Kirpinin Zarafeti (Kitap Sözleri)

KİRPİNİN ZARAFETİ

KİTAP SÖZLERİ ve ALINTILARI

Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları…

Yazarı Muriel Barbery↵ olan Kirpinin Zarafeti, ilk kez 2006 yılında Fransa‘da yayımlandığında haftalarca kitap listelerinin en üst sıralarında yer aldı. Birçok ödülün sahibi oldu, farklı dillere çevrildi ve benzer ilgiyi o dillerin okurlarından da gördü.

2009 yılında “Yaşamaya Değer” ismiyle Fransız yapımı bir sinema filmine de uyarlanan Kirpinin Zarafeti için yazdığım kitap yorumuna buradan↵ ulaşabilirsiniz. Bu sayfada ise kitaptan sizin için derlediğim sözleri okuyabilirsiniz.

muriel-barbery-kirpinin-zarafeti-
Felsefe Profesörü Muriel Barbery

Manevi İhtiyaçlar

“Sokağa çıkın bir. İnsanlara bakının ama gerçekten bakın ve görün onları. Nasıl bir yaşamları var? Nasıl bir yaşamları olmuş? Bir evsizin, açın yanına yaklaşın. Sizden yemek isteyecektir, giyecek bir giysi ve barınacak bir yer sonra da. Ondan sonra iş isteyecektir sizden, çalışmak ve kendini su yüzeyinde tutacak gücü edinmek için ama bunlar sadece fiziksel bir tatmin sunacaktır ona. Bireyin asıl istediği, yaşamını devam ettirecek manevi ihtiyaçlardır. Kendi kültürünü, kendi dilini isteyecektir sizden çünkü kişinin varlığını anlayabilmesini sağlayacak olan bunlardır.”

İnsanlar

“İnsanlar, yıldızların peşinden koştuklarını sanırlar ama sonları bir kavanozun içindeki kırmızı balığa benzer.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.15)

“Bazı insanlar, inceledikleri şeydeki içkin yaşamı ve soluğu kavramakta yeteneksizdirler.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.24)

Zeki ve Hüzünlü

“Benim kadar zeki, derslerinde bu kadar donanımlı, diğerlerinden bu kadar farklı ve çoğundan daha üstün biri için bile yaşam önceden belli ve ağlatacak denli hüzünlü.” (s.16)

“Bütün bu şansa ve bütün bu zenginliğe rağmen varılacak nihai yerin balık kavanozu olduğunu çok uzun süredir biliyorum.” (s.15)

Normal mi Sizce?

“Dört kişi, dört yüz metrekarede yaşarken yığınla insanın, hatta belki de aralarında lanetli şairlerin de bulunduğu insanların, doğru dürüst bir konutlarının bile olmamasını ve on beşinin birden yirmi metre kareye sıkışmasını normal buluyor musunuz?” (s.18)

Zenginin ve Yoksulun Ortak Noktası

“Manuela’nın, yaldızlı kâğıtlarla kaplı tuvaletleri kulak temizleyicisiyle özenle temizleyip süslemiş olduğunu ama buna rağmen bu tuvaletlerin
de dünyanın bütün yüznumaraları kadar pis ve kötü kokulu olduğunu
çünkü zenginlerin istemeden de olsa yoksullarla paylaştıkları bir şey varsa bunun, mide bulandırıcı bağırsakları olduğunu ve bağırsaklarını pis pis kokutan şeyin bir kısmından onların da daima kurtulduklarını gözümüzün önünde canlandırmanız gerekir.” (s.21)

Toplumsal Bataklık

“Bir zenginin ses tonundan yalnızca kendisine hitap ettiğini anlamak, üstelik telaffuz ettiği sözcükler teknik olarak size yönelikken, onları 
anlayabileceğinizi hayal bile etmediğini görmek toplumsal 
bataklığın dibine değmektir.” (s.26)

Aristokrat Kimdir?

“Aristokrat kimdir? Etrafını çevreleyen bayağılıkların ortasında bile bayağılığın erişemediği bir kadın.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.22)

Politika

“Küçük zenginlerin kimseye ödünç vermedikleri bir oyuncak.” (s.23)

“Yapmayı bilenler yapıyorlar, yapmayı bilmeyenler öğretiyorlar, öğretmeyi bilmeyenler öğretmenlere öğretiyorlar ve öğretmenlere öğretmeyi bilmeyenler politika yapıyor.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.45)

Neyi Düşünüyorum?

“Ben dünyadaki güzelliği düşünüyorum, yaşamın hareketi içinde bizi yükseğe çıkarabilecek olan şeyi.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.27)

Kendine Yoğunlaşmak

“Kendi üzerinde yoğunlaşmış kalması, ona inanılmaz bir mevcudiyet ve yoğunluk veriyordu. ” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.30)

Kendi Üzerinde Odaklanmak

“Askerin gücünü oluşturan şey, ötekine bir yığın işaretler göndererek onun gözünü korkutmak için sergilediği enerji değil kendi üzerinde odaklanarak kendi içinde yoğunlaştırmayı başardığı güçtür.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.30)

Kudurmuş Gibi Okudum

“Kudurmuş gibi okudum. Önce gizlice, sonra normal öğrenme zamanının artık geride kaldığını hissettiğimde herkesin gözü önünde ama okumadan aldığım zevki ve verdiğim önemi gizlemeye özen gösterdim. Takatsiz, cılız çocuk, susamış bir ruh olmuştu.” (s.35)

Yoksul, Çirkin ve Zeki

“Yoksul olmak, çirkin olmak ve üstelik zeki olmak, bizim toplumlarımızda insanı kasvetli ve hayal bile kurmayacağı kulvarlara mahkûm eder ki bunlara erkenden alışmakta yarar vardır. Güzellik oldu mu her şey bağışlanır, kabalık bile.” (s.37)

Dile Hâkim Olmak

“İnsanlar eylemlerin değil sözcüklerin güç sahibi olduğu bir dünyada yaşıyorlar. Nihai yetenek dile hâkim olmak.” (s.46)

Köpek Gezdirmek

“Yağmur da yağsa rüzgâr da esse kar da yağsa günde iki kez gezdirmek gereken bir köpekle gönüllü olarak ilgilenmek, kendi boynuna tasma geçirmek anlamına geliyor ama kimse bunu anlamış gözükmüyor.” (s.55)

Ölümün Eli Kulağında

“Ölümün ne zaman geleceğini henüz bilmiyor olsak da eli kulağında olduğunu kesin olarak bilmek elimizi kolumuzu bağlar.” (s.60)

Bir Eve Hastalık Girerse

“Bir eve hastalık girdiğinde yalnızca bir bedeni ele geçirmekle kalmaz, kalpler arasında da karanlık bir ağ örer ve umut bu ağa gömülür. Projelerimizi ve her soluk alışımızı kuşatan bir örümcek ağı gibi, hastalık yaşamımızı günden güne yiyip yutuyordu.” (s.60)

Ölen Bir Kapıcıysa

“Bizler kapıcı olduğumuzdan ölümün bizler için vaka-i adiyeden olduğu, tuzu kurular için ise adaletsizliğin ve dramın giysilerine büründüğüne kesin gözüyle bakılır. Ölen bir kapıcı, gündelik yaşamın akışındaki hafif bir boşluktur; hiçbir trajedinin eşlik etmediği biyolojik bir kesinliktir.” (s.61)

Bir Araya Gelebilseydik

“Güvensizliklerimizi birbirimizle paylaşsaydık; taze fasulye ile C vitamininin, hayvanı besleseler bile yaşamı kurtarmadığını ve ruhu beslemediklerini kendimize söyleyebilmek için kendi aramızda bir araya gelebilseydik ne kadar iyi olurdu.” (s.66)

Askerin Düzen Takıntısı

“Askerin düzen ve temizlik takıntısı bilinir. Muharebenin düzensizliğine, savaşın pisliğine ve ardında bıraktığı tüm o insan parçalarına karşı savaşmak için bu şart.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.72)

Terhis Edilmeyi Beklerken 

“Hepimiz hayatı askerlik yapar gibi ele almıyor muyuz? Terhisi ya da muharebeyi beklerken elimizden geleni yapmıyor muyuz? Kimileri odalarını ova ova temizliyorlar, kimileri işten kaytarıyor, iskambil oynayarak vakit geçiriyor, kaçakçılık yapıyor, entrika çeviriyor.” (s.72)

Herkes Ölecek

“Bir sabah ölüme gitmek gerekecek, subaylar da askerler de, sersemler de, kaçak sigara satan ya da tuvalet kâğıdı pazarlayan küçük kurnazlar da, herkes.” (s.72)

Genç Bir Adam

“Genç bir adam, bir daha ayağa kalkamayacağı bir noktaya vaktinden önce gelirse bu öylesine gözle görülür ve açık seçik bir durum olur ki merhametten insanın kalbi sıkışır.” (s.76)

Hakikat

“Son yaşanırken hakikat ortaya çıkar.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.76)

Bir Fincan Çay

“Dışarıda dünya uğulduyor ya da uyukluyor, savaşlar patlak veriyor, insanlar yaşayıp ölüyor, uluslar yok oluyor, bir süre sonra batacak başka uluslar doğuyor. Bütün bu gürültü ve öfke içinde, bu taşkınlar ve bu çatlamalar içinde dünya yol alıyor, tutuşuyor, parçalanıyor ve yeniden doğuyor; insan yaşamı ise çırpınıp duruyor.

O hâlde bir fincan çay içelim.”

Küçük Şeylerdeki Büyüklük

Çay Ritüeli                                                 

“On üçüncü yüzyıldaki Moğol kabilelerinin isyanına, ölümlere ve yıkımlara yol açtığı için değil Song kültürünün meyvelerinden en değerlisini, çay sanatını da yok ettiği için üzülen Çay Kitabı’nın yazarı Kakuzo Okakura gibi ben de çayın önemsiz bir içecek olmadığını biliyorum. Bir ritüel hâlini aldığında küçük şeylerdeki büyüklüğü görme yeteneğinin merkezini o oluşturur. Güzellik nerededir? Diğerleri gibi, ölmeye mahkûm büyük şeylerin içinde mi, yoksa hiçbir iddiada bulunmadan, anın içine bir sonsuzluk tomurcuğu yerleştirmeyi bilen küçük şeylerde mi?

Çay ritüeli, aynı jest ve yudumlamaların bu değerli sürdürülüşü, basit, sahici ve rafine duyumlara bu yükseliş… Çay, yoksulların olduğu kadar zenginlerin de içeceği olduğundan bir aristokrat zevkine sahip olma izninin pek az masrafla herkese bu verilişi… Yani çay ritüeli, hayatlarımızın saçmalığında dingin bir uyum gediği açmak gibi olağanüstü bir erdeme sahiptir. Evet, evren boşlukla el birliği yapar, kayıp ruhlar güzelliğe ağlar, anlamsızlık bizi kuşatır. O hâlde bir fincan çay içelim. Sessizlik olur, dışarıda esen rüzgâr işitilir, sonbahar yaprakları hışırdar ve uçuşur, kedi sıcak bir ışık içinde uyur. Ve her yudumda zaman iyice yücelir.” (s.77)

“Benim gibi, küçük şeylerin büyüklüğünden esinlenenler, bu büyüklüğü aramak için en önemsiz şeyin kalbine dek giderler.” (s.145)

Kahve, Gazete ve Babam

“Her sabah, gece toplantı olmuş ve ancak iki saat uyumuş olsa bile saat altıda kalkar ve gayet koyu kahvesini içerken gazetesini okur. Babam her gün kendini böyle oluşturur. ‘Kendini oluşturur.’ diyorum çünkü her seferinde yeni bir yapım olduğu kanısındayım. Sanki geceleyin her şey küle dönmüş de sıfırdan başlamak gerekiyormuş gibi. Bizim evrenimizde insan yaşamı böyle yaşanıyor. Yetişkinlik kimliğini sürekli yeniden oluşturmak gerekir. İnsana umutsuzluk veren ve aynanın karşısına geçip inanmak zorunda kaldığı yalanlar anlatan, gayet kırılgan, bu eğri büğrü ve geçici toparlanmayı sürekli yeniden yaşamak gerekir. Babam için gazete ve kahve onu önemli insana dönüştüren sihirli değneklerdir. Bal kabağını saltanat arabasına dönüştüren gibi. Bundan büyük bir tatmin bulduğunu unutmayın. Sabahın altısında kahvesinin önünde otururken olduğu kadar sakin ve gevşemiş bir hâlde onu hiç görmedim ama ya ödenecek bedel! Yanlış bir yaşam sürerken ödenecek bedel! Bir kriz meydana gelip de maskeler düştüğünde -ki faniler arasında bu hep olur- hakikat korkunçtur!” (s.79)

Asıl Kötüler

“Asıl kötüler herkesten nefret ederler, bu kesin ama özellikle de kendilerinden nefret ederler. Birisi kendinden nefret ettiğinde bunu hissetmez misiniz siz? Bu, onu yaşarken öldürür. Kendi olmanın bulantısını hissetmemek için kötü duygularını olduğu kadar iyi duygularını da uyuşturur.” (s.80)

Saygın İkonlar

“Aşktan söz ediyoruz, iyilikten ve kötülükten, felsefeden ve uygarlıktan ve kana susamış kenenin sıcacık iri köpeğe sarılması gibi bu saygın ikonlara sarılıyoruz.” (s.84)

Hepiniz Dışarı!

“Eğitim ve öğretim yılları boyunca bizde iz bıraksın diye çabalanan romantik, politik, entelektüel, metafizik ve ahlaki bütün inançların doğamızın en derinindeki sunakta alabora olduğu bu günlerde, büyük hiyerarşik dalgaların kat ettiği yer yurt olan toplum, anlamın hiçliğine gömülüyor. Zenginler ve yoksullar, düşünürler, araştırmacılar, karar vericiler, köleler, kibarlar ve kötüler, yaratıcılar ve vicdanlılar, sendikacılar ve bireyciler, ilericiler ve tutucular, hepiniz dışarı! İlkel insanımsılardan başka bir şey değilsiniz.” (s.84)

Sonsuzluğu Seyretmek

“Tapınağın yosunu üzerindeki kamelya, Kyoto Dağları’nın moru, mavi porselenden bir fincan… Geçici tutkuların ortasında bu saf güzelliklerin patlak vermesi, hepimizin özlem duyduğu şey değil mi? Ve bizlerin, Batı uygarlıklarının erişemediği şey de bu değil mi? Bizzat yaşamın hareketindeki sonsuzluğu seyretmek.” (s.87)

“Sonsuzluğu kavrayamayız.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.84)

Edebiyat

“Edebiyat, ıskalanan her şeyi bize gösteren bir televizyonsa?” (s.89)

“Edebiyattan daha soylu bir vakit geçirme, daha oyalayıcı eşlik, daha nefis trans var mıdır?” (s.108)

“Edebiyatın pragmatik bir işlevi vardır. Her sanat biçimi gibi bizim yaşamsal görevlerimizin yerine getirilmesini katlanılır kılma misyonu vardır.” (s.226)

“Sanat bizim ne işimize yarar? Duygularımızı şekillendirir ve görünür kılar. Bunu yaparken de özel bir biçim dolayısıyla insani duyguların evrenselliğinin somut örneği olan bütün eserlerin taşıdığı sonsuzluk damgasını duygularımıza basar.” (s.183)

Her Şey Vaktinde Gelir

“Her şey vaktinde gelir… Beklemeyi bilen için her şey vaktinde gelir…” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.90)

Uygarlık

“Uygarlık, şiddet hâkimiyetidir.” (s.93)

Dil İhlalleri 

“Kimi zaman dilin kullanım ihlalleri daha büyük bir verimliliğin kaynağı olsa da bu kullanım hakkıyla birlikte oyun ve değişim hakkını da elde etmek için öncelikle bu kurallara tam tabi olmak gereği asla değişmez.” (s.96)

“Her günü sanki yarın tekrar doğmak zorundaymış gibi yaşıyoruz.” (s.105)

Bir Kapıcı Kadın

“Ben de böyleyim işte. Şatafat yokluğuna razı olmuş ama kimsenin nüfuz edemediği vicdanımla her gün tatlı tatlı alay ettiğim grotesk bir sistemin anormalliğini oluşturan bir kapıcı kadın!” (s.110)

Babamın Ses Tonu

“Babamın bu ses tonunu bilirim. ‘Korkak olduğumu biliyorum ama kimse bunu bana söylemeye cesaret edemez.’ anlamına geliyor.” (s.111)

Yaşlılık

“Günbegün kendi yaşamımızı arşınlıyoruz, tıpkı bir koridoru arşınlar gibi.” (s.210)

“Bedenin çöktüğünü, dostların öldüğünü, herkesin sizi unuttuğunu, sonun yalnızlık olduğunu unutmamak gerekir. Bu yaşlıların da bir vakitler genç olduğunu, bir ömürlük zamanın gülünç olduğunu, bir gün yirmi yaşında, ertesi gün seksen yaşında olunduğunu da unutmamalı.” (s.114)

“Ben, son derece aceleci, süre bitecek diye bunca stres altındaki, yarını düşünmemek için şimdiki zamana açgözlülükle sarılmış olan çevremdeki yetişkinlere bakarak bir ömrün kısacık bir sürede geçip gittiğini çok erken anladım.” (s.114)

“Yaşlıların biraz saygıya hakları var sanırım. Ve bir huzurevinde olmak, saygının sonudur. Bu kesin. Oraya gitmek şu anlama gelir: ‘Ben bittim, artık bir hiçim. Ben dâhil herkes tek bir şeyi bekliyor: ölümü, sıkıntının bu üzücü sonunu.’ (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.112)

Kendimizi Aşmak İçin

“Yaşlanacağımız kesin. Bunun güzel, iyi, neşeli olmayacağı da kesin. Bunlarla yaşamak gerek. Önemli olanın şimdiki zaman olduğunu kendimize söylemeliyiz: şimdi bir şeyi, ne pahasına olursa olsun, bütün gücümüzle inşa etmek. Her gün kendimizi aşmak için, kendimizi ölümsüz kılmak için…” (s.114)

“Yarından çekinmenin nedeni, şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir ve şimdiki zamanı inşa etmek bilinmeyince bunun yarın yapılabileceği söylenir ama bu da berbat bir şeydir çünkü yarının daima bugün olduğunu görmüyor musunuz? (s.114)                                                                                   

“Gelecek zaman, yaşayanların gerçek projeleriyle şimdiki zamanı inşa etmeye yarar.” (s.114)

Everest’imize Tırmanmak

“Herkes kendi Everest’ine adım adım tırmanmalıdır. Hem de öyle tırmanmalıdır ki her adım biraz sonsuzluk olmalıdır.” (s.114)

Müsamaha

“İnsan, kendine izin verdiği şeye başkalarında da müsamaha göstermeli.”
(Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.118)

Felaket

“Felaket geldi mi asla tek başına gelmez.” (s.119)

Duygularımız 

“Duygularımız irademize karşı koyduğunda amaçlarına erişmek için elinden gelen kurnazlığı ardına koymaz.” (s.120)

Sürgülü Kapı

“Sürgülü kapı açıldığında iki yer birbirine zarar vermeden ilişkiye girer. Kapandığında her birine kendi bütünlüğünü iade eder. Paylaşım ve birleşme, birbirini rahatsız etmeden olur. Yaşam burada sakin bir gezintidir. Oysa bizde bitmek bilmez zorlamalar dizisinden ibarettir.” (s.135)

Dil Bilgisinin Güzelliği

“Ben dil bilgisinin güzelliğine erişmenin bir yolu olduğu kanısındayım. Konuşurken, okurken ya da yazarken güzel bir cümle mi yarattığını ya da güzel bir cümle mi okuduğunu bilemez insan. Güzel bir söz dizisini ya da güzel bir stili tanıyabiliriz ama dil bilgisi çalışıldığında dildeki güzelliğin bir başka boyutuna erişilir. Dil bilgisi çalışmak, dili didik didik etmektir; dilin nasıl yapıldığına bakmak, onu bir anlamda çırılçıplak görmektir. Bu yüzden de harikuladedir çünkü insan kendi kendine ‘Ne güzel yapılmış, ne esaslı!’, ‘Ne sağlam, usta işi, zengin ve incelikli!’ der. Beni, sözcüklerin birçok doğası olduğunu bilmek, olası kullanım ve uyumlarına karar vermek için bunu bilmek gereği bile kendimden geçiriyor. Örneğin dilin temelinde adların ve fiillerin olduğu fikrinden daha güzel bir şey yok bence. Eğer bunu biliyorsanız her ifadenin kalbine erişirsiniz. Muhteşem değil mi? Adlar, fiiller…” (s.139)

Öğretmenlerin Korkulu Rüyası

“Öğretmenlerin korkulu rüyası, sınıfın birincisinin memnuniyetsizliğidir. Özellikle de çetin cevizse.” (s.140″

Hastayız

“Belki biz hastayız, fazladan dolayı.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.143)

Kaygılıyız

“Bizler boşluğun kemirdiği uygarlıklar olduğumuz için midir ki eksikliğin kaygısı içinde yaşıyoruz?” (s.144)

Güzel

“Güzel, uyumdur.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.144)

Zekâ

“Zekâ, başlı başına hiçbir değer ya da önem taşımaz. Çok zeki insanlar, yaşamlarını örneğin meleklerin cinsiyeti sorununa adadılar. Birçok zeki insanda bir tür bilgisayar hatası görülür: Onlar zekâyı amaç sanıyorlar. Kafalarında tek bir fikir var: zeki olmak. Bu da fazlasıyla aptalca.” (s.147)

Nezaket

“Anlattıklarına kulak asmasanız bile onu konuşurken dinlemek çok hoş çünkü gerçekten sizinle konuşuyor, size hitap ediyor. Benimle konuşurken beni ciddiye alan birine ilk kez rastlıyorum. Onay ya da itiraz peşinde değil bana bakıp sanki ‘Sen kimsin? Benimle konuşmak ister misin? Seninle birlikte olmaktan ne kadar mutluluk duyuyorum!’ der gibi. Nezaketten söz ederken bunu kastediyorum. Karşısındakine orada olma izlenimi veren birinin tutumu.” (s.149)

Bazen Tarif Edilemez

“Hiç sizin başınıza gelmez mi böylesi? İçinizde yeniden düzenlemeler olduğunu hissedersiniz ama bunun doğasını tarif etmeyi başaramazsınız.” (s.153)

Televizyon

“Televizyon, boş hayatlarımızın hiçliğinden yola çıkarak projeler inşa etmek gibi bitkin düşürücü bir zorunluluktan bizi uzaklaştırır; gözleri aldatarak ruhu anlamın büyük işinden kurtarır.” (s.157)

Tek Bir Dost

“Tek bir dostunuz olsun ama onu da iyi seçin.” (s.161)

Kirpinin Zarafeti

Sözleri ve Alıntıları

Bizi Çarmıha Geren Şey

“İnsanın açgözlülüğü! Arzulamaktan vazgeçmeyiz, hatta bu bizi yüceltse ve öldürse bile. Arzu! Bizi taşıyan ve çarmıha geren odur.” (s.183)

Diplomasi

“Güç ilişkisi dengedeyse diplomasi daima yenilgiye uğrar. Daha güçlü birinin, ötekinin diplomatik önerilerini kabul ettiği hiç görülmedi.” (s.196)

Körlük

“Yaşamak, beslenmek, üremek, doğma amacımızı yerine getirmek ve ölmek. Bunun hiç anlamı yok, doğru ama işler böyle yürüyor. İnsanların doğayı zorlayabileceklerini sanmaları ve küçük biyolojik şeyler olma yazgılarından kaçabilecekleri yönündeki bu küstahlıkları!… Ve kendi yaşam tarzlarının, sevme, üreme ve hemcinsleriyle savaşma tarzlarının acımasızlığı ya da şiddeti karşısındaki körlükleri!..” (s.215)                                                                                                    

Yapılacak Tek Şey

“Ben, yapılacak tek bir şey olduğu kanısındayım: doğma nedenimizi bulmak ve bunu elimizden geldiğince iyi, bütün gücümüzle, öküz altında buzağı aramadan ve bizim hayvan doğamızda tanrısallık olduğunu sanmadan yerine getirmek. Ölüm bizi alacakken yapıcı bir şeyler yapmakta olduğumuz duygusuna ancak o zaman varırız.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.215)

Zavallı Arılar Gibiyiz

“Arıların yazgısını paylaşmadan bal yapabileceğimizi sanıyoruz ama biz de görevlerini yerine getirmeye ve sonra da ölmeye mahkûm zavallı arılardan başka bir şey değiliz.” (s.215)

Bir Hiçin Peşinde Koşmak

“Biz insanların bir hiçin peşinde koşmaya, gereksiz ve saçma düşünceleri birbirine katmaya büyük bir enerji adayabiliyor olmamız, bundaki fedakârlık beni her zaman büyülemiştir. Yunan kilise babaları konusunda tez yazan bir gençle tartışmış ve koca bir gençliğin, hiçliğin hizmetinde nasıl heba olabildiğini düşünüp durmuştum.” (s.225)

En Büyük Yoksunluk

“Belki de en büyük öfke ve en büyük yoksunluk işsizlik değildir, sefalet değildir, gelecek yokluğu değildir. En büyük öfke, en büyük yoksunluk, kültürler arasında, bağdaşmaz semboller arasında tereddüt geçirmektir; bir kültüre sahip olmama duygusudur. İnsan nerede olduğunu bilmezse nasıl var olabilir?” (s.234)

İnsanlar Neden Arabaları Yakar?

“Taylandlı balıkçıların kültürüyle  Parisli büyük burjuvaların kültürünü, göçmen çocuklarının ve yaşlı bir tutucu ulusun üyelerinin kültürünü aynı anda özümsemek gerektiğinde ne olur? İşte o zaman arabalar yakılır çünkü eğer insanın kültürü yoksa artık uygar bir hayvan değil vahşi bir hayvandır. Ve vahşi bir hayvan yakar, öldürür, talan eder.” (s.234)

Sefalet

“Sefalet, orak gibi biçer. Ötekiyle ilişki konusundaki her yeteneği elimizden alır ve bizi şimdiki zamanın bütün iğrençliğine katlanabilelim diye boş, duygulardan arınmış bırakır.” (s.263)

Kendimi İyileştirmek İçin

“Ben, çevremde kimseye iyilikte bulunamadığım için acı çekiyorum.”  (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.265)

“Kendimi iyileştirmek için başkalarını iyileştirmem gerektiğini anladım. Başkalarını kurtaramadığım için kendi canımı sıkmak yerine, ‘iyileştirilebilir’ olanları, kurtarılabilecek olanları kurtarmalıydım. Yoksa hekim mi olmalıyım? Veya yazar? Bunlar az çok benzer şeyler değil mi?” (s.266)

Hastalık ve Çiçekler

“Hastayken çiçekleri düşünüyordum ve bu bana iyi geliyordu.” (s.270)

Hayat

“Hayat nasıl geçiyor? Bu hayalet komedideki rolümüzü sürdürmeye günbegün çabalıyoruz.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s.84)

“Gündelik yaşam can sıkıcı, boş ve ızdırabın istilası altında.” (s.271)

“Sonunda kendi kendime, hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum: fazlasıyla umutsuzluk ama aynı zamanda güzel bir iki an.” (Kirpinin Zarafeti sözleri ve alıntıları, s. 300)

Yazar Hakkında

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir