Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Hissedilen Zaman
Sözleri ve Alıntıları

Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları…

“Mesele, yaşamak için kısa bir süremizin olması değil, bunun çoğunu harcamamızdır. Hayat yeterince uzundur ve tamamını iyi bir biçimde değerlendirdiğimiz takdirde bize en büyük başarıları elde etmemiz için yeterince cömert bir süre verilmiştir.”

Filozof Seneca, Yaşamın Kısalığı Üzerine adlı kitabında, meselenin özüne işte bu sözlerle nüfuz ediyor.

Meselemiz, zaman…

Marc Wittmann↵ bu noktadan hareketle, Hissedilen Zaman adlı eserinde, beyhude ve şuursuzca, sonunda da pişmanlıklarla dolu bir ömür geçirmektense ruhen daha doyumlu ve öznel olarak daha uzun sürdüğü hissini veren bir hayatı nasıl yaşayabileceğimize dair bazı ipuçları sunmaya, zamana dair algımızı iyileştirmeye çalışıyor. Hissedilen Zaman için yazdığım kitap yorumuna buradan↵ ulaşabilirsiniz. Bu sayfada ise kitaptan derlediğim alıntıları okuyabilirsiniz. 

İçinde Bulunduğumuz Zaman, Geleceğimiz Kadar Önemli!

“Takvimlerinde işaretli olan her olayı dikkatle takip eden -ve böylece gelecekle ilgili beklentilerinin içinde hapsolup kalan- insanlar, yaşanan zamanı tecrübe etme potansiyellerini bu uğurda feda etmiş olurlar.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.15)

Turnusol Kâğıdı Vazifesi Gören Bir Çalışma:

Şekerleme Testi

“Amerikalı Psikolog Walter Mischel‘in yürüttüğü meşhur bir araştırma, zamana dayalı kararlar verebilmenin, hayatta başarılı olmak açısından ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. 

Bu araştırmanın en çarpıcı yönü, uzun bir süre çerçevesinde gerçekleştirilmiş olmasıydı: Başlangıçta dört ile beş yaşlarında beş yüzden fazla çocuğun tepkileri incelenmiş, on yıl sonra (çocuklar ergenlik çağındayken) ise araştırma devam etmişti. 

İlk deneyde çocuklara şekerleme verilmişti. Gözetmen çocuklara şöyle diyordu: ‘İstersen şekerlemeni şimdi yiyebilirsin. O senin ama ben dönene kadar biraz bekleyebilirsen bir şekerleme daha alırsın ve onu da yiyebilirsin. Ama ancak birincisini yemezsen ikinci şekerlemeyi alabilirsin.’ 

Ardından gözetmen odadan çıkmış ve on dakika sonra geri dönmüştü. O arada çocuklar gözlenmiş ya da videoya çekilmişti. Çocukların yaptığı şeyler, vakit geçirme ve dikkatlerini şekerlemeden başka yöne çevirme stratejileri hakkında birçok sonuç çıkarmayı mümkün kılıyordu. 

Tepkiler arasında büyük farklar vardı. Bazı çocuklar, şekerlemeyi anında yiyordu. Bazıları biraz beklemeyi başarıyor ama sonra -fark edilmeyeceğini umarak- küçük ısırıklar alıyor ve nihayetinde şekerlemeyi bitiriyordu. Bazı çocuklarsa belirlenen süre boyunca beklemeyi başarıyordu. 

On dakika boyunca bir odada tek başına ve oyalayıcı hiçbir şey (örneğin doktorun muayenehanesinde bulunabilecek dergiler vs.) olmadan oturmak bir yetişkine bile zor gelir. Beklemeyi başaran çocuklar şarkı söylüyor, kendi kendilerine ‘ce-ce!’ yaparak oyun oynuyor ya da yüksek sesle düşünüyordu. Kendilerini oyalamak için stratejiler geliştirmişlerdi. 

On Yıl Sonra…

On yıl sonra takip amacıyla çocuklardan yüz tanesine ulaşılabildi.  Okuldaki performansları standart üniversiteye kabul sınavları temelinde belirlendi, ayrıca ebeveynler de çocukların sosyal ve eğitsel becerilerini değerlendirdi. 

Çok güçlü olmasa da yeterince belirgin bir bağıntı görüldü: Dört beş yaşlarındayken şekerlemeyi yemeden önce daha uzun süre bekleyebilen çocukların on yıl sonraki okul notları daha iyiydi ve ebeveynlerinin değerlendirmelerine göre ödev yapma, arkadaşlarla ilişki kurma ve can sıkıcı olaylarla başa çıkma konularında daha başarılıydılar.” (s.17)

“Şekerleme Testi, okuldaki ve hayattaki başarıyı büyük ölçüde tahmin edebilmişti.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.18) 

“Okuldaki başarıya ve sosyal becerilere katkıda bulunan başka birçok faktör var. Yine de ikinci şekerlemeyi daha uzun bekleme kapasitesiyle, büyüme esnasında hayatın getirdiği sorumluluklarla başa çıkma becerisi arasında bir bağlantı olduğuna şüphe yok.” (s.18)


Şekerleme Testi Uygulama Videosu

Hüsrana Katlanabilme Kapasitemiz Nasıl?

“Hayattaki başarının belirlenmesinde zekâdan başka etkenler de rol oynar, örneğin hüsrana katlanma kapasitesi.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.18)

“Belli bir süre çaba sarf etme becerisi, uzun vadede meyvesini veriyor. Bu beceriye sahip olan çocuklar, ödevlerini daha kolay yapıyor ve ebeveynlerle öğretmenlerin dayattığı toplumsal kuralların yarattığı hüsran duygusuyla daha iyi başa çıkıyorlar. 

Hüsrana katlanabilmek, hayattaki nahoş durumları daha rahat idare edebilmek demektir. Bu bağlamda buna duygusal zekâ diyebiliriz, yani duyguların başarılı bir şekilde idare edilmesi ki bu da gelecekteki bir kazanım için şimdi çaba sarf etmek gerektiğini anlamayı içerir. Buna öngörü de denebilir.” (s.18)

Karar Verme Sürecinde Bizi Etkileyen Etmenler

“Zamansal yakınlık çerçevesinde tecrübe edilen olaylar, daha fazla fiziksel ve duygusal tepkiye neden olur, bu da karar verme sürecini etkiler. Mevcut amaçlarımız açısından şunu özellikle belirtmek gerekir ki kararlarda önümüzde olan bütün seçenekler -ister kısa vadeli olsun ister uzun vadeli- sadece zamansal açıdan değil duygusal açıdan da değerlendirilir… Yarınki sınavı geçme ve bunun getireceği ödüllerin keyfini çıkarma isteği (ya da başarısız olma korkusu) bu akşamki partiye gitme arzusundan daha güçlü bir duygusal deneyim teşkil edebilir.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.24)

Yoksa Biz Zaman Miyobu muyuz?

hissedilen-zaman-sozleri-ve-alintilari

“İnsanların ileride daha büyük bir ödüle kavuşmaktansa kendilerine hemen sunulan daha küçük bir ödülü almayı tercih etmeleri durumunu betimleyen bir terimimiz var: zaman miyobu.” (s.19)

“İnsanlar geçmiş, şimdi ve gelecek boyutlarıyla baş etmede temel farklılıklar gösterirler… Şimdiki zaman yönelimi olan insanlar, nispeten tehlikeli yaşamalarıyla öne çıkıyorlar: Daha fazla uyuşturucu kullanma, daha fazla hız cezası yeme… eğiliminde oluyorlar.” (s.24)

“Elbette bir ölçüye kadar bütün insanlarda şimdiki zamana odaklanma eğilimi, yani zaman miyobu vardır. Bizi uzak bir gelecekte beklediklerinde olayları, eli kulağında oldukları durumlara kıyasla farklı değerlendiririz.” (s.22)

Şimdiki Zamana Odaklanırken Ölçüyü Kaçırmamak Gerekir

“Öte yandan, şimdiki zamana odaklanmak, hayatın olumlu bir nitelik kazanması için elzemdir… Bu perspektif sadece çok fazla vurguladığında olumsuz bir nitelik kazanır zira bu durumda birey şimdiki zamanın ötesine geçip gelecekle ilgili planlar yapamaz hâle gelir ve bu anlamda özgürce hareket etme kapasitesini yitirir.” (s.25)

İtkilerine Göre Hareket Eden İnsanların Zaman Algısı

“Yakınlarda yapılan araştırmalar, güçlü bir itkeselliğe sahip olan bazı psikiyatrik ve nörolojik hasta gruplarının zaman algısının değişmiş olduğunu gösterdi. Örneğin dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğundan muzdarip olan çocuklar saniye ölçeğindeki zaman dilimlerini kestirmekte daha fazla zorlanırlar… Genel olarak itkileri doğrultusunda hareket eden insanlar, bu klinik bozuklukları sergilemeyen insanlara kıyasla zamanı -ister saniye ister dakika ölçeğinde olsun- daha uzun algılarlar.” (s.25)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Çocuklarda ve Ergenlerde Zaman Algısı

“Küçük çocukların sık sık sorduğu ‘Daha gelmedik mi?’ sorusu, belli sürelerin nasıl bir ‘his verdiğini’ henüz öğrenmemiş, yani zaman kavramını henüz gereğince anlayamamış olmalarıyla açıklanabilir.” (s.25)

“Ergenlerde ‘Daha gelmedik mi?’ sorusu çoğunlukla her şeyin fazla uzun sürdüğü hissinden gelir… Onların algısına göre bekleme zamanı çok yüksek bedellerle bağlantılıdır, bunun sonucunda da daha sonra gelen daha büyük ödülleri önemsemezler.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.26)

Duygusal Zekâmızı Kullanmamız Gerekiyor

“Anı mı yaşayacağımıza yoksa uzun vadedeki kazancın peşinden mi koşacağımıza karar verebilmek için duygusal zekâmızı kullanmamız ve seçenekleri teraziye koymamız gerekir. Özgür ve hayat dolu biri, tatmini her zaman ertelemez; daha ziyade, ne zaman eğleneceği ve ne zaman bekleyeceği konusunda akıllıca davranır.” (s.27)

Geleceği Düşünmeden Hareket Etmenin Ekonomik Sonuçları

Avrupa‘nın çeşitli bölgeleri arasındaki mevcut gerilimlerin kaynağı, farklı zaman kültürlerinde bulunabilir. Özellikle İtalya‘nın güneyiyle kuzeyi arasındaki çatışmalar, farklı zaman perspektiflerine dayanır zira güneydekilere kıyasla daha fazla gelecek yönelimli olan kuzeyliler, bariz bir şekilde ülkenin zenginliğinin daha büyük bir oranını üretirler.” (s.28)

“Daha düşük bir eğitim seviyesine sahip olanlar, daha çok şimdiki zamana yönelik düşünürler ve geleceği daha az dikkate alırlar.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.28)

“İş ve toplumsal katılım alanlarında uzun vadeli yatırımları ödüllendirmeyen toplumlarda insanlar, yaptıklarına anlam katacak bir gelecek perspektifi geliştiremezler. Daha parlak bir gelecek fırsatı arayan göçmenler, genellikle ekonomiyi canlandıran kesimdir -tam da gelecek yönelimleri sayesinde.” (s.28)

Şekerleme Testi Devam Ediyor

Şekerleme Testi‘nin hikâyesi devam ediyor. İlk araştırmadan kırk yıl sonra, katılımcıların elli dokuzu (artık kırklı yaşların ortalarındaydılar) üçüncü kez test edildiler. 2011 yılında çalışma arkadaşlarıyla birlikte araştırmanın devamını yayımladığında Walter Mischel‘in kendisi seksen bir yaşındaydı. 

Arzu edilmeyen tepkilerin nasıl bastırıldığının test edilmesi için katılımcılardan, bilgisayar ekranında beliren yüzlere olabildiğince çabuk tepki vermeleri istemmişti; belli tipler gösterildiğinde bir tuşa basılacaktı. 

İnsanlar, kural olarak mutlu yüzlere nötr yüzlere kıyasla daha çok tepki verirler. Nötr bir yüz gördüklerinde tuşa basmaları -ama mutlu bir yüz gördüklerinde basmamaları- istendiğinde, katılımcılar mutlu ifadelere tepki verme eğilimini bastırmak durumundaydılar. 

Bunu yapmanın epey zor olduğu ortaya çıktı çünkü deneyde yüzler hızlıca peş peşe gösteriliyordu, katılımcıların mümkün olduğunca çabuk tepki vermesi gerekiyordu. Sonunda şuna kanaat getirildi: 

Çocukken önlerindeki şekerlemeye yönelik arzularını dizginleyemeyen bireyler, şimdi mutlu yüzler göründüğünde ‘izinsiz olarak’ tuşa basmaya daha çok meyilliydi.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.30)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Aldığımız Kararlarda Duygularımızın Etkisi

“Nörolog Antonio Damasio’ya göre, sağlıklı insanlarda bütün kararlar, aynı zamanda duygusal değerlendirmelere bağlıdır. Anında gelecek bir ödülün reddedilmesini içeren bir karar verildiğinde, geleceğe atfedilen değer vurgulanır (duygusal açıdan). Nihayetinde egzersizin, sağlığın ve formda olmanın lehindeki -ve akşamı koltukta televizyon izleyerek geçirmenin aleyhindeki- nedenler de duygusal bir değerlendirmeden geçer. Benzer şekilde, insanlar daha sonra mesleki başarıya ulaşmak için şimdi çok çalışmayı duygusal nedenlerle -rahatlık ve kolaylık peşinde koşma eğilimine karşı koyarak- seçerler. Burada statü ve gelir fikirleri, motive edici faktörlerdir.” (s.31)

“Damasio’ya göre seçimler neredeyse hiçbir zaman akılla duygu arasında katı bir ayrım içermez. Duygusal değerlendirmeler, bütün seçimlerde önemli rol oynar.” (s.31)

Geleceğimizi Yeterince Hayal Edebiliyor muyuz?

“Geleceğe dair fikirlerimizi oluştururken daha fazla çaba harcamalı ve hayal gücümüzü daha çok çalıştırmalıyız çünkü aksi takdirde bu soyut ve farazi fikirler, şimdiki zamanın duygusal talepleriyle rekabet edemez.” (s.32)

Tek Ölçüt Zekâ Testleri mi?

“Zekâ testlerinde alınan puanlara da gereğinden fazla önem atfedilmemeli. Bunlar akademik ya da mesleki başarıları ancak kısmen tahmin edebilir.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.36)

“Hayattaki gerçekten karmaşık ve önemli sorunları çözme kapasitesi, bir testle kolayca ölçülemez. Başka birçok etken, örneğin kişilik ve sosyal ve duygusal beceriler de kilit bir rol oynar.” (s.36)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Mevcut Anı Nasıl Hissedebiliriz?

Mevcut anı hissetmek, her an kendinin farkında olmak demektir. Şimdiki zamana dair farkındalığımızı basit egzesizlerle artırıp buradalık hissini yoğunlaştırabiliriz.” (s.46)

“Son yıllarda eğitim merkezlerinde ve üniversite araştırma enstitülerinde zor durumlarla başa çıkmanın özel bir yöntemi benimsenmeye başladı: farkındalık meditasyonu. 
Farkındalık, mevcut ana odaklanmak anlamına gelir -yani mevcut hâliyle deneyime odaklanmak ve dikkati korumak, duygu ve düşünceleri değerlendirmeye tabii tutmadan kabul etmek ve merakla gözlemlemek. 

Bu, ilk bakışta kolay görünebilir ama ana odaklanıp odağı korumak kolay iş değildir. ‘An’a, şimdiye odaklanmak, kişinin bedenini hissetmesinin yanı sıra dış dünyada neler olduğunu da duyması, görmesi ve koklaması anlamına gelir. Bu süreçte düşünceler, tekrar tekrar zihne üşüşür, anılarımızı ya da biraz sonra yapmak istediklerimizi düşünürüz. Zihin, oradan oraya gezinmeye başlar. Geçmişten gelen izlenimler ve yakın geleceğe dair planlar, bizi şimdiki zamandan uzaklaştırır. Burada, şimdi, bu odada, bu sandalyede otururken bedenimi hissediyorum. Şimdi ve buradaya odaklanıyorum, başka hiçbir şeye değil.” (s.48)

Duygu ve Düşüncelerimizi Nasıl Kontrol Edebiliriz?

“Dikkati yönlendirme becerisinin artması, kişinin duygu ve düşünceleri üzerindeki kontrolünü güçlendirir. Benzer şekilde, ezici olabilen, kişiyi tamamen ele geçirebilen inanç ve duyguları (sinir bozucu bir davranışta bulunan bir meslektaşa duyulan öfke gibi) dikkatle ve tarafsız bir tutumla gözlemlemeyi öğrenmek mümkündür. Altta yatan duygular ifşa olduğunda, kişi artık nedenleriyle orantısız olan tepkilerin (sonradan böyle oldukları kabul edilir çoğunlukla) insafına kalmaktan kurtulur.” (s.49)

Kendimize Karşı Dürüst Olmalıyız

“İnsanın kendi duygularını kabul etmeye daha açık olması, kaygıyı ve stresi azaltıp daha güçlü bir içsel huzur hissi yaratır. Kişinin odağında, olan biteni tam bir farkındalıkla algılamak vardır.” (s.49)

“Farkındalık konusunda eğitilen insanların algıları, düşünme biçimleri ve konstrasyonları gelişiyor; korku ve depresyon azalıyor, beyinde ise doğrulanabilir değişimler gözleniyor.” (s.50)

Farkındalık, Hayatı Şuursuzca Geçirmemek Demektir

“Sık sık özel bir günü iple çekeriz ama sonrasında duygusal açıdan olaya samimi bir şekilde katılamamışız gibi görünür. Olan biteni umduğumuz kadar bilinçli bir şekilde yaşayamamışızdır. Yaşanan deneyim, yeterince yoğun değildir. Ancak çok geç olduktan sonra hayıflanırız: Keşke sevdiğim biriyle olduğum anları daha dolu dolu (yani daha yoğun bir biçimde, anın tadını çıkararak) yaşasaydım. Çoğunlukla hayatımızın ne kadar düşüncesizce ve şuursuzca geçtiğini fark etmek için kaderin sillesini yemek gerekir.” (s.57)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Bir Anını Bile Boşa Harcamazdım

“Ya ölmezsem, ya tekrar yaşamaya başlarsam, upuzun bir hayat olursa önümde! Her dakikasıyla benim olan bir hayat!.. Her dakikasını yüz yıl yapardım, bir anını boşa harcamazdım, her dakikasını hesaplı kullanırdım, bir dakikasının bile değerini bilirdim.”
Budala‘da Fyodor Dostoyevski, bu sözleri ölüme mahkûm edildiğini ve sadece birkaç dakikalık ömrü kaldığını düşünen bir mahpusa söyletir. Bu gerçekten Dostoyevski’nin başına gelmişti: Ölüme mahkûm edilmiş ve hayatının son anlarını yaşadığını düşünürken affedilmişti. Dolayısıyla varoluşun son saniyeleri hakkında kendi tecrübesine dayanarak yazıyordu: ‘Olağanüstü bir açıklıkla’ geçen bu son anlarda önemsiz detaylara bile dikkat etmişti.” (s.57)

Budala‘da, ölüme mahkûm edildikten sonra affedilen adam, yaşamasına izin verilirse her saniyenin tadını çıkaracağına dair gayriresmi yeminini tutamaz. Ölümün kıyısından döndüğü -ve muazzam bir zihin açıklığı içeren- deneyimine rağmen o şekilde yaşamaya devam etmez, ‘çok dakikasını, çok zamanını boşa harcar.’ Farkındalık, öğrenilmesi gereken bir beceridir. Piyano çalmaya ya da yabancı dil konuşmaya benzer, her gün en azından biraz pratik yapmak gerekir.” (s.58)

Aynı Anda Birkaç İş Birden Yapmanın Sonucu

“Günümüzde sanayileşmiş ülkelerdeki insanlar, televizyon izlerken yemek yemeye alışmış durumdalar, koşarken de müzik dinliyorlar. Herhangi bir aktivite sürekli bölünüyor. Veya kasıtlı olarak aynı anda birkaç iş birden yapıyoruz -hiçbirine bütün dikkatimizi vermesek de. Dolayısıyla deneyimlerin daha az yoğun görünmesi anlaşılır bir durum: Dikkatimiz çeşitli görevler arasında bölünmek zorunda… Dahası, yoğun bir dikkatin yokluğu yüzünden aktivitelerde giderek daha fazla hata yapılıyor.” (s.59)

“Bütün dikkatimizi vermediğimizde yoğun bir deneyim yaşamamız imkânsızdır.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.60)

“Eksik olan şey, mevcudiyet/buradalık.” (s.60)

Spor ve Farkındalık

hissedilen-zaman-sozleri-ve-alintilari-spor-ve-farkindalik

“Sporun bizi büyülemesinin nedeni -ister atlet olarak aktif bir biçimde, isterse sadece izleyici olarak- ‘odaklanılmış bir yoğunlukta kaybolup gitmeyi’ mümkün kılmasıdır. Tamamen konsantre olmuş bir hâlde topu takip edenler sadece sahadaki yirmi iki futbolcu değildir. Örneğin dünya kupası sırasında yüz milyonlarca insan, maçın sonucunu belirleyecek bir penaltı atışını aynı anda büyülenmişçesine izler.” (s.60)

“İnsanın, kendi bedenine dolaysız bir yakınlık içinde olmasını gerektiren spor, mevcudiyet anlarına yol açabilir. Dahası, en başarılı atletler, geçmişteki başarısızlıkları unutabilen ve gelecekte benzer başarısızlıkların yaşanma ihtimalini göz ardı edebilen, böylece hareketlerinin ‘şimdi’sine odaklanabilenlerdir. Spor psikologları, özellikle atletlerin mevcut ana dair farkındalıklarını eğitirler.” (s.60)

Sessizliğin Etkisi

“Daha kapsamlı -bedeni, duyuları, düşünce ve duyguları birleştiren- bir mevcudiyet/buradalık, sessiz olduğumuz zamanda ortaya çıkabilir.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.60)

“Sadece nefes alıp vermeye dikkat kesilmek, daha yüksek seviyeli bir deneyimin yolunu açar… Nefes almak, ister istemez bedenin mevcudiyetini hissetmeyi içerir.” (s.61)

Farklı Zaman Kültürleri ve Sonuçları

“Sanayileşmiş toplumların teknolojik olarak daha az gelişmiş toplumlara kıyasla zamanı farklı bir biçimde gördüklerini ve yönettiklerini ortaya koyuyor. Şehirlerle kırsal kesimler, büyük şehirlerle küçük şehirler ve kuzey yarım küredeki ılıman bölgelerle daha tropikal bölgeler arasında karşılaştırılabilir farklılıklar görülüyor.” (s.64)

“En hızlı kültürlere sanayileşmiş kuzey ülkelerinin büyük şehirlerinde rastlandığı ortaya çıktı zira buralarda zamana ve dakikliğe büyük önem verilir ve insanlar daha hızlı bir tempoda yaşar, çoğunlukla zaman baskısı altında olduklarını hisseder ve gecikmelerle başa çıkmakta zorlanırlar. 

Diğer uç ise ekvator bölgesindeki ülkelerin kırsal kesimlerindeki kültürleri içerir. Buralarda insanlar daha az acele eder ve işler daha yavaş bir tempoyla yürür. Kamusal alanlarda daha az sayıda saat vardır (çalışan saat daha da azdır) ve insanlar boş zamanlarını başkalarıyla birlikte -örneğin çay ya da kahve içip sohbet ederek- geçirmeye daha eğilimlidir. Kültürler nasıl ki siyasi, ekonomik ve tarihsel etkenler açısından birbirlerinden ayrılıyorsa zamanın yönetilme ve öznel olarak tecrübe edilme şekline göre de tanımlanabilir.” (s.65)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Günün Saatlerine Göre Performans Kapasitemiz

“Birçok bilişsel işlem -yani düşünmenin hızı ve kesinliği- öğleden önce iyileşir ve öğle vakti en yüksek seviyeye çıkar. Bu yüzden okulda önemli konuları sabahleyin 8 ile 10 arasında anlatmamak ve önemli randevuları yine bu saatler arasına vermemek gerekir. Buna karşılık öğle sonrasının ilk saatlerinde de performans kapasitesi düşmeye başlar.” (s.78)

Değişen Zaman Dilimlerine Uyum Sağlamak

“(Kıtalararası uçuşlarda) yeni bir zaman dilimine uyum sağlamanın pratik kuralı geçerlidir: Dışarıda hareketli bir gün geçirin ve bedeninizin saatin kaç olduğunu anlayıp yeni mekâna uyum sağlaması  için olabildiğince çok gün ışığı alın.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.80)

Erken ya da Geç Kalkmak
Kronotipler: Tarlakuşları ve Baykuşlar

“İçsel saat, herkes için aynı şekilde işlemez. Uyuma ve uyanma ritmi bireyler arasında belirgin bir değişiklik gösterir. Fazlasıyla erken kalkan kişilerden (tarlakuşları), fazlasıyla geç kalkan kişilere (baykuşlar) uzanan bir kronotip yelpazesi vardır.” (s.80)

“Büyük ölçekli araştırmalar, özellikle geç kalkan gençlerin daha fazla kahve ve alkol tükettiğini ve sigara içme ihtimallerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.” (s.82)

Hayat, Mutluluk ve Nihai Zaman Sırrı

Zamanı Daha Uzun ya da Kısa Algılamamızın Nedeni

“Yaşlandıkça daha hızlı geçer.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.83)

“Araştırmalar, zamanın yetişkinler için genel olarak hızlı geçtiğini ve yaşla zaman algısı arasında bir bağıntı olduğunu gösteriyor.” (s.85)

“Hatırlanan çok sayıda deneyim olduğunda bir zaman kesiti -geriye dönülüp bakıldığında- daha uzunmuş gibi görünür. Birçok yeni izlenimi beraberinde getiren bir haftalık bir tatil, evle iş arasında mekik dokuyarak eski rutine uyduğumuz bir haftaya kıyasla öznel olarak çok daha uzun sürer.” (s.86)

“Doktorun muayenehanesinde beklerken -yani zamana dikkat ederken (ileriye dönük)- yarım saat dayanılmaz derecede yavaş geçebilir. Ama geriye dönüp baktığımızda herhangi bir şey hatırlamak neredeyse imkânsızdır çünkü ilginç bir şey olmamıştır. Geriye dönük değerlendirmede bu süre kısalarak ihmal edilebilir bir hâl alır. Başka koşullar altında -örneğin yarım saat boyunca ilginç bir insanla sohbet ederken- zamanın geçişinin farkına bile varmayız. Sohbetin sonundaysa zamanın çok hızlı geçmiş olduğunu fark ederiz. Ama daha sonra hatırladığımız ilham verici anlar o kadar çok olur ki olay uzun sürmüş gibi görünür.” (s.87)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Daha Çok Anı Depolamak mı Gerekiyor?

“Belli bir süre içinde daha çok anı depolamak, daha uzun bir zamanın geçtiği hissini yaratacaktır. Burada duygular da rol oynar: Olaylar duygularla bağlantılı olduğunda daha sık ve daha detaylı hatırlanır. Genel olarak olayların belli bir duygulanımla yüklü olduğu için depolandığını söyleyebiliriz. Veya şöyle de denebilir: Hayatımızda hatırladığımız olaylar, onlarla bağlantılandırdığımız duygulara bağlıdır. Yaşanan deneyim miktarı -yani hayatımızdaki duygusal renklilik ve çeşitlilik- ne kadar çok olursa hayat öznel olarak o kadar uzun görünür.” (s.89)

“Zaman deneyimimizde değişikliklere neden olabilecek doğrultular formüle edebiliriz. Hayatın daha yavaş -ve daha dolu- geçmesi için, duygusal değerleri yüzünden bellekte uzun vadede saklanacak yeni deneyimler yaşamanızı sağlayacak yeni durumlar yaratmaya çalışabilirsiniz. Kendinize sürekli meydan okursanız, karşılığını geçen yıllar içinde dolu dolu yaşadığınız -ve en önemlisi uzun bir süre yaşadığınız- hissine kavuşarak alırsınız. 

Öte yandan bu konuda biraz moral bozucu bir kısıtlama da vardır: En aktif ve esnek insanlar bile doğal olarak bir noktada -söz gelimi yirminci kere egzotik bir yere gittiklerinde ya da işle ilgili olarak buldukları yenilikçi fikirler silsilesine bir yenisini eklediklerinde- tekrar duygusunu tecrübe ederler. 

Ne de olsa deneyim, hayatta bir şeyler yapmış olmak anlamına gelir ve birçok şey artık beklenmedik ya da yeni görünmez. Öne çıkanlar, ilk defa yaşanan deneyimlerdir. Bu nedenle hayatın ilk dönemlerinde meydana gelen olayların anıları bilhassa kalıcı olur.” (s.89)

Ruh Sağlığı İçin Gerekli Olan İki Şey

“Sigmund Freud, hayatın ruh sağlığı için çok önemli iki veçhesini vurgulamıştı: çalışma becerisi ve sevme becerisi.”

Hastalık ya da İşsizlik Durumunda Zaman Algısı

“Hayattaki kritik olaylar -mesela hastalık ya da işsizlik- her yaştaki insanın gelecek perspektifini bir hamlede kısaltabilir. Birisi hayatını söz gelimi mesleki eğitim alma veya bir ev inşa etme niyeti doğrultusunda planladıysa, böyle bir olayın meydana gelmesi zaman perspektifini büyük ölçüde kısaltabilir… 

Kısalmış bir zaman perspektifi olan insanlar -ki bu durum sadece hastalık veya yaklaşan ölümden değil insanın memleketinden (ya da tanıdık bir çevreden) ayrılmasından da kaynaklanabilir- sosyal tercihlerini değiştirirler. Duygusal olarak yakın hissettikleri kişiler ararlar. Arkadaşlar ve aile, dağda tek başına yaşanacak maceralardan daha önemli hâle gelir.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.90)

Yaşlılıkta Zaman Algısı

hissedilen-zaman-sozleri-ve-alintilari-1

“Gündelik hayatta ölüm konusu, yaşlıların aklına gençlere kıyasla illaki daha fazla gelir diye bir kural yoktur. Daha ziyade bazı uç koşullar -örneğin ciddi bir hastalık- durumun kafamıza dank etmesine neden olur ve ölümün yaklaştığını hissetmemize yol açabilir.” (s.91)

“Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, yaşlandıkça zamanın giderek daha hızlı geçtiğini hissediyorlar.” (s.92)

“Zamanın yaşla birlikte hızlanması deneyiminin belleğe bağlı olması -bu konuda kesin bir kanıt olmasa da- mümkün görünüyor. Artan rutin ve bunun sonucunda deneyimlerin yenilik değerinin azalması nedeniyle hayatta giderek daha az anı biriktiriliyor ve dolayısıyla zaman da öznel olarak hızlanıyormuş gibi görünüyor.” (s.92)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Ölümü Nasıl Yorumluyoruz?

“Ölüme dair görüşlerle ilgili bir sosyolojik araştırma bağlamında yüz elli röportaj analiz edildi ve üç tür söylem ortaya çıktı:

Uzmanlar, İnkârcılar ve Sorgulayanlar

Ölüm uzmanları‘nın zihninde ölüme dair net  biçimde tanımlanmış bir imge vardır. Bu imgenin tabiatı dinsel veya ateistik olabilir… Dindar olanlar Tanrı’nın olduğunu ve ölümden sonra hayat olduğunu bilirler. Diğerleri de biyolojik ölümden sonra hiçbir şeyin olmadığını bilir…

Tersine ‘inkârcılar‘ için ölüm meselesi asla konuşma konusu olamaz… 

Üçüncü bir grup daha var: ölümü sorgulayanlar.” (s.92)

“Ölüm -ölen başkası olduğu sürece- epey popüler bir konudur.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.94)

“İnsanlık, bütünüyle hayata odaklanmıştır. Ölüm konusu, nadiren gündeme gelir çünkü bizler biyolojik varlıklar olarak hayatta kalmak üzere tasarlanmışız. Dikkatimizi gündelik meselelere yönlendiriyor ve bunu yaparken de ölümü görmezden geliyoruz. Ölüm düşüncesini aktif bir şekilde bastırmamıza gerek yok.” (s.96)

Uzun Bir Hayatın Anahtarı Nedir?

“Bir yanda hayatın kısalığı ve ölümün kaçınılmazlığı varsa diğer yanda da herkesin kendisine verilen zamanla ne yaptığı vardır.” (s.96)

“Romalı devlet adamı ve filozof Seneca, Yaşamın Kısalığı Üzerine adlı kitabında konunun özünü yakalar:
“Mesele yaşamak için kısa bir süremizin olması değil, bunun çoğunu harcamamızdır. Hayat yeterince uzundur ve tamamını iyi bir biçimde değerlendirdiğimiz takdirde bize en büyük başarıları elde etmemiz için yeterince cömert bir süre verilmiştir.” (s.96)

“Ampirik araştırmaların gösterdiği üzere insan çoğunlukla kendi faniliğini düşünmüyor.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.97)

“Seneca’ya göre hayat bize sadece bir sürü beyhude faaliyetle vaktimizi boşa harcadığımız için kısa görünür yani giderek daha hızlı geçer. ‘Beyhude’ illaki koltukta tembel tembel yayılarak geçirdiğimiz pazar ikindileri anlamına gelmez. Seneca, mutlak bir iş ahlakını kesinlikle onaylamaz. Bilakis hayattaki birçok çabamızın -özellikle de vaktimizin tümünü yiyip bitiren işimizin- bizi gerçekten tatmin edici olan ve duygusal açıdan zengin bir varoluş vadeden şeylerden alıkoyduğunu göstermek ister.” (s.98)

Hissedilen Zaman Sözleri ve Alıntıları

Zamanımızı Geri Kazanmak Mümkün mü?

“Can sıkıntısı hâlinde özellikle mevcut olan benlik ve zaman, sosyal süreçlerin hızlanması sonucunda gündelik yaşamın koşuşturmacası içinde kaybolup gider. Farkındalık ve duygusal kontrol aracılığıyla hayatın tecrübe ettiğimiz temposu azalabilir, böylece kendimiz ve başkaları için zamanı geri kazanabiliriz.” (s.99)

Sakinleşmek İçin Kendimize İzin Vermeliyiz

“Bir kişinin zamanı yoksa kendisini de kaybetmiş demektir. Gündelik faaliyetlerin dayattığı zorunluluklar yüzünden dikkatimiz dağıldığında artık kendimizin farkında olamayız. Boş vakitlerimizde oradan oraya koşar ve planlanan tek bir aktiviteyi bile kaçırmazsak pek çok deneyim biriktiririz ama kendimize asla sakinleşme izni vermeyip hemen bir sonraki faaliyete başlarsak kendimizi çılgın bir koşturmaca içinde kaybetmemiz tehlikesi doğar. Bu ise yukarıda bahsedilen felsefi tefekkürler doğrultusunda şu anlama gelir: Zaman yoksa benlik de yoktur.” (s.111)

Kendimizle Kurduğumuz Bağı Koparmamalıyız

“Hızlanan hayat döngülerinin doğal bir neticesi de erişilebilen enformasyonun bolluğu ve bunun sonucunda faaliyet seçeneklerimizin artması. Aynı anda giderek daha fazla şey yapabiliyor olabiliriz ama hiçbir şey gerektiği gibi yapılmıyor. Yemek hazırlarken televizyon bizden dikkat istiyor, e-postalarımızı telefonda konuşurken alelacele yazıyoruz. Faaliyetler paralel olarak yapılıyor ve bu eşzamanlılık, işlem derinliğinin yetersiz olmasına yol açıyor.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.112)

“Hızlanmayı eleştirenler, hayatın hızlanan örüntülerinin yaygın bir şekilde dile getirilen bir rahatsızlığın -‘gerçek anlamda’ yaşamadığımız hissinin- nedeni olduğunu öne sürüyorlar. Her şey aynı anda yapılıyor, giderek daha hızlı ama kişisel bir denge ve anlam bulunamıyor. Bu da kendi benliğimizle bağlantıyı yitirdiğimizi ima ediyor. Dahası kendimizle ‘rahat’ olamıyoruz ve herhangi bir faaliyeti sürdürmekte zorlanıyoruz çünkü her an ulaşılabilir durumdayız. Telefon hep olabilecek en kötü anda çalışıyor.
Bu teşhisin ışığında, hızlanma kültürüyle ilişkimizi biraz gevşetmeye çalışmak kesinlikle hata olmaz.” (s.112)

“Gündelik çalışma rutinlerindeki döngü ve örüntüler üzerinde kontrol sahibi olduğumuz hissinin anahtarı, yaşadığımız olaylara yönelttiğimiz dikkatte yapacağımız küçük değişikliklerde saklı.” (s.112)

Duygularımızı Akıllıca Kullanmak Mümkün mü?

“Zaman yönetimi, özünde -ve bu konuda yazılmış birçok kitabın önerilerinin aksine- insanın kendini ve duygularını akıllıca kullanmasıdır. Olabildiğince kısa sürede yapılması gereken ve dağ gibi görünen bir iş bazen yakından bakıldığında küçülerek, tırmanması daha kolay bir tepeye dönüşür -şayet asıl yükün duygusal çağrışımlarımız olduğunun farkına varırsak. Yarına yetiştirmem gereken iş konusunda beni kaygılandıran şey işin zorluğu ya da miktarı değil de çalışma arkadaşım olabilir mi?” (s.113)

“Zamanın ezici yükünü yaratan, yarın için öngörülen nahoş bir durumla şimdinin nispeten rahat koşulları arasında hissettiğimiz uyuşmazlıktır. Sadece gerçeklik değil hayal gücümüz de üzerimizde zaman baskısı yaratabilir.” (s.113)

“Kendimizi farkındalık konusunda eğitip yaşanan anı daha yoğun tecrübe edebilir, duygusal tepkilerin ve otomatik düşüncelerin gerçek sebebini öğrenebiliriz.” (Hissedilen Zaman sözleri ve alıntıları, Marc Wittmann, s.113)

Neden Mola Vermeliyiz?

“Gün içinde işlerinizi yaparken ritüelleşmiş molalar vermek, kendinize gelmenize yardımcı olacaktır. Molalar ayrıca düşüncelerin olgunlaşmasını da sağlayabilir. En iyi fikirler, daima sorun üzerinde doğrudan düşünmediğiniz sırada gelir. Molalar, aklınızın bir köşesindeki şeyleri düşünme fırsatı da sunar. Bu esnada gerçek önceliklerinizin ne olduğu kafanıza dank edebilir. Karşınızda dağ gibi dikilen işler, birdenbire altından kalkılır hâle gelebilir.” (s.114)

Küçük Adımlar

“Hayatın taleplerine yönelik rahat bir tavra bir günde erişemezsiniz… Öğrenme süreci ancak küçük adımlarla başarıya ulaşabilir.” (s.115)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    “Gündelik faaliyetlerin dayattığı zorunluluklar yüzünden dikkatimiz dağıldığında artık kendimizin farkında olamayız”
    Ne yazık ki bu sorunu çok sık yaşıyorum.
    Bunun üzerine, dikkatimi çeken, kitaptan aldığınız şu sözü deneyeceğim:
    “En iyi fikirler, daima sorun üzerinde doğrudan düşünmediğiniz sırada gelir.”

    • Paylaştığınız iki alıntıdan şöyle bir senteze varabiliriz: Yerine getirmemiz gereken sorumluluklarımız ve -her ne kadar dayatma olarak görsek de-
      bize değer katacak işlerimiz var. Bilincimizi yaptığımız işe odakladığımızda, bizi rahatsız eden başka birçok sorundan kurtulamayız elbette ama en azından o işi iyi yapamamaktan kaynaklanan yeni bir duygusal yükün de doğmasına engel oluruz. Bu da zihnimizi yeni bir problemle uğraşmak zorunda bırakmamak anlamına geliyor.
      Hem ayrıca dikkatimizi işimize verip sorumluluklarımızı yerine getirmenin verdiği rahatlıkla zihnimiz, aradığımız o yeni fikirlere bakarsınız daha kolay ulaşır.
      Ne dersiniz?
      İçten sevgilerimle…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir