Jurnal (Kitap Sözleri)

JURNAL

KİTAP SÖZLERİ

Cemil Meriç’in Jurnal adlı eseri için yazdığım kitap yorumuna aşağıdaki linkten kolayca ulaşabilirsiniz.

Yerinizde olsaydım bakmadan geçmezdim. 🤔

Kitap Yorumu ↵

Bu sayfada ise eserden derlediğim alıntıları okuyacaksınız.

1955

Denize atılan şişe

“Yazabilsem benim de hürriyetim olacak. Belki yaşadığımı yaşamaya layık olduğumu hissedeceğim. Bu zavallı satırların hiçbir okuyucusu olmasa bile. Denize atılan bir şişe onlar. Belki dalgalar asırlarca sonra aşina bir ele tevdi edecek onları.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Bu kitap, fırtınaya tutulan o yolcunun, içine kafasındaki bütün ışığı doldurup, dalgalara fırlattığı şişe! Denize atılan şişe hangi sahilde, hangi bahtiyar tarafından bulunacak.”

“İnanamayanların inananlara sataşmasında muhakkak bir parça kıskançlık da var.”

“Bütün kâinatı ve kâinattan daha büyük bir Yaratıcı’yı sevmek, hem de ruhun ölmezliğine inanarak. Yani ebediyet ölçüsünde bir sevgi. Dinsizlerin ölümü, insanı tahammül edilmez bir yalnızlığa sürüklemekten başka neye yarar?”

“İnanmayan adamın ebleh gururu! Hangi bilgimiz en iptidai dinin naslarından daha sağlam?”

“Ey müminler, saadetinizi gölgeleyen tek ızdırap, inanmayanlara karşı duyulan merhamet olmalıdır.”

cemil-meric-jurnal

Cehennem

“Cehennem, hatıraların küllenmesi, ümitlerin susması. Cehennem haykıramamak, ağlayamamak. Cehennem çöl değil, kuyu; sularında yıldızlar pırıldamayan kör bir kuyu cehennem. Çölde yıldızlar konuşur, rüzgâr konuşur…” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Ben”in dar geometrisinin ötesine geçmek

“Vücudumuzu aşmak, ‘ben’in dar ve sevimsiz geometrisinin ötesine geçmek, sonsuza yönelmek, bir insana sarılmak, hatıralarda yaşamak. İşte aşkın, dinin ve kahramanlığın kaynakları.”

Hayatımız ne kadar aldatıcı

“Hayatımız ne kadar narin, ne kadar kısa, ne kadar aldatıcı. Dinî ve mistik tesellilerden mahrum olanlar kahredici bir ikilemin karşısında bulurlar kendilerini: sersemlemek, kendini unutmak, oyalanmak, düşüncelerinin alevini alkolde, kumarda, geçici zevklerde söndürmek, yabanileşmek, hayvanlaşmak, bitkileşmek ya da boyut kazanmak, çoğalmak, müthiş bir aşk ve seziş gayretiyle bir ordu olmak.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Sevmek zenginleşmektir

“Bütün gayretlerimizin ortak bir hedefi olmalı: kendimizi ‘ben’in diktatörlüğünden kurtarmak. Sevmek zenginleşmektir, çoğalmaktır.”

1959

“Dünya nimetlerini ömrü boyunca hor gören Buda, nefis bir domuz kızartmasını tıka basa atıştırdığı için göçüp gitmiş.”

Kardan bir heykel kadar fani

“İnsan, kendi varlığını her gün biraz daha az kusursuz bir heykele benzetmek için boşuna gayret harcıyor. İçi bir zafer vehmiyle kabarırken, kaderin iblisçe kahkahası elinden çekicini düşürüveriyor. İradenin kazandığı zaferler kardan bir heykel kadar fani. Yarattığınız heykel, sizden başka hayranı olmayan bir kukla. En küçük dalgınlık, yılların emeğini yok etmeye kadir.” (Jurnal, Cemil Meriç)

1963

Kendimizi tanımak

“Kendimizi tanımak… Şuurun açık kapısından içeri dalan ve ruhumuzun mahzenlerinde bizden habersiz bir Sabba hayatı yaşayan bir alay misafir var.”

“Kendini tanımak… Her an eriyen, dağılan, dumanlaşan sonra tekrar eski biçimine gelen, ızdıraplarının haritası ile aynı; rüyaları, hayalleri, dilekleriyle değişik bir varlığı, serabı, gölgeyi, dumanı tanımak…”

cemil-meric-sozleri

Cümle bazen bir çığlıktır

“Cümle bazen bir çığlıktır, bir şimşek pırıltısıdır, yanar söner. Ama her fikir bir şimşek değildir ki, bocalayışları, arayışları, kendi kendini düzeltişleri, çeşitli tecrübeleri ile bütün bir arayış…” (Jurnal, Cemil Meriç)

Hikmet-i vücudumuz

“Belki hikmet-i vücudumuz, ezelden beri devam eden bir oyunda bizden bekleneni, kızmadan, sevinmeden yapıp göçmek.”

“Bir öfkenin, bir acının kızgın demiri kalbimize dokunmadıkça ses gelmiyor oradan.”

“Kalbin kanayacak ki yaratabilesin.”

“Yerleşmiş kelimeleri ‘Arapçadır’ diye atmaya kalkmak, sadece cehaletle kabil-i izahtır. Fransızcada aslı Fransızca olan kelimelerin sayısı yüz elliyi geçmez. Aynı dilde Arapça, Farsça hatta Türkçe menşeli kelimeler çok daha fazla sayıdadır.”

Dildeki ırkçılık

“İstanbul konuşmasını yazı dili hâline getirmek, yazı dili ile konuşma dili arasındaki uçurum hatırlanınca, arzuya şayan bir ideal sayılabilir. Nitekim o ideal gerçekleşmişti veya gerçekleşmek yolundaydı. Ondan sonra dile yeni mefhumlar getirmek, düşünmek ve geçen nesilleri aşmak kalıyordu…

Bu yapılacağına dil, Penelop’un örgüsüne döndürüldü. En azgın şovenizme ilericilik adı verildi. Tatarcadan, Kıpçakçadan, Çağataycadan ölü kelimeler devşirildi. Ve olan sanata oldu, tefekküre oldu… Garibi şu ki, dildeki ırkçılığı, şaşılacak bir beyinsizlikle, kendilerini solcu sanan aydınlar benimsediler.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Bu memleketin büyük faciası, en seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çekmesi.”

“Politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.”

Gemiye binmiş bir kere

“Hiçbir arzu yok içimde. Hiçbir tahassür yok. Gök mavi ve duru. Biraz sisli. Fırtına nasıl ve ne zaman dindi? Hatta, dindi mi? Bilemiyor. Kedi gibi, köpek gibi, ağaç gibi yaşamak… Yaşayamaz ki. Gemiye binmiş bir kere. Daha doğrusu bindirilmiş.”

“Ruh iklimindeki durgunluk ne kadar sürecek? Bu aldatıcı bir sükûn mu? Bilmiyor ki. Neden ruhu bütün rüzgârlara açık, neden en küçük bir meltemle alabora oluveriyor?”

“Tanzimat bir medeniyetin fethi değil, bir ırzını teslim.”

“İnsan belki de kâinatın en garip macerası. Ama ister en şereflisi olsun, ister en rezili, bilinen varlıklar içinde düşünen yalnız o.”

Sıkıntı derunidir

“İlk çocuklukta duyulan umumiyetle fizik menşeli “malaise”ler, sonraları, en küçük bir güvensizlik anında otomatik olarak, bir refleks gibi, beliriverir. Çocuk içindeki sıkıntının sebebini dışarıda arar, hâlbuki sıkıntı derunidir. İyileşmesi güçtür çocuğun, çünkü güveni kendi dışında, başkalarının sevgi ve himayesinde arar.”

“İçimden alev gibi kelimeler yükseldi. Ve yanan bir kömürü çiğner gibi dişlerimi sıktım.”

“Coğrafi kader, biyolojik kader, sosyal kader. Bunların bir tanesi benden çok daha kabadayısını felce uğratmaya kâfi iken üçü birden çullandılar üstüme.”

Vehimlerinin kölesi

“Düşüncelerin, müphemin duvarını aşmayacak. O duvarı korkuların ördü, korkuların ve şükranların. Sen bir kölesin, İbni Musa’nın kölesi değil, vehimlerinin kölesi.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Çok kötü bir dinleyiciyiz

“Şuur her gün yeni bir fetihten hoşlanmıyor. Her fetihte emek, alın teri, tedirginlik var. Yeniye idrakimizin kapılarını kolay kolay açmıyoruz. Çok kötü bir dinleyici ve daha da kötü bir okuyucuyuz. Beklediğimizi, dörtte üç bildiğimizi duyduğumuz zaman kulaklarımız ilgiyle açılıyor.”

Yaşamadan geçen yıllar

“Kırktan sonra cihangirlik arzuları külleniyor. Tecessüsün kanatları kurşunlaşıyor. Yeni seyyarelere uçmak istemiyor insan. Ocak başında hatıraların tespihini çekmek tek arzuladığı şey. Ben susuzum. Bilgiye susuzum, sevgiye susuzum. Yaşamadan geçen yılların acısını beynimin içinde duyuyorum.”

Genişletsene yolunu

“Yurdunda okuyucun yok. Amenna. Ama yurdun bu bir avuç toprak parçası mı? Genişletsene yolunu. Kitap ve düşünce seni vatanında garipleştirdi. Koptun. Ama yeni bir güneşe peyk olamadın. Olamazsın da. Trajedi burada. Yarı yolda kalmak. Hepimiz yarı yoldayız. Ama ben bir kâbus içindeyim. Yürüyemiyorum.” (Jurnal, Cemil Meriç)

cemil-meric-sozleri--

Edebiyat

“Edebiyat, prensip olarak, hayatın bir anını kelimelerle ifade eder. Bu anı yaşamakla yetinmeyen ama onu değiştirmek gibi bir iddiası da olmayan, sadece yaşadığını kelimeleştirmek, kelimelerde yaşatmak isteyen bir zekânın eseridir edebiyat.”

“Her zafer bilhassa onu hak etmeyen için ağır bir yüktür.”

Bütün kütüphaneler yakıldı

“Bu milletin bütün kütüphanelerini yaktılar. 1929’da ilk mektebi bitiren nesil, kendini bir çöl ortasında buldu.”

“Şuurun her isyanı fizik varlığımızın muvazenesini tehlikeye düşürür.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Avrupa maddeyi fethederken kendini unuttu.”

Gönlün açlığı 

“Ben düşünen, okuyan ve temsil ettiği, temsil ettiğini sandığı beşeri kıymetleri lekelememek için aç kalmaya, açlıktan kıvranmaya razı olan adam. Sonra bu açlık yalnız midenin değil, daha korkunç açlıklarla kol kola idi. Tenin açlığı, gönlün açlığı. Yaşamadım. Çocukluğumu, gençliğimi yaşamadım. Hep kafamın üzerinde yürüdü vücudum. Seni seviyorum sözünün bir yalan, bir teselli, bir alay olarak bile muhatabı olmamak. Muhatabı ve mütekellimi.” (Jurnal, Cemil Meriç)

(Kütüphane) “Fırtınaya tutuldukça sığınacağınız tek liman bu. Daha doğrusu bu limandan ayrılmazsanız kasırgalardan uzak kalırsınız.”

Yaşamak yaralanmaktır, yaralanmak da güzel

“Kurumuş bir deve dikenine benziyor ruhunuz, rüzgârların sürüklediği bir deve dikeni… Yapraklarınız dağılmış, çiçekleriniz dökülmüş, meyveniz yok. Bir ağaç iskeleti ruhunuz. Bulmaktan korkarak arıyorsunuz. Neyi? Akmayan bir çeşmeye benziyor ruhunuz. Hoyrat eller musluğunu bile sökmüşler.

Kitabesi? Kitabesi silinmiş. Kanatları yok ruhunuzun. Galiba kanatsız doğmuş. Yeis kadar şifasız, kutuplar gibi… hayır kutuplara benzer tarafınız yok. Sadece hastasınız. Hayat atılış demek, ileriye, yeniye, maceraya. Çamura saplanmış bir araba. Yaşamak yaralanmaktır, yaralanmak da güzel.”

Goethe ve dâhilik

“Kendi yağı ile kavrulan dâhi yok. Dâhi bütün intibaları benimseyen ve onları kullanmasını bilen, karşısına çıkan malzemeler yığınını düzenleyen, canlandıran, kiminden tunç, kiminden mermer alıp bu hammaddelerle ebedî bir âbide kuran kişi. Ben ne yaptım, ne gördüm, ne duydum, ne işittimse bir araya getirdim, hem tabiatın eserlerinden faydalandım, hem insanların. Yazılarımdan her birini binlerce insana veya binlerce nesneye borçluyum.

Âlim de, cahil de, bilge de, deli de, çocuk da, ihtiyar da eserimi yazarken yardımcım oldu. Yani realitede mevcut olan unsurları, çeşitli unsurları toparlıyor sadece benim eserim, Goethe dedikleri bu bütünden ibaret.”

Zaman

“Zamanı saçlarından yakalamak, yayından fırlayan oku tutmaktan güç.”

“Zaman bir güve gibi kemiriyor uzviyetini. Her kış yaprakların dökülüyor, her yaz çiçeklerin…”

Kelimeler küskün

“Kelimeler küskündüler, cümleler küskün. Gönüllere dökülmüyorlardı.”

jurnal-cemil-meric-sozleri-1

“Kelime, içine gönlün, günlerin kokusunu boşalttığımız bir şişe.”

Sevgi feragattir

“Seviyormuşsun beni. Çorabını, iskarpinini, kravatını sevdiğin kadar. Sevgi, feragattir.”

“İnsanlar kudretleri ölçüsünde sorumludurlar.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Çocuklarıma tereddütlerimden, istifhamlarımdan ve bedbinliklerimden başka miras bırakamayacak mıyım?”

“Açılmayan bir kitap gibiyim. Küskün ve biçare.”

“Bugünkü nesillerin irfana tepeden bakışı, irfanı hazır bir elbise gibi köşe başındaki mağazadan tedarik edebileceğini sanmasındandır.”

“Veren, mükâfat düşündüğü anda tefecidir.

“Zavallı kinlerimiz! Meşrutiyet aydını için, Frenkleşmiş Meşrutiyet aydını için, düşman İslamiyet’ti. Korkunç bir şaşkınlık içindedir o aydın.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Kitap, kâinata açılan kapı 

“Ruh yazının icadından sonra ölümsüzleşti.

Granit homurdanır, mermer gülümser. Yalnız kitap konuşur. İnsanı kertenkele olmaktan kurtaran, soyumuzun hafızası. Kaybolmayan mazi… Kitap binlerce yılın ötesinden gelen ve binlerce yıl öteye taşan ses. Kitap bütün peygamberlerin mucizesi. Eflatun’u barbardan ayıran okumuş olması.

Hepimiz maddenin mağarasına zincirliyiz. Kitap mağaramıza akseden ışık. Pisliklerinden, ölümlü taraflarından sıyrılan insan, yalın kılıç insan. Kalp ve kafa.”

cemil-meric (1)

Edebiyat

“… Edebiyat, hayatı aksettirmiyor, hayat edebiyata uyduruyor kendini. Orta tabakanın yaşayış tarzını düşünün diyor Nordau. Ferdin küçücük bir dünyası var… İnsanlığın büyük acılarından, büyük zaferlerinden, büyük ihtiraslarından habersizdir. Ağlayan ve sırıtan bir robot. Tecrübe, hangi tecrübe…? Bu adam roman okur, tiyatroya gider ve ufuklar açılır önünde. “Kişi âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.” Sanatın kanatlandırmadığı hayal, beli kırılmış bir yılan gibi, sürünür sadece… Edebiyat kalabalığa sıhhatli örnekler verse bu tesir insanlığın hayrına olurdu.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“İnsan, her ülkede hilekâr ve yırtıcı.”

“Işık olmak için yanmak lazım.”

Servet ve itibar mutluluk vermez

“Mutluluk daima bir fethin, bir zaferin, bir galibiyetin belirtisidir. Hayat yeni bir başarı sağlamıştır. Her mutlulukta bir zafer havası var. Nerede mutluluk varsa, mutlaka bir ibda var orada. (Yaratma). İbda ne kadar zenginse mutluluk o kadar derin. Çocuğunu seyreden anne, mutluluk duyar… Servet ve itibar mutluluk vermez insana, birtakım hazlar sağlar.” (Jurnal, Cemil Meriç)

İnsan ne zaman övülmek ister?

“İnsan başarısından şüphe ettiği ölçüde övülmek ister, pohpohlanmak ister… Emin olmak için takdir bekler sanatçı. Vaktinden evvel doğan çocuğu pamuklara sararlar, sanatçı da eserinin hayatiyetinden şüphe ettiği için sıcak bir hayranlıkla sarıp sarmalamak ister onu. Yaşayan, yaşayacak bir eser halk ettiğine inanan kimse metinleri ne yapsın? Şöhret vız gelir ona. Vız gelir, çünkü tanrısal bir mutluluk duymaktadır.”

Ahırını Avrupa sanan bedbaht

“Avrupa… Hangi Avrupa? Bu senin Avrupa’n, kusmuk ve kazurat kokan bir domuz ahırı. Ahırını Avrupa sanan bedbaht.”

1964

Harf inkılabı

“Ağaç kökü ile yaşar. İnsan da öyle. Mazi gövdemiz. Maziden koptuk, istikbale bağlanamadık. Ne Avrupa’yız ne Asya.

Osmanlı ordusu, Osmanlı teşkilatı, Osmanlı mimarisi yok edilemezdi. Ama nesillerin birbiriyle olan devamlılığı bozulabilirdi. Harf inkılabı altı yüz yılı rafa kaldırdı. Ve tarihsiz bir memleket ibda etti.

Tarihinden kopan bir ülke her maceraya sürüklenebilir.

Güzellikler, yani mazi kovuldu… Altı yüz senenin ötesine atlamak, yani millî tarihte altı yüz senelik bir parantez, bir uçurum. Dil-Tarih Kurumu şefin bu emrini sadakatle başarmaya çalıştı. Tarih gömülmez. Binalarıyla, sokaklarıyla, müzeleriyle, mezarlarıyla yok edilmesi imkânsız bir şahittir.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Uydurcacılık

“Yeni harfler zaten geleneğin, irfan geleneğinin sırtına indirilen bir baltaydı. Selanikliler, Rusya’dan gelen Türkler ve şeften iltifat görmeye koşan kızanlar, dili tahrip için cansiperane bir gayret harcadılar. Mustafa Kemal işin maskaralığa vardığını anladı, ama iş işten geçmişti.

Dil cemiyetle beraber yürür. Cemiyeti de, dili de ayakta tutan geleneklerdir. Dil gölgesidir cemiyetin. Cemiyeti geride bırakıp dörtnala koşamaz. Hem nasıl bir koşuş.

Uydurcacılık bir alay mektep kaçağının inhisarında… Herkes karışıyor dile. Yani düşman isimsiz.”

Tevekkül…

“Yükseliş çağlarında Avrupa’ya duman attırmış bu tevekkül. Sonra hayatın, etrafında ve içinde, parça parça döküldüğünü gören bir ihtiyarın adam sendeciliğine dönmüş.”

Avrupa kadını…

“Kadınlarımız Avrupalılaşırken Avrupa kadını kadınlıktan kopmaktadır. Yani örnek olarak aldığı kadın, o sanat ve medeniyeti yaratan büyük ve ilahi kadın değildir artık.”

Kadın

“Kadın, sevdiği zaman kadındır.”

“Kadın gözleriyle sorar ve beklediği cevabı alamayınca ölür ve öldürür. Peki, beklediği cevabı alırsa? Yeniden sorar kadın. Cevap cümle değil, harekettir.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Saadet kapını çaldı ama sen içeride yoktun

“Saadet kapını çaldı. Kırarcasına çaldı. Kırdı da. Ama sen içeride yoktun. Tiyatroya gitmiştin galiba. Beni bu ızdıraplı rüyadan çabuk uyandırdığın için teşekkür ederim.”

“Bu bir roman olabilirdi my darling. Beceremedik. Başlangıcı da mesut bir istikbal müjdelemiyordu. Sana kızmıyorum. Sen bu kadarsın. Bilmeliydim.”

“Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var.”

“Hangi vücut benimki kadar hor kullanılmış? Hangi ruh benimki gibi sille tokat susturulmuş?” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Bir yağmur damlası istiridyede incileşirmiş. Gözyaşları da kelimede incileşmeli.”

“Unutma ki kalbimde açacağın her yara kendi kalbinde açılacak.”

“Hayat, girdapları ve zirveleriyle yaşanmaya layıktır.”

“Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir.” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Kanun insan haysiyetini kırmamalı diyor Gandi. Kırıyorsa kanun değil yumruktur.”

“Rönesans, insan zekâsının vesayet ve velayete karşı ayaklanışıdır.”

Münakaşada zafer, mağlup olanındır

“Yenilmek zenginleşmektir. Bilmediğinizi öğreneceksiniz ve ego denen köpek havlamayacak. Münakaşada zafer. Münakaşa hakikati birlikte aramaktır. Âdeta bir ormandasınız ve mesela bir kaynak arıyorsunuz. Önce arkadaşınız bulup sesleniyor size: evreka! Ne sevinilecek şey! Yalnız bir temele dayanmalı münakaşa. Herkesin bildiklerini bileceksiniz. Sonra yeniyi arayacaksınız.

Hakikat binbir cepheli, binbir görünüşlü. Karşınızdaki göremediğinizi gösterecek size. Sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir. Âdeta beraberce bir heykel yapıyorsunuz. İnsan yardımcısına nasıl kızar? Cemiyetle beraber hakikatler de gelişir. Tek tehlike bunu kavramamak. Kızıl şal görmüş İspanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. Bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir.” (Jurnal, Cemil Meriç)

jurnal-cemil-meric--

Ezelî Mağluplar

“Kaderi ipek bir kumaş gibi işleyen büyük aksiyon adamlarının yanında, ruhu ipek bir kumaş gibi örseleniveren faniler var. Gönülleri meçhulün ve erişilmezin özlemiyle tutuşan bu ezelî mağluplar için dünyamız tahammül edilmez bir gurbettir. İbrahim Peygamber gibi kucağına fırlatıldıkları ateş denizini, hem kendileri hem de gelecek nesiller için bir gül bahçesine çevirebilenler pek nadir…” (Jurnal, Cemil Meriç)

“Cümleler vardır, korkunç bir yer sarsıntısı gibi kıtaları birbirinden ayırır. Kıtaları yani gönülleri. Uçurumlara köprü atan cümleler de vardır.”

1965

Arapça ezan okuyor diye

“Bir devlet ki bütün bir köyün sevgisini kazanan yaşlı din adamını, Arapça ezan okuyor diye tartaklalayacak kadar şuursuz ve eblehtir. Bütün Hıristiyan dünyanın, tek kelimesini anlamadan, Latince dua ettiğini bilmez. Bir devlet ki kaymakamı, ışıktan korktuğu için imamı tevkif eder. Bir devlet ki topuna tüfeğine, üniversitesine, matbuatına rağmen kitaptan ve harften korkmaktadır.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Arap harfleri

“Köylüyü insanlaştıran, dini. Dinsiz köylü bir yaban domuzudur. Yalnız sizde mi? Hayır, bütün dünyada. Köylü okumak ister: yasaktır. Bu memleketin %70’i okuma bilmez. Ben eminim ki Türk harfleri, gerçekte Türk harfleri Arap harfleridir, değiştirilmeseydi okuma bilenlerin sayısı %70’e çıkardı.”

Müslümanlığından utanan…

“Avrupa insanı Doğu’yu tanımaz. Avrupa insanı kalabalıktır. İslam’la Hıristiyan, Haçlı Seferleri’nden beri tez’le antitezdir. Bütün Kur’an’ları yaksak, bütün camileri yıksak Batı insanının gözünde Haçlı Seferleri’nin yalın kılıç ve tekbir getiren cündileriyiz. Avrupa’nın bir nevi tezadı idik. Yani kıtayı tamamlıyorduk. Şimdi maymunuyuz. Yani hiçbir haysiyeti, hiçbir hikmet-i vücudu olmayan ananesiz, haysiyetsiz, sırnaşık gölgesi.

Avrupa materyalizmine rağmen Hıristiyan’dır. Hıristiyanlık, Doğu ismi anılır anılmaz şahlanıverir. İşçisi de Marksisti de Hristiyan’dır hep Avrupalı’nın… Ama Hristiyan bir devletle Müslüman bir devlet arasında bir tercih yapmak gerekince saf kan Hıristiyan’dır. Biz Müslüman olduğundan, Doğulu olduğundan, Türk olduğundan utanan, aczinden, tarihinden, dilinden utanan şuursuz bir yığın hâline geldik.” (Jurnal, Cemil Meriç)

Kaderden tek dileğim vardı: ölüm

“Körlüğün küçüklük duygusu. Düşünce adamının boğuluşu ve oğlum.”


JURNAL (KİTAP YORUMU) ↵

CEMİL MERİÇ’TEN LAMİA HANIM’A MEKTUPLAR ↵


 

KİTAP YORUMLARI

SuçveCeza↵  Tutunamayanlar↵  Madame Bovary↵  Kürk Mantolu Madonna↵  Küçük Ağa↵  Karamazov Kardeşler↵  Vadideki Zambak↵  Muhteşem Gatsby↵   İmkânsızın Şarkısı↵  Anna Karenina↵  Genç Werther’in Acıları↵  Gurur ve Ön Yargı↵  Gün Olur Asra Bedel↵  Huzur↵  Sahip Olmak ya da Olmak↵ jurnalKırmızı ve Siyah↵

KİTAP SÖZLERİ

Suç ve Ceza↵ Tutunamayanlar↵ Kürk Mantolu Madonna↵ Madame Bovary↵ Karamazov Kardeşler↵ Vadideki Zambak↵ Anna Karenina↵ Genç Werther’in Acıları↵ Gün Olur Asra Bedel↵ Huzur↵ Sahip Olmak ya da Olmak↵ Gurur ve Ön Yargı↵ İmkânsızın Şarkısı↵ Muhteşem Gatsby↵ Küçük Ağa↵ Kırmızı ve Siyah↵

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Öztürk

    Inan ne güzel yazar anlatmiş o güzel misralara sözlere o sözlerin içindeki deryalara bayıldım emeğine sağlik

  2. Beğenmenize sevindim.

    Sık sık “düşünce haysiyeti” ve “düşünce namusu” deyip düşünmeyi önemli bir vazife olarak görüyorsa bir yazar, söylediği sözler de böylesine etkileyici oluyor.

  3. Sema Akan

    Sevmek zenginlesmektir.
    Ne kadar güzel bir söz 👌

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir