İmkânsızın Şarkısı

İMKÂNSIZIN ŞARKISI

Kitap okumak, okuduğunuz kitap nitelikliyse faydalı bir eylemdir kuşkusuz; yok eğer değilse, üzgünüm ama büyük bir zaman kaybı. Yazımın konusu olan İmkânsızın Şarkısı adlı romana bu açıdan baktığımda gördüğüm şey, zaman kaybı değil elbette ama -hayata dair bazı önemli gerçekleri sezdirmesinin dışında- Japon edebiyatı konusundaki beklentilerimi tam olarak karşılayamadığı. Yazarı Haruki Murakami.

Japon kültürünün kendisine has çizgisi ve Japonların hayat tarzı, ilgimi çekmiş ve merakımı uyandırmıştır hep. Bir kültüre en iyi aynalık eden unsur, o kültürün edebî ürünleri olduğu için de bu merakımı gidermek amacıyla Japon edebiyatından bir roman okumak istedim ama ne yazık ki İmkânsızın Şarkısı, bu konudaki beklentilerimi de tam anlamıyla karşılayamadı.  🙁

Eser, “Amerikan kültürünün etkisi altında fazlasıyla kaldığı ve aşırı Batıcı olduğu” tarzındaki eleştirilerin de hedefinde.

imkansizin-sarkisi (1)

Japon edebiyatı, ülkemizde ve dünyada, günden güne daha çok ilgi çekmeye başladı. Söz gelimi günümüz Japon edebiyatının en popüler isimlerinden biri olan Haruki Murakami‘nin eserleri, 50’nin üzerinde dile çevrildi.

Japonya’daki birçok edebiyat ve yazarlık temalı ödülün de sahibi olan Haruki Murakami, Nobel Edebiyat Ödülü’ne defalarca aday gösterilse de bu ödülü alamadı. Haruki Murakami’nin bu durumu, Japonya’da mizah konusudur: “Sonbaharın geldiğini nasıl anlarsınız? Murakami’nin Nobel’i yine alamamasından.” gibi.

Konusu

Bana göre eserin en etkileyici tarafı: sezdirdikleri…

Nedir onlar?

Öyle bir hayat düşünün ki, hiçbir şeyin önemi ve değeri olmasın, amacı olmasın, hemen her şey -özel hayat bile- hiçbir sınırlandırmaya tabi tutulmadan tamamen özgür yaşansın…

Nasıl olurdu acaba?

Romanın arka planına, özgürlüğün ve isyankârlığın bütün dünyayı kasıp kavurduğu 1968’li yılların siyasi ve toplumsal olayları hâkim.

Ön planda ise, ölümle erken yaşlarda ve hiç de doğal olmayan şartlarda tanışan üniversiteli gençler…

Roman, 37 yaşındaki Watanabe‘nin Hamburg’a yaptığı bir uçak yolculuğuyla başlar. Yolculuk esnasında dinlediği Beatles’in “Norwegian Wood” adlı şarkısı, onu 20 yıl öncesine, üniversite yıllarına götürür.

O yıllarda en yakın arkadaşı Kizuki, intihar eder. Watanabe, bu durumun travmasını ağır bir şekilde yaşarken Kizuki’nin kız arkadaşı Naoko da, hem aynı yaşlardaki ablasının hem de Kizuki’nin intiharından dolayı, üstesinden gelemeyeceği bir bunalım geçirir. Tedavi olmak için sanatoryuma yatar.

Japonlar ve İntihar

Güncel hayatımızda olağan dışı bulduğumuz birçok şey, romanda oldukça doğal bir durummuş gibi anlatılıyor. Mesela intihar…

Japonların hayat tarzları incelendiğinde, intiharın oldukça yaygın olduğu ve Japon kültürü için garipsenecek bir durum olmadığı görülüyor. Zira Japonya’da her 100.000 kişiden 24’ü intihar ediyor. Bu, birçok sanayileşmiş ülkeye göre oldukça yüksek bir oran.

Kimliğine, kişiliğine, onuruna, işine ve mesleğine son derece düşkün olan bir Japon, iftiraya uğradığında veya çözümleyemediği bir olayla karşılaştığında ilk olarak intihar etmeyi düşünüyor.

Bunun çeşitli sebepleri var, diyor araştırmacılar. İntihara müsamaha göstermeyen, hayatın Tanrı’nın bir emaneti olduğunu, dolayısıyla da en ızdıraplı zamanlarda bile korunması gerektiğini salık veren dinî bir yaklaşımın olmayışı, araştırmacıların öne sürdüğü sebeplerin ilki.

Ancak tabii ki “Bütün unsurlarıyla dinî tutum ve davranışlara sahip olunması durumunda acaba durum farklı mı olurdu?” sorusu, daha kapsamlı bir araştırmayı gerekli kılıyor. Araştırmacılar, güçlü dinî tutumların yanında, kişilik yapısının ve o anki ruh hâlinin de intihar eyleminde etkili olduğunu, bundan dolayı intiharın birkaç sebebe indirgenemeyecek kadar çok yönlü özellikler taşıdığını tespit etmiş durumdalar.

🤔 Din-intihar ilişkisini merak edenler için küçük bir not: Japonlarla sınırlandırmadan genel anlamda intiharların sebep, sonuç ve din ilgisini konu alan ve Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan, “İntihar ve Din: İntihar Girişiminde Bulunanlar Üzerine Empirik Bir Araştırma” başlıklı yazı, merak ettiğiniz soruların cevabını bulabileceğiniz nitelikte. Yazıya buradan↵  ulaşabilirsiniz.

Japon intiharlarının en önemli sebeplerinden bir diğeri de gelenekle ilgili. Bir tür Japon intihar yöntemi olan ve adına Harakiri denen bu geleneğe göre, samuraylar eğer bir savaşta yenilir ve hayatta kalırlarsa veya efendilerine gereken hizmeti veremezlerse bu intihar yöntemini uygular ve hayatlarına son verirlermiş.

Eskiden harakiri uygulayan kişiler, Japonya’da kutsal kişi ilan edilerek yüceltilirmiş. Nedeni ise yaşamaktan vazgeçmeyi seçebilecek kadar cesur ve onurlu olmalarıymış.

Bu geleneğin yansımalarını, günümüzde de görmekteyiz maalesef, hem de ülkemizde: İzmit‘teki köprü inşaatında kopan halattan kendini sorumlu tutan Japon Mühendis Kishi Ryoichi, 23 Mart 2015’te intihar eder, arkasında sorumluluğun kendisine ait olduğunu bildiren bir not bırakarak.  🙁

Bu arada, öğrendiğime göre günümüzün Japonya’sı, intihar eylemlerini azaltmak amacıyla ciddi bir çalışma yürütüyormuş.

Sevindirici bir durum. 🙂

Şehirli ve Yalnız Gençler

Romanın kahramanları, yaşları 18-20 yaşlarındaki üniversiteli gençler.

18-20 yaş arası dönem, hayata atılmaya doğru giden yolda tehlikeli virajların olduğu, kritik bir dönem. Aynı şekilde hayatı etkileyecek çok önemli ve riskli kararların da alındığı yıllar.

Romanın kahramanı Watanabe, bu bağlamda kayıp bir kişilik. 18 yaşında ve geçirdiği travmalarla ruhsal dengesi alabora olmuş bir genç.

Varoluş sancısı çeken, hayata anlam vermekte zorlanan ve ancak kendisi gibi gençlerle, duygusallıktan uzak, yalnızlığını paylaşmak amacıyla ilişkiler kurabilen ve

 “Sadece basit bir hevesi gerçekleştirmenin peşindeyim.”

felsefesiyle yaşayan biri, tıpkı diğer gençler gibi…

Bu gençlerin iki farklı eğilimi var romanda:

Biri, var olan bütün varlıkları, değerleri ve gerçekleri reddedip karanlık bir nihilizmin içine gömülürek yalnızlığı tercih etmek,

diğeri ise ruh sağlıklarını tamamen kaybedip hayattan vazgeçmek ve intihar etmek.

Neticede, her iki eğilim de gençlere oldukça ağır bedeller ödetir.

Kaybedilen Şeyler

Bedel ödedikleri o noktada -hâlâ yaşıyorlarsa eğer- bazı şeyler için çok geç kaldıklarını ve kaybettikleri şeyleri bir daha asla geri getiremeyeceklerini trajik  bir şekilde anlarlar:

“Kafamı kaldırdım, Kuzey Denizi’nin üzerinde, gökyüzünde asılı duran kara bulutlara baktım ve o zamana kadar hayatımın akışında yitip gitmiş olan şeyleri düşündüm. Uçup gitmiş saatleri, ölmüş veya yitmiş arkadaşları, bir daha geri gelmeyecek hisleri.”

18-20 yaş arası dönem…

haruki-murakami (1)

Sırf bu cümlenin verdiği mesajın hatrına, yazımın başındaki olumsuz değerlendirmelerimi geri alabilirim.

O derece önemli bir mesaj…

“On dokuz ile yirmi yaş arası dönem, kişiliğin biçimlenmesi açısından pek önemlidir ve bu dönemde atılan en ufak bir yanlış adım, yaş ilerledikçe ağır sonuçlar getirir.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Kritik ve hassas bir dönem…

Hemen hemen her Japon gencinin okuduğu, son dönem Japon edebiyatının aykırı, şaşırtıcı, bir o kadar da hüzünlü romanı İmkânsızın Şarkısı.

Sizin için romandan bazı sözler derledim.

Yerinizde olsaydım okumadan geçmezdim. 🙂

KİTAP SÖZLERİ

Kaderinden Yakınma!

-Sana bir öğüt verebilir miyim?
-Elbette
-Kaderinden yakınma. Bunu aptallar yapar.
-Unutmayacağım bunu.”

“Karanlıkta kalınca, sabırla, gözlerin karanlığa alışmasını beklemek yeter.”

Yürekte kalması gereken kalır

“Mektuplar, kâğıttan başka bir şey değil, dedim. Yakılsalar bile, yürekte kalması gereken kalır ve yakılmayıp saklansalar bile, kalmayan kalmaz.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Tek başıma

-Hep böyle mi gezersin, tek başına?
-Evet.
-Yalnızlığı sever misin, diye sordu bana, çenesini ellerine dayamış. Yalnız gezmeyi seviyorsun, yalnız yemeyi ve derslerde, herkesten uzak, yalnız oturmayı, öyle mi?
-Yalnızlığı kimse sevmez, bilirsin. Ne var ki ben, arkadaş edinmek için çaba harcamam, çünkü ne olursa olsun, hayal kırıklığı gelir arkasından.”

“Kendime soruyorum, acaba bedenimin içinde karanlık bir yer var mı diye, uzak bir bölge, en önemli anılarımın üst üste yığılıp balçığa dönüştüğü yer.”

“Ama unutmak için ne kadar çabalarsam çabalayayım, yüreğimin ta derinliklerinde, kenar çizgileri belirsiz bir boşluk öylece duruyor.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Sevdiğimizi Kaybetmek…

“Hiçbir gerçek, bir sevdiğimizi kaybettiğimiz zaman duyduğumuz kederi gideremez. Hiçbir gerçek, hiçbir samimiyet, hiçbir güç, hiçbir nezaket bu acıyı geçiremiyor. Tek yapabileceğimiz şey, üzüntüyü sonuna dek yaşamak ve sonunda bundan bir şey öğrenmek. Ama her ne öğrenirsek öğrenelim, bir sonraki beklenmedik üzüntüde bir yardımı olmuyor.”

“İnsan bir konuda yalan söyleyince, inandırıcı olması için başka bir sürü konuda da yalan söyler.”

“En çok sabahları seviyorum, dedi Naoko. Sanki her şey yeniden ve taptaze bir şekilde başlıyor. Öğleden itibaren, içime hüzün çöküyor ve güneşin batmasından nefret ediyorum.”

“Hepimiz duygularımızı dile getirmeye çalışırız ve bunu gereğince yapamadığımız için sinirleniriz.”

“Eğer bir akıl hastanesine girmek istemiyorsanız, yüreğinizi biraz daha açmanız ve kendinizi olayların akışına bırakmanız gerekli.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Yüreğim sert bir kabuk

“Bilmiyorum, bazen yüreğimde sert bir kabuk olduğunu düşünüyorum. Hiçbir şey o kabuğun içine giremiyor sanki.”

“Bize kalan tek bilinç, dayanılmaz bir acı bilincidir.”

“Gerçekten umursadığın birinin kalbini kırmak, hem de bunu bilinçsizce yapmak ne kadar korkunç bir şeydi.”

Her şey bir anda silinir 

“Ben ki yavaş yavaş bir şey kurmak için onca acı çekmişim. Yıkılışı gerçekten göz açıp kapayacak kadar kısa bir sürede olur. Her şey bir an içinde silinir.”

Sadece adı değişik

“Bu söylediklerin benim dediklerimden pek farklı sayılmaz, dedi Nagasava, kahve kaşığını eline alırken. Tıpatıp aynı şey. Geç yapılmış bir kahvaltıyla erken yenmiş bir öğle yemeği arasında da bu kadar fark olur. Aynı saatte aynı şey yenir, sadece adı değişiktir.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Bir kibrit kutusunun kibrit sürtme yeriyim

“Başkalarına karşı, kendime olduğumdan çok daha sabırlıyım ve başkalarının iyi yönlerini, kendiminkilerden çok daha kolayca ortaya çıkarıyorum. Ben böyleyim işte. Kısaca bir kibrit kutusunun kibrit sürtme yerine benziyorum.”

Hayat Bir Bisküvi Kutusu

-Keyfin yerinde değil, değil mi?
-Ama keyifli olmaya çalışıyorum.
-Hayatın bir bisküvi kutusuna benzediğini düşün, yeter.
-Herhâlde pek akıllı değilim, çünkü zaman zaman ne demek istediğini anlayamadığım oluyor…
-Bir bisküvi kutusunun içinde, her tür bisküvi vardır, sevdiklerin de, sevmediklerin de, öyle değil mi? Ve insan sevdiğini önce yerse geriye pek sevmedikleri kalır sadece. Ben kötü günler geçirdiğimde hep böyle düşünürüm işte. Şimdi bunu yaparsam, sonrası daha kolay olur, derim kendi kendime. İnan bana, yaşam bir bisküvi kutusu gibidir.
-Buna gerçek bir felsefe diyebiliriz galiba…
-Ama doğru, inan bana. Ben de deneyimlerle öğrendim.

Eğer düzeltmek istersen

“Her birimizin nasıl kendimize özgü bir yürüyüş tarzı varsa, her birimizin hissetme, düşünme ve olaylara bakış biçimi de kendine özgü. Eğer bunu düzeltmek istersen, bu değişim bir gecede olmuyor ve eğer zorlama olursa başka bir yerden patlak veriyor.” (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

Kalbini açabilmek

-Kalbini açabilen insanlar var, bir de açamayanlar. Siz açabilenlerdensiniz ya da daha doğru deyişle, istediğinizde bunu yapabiliyorsunuz.
-Peki insanlar kalbini açınca ne oluyor?”
Reiko ellerini masanın üzerinde kenetledi, sigarası dudaklarından sarkıyordu. Hâlinden memnundu. ”İyileşiyorlar.” dedi.

Beyefendi olmak…

-Ama ne demek beyefendi olmak? Bir tanımın varsa, bana da söylesen iyi olur.
-İstediğini yapmak değil, gerekeni yapmak demektir.

Vaktinden Önce Çözmemeli

“Çok karmaşık ve içinden çıkılamaz bir durum söz konusu olsa bile, ne umutsuzluğa kapılmalı ne de ortalığı velveleye verip bir düğümü vaktinden önce çözmeye girişmeli. Bunun uzun bir süreç olacağını, ipleri yavaş yavaş, tek tek çözmeniz gerektiğini anlamalısınız.”

Kızların bencilliği

-Sadece bencillik peşindeyim. Mükemmel bir bencillik. Diyelim ki sana, canımın çilekli pasta istediğini söylüyorum. Sen de her şeyi bırakıp almaya koşuyorsun. Soluk soluğa dönüyorsun ve dizlerinin üzerine çökerek pastayı bana sunuyorsun. Ben de artık istemiyorum, diyerek pastayı pencereden fırlatıyorum. İşte aradığım bu.
-Bunun aşkla herhangi bir alakası var mı, bilemiyorum, dedim şaşkınlıkla.
-Evet, var. Ancak sen bilemezsin. Kızların hayatında böyle şeylerin çok önemli olduğu dönemler vardır. (İmkânsızın Şarkısı, Haruki Murakami)

 

🤔 Meraklısına küçük bir not: Edebiyat tarihinde dünyanın ilk romanının, Cervantes’in Don Kişot’u (1605) olduğu bilinir. Ancak bazı kaynaklar, yazılmış ilk romanın, Japon Murasaki Shikibu’nun Genji Monagatari adlı eseri olduğu bilgisini veriyor. 🤔 Ayrıca bu romanın 1021 yılında tamamlandığı tahmin ediliyor.


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

KİTAP YORUMLARI

SuçveCeza↵  Tutunamayanlar↵  Madame Bovary↵  Kürk Mantolu Madonna↵  Küçük Ağa↵  Karamazov Kardeşler↵  Vadideki Zambak↵  Muhteşem Gatsby↵   Anna Karenina↵  Genç Werther’in Acıları↵  Gurur ve Ön Yargı↵  Gün Olur Asra Bedel↵  Huzur↵  Sahip Olmak ya da Olmak↵ jurnalKırmızı ve Siyah↵

KİTAP SÖZLERİ

Suç ve Ceza↵ Tutunamayanlar↵ Kürk Mantolu Madonna↵ Madame Bovary↵ Karamazov Kardeşler↵ Vadideki Zambak↵ Anna Karenina↵ Genç Werther’in Acıları↵ Gün Olur Asra Bedel↵ Huzur↵ Sahip Olmak ya da Olmak↵ Gurur ve Ön Yargı↵ Muhteşem Gatsby↵ Küçük Ağa↵ Kırmızı ve Siyah↵ Jurnal↵

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Akan

    Yine harika bir romanla karşımızdasınız sevgili hocam..imkansızın şarkısı (noruvei nomori)..çok kırılgan-naif bir hikaye.sabrınız -aşkınız test ediliyor.
    akıcı, elinizden bırakmak istemeyeceğiniz bir kitap.
    japon kültürüne bir kez daha hayran kaldım.
    2010 yılında çekilen filminede gitmiştim.kitaptan aldığınız duygu yükünü bulmak zor.benim için hayalkırıklığı oldu…ana tema tespit özet ve yorumunuz harika

  2. Teşekkür ederim. 🙂
    Filmini izlemedim Mustafa ama film hakkında yapılan bazı yorumlara baktım.
    Bu yorumlardan birinde kadın karakterlerden birinin, hayatı, diğerinin de ölümü temsil ettiği belirtilmiş. Sanırım kitapla filmi arasında kurabileceğimiz en anlamlı bağ bu. Çünkü roman, ölüm ve hayatın iç içe geçtiği ve birbirine pamuk ipliğiyle bağlı olduğu duygusunu oldukça iyi sezdiriyor.
    Bu arada, dizi ya da sinema filmi çekilmiş kitapların okurları da genellikle seninle aynı kanaatteler. Ben de katılıyorum bu görüşe. Okuduğumuz bir kitaptan aldığımız duygu yükünü, onun film versiyonunda bulmamız oldukça güç.

  3. Semra

    Canım Şulecim yine bir kitap okumak kısmet oldu, zevkle okudum. İmkansiz diye bir şey yok. İnsan isterse yapamayacağı hiç bir şey yok, ölümden başka. Yeterki isteyelim, her şey azimle, onurla, şerefle. Bazen her şeyi bildiğimizi zannderiz ama o kadar çok öğrenecegimiz şeyler var ki. Seni bu konuda tebrik ediyorum. Her okuduğumuz kitaptan bir şeyler öğeniyorum, seni kutluyorum.

  4. Teşekkür ederim. 🙂
    Bilmek, öğrenmek, azim, onur, şeref… Söylediklerinize katılıyorum.
    İstifade etmenizde köprü vazifesi görmek, benim için hem mutluluk hem de onur vesilesi. Saygılarımla.

  5. Hüsna Öztürk

    Günün sözünde olduğu gibi “Kelimeler yetersiz kalıyor.” Şule hocam, yorumlarınız eserin tamamını okumaya denk. Çok akıcı çok doyurucu çok aydınlatıcı, emeğinize sağlık. Selam ve dua ile…

    • İltifat ediyorsunuz.
      Zihinsel ihtiyaçlarınıza cevap verebilmiş, doyurucu ve aydınlatıcı olabilmişse yazım, kendimi amacıma ulaşmış kabul edeceğim. 🙂

  6. Hüsna Öztürk

    Düşünme ve hissetme melekelerimizi harekete geçirip doğru yöne kanalize ettiğiniz içinde yürekten teşekkürler Hocam…

  7. Esma Öztürk Kuralkan

    Bu romanı okur okumaz ,aynı zamanda bu sayfanın okurları arasında olan Mustafa Akan Bey geldi aklıma.
    Mustafa Bey’in bu romanı değerlendirebilecek en doğru kişi olduğuna inanıyorum,Japon kültürünü yorumlayacak adeta bu işin piri,bilirkişisi performansında buluyorum kendisini …😊👍

    • Mustafa’nın ne bildiğini bilmiyorum ama birkaç ilginç bilgiyi ben paylaşayım:

      Kalabalığın yoğun olduğu saatlerde, metroya sığmaları için insanları var güçleriyle ittiren görevliler varmış Japonya’da.

      Bu kişilerin görevleri tam olarak buymuş: ittirmek.🤔😬
      “Oshiya” adı veriliyor bu görevlilere.

      haruki-murakami

      haruki-murakami

      Bunun dışında, yemeklerin şapırdatılarak yenmesi aşçıya iltifat sayılıyor.

      İş yerinde uyumak, aşırı çalışmanın bir belirtisi olarak görüldüğünden kabuledilebilir bir eylem Japonlara göre.

      Öğretmenler ve öğrenciler sınıf ve kafeterya alanlarını birlikte temizliyor.

      Yaptıkları bir hatadan dolayı özür mahiyetinde saçlarını tıraş ediyorlar.

      Japonya’da misafirlik olayları pek yok. Aileler dışarıda buluşuyor. Biri sizi evine davet ettiyse bu, onlar için oldukça özel olduğunuz anlamına geliyor.

      Ev sahibi size çay ikram ettiğinde, bu artık kalkma zamanınızın geldiğini gösteriyor.

      Selamlaşırken tokalaşmak, el sıkışmak ve sarılmak gibi temaslarda asla bulunmuyorlar.

      Son bir not, tarihten:
      2. Dünya Savaşı sırasında Japonlar tarafından öldürülen Çinli sayısı, soykırımda öldürülen Yahudilerin sayısından fazla.

  8. Esma Öztürk Kuralkan

    Bana göre Nobell ödülünün getirisinden çok öte kazanımları var Haruki Murakami’nin…
    Sonsuz bir hayatın var olduğu felsefesi olmayan gençliğe,onurunu,sevdiği karakterleri kaybeden ,bunun sonucu olarak çöküntüye geçen,yıkıma uğrayan gençlere,yardımcı olabilmek adına ,onları ikna çabaları,çırpınışları….insanlığa faydalı oluş,yada olma çabaları sonucu,gerekeni yaptığına ruhun inanması…..Bu lezzeti,daha önceki yazılarınızda temas etmeye çalıştığınız,vicdan , verebilir
    Haruki Murakami ,kesinlikle tüm Japonya için o felsefe içinde yaşayan çıkmaza giren ,tıkanan,kendi koşullarındaki tabloyu ele alırsak tam anlamıyla bir Japon Beyefendisidir…Ruhunun istediğini değil,gerekeni yaptığı için 👏🏻👏🏻👏🏻

    • 29 yaşına kadar yazar olmayı aklının ucundan bile geçirmeyen biri. Kendini Japon edebiyatının kara koyunu olarak tanımlıyor.

      Acıyı estetik bir sorun olarak gören geleneksel Japon edebiyatına aykırı bir üsluba sahip. Hatta bu nedenle ülkesini terk edip Amerika’ya yerleşmek zorunda kalması bile tepki çekiyor.

      Tabii daha detaylı araştırıldığında farklı bir yığın bilgiye de ulaşılabilir. 🙂

  9. Esma Öztürk Kuralkan

    Romanın ismi ,okuyucu çekiyor 👍👌
    ‘ İmkânsızın şarkısı ‘ 👏🏻👏🏻

  10. Esma Öztürk Kuralkan

    Uzun yıllar önce Mustafa Akan Bey de uzak Doğu sporları ,uzak doğudan kitablar görürdüm….Daha sağlıklı değerlendirme yapacağına olan inancımdan bu romanın neden ‘Amerikan kültürü altında kalmış ‘ bir imaj bıraktığını kendilerinden dinlemek isterdim 😊 👍

  11. 🙂 👍

  12. Mustafa Akan

    Sanırım esma hanım MUSTAFA AKAN ları karıştırdı…😊😊MUSTAFA EVREN AKAN olarak belirtme ihtiyacı duydum..sevgili ŞULE hocam..

  13. Esma Kuralkan

    Çok Sevgili Evren Akan Bey,
    Sizin aslında bir süredir aramızda oluşunuz , çok güzel bir duygu . 👏👏👏
    İkinci isminiz yerine İlk isminizi burada kullanmanız böylesi tatlı bir tablo oluşturdu..☺️
    Genelde ikinci isminizle hatıralarımızda yer etmiştiniz ,burada Mustafa Akan adına yapılan tüm yorumları ;elinde genelde uzak doğudan esintiler taşıyan eserler gördüğüm,hafızamda en yer etmiş olanlarıda,Bruce Lee’leri okuyan Kung fu sanatını hem edebî olarak 😊 hem görsel olarak takib eden yine sizin gibi çok degerli bir başka aile üyemizin yaptıgı degerlendirmeler olarak okuyordum …….😊😊👏👏

    • Mesele şimdi anlaşıldı. 😊

      Bruce Lee, Kung Fu nostaljik bir etki bıraktı bende. Çocukluk yıllarımızın oldukça popüler isimleriydi bunlar. Çocuklar, gençler, bu kişilerin dövüş tekniklerini birbirleri üzerinde uygulamaya çalışırdı, hafif sakatlıklar yaşanırdı bu yüzden.

      Hatta bu tekniklerin ustası Bruce Lee bile son filminin çekimleri sırasında, karnından yediği bir darbe neticesinde hayatını kaybetmişti.

  14. Beyza Nur Bayraktar

    🌸✨ Çok güzel bir yazı.

  15. Gülay doğan

    18′ li yaşların önemine farkındalık oluşturduğun için teşekkürler.Hepimizin çevresinde 18’li gençler var. Hayatlarında tesirliyizdir. Sonraki yaşlarında kendilerine geri gelecek bumeranglarının mutluluk dolu olmasına bizler de birkaç hayati dokunuşla katkıda bulunabiliriz.
    Tekrar teşekkürler.
    Haruki Murakami’ye de şöyle söyleyelim: Tabun tsugi no aki
    ( Muhtemelen bir sonraki sonbaharda )🍁🌰

    • Tabun tsugi no aki… 😊
      Japonlar, yazarlarının hassas noktasını bulmuş ve yeterince damarına basmışlar Gülaycım, bir de biz basmayalım… 😬
      Olur ya, belki blogu Murakami de okuyordur. 😊

  16. Esma Öztürk Kuralkan

    Şûle Hnm
    Merhabalar

  17. Esma Öztürk Kuralkan

    Uzun bir süre ‘biz okurlarınıza hediye ettiğiniz ufka yolculuklarınızdan uzak kaldım 😔
    Hep dönmek istedim
    Zira sayfanızın boşluğunu hep hissettim..
    acaba neler kaçırıyorum duygusu zordu…
    okurlarınızı hiç zahmet çekmeden,herhangi bir vasıtaya binmeksizin ,herhangi bir bütçe ayırmadan , çok kabul görmüş ,trend olmuş dünyaları,parmağımız kadar yakınımıza getiriyorsunuz teşekkürlerimizi birkez daha sunmak isterim 🙏
    “ zekanın derinlerde kalmış kısmını mutsuzluk, barutunkinide basınç ortaya çıkarır “ mantığındaki bu söz mutsuzluk anlarıma bakışımı etkiledi .
    Teşekkürler

    • Bu söz, mutsuzluğa olan bakışı, kısmen değiştirecek güçte gerçekten.
      Hep kaçındığımız ve kurtulmaya çalıştığımız bu duygu, zekânın derinlerde kalmış kısmını ortaya çıkarıyormuş.
      Demek ki o kadar kötü bir şey değilmiş, hatta çok iyi bir şey bile denebilirmiş. 😊

      Ayrıca blogdan istifade etmenize sevindiğimi de belirtmeden geçmeyeyim. 💐

  18. Esma Öztürk Kuralkan

    Sayfanızdaki hemen hemen tüm yazarlarda slogan ifadeler,tezler var,
    Balzac kadın dünyasının ve davranışlarının arkasındaki mantığı nasıl kazandı? Bunu araştırmak isterim…
    Sayfanızdaki bugünkü sörfümden,
    Dostoyovesky’den not aldığım şu ifade ilginçti ,not aldım;
    “sevgi kalmamış kalb ,cehennemdedir “ 👍🙏

    • Nitelikli yazarlar, oldukça güçlü gözlem yeteneğine, sezgiye, birikime ve dıygusal zekâya sahipler. Onlara ait sözler, bu yüzden zihnimizde ve duygu dünyamızda hemen karşılık bulabiliyor.

      Not: Balzac’la ilgili mevzuyu araştırır da ulaştığınız sonuçları bizimle paylaşırsanız çok sevinirim. 😊💐

    • Esma Hanım,
      Balzac gibi şahsiyetler, kadın ruhunun dayandığı mantığı her ne kadar çözmüş gibi görünseler de sanırım bu iş, zannettikleri kadar kolay olmayacak. 🙂

      http://kitablogum.com/kitaplar-20/

  19. Esma Öztürk Kuralkan

    İlk edebî romanı Japon Murasaki yazmış 1021 yılında …
    Biz Türklerin Anadolu topraklarına geçişimize 50 yıl kala…

    • Biz de o yıllarda boş durmamışız ama.😊 Türü farklı olsa da değerli eserler vermişiz.

      İslamiyet’i kabul ettiğimiz 10. yüzyılla, Divan Edebiyatı Dönemi’nin başlangıcı olarak kabul edilen 13. yüzyıl arasındaki süreçte, hem İslamiyet’in etkisinin görüldüğü hem de İslamiyet’ten önceki kültürümüzü de yansıtan, bu yüzden geçiş dönemi ürünleri olarak adlandırdığımız önemli eserlerimiz var: Divan-ı Lügati’t Türk, Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakayık, Divan-ı Hikmet gibi…

      Not: Bu “ilk roman” mevzusu biraz karışık. Dünya edebiyatında bugün hâlâ modern anlamda yazılmış ilk roman, Cervantes’in Don Kişot adlı eseri kabul ediliyor.
      Daha eski tarihlerde yazılmış Japon edebiyatına ait eserler de, roman tekniğine uygunluğundan dolayı ilk örnek sayılabiliyor.

  20. Esma Öztürk Kuralkan

    Oshiya (ittirmek ) görevi 😯
    Çok enteresandı….
    Bizdeki “yurdum insanı’na konu olmuş enteresanlıkların misli Japon’larda varmış… 😊

  21. Esma Öztürk Kuralkan

    Sevgili Gülay;
    Hepimizin yakınlarında 18 liler var….sonraki yaşantılarında geri gelicek bumeranklarının mutluluk dolu olmasına birkaç hayatî dokunuşla katkıda bulunabiliriz,şeklindeki tavsiyeleriniz için 👍
    teşekkürler

  22. Gülay doğan

    Sevgili Şulecim,
    Haruki Murakami için söylediğim sözler yanlış anlaşılmasın.Sözlerimi sevgili yazarımızın çalışmalarının mutlaka bir gün karşılık bulacağını düşünerek söylemiştim.”Muhtemelen” ifadesini; temel anlamında kullanmıştım: ummak, görünüşe bakılarak ,gerçekleşmesi beklenen şey .
    Nobel ödülüne defalarca aday gösterilmesine odaklandım.
    😙

    • Gösterdiğin hassasiyet için çok teşekkür ederim. Tebessüm ettirmeyi isteyen bendim aslında. 🙂

      Konuyla ilgili önemli, küçük bir not daha düşmek istiyorum: (Bir haberden alıntı)
      Murakami, Nobel konusunda şeytanın bacağını henüz kıramasa da, Hans Christian Andersen Edebiyat Ödülü’nün sahibi olmayı başardı. 2010 yılında verilmeye başlandığından beri “Danimarka’nın Nobeli” olarak nitelendirilen ödül, adını ülkenin en önemli masal yazarı, Andersen Masalları’nın yazarı, Hans Christian Andersen’den alıyor. Murakami, ödül ile birlikte 500 bin Danimarka kronu yani yaklaşık 75 bin doların da sahibi oldu.

      Haruki Murakami, Andersen’in de doğduğu şehir olan Danimarka’nın Odense şehrinde gerçekleştirdiği “The Meaning of Shadows” (Gölgelerin Anlamı) başlıklı ödül konuşmasında yabancılara karşı duyulan nefrete ve tarihin ülkelerin çıkarlarına göre yeniden yazılması tehlikesine dikkat çekerek herkesi kendi gölgesiyle yüzleşmeye davet etti ve şöyle dedi:

      “Davetsiz misafirleri dışarıda tutmak için ne kadar yüksek duvarlar ördüğümüzün, aykırı dediğimiz insanları hayatımızın dışında tutmamızın, tarihi, çıkarlarımıza göre yeniden yazmamızın bize zarar vermekten ve bizi yaralamaktan başka bir faydası olmayacaktır.”

      67 yaşındaki yazar, konuşmasında yer alan “duvar” ve “yabancı” tanımlarının tam olarak neyi karşıladığından bahsetmese de, yazarın eleştirilerinin Avrupa’nın son zamanlardaki göçmen ve mülteci politikalarına karşı bir eleştiri olabileceği düşünülüyor.

  23. Gülay doğan

    Ok.😊

  24. Mustafa Sinan Öztürk

    Daha önce neden okumamışız bu eserleri. Stem ediyorum kendime. Çok şeyler kaçırmışız hayatımızdan. Hizmet sizin yaptığınız hocam. Kaleminize emeğinize sağlık. Hep yazın hep yazın. Bu yaz’ında yazın☺

  25. Teşekkür ederim.

    Kitaplardaki lezzeti alan birisinin bu lezzetten vazgeçmesi neredeyse imkânsız.

    Geçen geçmiştir Sinan Bey, hayatınızın bundan sonraki bölümünde kitaplardan ya da en iyisi şöyle söyleyeyim, kitablogum.com’dan vazgeçmemeniz dileğiyle. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir