Milena: Beni sevmen. (Rahat ol Milena, bana gelince: Ben son günde de ilk gün beklediğim gibi bekleyeceğim.)” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Sessizliğinin ardındaki sesi -hem de bana seslenen sesi- duymadığıma üzülüyorum.”

Sen Varsın

“Bana bir kez daha -her zaman değil, istemem de her zaman- ama bir kez daha ‘sen’ de bana.”

“Senin var olduğunu ve senin olduğun yerde, bütün öteki şeylerin yok olduğunu anlatmaya çalıştım.”

“… oysa ben bütün vaktimi, bütün vaktimden daha çoğunu, yeryüzünün bütün vakitlerini sana ayırmak istiyorum; seni düşünmek, seni yaşamak için.”

“Kimi zaman şuna inanıyorum: Birlikte yaşayamayacağız. Boyun eğip rahatça uzanıvereceğiz yan yana. Ölmek için ama ne olacaksa senin yanında olacak.”

“… odandaki o her zaman seni görebilen mutlu dolap olsam, ne iyi olurdu: Seyrederdim seni, koltukta oturuşunu, mektup yazışını, yatışını ya da uykuya dalışını.”

Sütle Tereyağ

“Sütle tereyağ değil de sen mi gerekiyorsun bana?” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Koca deniz, dibindeki küçücük taşı nasıl severse, benim de sevgim öylesine yığılıyor üstüne. Tanrı isterse, o küçük taş ben olurum bir gün.”

Güvenim Sarsılsa.. 

“Güvenim sarsılsa, emin olmasam senden, böylesine sevebilir miyim seni?”

“Sana inanmasam ilgilenir miydim seninle? Denizin dibindeki avuç içi kadar yer suyun baskısına nasıl dayanıyorsa, sen de öyle dayanıyorsun Milena. Yaşam rezillik aslında, midemi bulandırır hep. Yaşamımla başa çıkacağımı, insanlara dayanabileceğimi ummazdım bugüne değin, utanç duyardım bundan ötürü ama sen her şeyi öğrettin bana şimdi. Dayanılmayacak gibi olan yaşam değilmiş meğer.”

“Kimi zaman yalnız kalabilmek, mutluluğun ilk koşulu.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Ne olacak diye bugünden kafa patlatmaya ben de karşıyım -karşıyım çünkü sen varsın yaşamımda, yalnız olsaydım, kimse engel olamazdı bu türlü düşüncelere- gelecek günlerin savaş yerine dönüyor insan bugünden, toprak altüst olmuş, yarın kurulacak evin temellerini nasıl taşısın?”

Bencil ve Kapitalist

“Kişi nelere sahip olduğunu bilmeyen bir kapitalist aslında.”

“Kişi yorgun olunca bencil de oluyor.”

Yaz Milena!

“İki satır ya da bir satır, bir sözcük olsun yaz Milena… Korkunç acılara boyun eğmek zorunda kalırım tek sözcüğünden yoksun kalırsam.”

Gelme!

“Kocanla yaşadığın o hava küresi içinde ben bir fareyim ancak. ‘Büyük bir ev düzeninde’, bilemedin yılda bir kez odanın ortasından geçmesine göz yumulan bir fare…”

“Söylentilere kulak vermez inersen yanıma batarsın, yanını yöreni göremez olursun. Tuhaftır ama sen buna düşme demeyeceksin, insan gücünün üstünde bir çabayla başını dik tutmak için çırpınacak, didinecek, öylesine kullanacaksın ki gücünü, parça parça kopacaksın, yok olacaksın. (Ben de seninle birlikte elbet.)”

“Neredeyse, gelme, diye yalvaracağım. Seni çağırmak zorunda kaldığım bir güne bırak bu gelmeyi, o umutla yaşayayım. Gel, dediğimde hemen geleceğinden emin olma umuduyla. Hayır, gelme şimdi, nasıl olsa dönmek zorundasın, değil mi?”

“Gel” dediğimde gelemeyeceksin anlaşılan, bu güveni de yitirdim böylece.”

“Elimin kolumun bağlı olduğunu hem de ne türlü bağlı olduğunu anlayarak gelemem, dedim.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Vazgeçmek Zor Geliyor 

“Beni sana getirecek bir yol bulmuştum, karanlıktan aydınlığa kavuşacaktım. Bu yolu umutla, sevinçle kazmış, kendimden de bir şeyler katmıştım. Beni sana getirecek bu yola çıkmak üzereyken ‘gelmiyorum’ sözüne çarpıyorum şimdi, sendeliyorum elbet. Bir çırpıda yüreğimle açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz, elbet yüreğim sızlar. Gene de -sözünü edebildiğime göre- o kadar zor gelmedi anlaşılan. Çok bilmiş bir köstebek gibi yeni yollar açarım gerekirse, ne yapalım.”

“Kocamı bırakamayacak kadar çok seviyorum, dersen, inanırım; hak da veririm sana. (Gerçeği söylüyorsun çünkü. Beni göz önünde tutarak da böyle davranman gerekir… Kocanı benim yüzümden bırakacak olursan, korkunç bir şey olurdu benim için.)

Kocamdan ayrılmak önemli değil benim için ama birtakım içlek nedenlerden ötürü, o bensiz yaşayamaz, dersen, gene inanır, gene hak veririm sana. Gelgelelim, o bensiz yaşamın güçlüklerine göğüs geremez, onun için onu bırakamam, dersen ve bunu da en önemli neden diye gösterirsen, inanmak zor olur. Bu, ya daha önceki nedenleri örtmek (Güçlendirmek için demiyorum, öteki nedenlerin güçlenmeleri gerekmiyor) ya da -senin de dokunduğun gibi- aklın gülünç oyunlarından biridir ki, tepeden tırnağa sarsar bizi.”

Gerçeği Yok Edemezsin

“Gerçeği sarsamazsın, yok edemezsin: Bunları açıklamaya yeltenince, keskin kılıçların ortasında kalmış gibi görüyorum kendimi. Sivri uçları bana çevrili, yaklaşıyorlar, korkunç bir işkencedir başlıyor.”

“Kocandan ayrılmamanın gerçek nedenini, dönüp dolaşıp, onun kunduralarına yüklüyorsun Milena! -Gösterdiğin bu nedende beni inciten bir şey var. Kocandan ayrılırsan, ya başka bir kadınla yaşar ya da gider bir yerde bir oda tutar… Üzülme, kunduralarını boyayacak biri çıkar elbet! Bilmiyorum, alıkça, belki de değil ama bunları anlatman incitiyor beni, neden dersin?”

“İnsan kendini olduğu gibi sözcüklerin içine koyamıyor; koyabilse ne iyi olurdu. Karşı gelindi mi, sözcük savunurdu kendini ya da yok olurdu…” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Yaşarken Ölmek

“Duygularımı, gücümü böylesine harcıyorum da gene ölmüyorum!” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Her şey olması gerektiği gibi: üzüntülü ve ağır…”

“Öyle zaman olur ki odada yalnızken bile ‘yok oluverir’ insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir.”

Yeter!

“Biliyor musun, durmadan aynı şeyleri yazıyoruz. Hasta mısın, diye soruyorum, bakıyorum sen de hastalığımı sormuşsun. Ölmek istiyorum, diyorum, sen de istiyorsun. Önünde hıçkırarak ağlamak istiyorum, küçük bir çocuk gibi, sen de benim önümde küçük bir kız gibi ağlama isteği gösteriyorsun. Bir kez, bin kez ve hiç durmadan tek isteğim: Yanında olmak, bakıyorum senin de isteğin bu. Yeter, yeter!”

Kötüyüm Milena!

“Seni içimde sıkı sıkıya nasıl taşıyorsam, nasıl inanıyorsam bunun böyle olduğuna, dediklerine de öyle inanıyorum… Okumadan boyun eğiyorum hepsine. Bana karşıt sözler olsa da, ne çıkar? Kötüyüm Milena, bilmediğin kadar kötü… Onun için bağırıyorum ya!”

Sarsılır, Yanarız

“Üzüntü, sevgi ve dert içindeydim. Kesin olmayan bir şeye karşı, bilinmeyen bir korkuyla kaplıydı yüreğim… Kesin olmayışının nedeni, gücümü aşmasından geliyor.

Oysa yalnız bir kez okumuştum mektuplarını, bir daha okumayı alamıyordum göze. Bir yarım sayfa yer var ki onu hiç okumadım daha. Bu olağanüstü, bu öldürücü gerginlikte yaşamanın en doğru yol olduğunu anlamak istemeyiz de gevşetmeye yelteniriz bu gerginliği (Sen de buna benzer bir şey söylemiştin, o zamanlar alay etmek istemiştim seninle), düşüncesiz bir hayvan gibi çırpınır, kurtarırız kendimizi. (Oysa hayvanlar gibi de severiz düşüncesizliği) ama sözde kurtarırız. Kudurmuş, yolunu şaşırmış elektrik akımları içimizde boşalır, sarsılır, yanarız oysa.”

Hiçbir Şeyim Yok!

“Benim hiçbir şeyim yok, adım bile yok… Onu bile sana verdim. Bu yüzden bir çeşit bağımsızlığım var sana karşı… Bağımlılık sınır tanımaz da ondan.

‘Ya hep, ya hiç!’ sözü büyük bir söz! Ya benimsin ya değilsin. Benimsen sorun yok, her şey iyi demektir ama değilsen, yitirirsem seni… Kötü olmaz… O zaman hiçbir şey olmaz, o zaman hiçbir şey yok demektir… Ne kıskançlık kalır ne üzüntü ne sıkışma, hiç, hiçbir şey.

Biliyorum, birine böylesine güvenmek, bayağının aşağısı bir şey. Onun için durmadan korku çörekleniyor ya içime? Ama bu korku seni yitiririm korkusu değil! Birine güvenmeye nasıl yeltenir insan, işte bu korkutuyor beni.”

“Sana yazarsam uyuyamıyorum -yazmadığım günler hiç değilse birkaç saat yumabiliyorum gözlerimi. Yazmadığım günler yorgunum, üzgün ve ağır oluyorum… Ama yazdığım günler korkuyla tedirginlik ikiye bölüyor beni.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Anımsadım Kim Olduğumu

“Durumumuz aşağı yukarı şöyle:

Ben, bir yerlerde, pis bir çukurda yaşayan (Çukurun pisliği benim orada oluşumda), ormanları tanımayan yabanıl bir hayvandım. Birden seni gördüm ışıklar içinde, aydınlıkta, o güne değin gördüğüm en güzel şeyi, seni. Unuttum olup bitenleri, kendimi unuttum; kalktım ayağa, sana yöneldim…

Bu yeni, bu ülküsel özgürlük içinde kuşkuluyum gene de ama yaklaştım, yanındayım artık… Öylesine iyi davrandın ki hakkım varmış gibi sokuldum sana, yüzümü gözümü ellerine sürdüm, mutluydum. Her şeyden kopmuştum artık, böbürleniyordum da, kendimi güçlü duyuyordum, evimde gezer gibiydim.

Oysa yabanıl bir hayvandım, benim yerim ormandı, ancak senin bağışınla yaşayabilirdim bu aydınlıkta… Unutmuştum olup bitenleri ama başıma gelecekleri gözlerinde görmüştüm. Süremezdi ki. Okşuyordun beni ama görecektin yabansı yanlarımı; gerçek ülkemi yadsıyamazdım, ormanı anımsatacaktım sana.”

Derken

“Derken önüne geçilmeyen, kaçınılması güç tartışmalar başladı, ‘korku’ başlıca konumuz oldu. Beni (Beni de ama seni boş yere) yiyip bitiriyordu korku, günden güne de artıyordu…

Kendime gelir gibiyim, anımsadım kim olduğunu…

Avunacak bir şeyler de bulamıyorum gözlerinde artık. Düşlerde çekilen karabasanları çekiyorum. (Hani yabancı bir yerde evindeymiş gibi sanılır kişi?) Bu korkuyu gerçekten yaşıyorum Milena…

Dönmeliyim, karanlığa dönmeliyim, dayanamıyorum güneşe. Umut kırıklığına uğramış, yolunu şaşırmış bir hayvan gibiyim. Kaçıyorum, gücümün yettiği kadar koşarak kaçıyorum artık ama yalnız şunu düşünerek kaçıyorum: Onu da birlikte götürebilsem, diyorum. Onun olduğu yerde karanlık olur mu hiç?”

Yerden Kesilmişti Ayaklarım

“Senin ateşinle yaşıyordum (Bunu da öyle olağanüstü bir göklere çıkarma sayma, bu ateşte yaşayabilmek herkesi mutlu kılar.) Yerden kesilmişti ayaklarım, uçuyordum; işte bu korkutuyordu beni. Nedenini bilmeden korkuyordum, ne kadar havalandığımı bilmediğim için korkuyordum, belki.

İyi değildi bu durumum, ne benim için ne de senin için iyi idi. Nitekim doğru bir söz, söylenmesi gereken doğru bir söz yetti beni sarsmaya, sendeledim. Derken bir söz daha, tepesi üstü yuvarlanıyorum artık, gene de çok ağır oluyor, ayaklarım kim bilir ne zaman yere değecek? Söylenen bu ‘doğru sözlerin’ neler olduğunu yazmayacağım, örnek vermek istemiyorum, hem neye yarar? Büsbütün allak bullak eder.”

“İçinde olduğumuz günlerden söz açamam, gelecekten hele, hiç!” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

Sen Suçlu Değilsin!

“İki kişinin yetersizliği” sözünü iyi anlayamamışsın. Şunu anlatmak istemiştim:

Ben kendi pis yaşamımda yaşıyorum. Bu beni ilgilendiren bir şey ama seni de çekersem bu pisliğin içine, o zaman iş değişir. Değil yalnız sende yok olacağımdan, buna aldırmam çünkü başkasında yok olmam onu ilgilendireceğine göre, beni üzmez. Üzücü yanı: Kendi pisliğimi sende görür, pis olduğuma büsbütün inanırım -üstelik- kurtuluşum daha da güçleşir.

Güçleşir ne demek? Kurtulamam! (Her bakımdan kurtulamam ama bu konuda daha da güçleniyor kurtulamamak.) İşte bu, ölüm terleri döktürüyor bana… Kendini suçlu bulmaya kalkışma Milena, sen suçlu değilsin.”

“Yüzde yüz bildiğimiz az bir şey vardır şu yeryüzünde ama şunu iyi biliyoruz Milena: Biz hiçbir zaman bir arada olamayacağız; aynı kentte bile olamayacağız.”

Cansızım Artık

“Hep unutuyorsun Milena: Biz seninle yan yana durmuş, yerde yığılı kalan varlığımızı seyrediyoruz ama kendimi seyreden ben, cansızım artık.” (Franz Kafka sözleri, Milena’ya Mektuplar)

“Nasıl başa çıkarım? Gücüm yetmez ki paltom ağır gelirken, nasıl taşırım koskoca dünyayı sırtımda?”

Korkunç Şey Şu Yalan

“Ne türlü korku?

Her şeye sinmiş, her yerde var. Sağıma baksam korkuyorum, soluma baksam korkuyorum. Bir söz söyleyeceğim diye korkudan titriyorum ama kim bilir, belki bu korku yalnız korku değil de bir şeylere ulaşmak isteği. Bu istek korkudan da güçlü!

‘Onu ben bu duruma getirdim, ben yıktım onu.’ demen çok saçma Milena. Suçlu benim; yalana başvurulduğu için benim suçlu. Bugün bile kaçıyoruz gerçekten, gelen yalan ağır basıyor…

De ki korkudan ötürü, benden ya da insanlardan çekindiğinden ötürü ama yalan hep var. Suya gitmeden önce kırıktı bu testi. Ben de şimdi yalana başvurmamak için kesmeliyim burada. Korkunç şey şu yalan, kişiyi kemiren daha korkunç bir şey düşünemiyorum.”

Tek Çıkar Yol: Susmak

“Bu mektuplar üzüntü verir sana, üzüntülü olduklarından üzüntü yaratırlar. Karşı koyamazsınız bu üzüntüye, giderek artar üzüntüsü. Ne yaparız bu kar kıyamette? Yaşamın tek çıkar yolu susmak burada ve orada. Karalar giyecekmişiz, ne çıkar, olsun? Uykumuzu daha çocuksu, daha derin kılar ama üzüntü demek, gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun, vücuduna saplanmış bir oku taşımak demek. Çekilir şey değil bu.”

Bir Kitabın Gerçek Değeri

“Yaşayan yazarlar, yazdıklarıyla canlı bir bağ kuruyorlar. Yazarların ölmemiş olmaları, kitapları için ya iyi oluyor ya da kötü. Kitabın gerçek durumu, yazarın ölümünden sonra, daha doğrusu, yazarın ölümünden bir süre sonra ortaya çıkıyor. (Çünkü bu işgüzar adamlar, öldükten bir süre sonra da etkilerler kitapları!) Ama kitap yalnız başına kalınca, kurtulunca yazarın baskısından yaşamaya başlar. Ya saydırır kendini ya da saydırtmaz.”

anekdot (6)

Milena’nın Max Brod’a yazdığı mektuplardan:

Niçin Gelmedi?

“Çok kötü günlerimdeydi, telgraf çekmiş, telefon etmiş, mektuplarımda yalvarmıştım: Kalk, gel, demiştim, Tanrı hakkı için hiç değilse bir günlüğüne gel, demiştim… Ne denli yalvarmıştım, anlatamam.

Gelseydi ne iyi olacaktı benim için ama gelmedi. Aklıma gelen bütün kötülükleri yağdırmıştım başına. Uykuları kaçtıydı, günlerce gözüne uyku girmemişti. Üzüldü, kıvrandı, sayfalar dolusu mektuplar yazdı ama gelmedi, gelmedi, gelmedi… Neden mi? Çalıştığı yerden izin isteyemezmiş de ondan!”

Anlayamaz

“Hayır, hayır, anlayamaz dünyayı, yabancısıdır yaşamın.”

Yaşayamaz

“Franz yaşayamaz, yaşama gücü olmadığından yaşayamaz.”

“Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde. Bizim korunabileceğimiz şeyler onda olmadığından hırpalanıyor ya böylesine.”

“Korkusundan kurtulmazsa hiçbir zaman esenliğe kavuşamaz. Kilo alamaz çünkü ona da korkusu engel. Bu korku yalnız bana karşı değil, her şeye karşı, utanmadan yaşayabilen her şeye karşıdır.”

“Dindiremediğim bir özlemim vardır her kadın gibi. Ben de ana olmak isterim. Sürdüğüm yaşamla hiçbir ilintisi olmayan bir özlemdir bu: Bana kadınlığımı duyuracak, bana yaşadığımı anlatacak bir özlem. Bu istek, bu itki ağır basmış olabilir. Ona olan sevgimden, hayranlığımdan, buralardan kaçma isteğinden daha güçlüydü bu özlemim.”

Benim Suçum Bu İşte

“Derken iş işten geçti, içimdeki çatışmalar elle tutulur gibi oldu ki bu korkuttu onu. Oysa Franz bana karşı savunmuştu ama ters yönden. Bir süre yanımda rahat etmiş, dinlenebilmişti. Elimde olmadan ben de onu tedirgin etmeye başlayınca, benim yanımda da rahatsız olmaya başlamıştı. Biliyorum, düzelemezdi artık. Ona nasıl yardım edebileceğimi bildiğim hâlde, uzatamıyordum elimi, güçsüzdüm Max. Benim suçum bu işte.”

Onunla Gidebilseydim

“Onunla gitmeyi göze alabilseydim mutlu olurdu benimle, bunu bugün anladım, çok geç olduktan sonra.”

anekdot (6)

Ölümünden sonra Milena’nın Kafka için yazdığı makaleden:

“Son derece bilge ve yaşamdan ürken bir insandı; yıllardan beri ciğerlerinden hastaydı. Hastalığı tedavi ettiriyordu ama bir yandan da onu bilerek besliyor ve düşünsel olarak destekliyordu. ‘Ruh ve yürek, yükü taşıyamaz olunca hiç değilse eşit bölünmesi için ağırlığın yarısını ciğer üstlenir.’ diye yazmıştı bir mektubunda. İşte onun hastalığı aynen böyle gelişmişti.”

Acımasız ve Acıtan Kitaplar

“Çekingen, ürkek, yumuşak ve iyi idi ama acımasız ve acıtan kitaplar yazdı.”

“Dünyayı alışılmamış ve derin bir biçimde tanıyordu, kendisi de alışılmamış ve derin bir dünya idi. Genç Alman yazınının en önemli yapıtlarından sayılacak kitaplar yazdı. Bu kitaplar hiç de büyük laflara başvurmadan bugünkü kuşağın kavgasını anlatır. Öylesine gerçek, çıplak ve acı vericidirler ki simge olarak kullanıldıklarında bile doğal bir etki yaparlar.”

“Kitaplarının hepsi insanlar arasındaki gizli yanlış anlaşılmaların dehşetini ve işlenmemiş suçları anlatır.”


 Milena’ya Mektuplar için yazdığım kitap yorumuna buradan↵  ulaşabilirsiniz.


Bu çalışmayı okunmaya değer bulduysanız yorum köşesine bir çiçek atın! 💐


 

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Sema Akan

    🌹🌹🌹

  2. Teşekkür ederim.🌷

  3. Mustafa Akan

    🌹🌹🌹

  4. Esma Kuralkan

    🌳🌳
    Hocam;
    Milena’nın Franz Kafka’ya neler yazdığını bilemediğimizden net değerlendirme yapamıyorum. Karşı tarafa nasıl aksettiğini bilemiyorum ama bence Franz Kafka’nın rahatsızlığını biraz fazla gündemde tutması, olayı, acılarını ve aşkını çook dramatize etmiş gibi geldi..
    Eserin bu kadar ünlü olmasını anlayamadım..😔.
    Fazla melankolik….

    • Edebî niteliği olan metinlerde hemen her duyguya yer vardır, Esma Hanım, melankoliye de, en coşkulu sevinçlere de. Yeter ki insana ait bir gerçekliği dile getirmiş olsun. 🙂

      Mektupların güzel sanatların bir dalı olan edebiyatla ilişkilendirilmesinin sebeplerinden biri de bu.

    • Milena’nın yazdığı mektupları okuyamıyor oluşumuzun, sağlıklı bir değerlendirme yapmamıza engel olduğu noktasında çok haklısınız.

      Bu yüzden mektuplar bir tür olarak her ne kadar öğretici metinler kategorisine girse de, dili ve anlatımıyla beraber içeriğini edebiyat perspektifinden bakarak değerlendiriyoruz.

  5. Ülkü varol

    🍀👏

  6. Kadriye Ertürk

    Emeğine sağlık Şulecim 🌹🌹🌹

  7. Esma Kuralkan

    Bir yerde okumuştum, ben de o görüşe katılıyorum, Franz Kafka’nın milletinde kendi halklarına karşı muazzam bir dayanışma, bir milliyetçilik söz konusu…
    Bu eserin bu kadar tanınmasına ben bu pencereden bakıyorum…

    • Evet, haklı olabilirsiniz. 🤔
      Söylediğiniz noktanın etkisi olabilir elbette ama yine de bu durum, metinlerdeki edebî değerin önüne geçmemeli diye düşünüyorum.

  8. Esma Kuralkan

    Edebiyat otoriteleri dili beliğ bulmuş olabilir….🤔

    • Evet, genel anlamda mektuplar tür olarak kurmaca metinlerden olmasa da Milena’ya Mektuplar, dili ve üslubuyla edebî açıdan dikkate değer bir nitelik taşıyor.

  9. Cihan akan

    Eline sağlık.
    🥀🥀🥀🌹🌹🌹

  10. Gülten Kuralkan Ekşi

    Çok güzel bir çalışma daha… emeğinize sağlık.. 💖

  11. Taşkın AKAN

    Yüreğine sağlık 🌼

  12. Derya

    Eline emeğine sağlık şulem.Bu çalışmaların bana o kadar çok şey kattı ki müteşekkirim sana.🌹🌹🌹🌹

  13. Önder

    Yorum yazamadığım için üzgünüm ama muhakkak telafi edeceğim 😊💐

  14. Gülsen Bayraktar

    Emeğine sağlık Şule hocam🌺🌺🌺

  15. Beyza Nur

    🌷🌷

  16. Hüsna Öztürk

    Gerçektende olağanüstü bir dram. Okurken çok duygulandım 😥
    Mektuplar keşke hayal ürünü bir roman olsaydı 😒 keşke acı, ızdırap, hayal kırıklığı gibi duygular hiç yaşanmasa… Emeğine sağlık Şule hocam🌹

  17. Gizem

    🌹

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir