Buğu (Nihan Kaya Sözleri)

BUĞU KİTAP SÖZLERİ

Nihan Kaya sözleri…

İlk baskısı 2006 yılında yapılan ve dünya tarihinin en uzun süren ve bir türlü de çözülemeyen en kanlı çatışmalarından birinin yaşandığı Filistin‘i edebiyatın duygu yüklü dünyasına taşıyan Buğu, Nihan Kaya↵ nın kaleminden çıktı.

Nihan Kaya

Roman türünün günümüz Türk edebiyatındaki en son örneklerinden biri olan Buğu için yazdığım kitap yorumuna buradan↵ ulaşabilirsiniz. Bu sayfada ise kitaptan derlediğim alıntıları okuyabilirsiniz.

NİHAN KAYA SÖZLERİ

Ayaklarımızın Altından Kayıp Gidiyor

“Yer bazen ayaklarımızın altında titriyor, yer bazen ayaklarımızın altından kayıp gidiyor. Bazen yer iki ayağı üstünde doğrulup üzerimizi örtüyor. Bazen kollarımızı, ayaklarımızi bağlıyor.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.8)

Bir Avuç Toprak

“Nereye gitsek bir avuç toprak üzerimizi örtüyor.” (s.8)

“Düş kırıklığına uğramayalım diye düş de kurmayalım istersen.” (s.9)

“Yollardır yürüyorum.” (s.10)

“Kendi kendisine ihanet etmemek için çabalayan bir kimseden başkası değilim.” (s.13)

Kaybolmuşluk

“Her biri ayrı bir yanılsama peşinde koşuyor. Çoğu yanlış yerde, çoğu yanlış iz peşinde. Doğru da yok değil odada ama o da parçalara bölünmüş, ayrı köşelere gizlenmiş. Kimse bulup toplamıyor. Bir kaybolmuşluk ki mahfuz ile mahfaza birbirine uymuyor.” (s.24)

Kendime Varabilmek

“Senin gibi kaybolmayı göze alıyorum, eğer sonunda kendime varabilmek varsa.” (s.29)

Ölüme Bakabilmek

nihal-kaya-sozleri-bugu-sozleri-ve-alintilari-

Mağrur Bir Sessizlik

“Nur’daki sessizlik, onu daha ilk gördüğüm anda ruhumu deldi, iliklerime girip işledi, kanımı dondurdu, beynime hücum etti, benliğimi aldı. Beni alt üst eden, kaotik, sarsıntılı, gürültülü bir sessizlik oldu Nur’ın sessizliği içimde. Nur bende zaten var olan sessizlikti. Onu ilk gördüğüm anda tanıdım bu sessizliği. İçimi kapladı, ruhumu doldurdu, varlığımı çiğnedi. Bu sessizlik, sessizlikti ama benim miskin, uyuşuk, kaypak sessizliğimden değil. Mağrur, esaslı, esrarlı, sağlam, manalı ve ne yaptığını bilen bir sessizlikti bu. Yine de sessizlikti işte.” (s.43)

“Nur’un boynu büküktü ama bu boynun üzerindeki başı hep dimdikti.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.43)

Hem Nahif Hem Cüretkâr

“Aynı anda hem çok nahif hem çok cüretkâr bir yanı vardı Nur’un. Benim akıl sır erdiremediğim, aklımın da zaten hiç ermeyeceğini daha o zamandan anladığım, bu hem çok zayıf hem çok güçlü, esrarengiz hâl benim sümsük, cılız kişiliğimi o lahzada ezip geçti.” (s.43)

Adam Olmayı Onunla Anladım

“Ben çok basit, çok aleladeydim; Nur sırlı, gizemli, esrarlı idi. Ben dardım, tek boyutluydum; Nur sonsuzluktu. Ben çelimsizdim, çer çöp gibiydim, işe yaramazdım; Nur diriydi, cesurdu, gözüpekti. Ben kaba sabaydım, düzdüm; Nur kırılgan, ince, zarifti. Ben odundum, Nur çiçek çiçekti. Ben savruktum, Nur derli topluydu. Ben siniktim, korkaktım; o dirençli, metanetliydi. Nur’un esası vardı, benim yoktu. Nur kendinden menkuldü.” (s.43)

“Onu görür görmez anladım; Nur’un inceliği benim ruhumdaki incelikti, içimdeki zayıflıktı.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.43)

“Ben parça parçaydım, Nur bütündü. Beni topluyordu. Adam olmayı onunla anladım.” (s.44)

Nihan Kaya Sözleri

Tek Başına Her Şey

“Ben vasat, sıradan, basit bir insandım. Tek özelliğim, tek yeteneğim vardı, o da ehl-i aşk olmaktı. Ben hiçbir şeydim, Nur tek başına her şeydi, her şeyimdi. Nur’un ötesinde benim de hiçbir anlamım, özelliğim, merakım kalmıyordu. Nur bana kendimi veren şeydi. O olmayınca ben de hiç kalmıyordum. Ben boştum, bomboştum, bölük pörçüktüm. Nur tekti, doluydu. Kendisinden ibaretti.” (s.46)

Ben Hiçbir Şeydim 

“Nur benim gibi tek yönlü değildi. O mizacen, genel olarak, kendi kendisinden yüklü, ihtiraslıydı. Farklı ateşleri haizdi. Her an yanıp tutuşmaya meyyaldi. Bu yüzden de o nasıl benim karşımda her şeyse, ben onun önünde hiçbir şeydim.” (s.47)

Mücadele Ruhu

“Onu hep yenilmez bir mücadele ruhu içinde, dimdik ayakta buldum. Üstü başı ne kadar perişan, vücudu ne kadar bitik, gözleri uykusuzluktan ne kadar kızarmış olsa da… İçinde hep saklı kalan bu sönmez kıvılcımı görmek bile bana güç veriyordu.” (s.50)

“Diğer Filistinliler gibi o da pasaportsuzdu, hiçbir ülkeye ait sayılmıyordu.” (s.50)

“Onu her seferinde bir öncekinden daha kötü yerlerde, daha ağır şartlarda, daha yoğun bir sefalet içinde, daha yorgun, daha bitik ama daha güçlenmiş buluyordum.” (s.50)

Sahip Olamadığı Hayat

“Sabun, kavrayamamayı, parmaklarınızla dokunsanız bile avucunuzda onu idare etmeyi öğrenmeden tutamamayı, tam manasıyla sahip olamamayı, arada kalmışlığı, mekânsızlığı temsil ediyordu. Sabun, düştü; gerçekle hayal arasındaydı. Sabun, Akın’ın sahip olamadığı hayatıydı.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.54)

Hep Bir Yanı Eksik

“Aklı hep başka yerde, muhtemelen Filistin’deydi. Nur, çocuğu yanında olmayan bir anne gibi, İstanbul’da hep bir yanı eksik, yarım, kendisi kendisinden bölünmüş gibi azapta yaşıyordu.” (s.56)

“Evde Filistin toprağında yetişen çiçeklerin her biri, Filistin’in yağmalanmış köylerinden birinin adını taşıyordu.” (s.59)

Filistin’de Yaşananlar

Orada Neler Oluyor Biliyor musun?

“Sen şu an, şu dakikada orada neler oluyor, biliyor musun? İnsanlar ne hâlde yaşıyor, niçin, nasıl mücadele veriyor, biliyor musun?” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.72)

“Sen hiç, hiç canlı kalkan olarak kullanılan çocuk gördün mü? Bir direğe bağlanmış, sallanan, her yanından yara almış, kan içinde ama hâlâ yaşayan, can çekişen, o hâlde gün boyunca oradan oraya sürüklenip duran çocuk gördün mü? Söylesene gördün mü? Canlı canlı gömülen insanlar gördün mü? Bir meydanda yan yana yatırılan, sonra da üzerlerinden hepsinin pestili çıkana kadar tank geçen onlarca yaralı, bir yere kaçamayan insan gördün mü, çığlıklarını duydun mu?” (s.72)

“Ben sana Sabra veya Şatilla Katliamı’nda yürütülen nokta vuruşu operasyonlarında henüz üç aylık olan Ziyauddin bebeğin çok yakın mesafeden atılan mermilerle nasıl alnından vurularak öldürüldüğünü anlatırken bana bakıp ‘Dudakların incecik.’ diye cevap verdiğin zamanlardan hiç farkın yok şu anda… Rakam mı istiyorsun? Sen bu katliamda tam dokuz yüz doksan bir masum sivilin öldürüldüğünü ama cesetlerin tanınmayacak derecede berbat hâlde olduğu için aralarından sadece üç yüz yirmi sekiz kişinin kimliğinin tespit edilebildiğini biliyor musun?” (s.92)

Hiç Düşündün mü?

“Sen minik, minicik, zayıf bir kızsın, Nur. Koskoca bir ülkenin yükünü narin omuzlarına nasıl yüklersin? Dünyanın herhangi bir köşesinde şu an korkunç şeyler yaşanıyor olabilir ama sen şimdi buradasın. Olanlardan  mesul değilsin. Hiçbiri senin suçun değil. Olmayacak da. Elinden gelen bir şey yok. Evet, kimsenin istemediği acı şeyler yaşandı, yaşanıyor ama bu acı şeylerden her zaman, her yerde olacak. Etrafına bak, her tarafta var benzer acılar. Her yanda. Ama sen etrafına bakmaktan, kendine bakamıyorsun.” (s.74)

“Evi, içindeki her şeyle beraber yakılmış, yıkılmış, ne elinde tek bir eşyası, ne başında tek bir kimsesi ile ortada çırçıplak kalakalmış bir çocuğun durumunu düşündüm mü peki? Ben bu evleri yıkan buldozerlerin birinin küreğinde yetmiş üç yaşında bir adam gördüm. Adam içinde doğduğu, yaşadığı, torunlarını eline aldığı evi korumaya çalışıyordu. Ev tamamen yıkılıp harabeye döndüğünde yıllardır tanıdığım bu adamın kollarını, bacaklarını ayrı ayrı köşelerden topladım ben. Onu doğduğu evin toprağına bir bütün hâlinde bile gömemedim. Başını ne tarafa yerleştireyim bilemedim.” (s.92)

Gözaltında İşkence

“Gözaltına alındığında neler yaptılar sana, söyle! İnsanların üzerine önce dondurucu soğuklukta su tutup, buz gibi suyun altında saatlerce beklettikleri, sonra onları dayanılmaz sıcaklıkta yerlere koydukları doğru mu? Sizi bir sandalyeye eklemlerinizi birbirinden ayırırcasına bağlayıp, sonra o acılı vaziyette günlerce tuttukları, suratınıza tükürdükleri, hakaret ettikleri doğru mu? Vücudunuzu her yerinden eğip büküp kelepçeledikleri, sonra bu kelepçeleri sıktıkları, üzerine bastıkları, yük vurdukları, sizi çömelmeye zorladıkları, tekmeledikleri, koskoca adamların ‘N’olur bırakın beni!’ diye çocuk gibi ağlayarak yalvardıkları doğru mu?” (s.148)

Yalnızlık

nihal-kaya-sozleri-bugu-sozleri-ve

Nur ve Ben

“Sen varsın, ben varım, dedim. Bir de ‘şu an’ var. Ben bunu biliyorum.” (s.76)

“Onu alıp içime götürdüm. Orada sadece Nur ve ben yaşıyorduk.”(Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.80)

“İnsanlar ekseriyetle böyledir. Zihinlerinde bir şeye karar verir. Sonra da ona, doğru olup olmadığını sorgulamadan inanırlar.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.103)

İsrail Duvarı

“Sen hiç İsrail duvarı gördün mü Yasef?
… Duvarın İsrail tarafı boydan boya, eğimli tarhlarla kaplıdır. Tarhların üzerinde de rengârenk, çeşit çeşit çiçekler… Rengârenk çiçek bahçeleri duvarı öyle güzel kapatır ki İsrail tarafında duvardan, betondan hiçbir iz görünmez. Sadece tarhları görürsün. Hâlbuki Filistin tarafında yalnızca yüksek, beton bir duvar dikilir karşına.” (s.108)

Gibisin 

“Uzun bir yolculuktan sonra eve dönmek gibisin. 
‘Eve geri dönmek’ gibisin…
Düştükten sonra tekrar kalkmak gibisin. Kitabın kapağını ilk kez açmak gibisin. Uykuya dalmak, bir anda dalıvermek gibisin. 
Sonsuza kadar yerleşmek gibisin. Bir daha hiç dönmemek gibisin. İçimden hiç dışarı çıkmamak gibisin. Kulağımdan çıkmayan sesler, sözler gibisin. 
Dümdüz bir yola alabildiğine koşmak gibisin. Yere boylu boyunca uzanmak gibisin. Düşünmeden mırıldanmak gibisin. Her mevsim tekrar dönmek gibisin. Her sabah yeniden kalkmak gibisin. 
Yaşlanmadan ölmek gibisin. Gitmeden varmak gibisin. 
Hiç aramadan bulmak gibisin. İçime doğmuş, orda kalmış gibisin. 
Koşmak koşmak, hiç durmamak gibisin. 
Dönmek dönmek, hiç bulmamak gibisin. 
İçmek ama hiç kanmamak gibisin. 
Sahile varıp gemileri yakmak gibisin. Susmak ama hep anlatmak gibisin. 
Sebepsiz gözyaşı dökmek gibisin. 
İçim dışım, dışım içim gibisin. 
Ölmek ölmek, hep öldürmek gibisin.”(Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.113)

İnsan Ölünce…

“İnsan ölünce gömüleceği bir toprağı olsun ister. Toprağını bilmek ister. Annemin bildiği gibi ve onun annesinin ve onun da annesinin   atalarının gömülü olduğunu bildiğin yer, seni uykunda bile çağırır.” (s.118)

“İki insanı birbirine bağlayan, gerçekten bağlayan, hep ortak bir acı mıdır? O zaman, hayatımız ve ilişkilerimiz de acı üzerine mi kurulu aslında? Neden ortak bir sevinç bu kadar bağlayamıyor bizi birbirimize?” (s.120)

Kadın ve Erkek

“Hâlbuki ben, toprağı kadın sanırdım. Meğer hikâye yanlışmış; aslında deniz kadın, kara erkekmiş. Kara sağlam, ciddi, ağırbaşlı dururmuş; deniz her gece kendisini gider karaya vururmuş. Kara da, hep sessiz, sakin görünürmüş ama gece gündüz denizin yanında durur, tek başına, mağrur duruyor gibi görünse de aslında denizin dibinden bir an bile ayrılmazmış. Deniz, gidip gidip gelir karaya vurur veya her yeri dolaşıp sonunda su hâlinde toprağa geri dönermiş. 

Fakat tabloya yukarıdan bakıldığında, yerle bir olan aslında deniz değilmiş, hep karaymış. Kara, zelzeleyle yerinden oynarmış; sakin görünse de midesinde lavlar kaynayıp durur, kara her daim mide kramplarıyla kıvranır, bazen de kusarmış. Bazen elden ayaktan düşermiş. Bazen açlıktan susuzluktan iflahı kesilir, yine de erkekliğine yediremediğinden ses etmezmiş. Deniz ise bazen karanın bu kaypaklığının etkisiyle, bazen de sırf kendi istediği için, dalgalanır, taşar, yağar, gezer, dolaşır, gider, gelir ama sonunda hep döner yine kendisini bulurmuş. İnip çıksa bile seviyesi aslında hep aynı kalırmış. 

Hâlbuki kara bir dahaki sarsıntıya, bulantıya kadar kaskatı kesilir, yerinden oynayamazmış, acısı içine otururmuş. O, değişemez, hareket edemezmiş. Karaya ‘ayak basmak’ diyenler, zemin diyenler, sağlam diyenler aslında hep aldanırmış ama aldandıklarını karanın bir dahaki ihanetine kadar hep unutur, karaya sığınmayı denize sığınmaktan yine daha güvenilir zannederlermiş.” (s.122)

Hakaret 

“Bizim halkımız arasında, bir aileye gidip de ‘Sizin oğlunuz erkek değil.’ demek büyük bir hakaret sayılır. Adama ‘Sen adam değilsin.’ demek ayıptır. Bir insana ‘Sen insan mısın?’ diye sormak bile çileden çıkarmaya yetebilir. Allah korusun, bunlar mahkemede boşanma sebebi, tazminat talebi gerekçesi, cinayet tahriki unsuru, şufa hakkı, idam kararı, deli raporu yerine falan geçer. Demek ki kelimelerin aslında her zaman kendileri gibi olmadığı doğrudur. Yoksa niye kızsınlar bu kadar?” (s.123)

Doğrular ve Yanlışlar

“Arka arkaya söylediğim iki şey doğru ise, mesela önce adımı ve sonra yaşımı söylüyorsam ve doğru da söylüyorsam bu söyleyeceğim üçüncü şeyin de doğru olacağına delalet eder mi? Doğruların arasına sıkıştırılmış yanlışlar ve yanlışların arasına sıkıştırılmış doğrular ne olacak?” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.123)

“Nur için Filistin neyse Nur’un bedeni benim için odur.” (Buğu, Nihan Kaya sözleri, s.150)

yaşamak

Buğu için yazdığım kitap yorumuna buradan↵ ulaşabilirsiniz.

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı anekdot-6.png

Türk ve Dünya Edebiyatı Kitap Sözleri↵

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı anekdot-6.png

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    💐

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir