Mayıs Ayında Ne Oldu?

EDEBİYAT TARİHİNDE MAYIS AYI

Tarihte bugün ne oldu? Edebiyat tarihinde bugün. Edebiyat tarihinde mayıs ayında ne oldu?

(Sürekli güncellenen bir sayfa)

3 Mayıs 1963

edebiyat-tarihinde-bugun-abdulhak-sinasi-hisar
edebiyat-tarihinde-bugun-abdulhak-sinasi-hisar (2)
(1887-1963)
Çocukluğu, Rumelihisarı, Büyükada ve Çamlıca’da geçen Abdulhak Şinasi Hisar, tarihte bugün, 3 Mayıs 1963’te vefat etti.
Edebiyat hayatına, mütareke yıllarında Dergâh ve Yarın dergilerindeki şiir, kitap tanıtma ve eleştiri yazılarıyla başladı.
Cumhuriyet Dönemi yazarı olmasına rağmen dil ve üslup açısından Meşrutiyet kuşağına bağlı kalan Hisar’ın bütün eserleri esas olarak “hatıra”ya dayalıdır.

“İnsanlar, birbirlerinden uzun mesafelere ayrılmış yıldızlar gibi, kendi hususi boşlukları içinde dönen, hepsi yalnız, hepsi mahrem ve başkalarına kapalı birer dünyadır.”

(Fahim Bey ve Biz, Abdülhak Şinasi Hisar)


7 Mayıs 1986

edebiyat-tarihinde-bugun-haldun-taner
edebiyat-tarihinde-bugun-haldun-taner (1)
1915-1986)
Tarihte bugün, 7 Mayıs 1986’da hayatına veda eden Haldun Taner, hikâyelerinde bireyin toplumdaki yaşam biçimleri üzerinde durdu. Bunların aksayan yanlarını mizah unsurları kullanarak anlattı.
Eski ve yeni hayat şekilleri arasında kalmış insanların, sonradan görme zenginlerin hayatlarını ele aldı. Toplumun değişik kesimlerden seçtiği kişilerin tutarsızlıklarını, çelişkilerini ikiyüzlülüklerini sergiledi. Öykülerinin arka planında da çoğunlukla İstanbul manzaraları oldu.

Tiyatrodaki ilk eserlerinde dramatik türün başarılı örneklerini verdi. Ardından epik tiyatro denemelerine girişti. “Keşanlı Ali” adlı oyunu Türk tiyatrosundaki ilk epik tiyatro örneğidir. Bu oyun Türkiye’nin yanı sıra Almanya, İngiltere, Çekoslovakya, Yugoslavya’nın çeşitli kentlerinde oynandı.

Daha sonraki dönemlerde konularını güncel olaylardan alan siyasal-sosyal taşlamaların ağır bastığı oyunlar yazdı.

Zeki Alasya ve Metin Akpınar ile Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nu, Ahmet Gülhan ile Tef Tiyatro Grubu’nu kurdu. Türk ortaoyunu ve tuluat tiyatrosu ögelerinden de yararlanarak toplumsal olayları alaylı bir dille eleştirdiği oyunlarıyla büyük başarı kazandı.

“Ana, çocuğunu dokuz ay karnında taşır, yürüyebilecek hâle gelinceye kadar bir o kadar da kollarında taşır. Ondan sonra da bir yaşam boyu kalbinde taşır.”

(Çok Güzelsin, Gitme Dur, Haldun Taner)


11 Mayıs 1954

tarihte-bugun-sait-faik-abasiyanik

tarihte-bugun-sait-faik-abasiyanik (2)

(1906-1954)
Tarihte bugün, 11 Mayıs 1954’te vefat eden Sait Faik Abasıyanık, Türk hikâye, roman ve şiir yazarıdır. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir.
Klasik hikâye tekniğini yıkarak doğayı ve insanları basit, samimi, hem iyi hem kötü taraflarıyla oldukları gibi fakat şiirsel ve usta bir dille anlatmıştır.
Toplumun problemlerine değil bireyin toplum içindeki sorunlarına yönelen yazar, hikâyelerinde çoğunlukla kendisinden yola çıkıp bireyler hakkında yazarak insan gerçeğini anlamaya çalışır. Daha çok şehirli alt sınıfın hayatını yazan Abasıyanık, balıkçı, işsiz, kıraathane sahibi gibi karakterleri anlatır. İnsanların yaşama biçimlerini, isteklerini, tasalarını, korkularını ve sevinçlerini irdeler. Bu yönüyle “insanı ele alan sanatçılar” sınıfında yer alır.
Ölümünün ardından Burgazadası’ndaki evi müzeye dönüştürülen yazar adına her sene hikâye ödülü de verilmektedir.
“İçimde muhakkak bir yer paramparça olmuştu ki, ağlayamıyordum.”
“Gönül meselesiyle boğaz meselesi mühim şeylerdir.”
(Şahmerdan, Sait Faik Abasıyanık)

16 Mayıs 1952

tarihte-bugun-memduh-sevket-esendal (2)

(1883-1952)
Edebiyat tarihinde bugün, 16 Mayıs 1952’de hayatını kaybeden Memduh Şevket Esendal, Türk edebiyatında Çehov tarzı hikâyenin ilk temsilcisidir. Kişilerin günlük hayatta dikkat çekmeyen yönlerini anlattığı hikâyeleri ile tanınır.
Durum hikâyesinin ilk temsilcisi olan yazarın son derece güçlü bir gözlem yeteneği vardır. Kendi ifadesiyle “topluma ayna tutan” bir sanatçıdır. Toplumun aksayan yanlarını, insanların psikolojik sorunlarını ruhsal durumlarını ele almıştır.
Hikâyeyi gereksiz süslemelerden kurtarmıştır. Dili, konuşma dilidir.
Hayatı ve olayları nesnel bir şekilde yansıtmıştır. Edebiyatsız edebiyat yapmaktan yanadır.
Kişilerini daha çok İstanbul Aksaray’daki orta tabakadan seçmiştir.

“Bir kadın, kendisine yakışan bir giyim giyindiği vakit, onu en sevdiği erkekle, en sevmediği kadına göstermedikçe rahat etmezmiş, derler.”

(Bir Kucak Çiçek, Memduh Şevket Esendal)


17 Mayıs 1880

tarihte-bugun-ziya-pasa

ziya-pasa-edebiyat-tarihinde-bugun

(1825-1880)

17 Mayıs 1880’de hayata veda eden Ziya Paşa, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının önde gelen üç isimden biridir.

Doğu kültür ve medeniyetinden Batı kültür ve medeniyetine geçiş sürecinin yaşandığı bu dönemde Ziya Paşa, bu sürecin çelişkilerini, ikiliklerini, sancılarını çok belirgin olarak yaşamıştır.

Muhteva bakımından onun şiirinde kendi döneminin Batı düşünce, bilim, kültür ve edebiyatının bazı izlerini görmek mümkündür. Özellikle tabiat olaylarında, yaratılışta, yaratılışın işleyiş sisteminde ve sosyal, siyasi konularda eskiye göre Batılı anlamda daha serbest bir düşünce sergilediğini görüyoruz.

Doğu hikmeti ve edebiyatı ile Batı felsefesi ve edebiyatı, serbest akıl ile mutlak iman, rindlikle sosyal sorumluluk, ümitle ümitsizlik arasında gider gelir.

O Batı’nın dilini, bilimini, sanatını, edebiyatını öğrenme gereğine inanır ancak körü körüne Batı taklitçiliğine şiddetle karşıdır.

Millî ve manevi değerler karşısında inkârcı, ihmalci, alaycı ve duyarsız alafranga kesimlere karşı tepkisi serttir. Müslüman bir Türk şairi ve devlet adamı kimliğini titizlikle koruma gayreti içerisindedir.

Geleneksel divan şiiri nazım şekillerine, aruz veznine, dil ve üslup anlayışına bağlı kalmıştır.

Ziya Paşa’nın şiirinin en özgün yanlarından biri; eskilerin sövgüye dayalı hiciv üslubundan farklı olarak yergiye dayalı seviyeli, temiz ve nazik bir hiciv üslubu geliştirmesidir.

Ayrıca hakimane üslubun da en güzel örneklerini vermiştir.

Bu bakımdan Ziya Paşa, özgün bir yere sahiptir diyebiliriz. Bu bağlamda o hikmet, fikir, mesel şairi olarak ünlenmiştir.

Birçok beyti ya da mısrası günümüzde bile atasözü niteliğinde birer vecize olarak bilinmektedir.

“Eşek adam oImaz su taşımakIa tekkeye, insan adam oImaz gitmek iIe Mekke’ye.”

“Ne yazık! Aklı ve deliliği, hakkı ve haksızlığı ortaya çıkarmak için dünyada ölçülü bir terazi yoktur.”

“Her gördüğün ata sakin deme binektir. Sırrını verme dostuna, bazıIarı gevşektir. Eşeğe aItın semer de vursan eşek yine eşektir.”

Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir.
Tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.


17 Mayıs 1957

tarihte-bugun-nurullah-atac

(1898-1957)

17 Mayıs 1957’de hayata veda eden, edebiyat dünyasında ilkin Dergâh dergisinde yayımladığı şiirleri, makale ve tiyatro eleştirileriyle görünen Nurullah Ataç, Cumhuriyet devrinde yalnız deneme, eleştiri yazdı ve çeviriler yaptı. Yeni Şiir’in, başta Cumhuriyet devri şairleri, genç sanatçıların tanınmasında öncülük etti.

Türkçenin özleşmesi, arınması için yılmadan savaştı, bu uğurda yazdığı yazılarda hiçbir yabancı söz kullanmadığı oldu.

Kendine özgü, devrik cümleleri çoğunlukta, yeni bir dil ve anlatım biçimi kullanmaya çalıştı.

Genç yazarların çoğu onun etkisinde kaldılar.

“Bir insan kendi ölümü ile değil, kendisini sevmiş yahut sadece tanımış en son insanın da toprağa düşmesiyle ölür.”

“O kadar ünlü eserleri pek sevmem, çabucak ün salmış, çoğunlukça beğenilmiş eserlerin gerçekten güzel olabileceğine inanamam.”

“Yarın yorgun kimselerin değil, rahatına kıyabilenlerindir.”


19 Mayıs 1927

tarihte-bugun-ahmet-hikmet-muftuoglu

(1870-1927)

19 Mayıs 1927’de hayata veda eden Ahmet Hikmet Müftüoğlu, başlangıçta Osmanlıca ile Türkçülük ve “Yeni Lisan” akımını benimsedi.

Millî konularda yazmayı ve sade bir dili tercih eden Ahmet Hikmet’in sanat anlayışı ikiye ayrılır

1) Servet-i Fünun ilkelerini benimsediği dönem: 1896 yılında Servet-i Fünun’a katılır. Bu dönemde hikâye türünde yazdığı iki eser vardır: Haristan ve Gülistan.

2) Türkçülük akımını benimsediği dönemi.

“İslamiyet’in zekâsı sayesinde insaniyetin bekası mümkün oldu.”

“Gitme belki gelemezsin!”


25 mayıs 1983

tarihte-bugun-necip-fazil-kisakürek

necip-fazil-kisakurek (1)

(1904-1983)

25 Mayıs 1983’te hayata veda eden Necip Fazıl Kısakürek, şairliğe on yedi yaşındayken, annesinin isteğiyle başladı.

Yeni Mecmua, Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde şiirleri yayımlandı. Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları ile çok genç yaşta edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi, en az öncekiler kadar takdir topladı.

Necip Fazıl için 1934, hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayatını en derinden yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz veren Abdülhakim Arvasi ile tanışması, hayatını oldukça etkiler.

Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

Necip Fazıl’ın şairlik ve yazarlık yönlerinin yanında en önemli özelliği çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi, dönemin ünlü edebiyatçılarını çevresinde toplayan bir okuldur âdeta.

Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine muhalif yazıları yayımlandı. Bu yüzden hakkında çok sayıda dava açıldı ve yüzlerce yıl hapsi istendi. Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane hatıralarını anlatır.

Kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.

1980’de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü, ‘İman ve İslam Atlası’ adlı eseriyle fikir dalında Millî Kültür Vakfı Armağanı’nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü’nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı’nca 1980’de verilen beratla ‘Sultan-üş Şuara’ (Şairlerin Sultanı) unvanını kazanmıştır.

“Kurban olduğum Allah’a bile günde beş vakit ulaşabiliyorken, kendini ulaşılmaz sananlara selam olsun!”

“Başına ne geldiyse annene ettiğin kötü muameleden bil!”

“An oluyor bir garip duyguya varıyorum.
Ben bu sefil dünyada acep ne arıyorum?”

“Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde.
Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de?”

“Her şeyi o türlü kaybettim ki Allah’ı kazandım…”


28 Mayıs 1986

edip-cansever-edebiyat-tarihinde-bugun

edip-cansever

(1928-1986)

28 Mayıs 1986’da hayata veda eden Edip Cansever, ilk şiirini 1944’te yayımladı. Nokta adlı bir dergi de çıkardı.

İlk şiirlerinde şehir hayatının avareliklerini anlatan Edip Cansever, 1954’ten itibaren soyut şiir yazdı.

Divan şiirinin etkisi altında kaldı. Siyasi olaylardan uzak durdu. İnsanın iç dünyasına ve bunalımlarına yöneldi. Düşünce yönü ağır basan, uzun şiirler yazdı.

“Neden yazılır bir şiir?
Neden okunur bunca yazı?
Çünkü nasıl anlaşılabilir başkaca
İnsanın karmaşıklığı?”

“Seni bir yerden çıkarıyor gibiyim.
Mesela kalbimden.”


TARİHTE BUGÜN

Aralık Ayında Ne Oldu?↵

Ocak Ayında Ne Oldu?↵

Şubat Ayında Ne Oldu?↵

Mart Ayında Ne Oldu?↵

Nisan Ayında Ne Oldu?↵

Haziran Ayında Ne Oldu?

Temmuz Ayında Ne Oldu?

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Sinan Öztürk

    Ne zaman göz atma ihtiyacı hissetsem blogunuzda hocam, başka ufuklara gidiyorum. Emeğinize sağlık 👍

    • Başka başka ufuklara yelken açmanız…
      Bloga “göz atma ihtiyacı” hissetmeniz…
      Ne güzel ifadeler bunlar…
      Teşekkür ederim Sinan Bey… 🙂

  2. Gülsen

    Şulecim yazıların çok sürükleyici. İnsanı adeta içine çekiyor ve insan kendinden bir şeyler buluyor o yazılarda. Kalemine sağlık canım benim👍👍

    • Çok naziksin Gülsencim hem de duyarlı…
      Ortak duygu paydalarında buluştuğumuza sevindim.
      Teşekkür ederim. 😊

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir