Entelektüel (Kitap Yorumu)

Entelektüel

Entelektüel kitap yorumu…

“Düşünceden korkanların bu kitapla hiçbir ilişkisi yoktur.” 

Entelektüel‘in arka kapağından aldım bu sözü. Merak duygusunu harekete geçiren, oldukça iddialı, bir o kadar da kışkırtıcı bir söz…

Entelektüel, Columbia Üniversitesinde edebiyat profesörlüğü yapan ve kendisi aslen Filistinli Hristiyan bir Arap olan Edward W. Said↵ in, 1993 yılında verdiği konferansların kitaplaştırılmış konuşma metinlerinden oluşuyor. 

Entelektüel‘i sıradan ve ütopik bir eser olmaktan kurtaran şey, savunduğu ve söylediği hemen her şeyi içselleştirerek kendi yaşamında somutlaştırmış gerçek bir entelektüelin imzasını taşıyor olması.

Kitabı daha iyi tanıyabilmeniz için öncelikle Edward W. Said‘le ilgili küçük ama dikkat çekici birkaç not paylaşmak istiyorum sizinle. 

entelektüel-edward-said-1
Edward W. Said

Edward W. Said Kimdir?

Hayatı boyunca hep “daha zayıf olanların, daha az temsil edilen, unutulan veya umursanmayanların yanında saf tutma”yı ilke edinmiş bir bilim adamı Edward W. Said

Bütün kültürel birikimini emperyalizme karşı verdiği mücadelede kullanan biri. 

Ve Amerika‘nın Ortadoğu politikalarının da en önde gelen muhalifi.

Filistin meselesinin yerel bir mesele olmaktan çıkarılıp bölgesel ve evrensel bir meseleye dönüşmesine katkıda bulunan, modern tarihin en büyük haksızlıklarından biri olarak gördüğü Filistin davasına -neredeyse- hayatını adayan “yersiz yurtsuz” bir “sürgün“. 

Ona büyük bir ün kazandıran Oryantalizm adlı eseri başta olmak üzere daha birçok eseriyle (buna Entelektüel de dahil) Doğu‘ya -özellikle de İslam‘a- yönelik her türlü haksız eleştiriyi dünya gündemine taşıyan ve böylece yapılan haksızlıkların bir nebze de olsa önünü almaya çalışan sıra dışı bir kişilik:

“Bir milyar insanı içeren, dünyanın üçte birine yayılmış olan, düzinelerce farklı toplumdan oluşan; içinde Arapça, Farsça, Türkçe gibi yarım düzine önemli dil konuşulan Müslüman dünyayla ilgilenen Amerikalı ya da Britanyalı akademik entelektüeller, bugün indirgemeci ve bence sorumsuz bir biçimde ‘İslam‘ diye bir şeyden bahsetmektedirler. Bu tek sözcüğü kullanarak hakkında bin yıllık bir dönemi ve Müslümanlık tarihinin yarısını kapsayan büyük genellemeler yapılabilecek; İslam’la demokrasinin, İslam’la insan haklarının, İslam’la ilerlemenin bağdaşıp bağdaşmadığı konularında utanıp sıkılmaksızın yargılar verilebilecek basit bir nesne gözüyle bakmaktadırlar İslam’a.”

(Entelektüel, Edward W. Said, s.44)

Entelektüel Ne Anlatıyor?

Gerçek bir entelektüel kimdir, eserinde bunu irdeliyor Edward W. Said

Maddi çıkarlarla hiçbir alakası olmayacak ölçüde saf ve soylu bir tür şövalye midir?

Yoksa en güçlü iktidarlara bile hakikati söylemekten çekinmeyen yabancı, sürgün ve marjinal biri mi?

Ya da kim değildir?

Entelektüel, kendini tamamen bir hükümetin siyasi hedeflerine, büyük bir şirkete ya da kafaları aynı biçimde çalışan profesyonellerden oluşan bir loncaya teslim etmiş bir memur ya da işçi değildir.”

(Entelektüel, Edward W. Said, s.91)

Edward W. Said, ancak ve ancak zayıfları savundukları ve kusurlu ya da baskıcı otoriteye meydan okudukları zaman gerçek kişiliklerini gösterebileceğine inandığı entelektüellerin portresini çiziyor Entelektüel‘de, idealize edilmiş kavramlardan uzak, realist bir bakış açısıyla.

Hem tarihte yaşamış önemli bazı entelektüellerden hem gerçek bir entelektüel gibi davranmayıp yanlış ve utanç verici bir tutum sergilemeyi tercih ettikleri için büyük trajedilere sebep olmuş sözde entelektüellerden hem de dünya edebiyatındaki entelektüel niteliklere sahip bazı roman kahramanlarından örnekler vererek de konuyu somutlaştırmaya çalışıyor .

Aynı şekilde, hangi partiye yakınlık duyarsa duysun, hangi ülkeden gelirse gelsin ve kendini aslen neye bağlı hissederse hissetsin, insanların çektiği acılar ve yaşadığı baskılar konusunda belli doğruluk standartlarından şaşmaması gereken entelektüellerin, bu kriterlere uygun davranmadıkları takdirde ülkelerine ödetebilecekleri ağır bedellere dikkat çekmeye çalışıyor. 

Gerçek Bir Entelektüelin İşlevi Nedir?

Edward W. Said, insanın özgürlüğünü ve bilgisini arttırmayı amaç edinen bir entelektüelin, topluma karşı da çok önemli sorumluluklar üstlendiğini ve bu sorumlulukları tam anlamıyla yerine getirebilmek için bazı noktalara dikkat etmesi gerektiğini de ekliyor sözlerine. 

Söz gelimi, bir entelektüel, sırf muhalefet olsun diye muhalefet etmemelidir, diyor. 

Alelacele toplu yargılar verilip harekete geçilirken ihmal edilen ya da çiğnenip geçilen unsurları gündeme getirecek cesareti gösterebilmeli ve haksızlığa sebep olacak riskli durumlar karşısında iş işten geçmeden gerekli uyarıları yapabilmelidir.

Ve elbette doğruları söylemek adına, icabında toplumsal imajına gölge düşeceğine bile aldırış etmeden abus suratlılığı ve oyunbozanlığı göze alacak kadar öz güven sahibi olmalıdır.

Edward W. Said, bir yandan bu nitelikleri sıralarken diğer yandan gerçek bir entelektüeli hangi etmenlerin yozlaştırabileceğini, onun yaratıcılığına ve iradesine hangi baskıların meydan okuyabileceğini ve boyun eğmemesi gereken bu baskılara niçin ve nasıl karşı koyabileceğini de izah etmeye çalışıyor. 

Entelektüel ve Son Söz

“Herhangi bir türden siyasi tanrıya inanmaya ve o tanrının saflarına katılmaya karşıyım.” diyor Edward W. Said. 

Dünya, Edward W. Said‘i en çok da 2000 yılında Lübnan-İsrail sınırındayken eline aldığı taşı İsrail tarafına fırlatmasıyla tanıdı. Bütün dünyada büyük yankı uyandıran bu eylemi, Columbia Üniversitesindeki Yahudi öğrenci birliklerini pek tabii ki ayağa kaldırdı. Hemen hepsi üniversite yönetiminden, Edward W. Said‘in görevine son verilmesi talebinde bulundu. 

Oysaki herhangi bir hedefi olmayan, romantik ve sembolik bir taş atma eylemiydi bu. 

Belli ki Edward W. Said, hiçbir baskıya boyun eğmediğini, herhangi bir siyasi tanrıya inanmadığı gibi o tanrının saflarına katılmaya da karşı olduğunu, emperyalizme ve her türlü haksız girişime -tek başına ve küçücük bir taşla da olsa- meydan okuduğunu bütün dünyaya ilan etmek istemişti.

Çok acı…

Günümüzde yaşanan trajik olayların ve hiç bitmeyen haksızlıkların hâlâ devam ettiğine mi üzülmeli? Yoksa entelektüel bir profesörün -haklı gerekçelerle de olsa- şiddet içeren bu görüntüyü vermek zorunda kalışına mı?

entelektüel-edward-said-1
Edward W. Said
kitap (25)

Düşüncelerinizi yorum köşesinde bizimle paylaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Derya

    Herkesin kendini entellektüel saydığı şu zamanlarda gerçek bir entellektüel in nasıl olması gerektiğini bu kadar net ve yalun bir biçimde ortaya koymasını, karşısındaki güç ne olursa olsun doğrunun yanında haklının dibinde olunması gerçeğini savunmasını, bazı lobilerin şimşeklerini üzerine çekeceğini bilmesine rağmen zulmün adı israile attığı taşı, yani hangisini dersem diyeyim harika bir eser , harika bir kişilik ve de en nihayetinde gerçek bir entellektüel hele şu sıralar bazı nedenlerden ötürü şu entellektüellik meselesiyle yakınen ilgili olan şahsıma tam bir rehber oldu bu yorum.Eline sağlık can dostum.

    • İnsan, en kötü zamanlarında, zulme uğradığı ve trajedinin en koyusunu yaşandığı böyle anlarda, kendisini anlayacak, yaşadığı ızdırabı yüreğinde duyumsayacak ve bir ses verecek kişileri arar. Dünya, o kadar muhtaç ki böyle seslere…
      Beğendiğine çok sevindim. Entelektüel birikimi olduğunu düşündüğüm dostumdan bunları duymak beni çok mutlu etti. 🙂

  2. Dilek Aras

    Her zamanki gibi merakımızın zirve yapacağı bir eseri bizlere tanıtıp bilgilendirdiğin için çok teşekkürler Şulecim . “Entelektüel”i okuyup yazarını tanıma isteğini bende uyandırdın .Emeğine senin gibi huzur veren kaleminin gücüne sağlık canım…Diğer yazılarını yorumlarını hasretle bekliyorum

    • Aynı huzuru ben de senin varlığında duyumsuyorum, hem de fazlasıyla. 🙂
      Söylediği şeyleri hayatına geçiren, birikim sahibi insanların -üstelik samimiyeti ve yürekliliği de prensip edinmişlerse- yazdıklarını okumak ya da söylediklerini dinlemek her zaman için oldukça keyiflidir.
      İşte böyle bir yazarın soluğunu duyacaksın Entelektüel’de.
      Beğendiğine çok sevindim. 🙂

  3. ÖNDER ÖZTÜRK

    Entellektüel doğulmaz , entellektüel olunur mu acaba? Bir yetenek midir, yoksa merak mıdır nüvesi? Nasıl bir kuram yazdıysam ! Bende çıkamadım içinden:) Arapların içinden böyle bir değerin çıkması beni şaşırtmadı değil. Adamın Filistin davasının uluslararası düzeye ulaşmasına ve kendini entellektüel gören tek dişi kalmış canavarların islamı değersizleştirme çabalarına karşı dik duruşu takdire şayan bir davranış. Keşke tüm araplar bu konuda entellektüel olabilselerdi. Anladığım kadarıyla entellektüel olabilmek donanım gerektiriyor, empati yeteneğini üst düzey çalıştırmayı gerektiriyor , yorumlama yeteneğini objektif seviyeye getirmek gerektiriyor galiba.Bence zor bir durum. Benim anlamadığım bir konu var Şule , Filistin için tüm dünyayı ayağa kaldırmaya çalıştığımız halde Uygur Türklerine karşı İslam aleminin sessiz kalışı dehşet verici değil mi? Duygularım karışık bu konuda. Kelam-ı kibar bir laf vardır “Haksızlıklar karşısında susan , dilsiz şeytandır” diye. Galiba müslüman her daim entellektüel olmalı hayatta , ezilmemek için , ayakta kalmak için. Dedim ya kafam ,duygularım karışık !? Yazımda karışık oldu vallahi kusura bakma 🙂

  4. Yaşadığın kafa karışıklığını anlıyorum Önder. Bu karışıklık, birçok şeyin farkında olmandan kaynaklanıyor sanırım. Farkında olmasaydın kafan da rahat olurdu. Zira meselenin birbirinden farklı ve acı o kadar çok boyutu var ki!

    Ben meseleye İslam dünyası ile Batı arasındaki yaklaşım farklılığı penceresinden bakacağım.

    Batı’nın -buna Amerika’yı da dahil edelim- eleştirilmesi gereken onca yanlışına rağmen bir konuda haklarını da teslim etmemiz gerekiyor: Daha özgürler ve daha demokratlar.

    Bu düşüncemi Edward W. Said üzerinden de somutlaştırabilirim mesela.

    Columbia Üniversitesindeki Yahudi öğrenci birliklerinin, İsrail tarafına taş atarken çekilen fotoğrafı yüzünden Said’in görevden uzaklaştırılması talebinde bulunduklarını yazmıştım yukarıda hatırlarsan. Üniversite yönetiminin buna cevabı ne olmuştur sence?

    Elbette ki reddediyorlar gerekçelerini uzun uzun izah ederek.

    Bu uzun metinden kısa bazı alıntılar yapacağım meselenin daha iyi anlaşılması için.

    “Bir üniversite için, siyaseten egemen ideolojinin pasifleştirici etkisinden korkmadan görüşlerini ifade etme özgürlüğüne sahip bireylerin söylem özgürlüğünü korumaktan daha temel bir şey yoktur.”

    “Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip de o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz.”

    “Sınıfta veya dışarıda ifade edilen ve bize çirkin gelen fikirlerin, bizim ‘gerçek’ kavrayışımızı yerinden eden, önyargılarımızı ve peşin hükümlerimizi sorgulayan fikirlerin, akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmedikleri sürece, güvence altına alınmaları gerekir.”

    “Eğer biz Profesör Said’in özgürce yazıp konuşma hakkını inkâr edersek bundan sonra kim susturulacak, ceza korkusu olmadan aklındakileri söyleme hakkına kimin sahip olduğunu belirleyen engizisyoncu kim olacak; bunları da şimdiden düşünmeye başlamamız gerekir.”

    “Öğrenciler ve öğretim üyeleri doğru olduğuna inanmadığım pek çok şeyi yapmakta özgürler ancak o anda iktidar konumunu işgal edenlerin fikirleriyle uyuşsun diye bütünlüklü bir fikirler kümesini garantilemek için üniversitenin otoritesini hiçbir zaman uygulamam.”

    İşte bu gerekçeleri ileri sürerek profesörün görevine son verilmesi talebini reddediyor üniversite yönetimi.

    Aynı şey İslam ülkelerinde yaşansaydı ne olurdu peki? Müslüman bir profesör, inandığı doğruları böylesi bir eylemle, siyaseten egemen ideolojinin pasifleştirici etkisinden hiç korkmadan ifade etmeye çalışsaydı?

    Tahmin etmek zor değil…

    Siteminde o kadar haklısın ki Önder!

    İslam dünyası, şayet bir değer katmak istiyorsa dünyaya, anlamlı bir şeyler sunmak gibi varsa bir gayesi; insani bir duyarlılıkla, dürüst değerlendirmeler yaparak kendi kendisiyle yüzleşmeye ve kendi içinden kendi entelektüellerini çıkarmaya mecbur.

  5. ÖNDER ÖZTÜRK

    Ben şahsen çalıştığı akademinin kendisine sahip çıkacağını ,batının hep yozlaşmış yüzünü görüp bu minvalde yürümek istememize rağmen, tahmin etmiştim. Çünkü içlerinde değer yargıları çok kuvvetli insanlar var. Ama bunlar iktidara bir türlü ulaşamıyorlar!
    Haklısın Şule özgür olmak düşünmek güzel şey. Ama dünya düzeni bunu sadece ileri seviye refahına kavuşmuş ülkelere sunuyor. Kendi içerisinde bile o kadar adil değil.
    “Eğer tüm insanlığın, farklı düşünen tek bir kişiyi susturmasını haklı buluyorsanız, gün gelip de o tek kişi iktidarı ele geçirdiğinde tüm insanlığı susturmasına karşı çıkmaya da hakkınız olmaz.” bu cümle hem çok hoşuma gitti hemde ürküttü beni! galiba bunda da bir sınır olmalı. Farklı düşünceler farkı ortaya çıkarır ama yine de her farklı düşünen düşüncesini özgürce ortaya dökebilmeli mi? Bu konuda galiba biraz muhafazakarım. Sınırlarım var yani 🙂
    Çok güzel cevap yazmışsın. Teşekkür ederim hocam 🙂

    • Rica ederim 🙂 ben de konuya yaklaşımındaki samimiyetin için teşekkür ederim sana.

      “Her farklı düşünen düşüncesini özgürce ortaya dökebilmeli mi?” diye sormuşsun ya Önder, cevabım elbette ki hayır, dökmemeli.

      Bunun bir kritiği olmalı elbette: Şiddet ve vandallık içermemeli, silahlı bir mücadeleye hizmet etmemeli ve toplumun özgürlüğüne yöneltilmiş fiziksel bir tehdit niteliğine sahip olmamalı.

      Ama aynı zamanda, demokratik değerler öyle sağlam bir sistem üzerine inşa edilmeli ve bu sistem o kadar çok güven vermeli ki dile getirilen her farklı düşünce, düzenimizin temel yapısını da kolayca tehdit edememeli.

      Çok önemli ama çok da ince bir ayar bu.

      Zira Edward W. Said olayında üniversitenin yaptığı resmî açıklamada tam da dile getirmeye çalıştığımız bu kriterle ilgili şöyle bir ifade yer alıyor:

      “Sınıfta veya dışarıda ifade edilen ve bize çirkin gelen fikirlerin, bizim ‘gerçek’ kavrayışımızı yerinden eden, önyargılarımızı ve peşin hükümlerimizi sorgulayan fikirlerin, akademik düzenimizin temel yapısını tehdit etmedikleri sürece güvence altına alınmaları gerekir.”

      Demek ki üniversite yönetimi, kurduğu sistemin gücüne o kadar çok güvenmiş ki Edward W. Said’in taş atma eylemini akademik düzeninin temel yapısını tehdit eden bir unsur olarak görmemiş.

      İşte demokratik değerlerin sağlam bir sistem üzerine inşa edilmesi derken bunu kastediyorum Önder.

  6. Esma Kuralkan

    Hocam;
    Buradan Edvard W Said e teşekkürlerimi sunuyorum, en azından minik bir pencere açmışsa da Batı’nın buradaki tablosu da yine aynı•••
    Çoook yıllar önce Filistinli entellektüel olarak tanıtılmıştı yüreğimde, kalbimde haklının yanında duruşu ile dünya görüşü ile güzel insan olarak kalmıştı…
    Üniversite yönetimininde refleksi demokratça idi.
    Ancak hocam, Batı’da yaşayan dostlarımızın tecrübeleri ile Batı dünyası tüm kurumları ile kişisel yada ulusal menfaatlerine dokunulmadığı sürece demokratlar, centilmenler..!!!
    Edward W Said in kimliğinde, dini kökeni islam yazıyor olsaydı ilgili kurumların ki burada üniversite yönetimi aynı demokratlıkları sergileyebilecekleri hususunda ciddi hayal kırıklıklarım mevcut. Burada kendilerinden birinin bakış açısına saygı gösteriliyor etnik kökeni farklı birinin bakış açısına değil…
    Elbetteki toplumların her katmanında, eğitim kurumlarında vs bir çok noktada demokratça düşünceleri desteklemekteler ancak onların emperyalist (hükmedici, sömüren….) derin devletlerinin misyonu profesyonel algı üzerine, dünya üzerindeki fotoğraf bunun delili…
    Edward Said in ayna tutmasının ne kadar tesiri oldu…
    Yani biz aynı zamanda karşı düşünceyide korumaktayız‘ algısı… Algı ….hakikat bu değil

    • Düşüncelerinize hak vermemek mümkün değil. Emperyalist girişimlerin, ülkelerin oluşturmaya çalıştıkları bütün algıları nasıl da yerle bir ettiğini, sunmaya çalıştıkları imajı nasıl da yerlerde süründürdüğünü görmemek için kör ya da anlamamak için aptal olmak gerekiyor.

      Ve en acısı da emperyalist güçlerin bu faaliyetlerine, İslam ülkelerinin -vicdanın kabul edemeyeceği ve aklın da asla alamayacağı şekilde- çanak tutması…

      Meselenin önemli noktalarına dikkat çektiğiniz için çok teşekkür ederim.🌷🙏

  7. Esma Kuralkan

    Ahh Hocam !!!
    Sizin de vurguladığınız gibi, maalesef ki ve maalesef İslam coğraftasındaki çoğu liderin onların misyonlarına alet olmaları, çanak tutmaları çok üzücü.
    Nasıl başarıyorlarsa onlar da bu misyona, ama bazı şantajlarla ama kendi kişisel zayıflıkları sebebiyle yenik düşebiliyorlar.

    Toplum olarak küçük nüanslardaki farlılıklarımızı da hoş görerek, el ele verip kalitemizi yükseltsek, çalışsak, özveri ile çalışsak, edebiyatta, bilimde, sağlıkta vs kendi hayatımız için değil gelecek nesillerimiz için yapsak parazitleri bertaraf edebilme gücümüz olacağı için şimdiki ve sonraki yıllarda insanlarımız, mazlum ülke durumuna düşmeyip piyonları oynayan ülkenin insanları olacağımıza başarıları konuşan ülke oluruz..
    Sizin edebî alanda sunduğunuz karakterler kadar bilim alanında sair alanlarda da iz bırakan karakterlerimiz pekâla artacaktır.
    Bir buna inanıp, eğitim kurumlarımızda da minik bir değişikliğe gittik mi …
    Gelsin 👏👏👏👏
    Ve mutlu, sömürmeyen insanlar…

    • Söylediğiniz her şey bir yana, sırf alıntı yaptığım aşağıdaki sözünüz için bile içten bir teşekkürü hak ediyorsunuz Esma Hanım.

      “Toplum olarak küçük nüanslardaki farlılıklarımızı da hoş görerek el ele verip kalitemizi yükseltsek, çalışsak, özveri ile çalışsak; edebiyatta, bilimde, sağlıkta vs kendi hayatımız için değil gelecek nesillerimiz için yapsak…”

      Ayrıca sömürülmemek, piyon olarak kullanılmamak, mazlum ülke durumuna düşmemek, bütün bunların aksine başarılarıyla konuşulan bir ülke olabilmek için tek çareyi eğitimde görmeniz de saygıya değer bir bilinç.

      Tebrikler ve teşekkürler… 🙂

  8. Esma Kuralkan

    Sanırım ben, buradaki edebî kafee modundan biraz fazla çıkıyorum. Hoş görünüze sığınıyorum
    Gençlere selamlar 🙋‍♀️

    • Estağfurullah Esma Hanım.
      Sizin gibi birikim sahibi, tecrübeli ve dahi iyi niyetli insanların susması değil konuşması ve mutlaka fikir alış verişinde bulunması gerekiyor. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir