Hissedilen Zaman (Zamanı Nasıl Deneyimleriz?)

Hissedilen Zaman

Hissedilen Zaman, Marc Wittmann↵

Zaman, enteresan bir fenomen. Bazen bir türlü geçmek bilmeyen saniyelerle algılarız onu, bazen de su gibi akan yıllarla. Hâlbuki ne saniyeler birbirinden farklı ne de yılların akış hızı. Madem saniyeler ve yıllar değişmiyor, aynı; peki, o zaman bizim onları algılayışımız neden bu kadar farklı?

Hiç düşündünüz mü?

Ya da belki de şöyle sormalıyım: Siz zamanı nasıl algılamak isterdiniz? 

Her saniyenin ve yaptığınız her şeyin farkına vararak dolu dolu ve uzun yaşadığınız hissi veren bir ömür sürmeyi mi isterdiniz yoksa ne kadar düşüncesizce ve şuursuzca geçirdiğinizi, kaderinizin sillesini yedikten sonra anladığınız bir hayatı mı?

Türkçe basımı 2018‘de gerçekleştirilen Hissedilen Zaman, Marc Wittmann↵’a ait, 155 sayfadan oluşan incecik bir kitap. Marc Wittmann, eserinde hem bilimsel hem de psikolojik bir bakış açısıyla ele aldığı zaman konusunu birçok soruya cevap verecek şekilde irdelemeye çalışıyor.

hissedilen-zaman-marc-wittmann
Marc Wittmann

Zamanı nasıl algılarız?
Zamanı doğru değerlendirebilmek ne demektir?
Zaman, yaşlandıkça neden daha çabuk geçer?

Neden bazı insanlar beklemeyi becerebilirken bazıları sabırsızdır? 
Doyumlu bir hayat nasıl yaşanabilir?
Mevcut anın tadını çıkarmak ne demektir?
Güdüleri doğrultusunda hareket eden insanların canları neden daha kolay sıkılır?

Doyumlu Bir Hayat Nasıl Yaşanabilir?

Doyumlu bir hayatı nasıl yaşayabileceğimiz, Hissedilen Zaman‘da ele alınan en kritik konu.

Marc Wittmann‘a göre, bunun gerçekleşmesi için yaşadığımız olayların ve içinde bulunduğumuz “an”ın tam olarak farkına varmamız ve biraz yavaşlayarak hayatı daha sakin bir şekilde yaşamamız gerekiyor.

Aksi takdirde ömrümüz, bizim için ne kadar değerli olduğunu tam anlayamadığımız ve elimizden âdeta bir sabun köpüğü gibi kayıp giden “an”lara hayıflanmakla geçecek:

“Sık sık özel bir günü iple çekeriz ama sonrasında duygusal açıdan olaya samimi bir şekilde katılamamışız gibi görünür. Olan biteni umduğumuz kadar bilinçli bir şekilde yaşayamamışızdır. Yaşanan deneyim yeterince yoğun değildir. Ancak çok geç olduktan sonra hayıflanırız: Keşke sevdiğim biriyle olduğum anları daha dolu dolu (yani daha yoğun bir biçimde, anın tadını çıkararak) yaşasaydım.”

(Hissedilen Zaman, Marc Wittmann, s.57)

Hayatımızı Tercihlerimiz Belirliyor

Hayatımız aslında hep tercihlerden oluşuyor ve hayatımızı hep bu tercihler şekillendiriyor. Zamana bağlı olarak yapacağımız tercihler de bu bağlamda büyük önem taşıyor çünkü hayat kalitemizi bunlar belirliyor:

Şimdi iyi vakit geçirmeyi mi tercih etmeliyim?
Yoksa uzun vadede daha iyi sonuçlar almayı mı?

İleride daha büyük bir ödüle kavuşmaktansa bize hemen sunulan daha küçük bir ödülü alıp almama konusunda yapacağımız seçim, kişiliğimiz ve gelecekte bizi nasıl bir hayatın beklediğiyle ilgili önemli ipuçları taşıması bakımından da ayrı bir öneme sahip.

Marc Wittmann, Hissedilen Zaman‘da bu konuyla ilgili Amerikalı Psikolog Walter Mischel‘in yürüttüğü ünlü bir araştırmadan bahsediyor.

Zamana dayalı verilen kararlardan yola çıkarak hem okuldaki hem de hayattaki başarıyı büyük ölçüde tahmin edebilen bu çalışma, oldukça ilgi çekici ve çok da anlamlı.

Araştırmanın adı: Şekerleme Testi. 

Şekerleme Testi

“Bu araştırmanın en çarpıcı yönü, uzun bir süre çerçevesinde gerçekleştirilmiş olmasıydı: Başlangıçta dört ile beş yaşlarında beş yüzden fazla çocuğun tepkileri incelenmiş, on yıl sonra (çocuklar ergenlik çağındayken) ise araştırma devam etmişti. 

İlk deneyde çocuklara şekerleme verilmişti. Gözetmen çocuklara şöyle diyordu: ‘İstersen şekerlemeni şimdi yiyebilirsin. O senin ama ben dönene kadar biraz bekleyebilirsen bir şekerleme daha alırsın ve onu da yiyebilirsin. Ama ancak birincisini yemezsen ikinci şekerlemeyi alabilirsin.’ 

Ardından gözetmen odadan çıkmış ve on dakika sonra geri dönmüştü. O arada çocuklar gözlenmiş ya da videoya çekilmişti. Çocukların yaptığı şeyler, vakit geçirme ve dikkatlerini şekerlemeden başka yöne çevirme stratejileri hakkında birçok sonuç çıkarmayı mümkün kılıyordu. 

Tepkiler arasında büyük farklar vardı. Bazı çocuklar, şekerlemeyi anında yiyordu. Bazıları biraz beklemeyi başarıyor ama sonra -fark edilmeyeceğini umarak- küçük ısırıklar alıyor ve nihayetinde şekerlemeyi bitiriyordu. Bazı çocuklarsa belirlenen süre boyunca beklemeyi başarıyordu. 

On dakika boyunca bir odada tek başına ve oyalayıcı hiçbir şey (örneğin doktorun muayenehanesinde bulunabilecek dergiler vs.) olmadan oturmak bir yetişkine bile zor gelir. Beklemeyi başaran çocuklar şarkı söylüyor, kendi kendilerine ‘ce-ce!’ yaparak oyun oynuyor ya da yüksek sesle düşünüyordu. Kendilerini oyalamak için stratejiler geliştirmişlerdi. 

On Yıl Sonra

On yıl sonra takip amacıyla çocuklardan yüz tanesine ulaşılabildi.  Okuldaki performansları standart üniversiteye kabul sınavları temelinde belirlendi. Ayrıca ebeveynler de çocukların sosyal ve eğitsel becerilerini değerlendirdi. 

Çok güçlü olmasa da yeterince belirgin bir bağıntı görüldü: Dört beş yaşlarındayken şekerlemeyi yemeden önce daha uzun süre bekleyebilen çocukların on yıl sonraki okul notları daha iyiydi ve ebeveynlerinin değerlendirmelerine göre ödev yapma, arkadaşlarla ilişki kurma ve can sıkıcı olaylarla başa çıkma konularında daha başarılıydılar.”

(Hissedilen Zaman, Marc Wittmann, s.17)

Zaman Miyobu 

Şayet bu teste tabi tutulan siz olsaydınız ne yapardınız acaba?

Farz edelim ki çocuklardan bazılarının yaptığı gibi, güdülerinizin daha fazla etkisi altında kalarak o anda elde ettiğiniz kazancı, uzun vadedeki kazancınıza tercih edip şekerlemeyi yediniz, bu ne anlama gelirdi?

Hissedilen Zaman‘da Marc Wittmann, insanların ileride daha büyük bir ödüle kavuşmaktansa şimdiki zamana odaklanıp kendilerine hemen sunulan daha küçük bir ödülü almayı tercih ettikleri bu duruma “zaman miyobu” adını veriyor. Yani bu durumda siz, bir zaman miyobu olurdunuz.

Önünüzde duran şekerlemeyi yemeyip ikincisini beklemeyi başarabilseydiniz ne olurdu peki?

O zaman da hayatın getirdiği sorumluluklarla daha iyi başa çıkma becerisine sahip olduğunuz ortaya çıkardı.

Asıl Belirleyici Olan Ne?

Marc Wittmann, şimdiki zaman yönelimi olan -bir başka deyişle zaman miyobu olan- insanların, nispeten tehlikeli yaşamalarıyla öne çıktıklarını ve daha fazla uyuşturucu kullanma, daha fazla hız cezası yeme eğiliminde olduklarını belirtiyor. 

Ancak öte yandan, şimdiki zamana odaklanmanın, hayatın olumlu bir nitelik kazanması için elzem olduğu gerçeğini de ekliyor. 

Tam bu noktada Marc Wittmann’a göre dikkat edilmesi gereken şey şu:

Bir ölçüye kadar bütün insanlarda şimdiki zamana odaklanma eğilimi olsa da burada asıl belirleyici olan, şimdiki zaman perspektifinin ne kadar vurgulandığı.

Çünkü şimdiki zamana olması gerekenden fazla vurgu yapmak, bizi hem şimdiki zamanın ötesine geçip gelecekle ilgili planlar yapamaz hâle getirir hem de geleceğe yönelik özgürce hareket etme kapasitemizi köreltir.

Aynı şekilde, şimdiki zamana değil de geleceğe aşırı odaklanmak da bazı sorunlara yol açabilir:

Böyle bir durumda, takvimimizde işaretlediğimiz her olayı dikkatle takip etmeye başladığımız ve gelecekle ilgili beklentilerimiz içinde hapsolup kaldığımız için yaşadığımız zamanı tecrübe etme potansiyelimizi yitirmek tehlikesiyle karşı karşıya kalırız.

Peki, öyleyse ne yapmalıyız?

Cevabı net:

Teraziye koymalıyız. 

Hissedilen Zaman ve Denge

Hissedilen Zaman‘da Marc Wittmann, bu sorunun cevabını çocuklar ve ergenler üzerinden veriyor. Zira onların bu konuyla ilgili yaşadıkları sorun, hayatlarının daha büyük ve daha önemli bir bölümünü etkileyebiliyor.

Ergenlerin sık sık sorduğu ‘Daha gelmedik mi?’ sorusunun, ergenlerin dünyasında çoğunlukla her şeyin fazla uzun sürdüğü hissinden kaynaklandığını düşünüyor Marc Wittmann.  

Ergenler, bekleme zamanının, çok yüksek bedellerle bağlantılı olduğunu düşündüklerinden çok sonra gelen daha büyük ödülleri önemsemiyorlar.

Ve bundan dolayı daha çok kaybediyorlar.

“An”ı mı yaşamaya karar verecekler? Yoksa uzun vadedeki kazancın mı peşine düşecekler?

Ya da

Yarınki sınavı geçme ve bunun getireceği ödüllerin keyfini çıkarma isteğine göre mi yoksa arkadaşlarıyla dışarıya çıkma arzusuna göre mi davranacaklar?

Soruyu farklı da sorabiliriz:

Becerilerine dayanarak gelecekteki önemli bir kazanım için sonra değil “şimdi” çaba sarf etmeleri gerektiğini anlayabilecekler mi?

Wittmann‘a göre, duygusal zekâlarını kullanır, seçenekleri teraziye koyar, ne zaman eğlenecekleri ve bunu ne zamana kadar erteleyecekleri konusunda akıllıca davranırlarsa evet, hem meselenin özünü anlamış hem de gerekeni yapmış olurlar.

Zaman Kültürü

Hissedilen Zaman‘da bu kritik tercihlerin, zaman kültürünü oluşturarak sadece gençleri ya da sadece yetişkin bireyleri değil toplumları da etkilediği tespitinde bulunulmuş. 

Bununla ilgili yapılan bir araştırmada, İtalya‘nın güneyiyle kuzeyi arasındaki çatışmalara, bölgelerdeki farklı zaman perspektiflerinin sebep olduğu ortaya çıkmış. Güneydekilere kıyasla daha fazla gelecek yönelimli olan kuzeylilerin, bariz bir şekilde ülkenin zenginliğinin daha büyük bir oranını ürettiği ortaya çıkmış.

Ayrıca daha düşük eğitim seviyesine sahip olanların, daha çok şimdiki zamana yönelik düşündükleri ve geleceği daha az dikkate aldıkları anlaşılmış. 

Hissedilen Zaman ve Son Söz

Zaman konusunu hem bilimsel hem de psikolojik bir yaklaşımla ele alan Hissedilen Zaman; hayat, zaman, ölüm gibi temel konularda belli bir farkındalık oluşturmaya çalışan, okunası bir kitap.

“Bir yanda hayatın kısalığı ve ölümün kaçınılmazlığı varsa diğer yanda da herkesin kendisine verilen zamanla ne yaptığı vardır.”

(Hissedilen Zaman, Marc Wittmann, s.96)

Romalı devlet adamı ve filozof Seneca, Yaşamın Kısalığı Üzerine adlı kitabında konunun özünü şöyle yakalamış:

“Mesele, yaşamak için kısa bir süremizin olması değil, bunun çoğunu harcamamızdır. Hayat yeterince uzundur ve tamamını iyi bir biçimde değerlendirdiğimiz takdirde bize en büyük başarıları elde etmemiz için yeterince cömert bir süre verilmiştir.”

Yani beyhude faaliyetlerle boşa harcadığımızda hayat elbette ki kısa, gerçekte ise yeterince uzun ama zamanımızı nasıl kullanacağımızı bildiğimiz takdirde…

kitap (25)

Zamana dair kısa bir yazı için tıklayınız↵

Ne düşünüyorsunuz?

Yorum köşesinde bizimle paylaşın!

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    🌸

  2. Derya

    Evet bu kitap birçok doğruyu içinde barındırıyor. Özellikle de şekerleme testi ve onun sonucunda sabredenin ileriki yaşamının daha olumlu gittiği tesbiti etkileyici. Bu durum bana açıkçası İslam dininin öngördüğü sabır ve sabır edenin kazandığı yönündeki öğretisini anımsattı. Gerek zorluklara karşı sabır ve gerekse o an elde edilen küçük ödüllere karşı onları bir anda yok etmeyip de sabırla büyütme yönünde harcanan emek tabi ki kişileri olgunlaştırır. Sonuçta fevri hareketleri ve sözleri olmayan olgun kişilikler şüphesiz böyle ortaya çıkıyor. Bu çalışman için teşekkür ediyorum eline sağlık Şule.

  3. Düşüncelerini paylaştığın için asıl ben teşekkür ederim.🙂💐

    Şekerleme testi, etkileyici gerçekten. Bu araştırmanın yazımda bahsetmediğim bir diğer ilginç tarafı da Şekerleme Testi’nin hikâyesinin yıllar sonra da devam ettiği. İlgini çekebileceğini düşünerek onu da buraya kaydediyorum:

    “İlk araştırmadan kırk yıl sonra katılımcıların elli dokuzu (artık kırklı yaşların ortalarındaydılar) üçüncü kez test edildiler. 2011 yılında çalışma arkadaşlarıyla birlikte araştırmanın devamını yayımladığında Walter Mischel’in kendisi seksen bir yaşındaydı.

    Arzu edilmeyen tepkilerin nasıl bastırıldığının test edilmesi için katılımcılardan, bilgisayar ekranında beliren yüzlere olabildiğince çabuk tepki vermeleri istemmişti; belli tipler gösterildiğinde bir tuşa basılacaktı.

    İnsanlar, kural olarak mutlu yüzlere, nötr yüzlere kıyasla daha çok tepki verirler. Nötr bir yüz gördüklerinde tuşa basmaları ama mutlu bir yüz gördüklerinde basmamaları istendiğinde, katılımcılar mutlu ifadelere tepki verme eğilimini bastırmak durumundaydılar.

    Bunu yapmanın epey zor olduğu ortaya çıktı çünkü deneyde yüzler hızlıca peş peşe gösteriliyordu, katılımcıların mümkün olduğunca çabuk tepki vermesi gerekiyordu. Sonunda şuna kanaat getirildi:

    Çocukken önlerindeki şekerlemeye yönelik arzularını dizginleyemeyen bireyler, şimdi mutlu yüzler göründüğünde ‘izinsiz olarak’ tuşa basmaya daha çok meyilliydi.”

    Küçük, basit ama akıllıca tasarlanmış ve sonuçları itibariyle de oldukça düşündürücü bir araştırma, öyle değil mi Deryacım?

  4. Melik Vatansever

    Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız şu anki bulunduğumuz noktayla, karakterimizle direkt bağlantılı diye düşünüyorum. Eseri bilmeme rağmen daha önce okuma fırsatım olmamıştı. Zamanlama şans oldu benim için☺ Üslubunuz oldukça yalın ve doyurucu.

    Gerçek şu ki eser seçimlerinizdeki kriterlerinize verdiğiniz ehemmiyet, alanınızda daha geniş kitlelere ulaşmanızda büyük etken olmuş gibi görünüyor. Zira geçtiğimiz günlerde kültürel bir platformda isminizin anıldığına şahit oldum ve sanırım sizi tanıyan biri olmamdan kaynaklı, değişik bir his duydum.

    Umarım çalışmalarınızdan daha çok faydalanır, başarılarınıza daha çok şahit oluruz 🍀

    • Hem geniş kitlelere ulaşma konusundaki iyimser yaklaşımınız ve hem de değerlendirmeleriniz beni çok mutlu etti doğrusu.
      Güzel temennileriniz için çok teşekkür ederim Melik Bey.

  5. Melik Vatansever

    Mutlu oldum. Ben de teşekkür ederim hocam, bilgi birikiminizi emeklerinizi güncel olarak çabucak erişebilecek bir platformda bizimle paylaştığınız için.
    Görüşmek üzere🍀

  6. Mustafa Sinan Öztürk

    Kitabı yakın bir zamanda okuma fırsatı bulmuştum hocam.Oldukça ilginç bir eser.Zaman kavramını sorguladığımda psikolojik felsefi dini ve bilimsel bir tümselde farklılıklar yaratmıştı bende.
    Kendimize yeterince zaman ayıramamış olmamızın doğuracağı sonuçların ağırlığınıda yorumlarınızda buldum.Belirttiğiniz gibi bir çoğumuz için oldukça uzun sayılır şu fani dünyada bize ayrılan zaman.Maalesef hiç bir şeyin ama hiç bir şeyin kıymeti bilmiyoruz onu kaybetmedikçe 😒Teşekkürler.Hoşça kalın…

    • Bizim için değerli olan bir şeyin kıymetini sonradan anlamak, hepimizin başına gelebilecek bir şey Sinan Bey. Bu rahatsız edici duygudan kurtulabilmek için kitapta verilen bir iki öneriyi paylaşabilirim sizinle.

      Dikkatimizi içinde bulunduğumuz “an”a yoğunlaştırmalıymışız, zihnimizin başka şeylerle dağılıp gitmesine engel olmamız gerekiyormuş. Kitabın yazarının bu konudaki önerisi, dikkatimizi yoğunlaştırmaya küçük egzersizlerle başlamak ve bunu yapmaya bıkmadan devam etmek. Aksi takdirde, küçük bir kazanım bile -biz eğer bunu devam ettiremezsek- sönüp gidermiş. 🙂

      Ancak yine de her şey umduğumuz gibi gitmeyebilir.

      Bununla ilgili kitapta küçük bir anekdot da paylaşılmış. Dostoyevski’nin Budala adlı romanında, ölüme mahkûm edildikten sonra affedilen bir adamın, yaşamasına izin verilirse her saniyenin tadını çıkaracağına dair ettiği yemini sonradan tutamadığı anlatılmış. Ölümün kıyısından döndüğü -ve muazzam bir zihin açıklığı içeren- deneyimine rağmen o şekilde yaşamaya devam edemediği ve çok dakikasını, çok zamanını boşa harcadığı anlatılmış.

      Biz onları kaybetmeden elimizdeki şeyin değerini bilmemiz hiç kolay değil ama yine de bu uğurda çaba göstermekten vazgeçmememiz gerekiyor.

      Düşüncelerinizle sayfaya renk kattınız, çok teşekkür ederim Sinan Bey.

      • Mustafa Sinan Öztürk

        Asıl bizler teşekkür ederiz hocam. Alanınızdaki enerjinizi hissetmemek mümkün değil. Tevazunuz, müthiş özverili aydınlatma gayretiniz, ulaşabileceğiniz, katkı sunabileceğiniz her bir fert için bu enerjinizi sonuna kadar kullanma azminiz, her türlü takdirin üstünde. Asıl biz teşekkür ederiz. Sonraki ilk çalışmanızda görüşmek üzere 🙏

        • Estağfurullah Sinan Bey, beni aşan ne kadar güzel sözler söylemişsiniz öyle.🙂
          Nezaketiniz için çok teşekkür ederim.🙏

          • Mustafa Sinan Öztürk

            👍🙏🍀

        • Engin Akan

          Gerçekten her insan, hayatının belli bölümlerinde zamanın su gibi akıp gittiğine, bazen de sanki hiç geçmeyecekmiş gibi çakılıp kaldığına şahitlik etmiştir. Bu biraz da yaşanan anın güzel veya kötü geçmesiyle alakalı olsa gerek. Güzel olanlar bitsin istemezsin şu gibi akar, kötü olan bir an önce bitsin dersin, geçmek bilmez… Tabi bir diğer boyutu da bu zamanı ne kadar olumlu kullandığımızla alakalı. Bunu ne kadar başarabiliyoruz?
          Çok güzel bir çalışma olmuş, emeğinize sağlık. Kendi hayatımla alakalı da çok şey aldım. Teşekkürler…

          • Zamana dair sunduğunuz tespit, meselenin -kitapta da belirtilen- farklı bir boyutunu ele alıyor Engin Bey.

            O da şu: zamanın duygusal boyutu
            Kitap, içinde bulunduğumuz zaman diliminin bize göre uzayıp kısalmasında, duygularımızın etkin bir rol oynadığını belirtiyor. Yani içinde bulunduğumuz an mutluysak zaman su gibi akıyor, yok değilsek eğer, zaman bir türlü geçmek bilmiyor.

            Ama meselenin asıl ilginç tarafı, bu su gibi akıp geçen zaman dilimlerinin, bizde sonradan daha uzun ve daha doyumlu yaşadığımız hissini uyandırması.

            Buradan da yazar, şöyle bir sonuca ulaşıyor: Yaşadığımız olaylarda duygusal bir derinlik ya da anlam olduğunda zamanı, su gibi akıp geçiyor şeklinde algılasak da, sonradan geriye dönüp baktığımızda, hayatımızın öznel olarak daha uzun ve daha doyumlu geçtiği duygusunu yaşarız.

            Düşüncelerinizle sunduğumuz katkıdan dolayı çok teşekkür ederim Engin Bey.

  7. Esma Kuralkan

    👌🏼👌🏼👍

  8. Kadriye Ertürk

    Bazen hemen geçsin istediğimiz bazen de durdurmak istediğimiz ama hiç başedemediğimiz işvebaz, acımasız , kaçak hayaletttir zaman. Karşısında duramadığımz böylesi fenomen bir kavram üzerine yazılmış bir eser için yapılmış çok güzel bir değerlendirme yazısı olmuş. Emeğine sağlık Şulecim. 🌹🌹🌹

  9. Zarif ve etkileyici üslubunla zaman, tam da hak ettiği yeri bulmuş Kadriyecim.🙂 Zamanı nitelerken kullandığın ifadeler, çok hoş: işvebaz, acımasız, kaçak hayalet… 👍

    Zamanın karşısında işimiz ne kadar da zor!!!

  10. Dilek Aras

    Hissedilen zaman…Müthiş bir kavram, imge, sembol…Dün de bugün de yarın da olabilir …
    Belki hiçbiri tek bildiğim zamanın hızla akıp gittiği. Zamanı değerlendirmek evet göreceli bir durum ve bu kitapta bu gözler önüne serilmiş anladığım kadarıyla. Tahlilin yorumun beni çok etkiledi. Şulecim hayatım film şeridi gibi aktı adeta gözlerimin önünden. Kaçırdığım zamanlar ya da iyi ki öyle olmuş dediğim anlar bir bir geldi muhayyileme… “Anı”mızı değerlendirerek doyumlu bir hayat yaşamak kulağa hoş gelse de kaçımız yapabiliyoruz diye sorguladım kendimi… Ötelenen anlar, Zamanlar, hayatlar… Hangisi doğru hangisi yanlış. Tek doğru zamanı durduramıyoruz çok hızlı ona ayak uydurmak zorunda hissediyoruz kendimizi yetişebiliyor muyuz orası muamma…
    Kitabı okuyunca cevap bulabilirim umuduyla ellerine yüreğine sağlık Şulem🙏🏻

    • Bu tür kitapların -en iyisinin bile- yapabileceği şeyler ne kadar da sınırlı, öyle değil mi Dilekcim? Zira zaman karşısındaki çaresizliğimizin önüne ne bir kimse geçebiliyor ne de başka bir şey. Yaptığın yorum, bunu o kadar derinden hissettiriyor ki…😔
      Okuduğumuz şeyler, zaman algımızı biraz daha iyileştirebilmek için verilmiş birkaç ipucu olmaktan öte bir anlam taşımıyor ne yazık ki.
      Derinlik kattın, çok teşekkür ederim.

  11. Esma Kuralkan

    👍👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir