Haziran Ayında Ne Oldu?

EDEBİYAT TARİHİNDE HAZİRAN AYI

Tarihte bugün ne oldu? Edebiyat tarihinde bugün. Edebiyat tarihinde haziran ayında ne oldu?

(Sürekli güncellenen bir sayfa)

2 Haziran 1970

orhan-kemal-edebiyat-tarihinde-bugun

tarihte-bugun-orhan-kemal

(1914-1970)

2 Haziran 1970’te Sofya’da tedavi edildiği hastanede beyin kanamasından ölen Orhan Kemal, toplumcu gerçekçi sanatın öncülerindendir.

Edebiyata şiirle başlar, Nazım Hikmet’in etkisiyle romana yönelir.

Diyaloglara fazlaca yer verdiği eserlerinde olay akışları oldukça hızlıdır.

Romanlarında anlattığı Çukurova işçileriyle, Türk edebiyatına işçi sınıfını getiren yazar olur.

Köyden kente göç eden yoksul, mutsuz insanları, toprak ağalarını, memurları, ezilen köylüleri, hapistekileri, işsizleri, sokaktaki adamın sorunlarını, Adana ve İstanbul’un kenar mahallelerindeki insanların sorunlarını ele alır.

İlk romanı olan Baba Evi’nde çocukluk yıllarını anlatır, Avare Yıllar’da ise gençliğini.

Hanımın Çiftliği adlı romanı üç cilttir. İlk cildi Vukuat Var 20 günde yazılır.

72. Koğuş, Murtaza, Eskici ve Oğulları, Kardeş Payı adlı eserleri tiyatroya uyarlanır.

“Ölüm Allah’ın emriydi. Allah emretmeden kuş kanadını oynatamaz, karınca adımını atamazdı.” (Bereketli Topraklar Üzerinde)

“Büyüklük taslamak kendini bilmeyene yakışır.” (Eskici ve Oğulları)
”Çok kimse kendindeki kusurun farkındadır fakat açığa vurmaktan çekinir. Kendindeki kusurları görebilmek bir özelliktir. Bu kusurları söyleyebilmek ikinci özellik, hele kendisiyle alay edebilmek bir zekâdır.” (Avare Yıllar)

2 Haziran 1991

ahmet-arif-tarihte-bugun
ahmet-arif-tarihte-bugun (1)
(1927-1991)
2 Haziran 1991’de hayata veda eden Ahmet Arif‘in ilk şiiri “Millet” dergisinde; diğer şiirleri ise 1948-1954 yılları arasında Yeryüzü, Beraber, Seçilmiş Hikâyeler, Yeni Ufuklar, Kaynak dergilerinde yayımlanır.
Hasretinden Prangalar Eskittim adlı eseri 1968’de yayımlandığında çok büyük bir yankı uyandırır.
Nâzım Hikmet‘in açtığı yolda yürüyen Ahmet Arif’in şiirlerinde Anadolu duyarlılığı ve özlemi vardır.
Ritim, lirizm, gerçekçilik, imge şiirlerinin belli başlı unsurlarıdır.
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Seni anlatabilmek seni,
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, haldan bilmez,
Kahpe yalana.
Art arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar.
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana,
Bir bu yana…
Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına,
Düşmüş bir kibrit çöpüne.
Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri.
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene,
Seni, anlatabilsem seni…
Yokluğun
Cehennemin öbür adıdır,
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmet Arif


3 Haziran 1963

nazim-hikmet-ran-tarihte-bugun
nazim-hikmet-tarihte-bugun
(1902-1963)
3 Haziran 1963 yılında Moskova’da ölen Nâzım Hikmet Ran, ilk şiirlerinde ölçüyü ve uyağı kullanmasına rağmen sonraları serbest şiire yönelir.
Şiirlerinde uyağı az kullanır.
Bazı şiirlerinde uzun mısralarla son derece kısa mısralar bir aradadır.
Şiirlerinde ilk mısra dışındaki diğer mısralar daima küçük harfle başlar.
Divan ve halk şiirini modern tarzda kaynaştıran Nazım Hikmet, Rus şair Mayakovsky’nin etkisinde kalır ve Fütürizm akımını benimser.
Yazdığı eserlerde genellikle toplumsal konuları dile getirir, toplumcu gerçekçi şiirin öncülerinden olur.
835 Satır, Memleketimden İnsan Manzaraları adlı şiir kitapları ile tanınır.

Tahir’le Zühre Meselesi

Tahir olmak da ayıp değil,
Zühre olmak da.
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
bütün iş, Tahir’le Zühre olabilmekte,
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek,
mesela kuzey kutbunu keşfe giderken,
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da.
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı dolu dizgin
ama o bunun farkında değildir.
Ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak.
Yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil, Zühre olmak da.
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

4 Haziran 1933

ahmet-hasim-tarihte-bugun
ahmet-hasim-tarihte-bugun (1)
(1884-1933)
4 Haziran 1933’te hayata veda eden Ahmet Haşim, önceleri Fecr-i Ati’nin bir temsilcisiyken topluluk dağıldıktan sonra hiçbir edebî topluluğa katılmaz ve sanat anlayışını değiştirmeden bağımsız olarak sanat hayatına devam eder.
İlk şiiri Hayal-i Aşkım, 1905’te yayımlanır.
Sembolizm akımının etkisinde kalan sanatçı, şiirlerinde “akşam, şafak, gurup, gece, mehtap, güller, yıldızlar, orman” gibi hayal kurmaya uygun yerleri, zamanları ve durumları işler.
Etkilendiği bir diğer sanat akımı empresyonizmdir.

Akşam Şairi

Edebiyatımızda “akşam şairi” olarak tanınır. “Sanat için sanat” anlayışını benimser.
“Köylü vezni” olarak nitelendirdiği heceyi musiki açısından çok yetersiz bulduğu için kullanmaz ve bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazar.
Arapça, Farsça sözcük ve tamlamalarla yüklü ağır bir dil kullanır, imgeye ve iç ahenge önem verir.
Düz yazı türlerinde de çok başarılıdır. Fıkra, sohbet, gezi türündeki eserlerinde kendine özgü bir üslubu vardır.
Şiirle ilgili görüşlerini Piyale adlı şiir kitabının ön sözünde, Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar başlığı altında açıklar.
Ona göre şiirin dili, musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakındır.
Merdiven, O Belde en önemli şiirleridir.
Ne sen
Ne ben
Ne de hüsnünde toplanan bu mesa
Ne de alam-ı fikre bir mersa
Olan bu mai deniz
Melali anlamayan nesle aşina değiliz.

7 Haziran 1987

cahit-zarifoglu-tarihte-bugun
cahit-zarifoglu-edebiyat-tarihinde-bugun
(1940-1987)
7 Haziran 1987 tarihinde Ankara’da hayata veda eden ve İkinci Yeni şiiri anlayışına sahip olan Cahit Zarifoğlu, anlaşılması güç, kapalı şiirler yazar. Bu yüzden kendisi, şiirlerini “zor şiir” olarak nitelendirir.
Şiirlerindeki kapalı anlamın arka planında İslami bir anlayış mevcuttur.
Hikâye, roman, günlük, piyes, sohbet, radyofonik oyun gibi birçok türde eser vermesine rağmen kendini özellikle şair olarak adlandırır.
Cahit Zarifoğlu, eserlerinde bir ideolojinin savunuculuğunu yapmaz ve didaktik tarzdan uzak durur.
İslam, aşk, kadın onun şiirlerinde tüm güzelliğiyle ve soyut bir anlayışla ele alınır.

Şiirlerindeki madde-ruh ikilemi, madde-ruh çatışması ve Batı’nın hegemonyasına başkaldırı temaları dikkat çekicidir. (Batı diktasına karşı Doğu protestosu)

Nuri Pakdil ile “Edebiyat” dergisini çıkarır.

Cahit Zarifoğlu’dan…

“Biz, sakalları şiirle karışık, yüreği Allah’la barışık adamları sevdik.”

“Ve gittin,
Ve dağ çöktü.”

“Burası dünya!
Ne çok kıymetlendirdik…
Oysa bir tarla idi,
Ekip biçip gidecektik.”

“Evimizde her türlü musibete ve hastalığa karşı bir tek doktor ve ilaç vardı: dua ve aspirin. Daima şifa bulduk.”

“Ve gördük ki
mekân değildir,
zamandır önemli olan.
Ve lakin o da değildir,
eylemdir önemli olan.
Ve o dahi değildir, kalp olmadıkça…”

“Dört kutsal kelime duydum
Acz
Nasip
Rahmet
Ölüm”

“Çıktığım
her yerin kapısını
sert kapatmamla tanınırken,
senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.”


7 Haziran 2012

abdurrahim-karakoc-tarihte-bugun
(1932-2012)
7 Haziran 2012’de hayata veda eden Abdurrahim Karakoç, saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk edebiyatı geleneğine uygun olarak yazar.
Siyasi taşlamalarıyla tanınan şairin Mihriban adlı şiiri, toplumun bütün kesimlerince sevilir.
İronik tarzda yazdığı yazıları da vardır.
“Bana diyorlar ki ‘İkinci bir Mihriban daha olur mu?’
Olmaz yavrum, bir kişiye yıldırım iki defa düşmez.”
“Gölgesinde otur amma
Yaprak senden incinmesin.
Temizlen de gir mezara,
Toprak senden incinmesin.
Yollar uzun, yollar ince
Yol kısalır aşk gelince.
Yat kurban ol İsmail’ce,
Bıçak senden incinmesin.”
“Ya İslam’da erirsin
Ya inkârda çürürsün.
Yol mezarda bitmiyor,
Girdiğinde görürsün.”

10 Haziran 1984

halide-nusret-zorlutuna-tarihte-bugun
halide-nusret-zorlutuna-tarihte-bugun
(1901-1984)
10 Haziran 1984’te İstanbul’da vefat eden Halide Nusret Zorlutuna,  yazmaya mütareke yıllarında başlar.
Kurtuluş Savaşı’nın verdiği heyacanla millî edebiyat akımına katılır.
Şiirlerine kadın duyarlılığı hâkimdir. Hikâye, deneme, roman türlerinde de eserler verir.
Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri, hikâye ve düzyazıları Millî Mecmua, Aydabir, Çınaraltı, Hisar, Türk Kadını, Türk Edebiyatı, Ayşe ve Töre gibi dergilerde yayımlanır.

Halide Nusret Zorlutuna ünlü romancılardan Emine Işınsu‘nun annesi, Pınar Kür‘ün de teyzesidir.

Başında sararmış dallardan bir taç,
Gözünde yaşlarla geldi sonbahar.
Ben üzgün ruhuma beklerken ilaç,
Zehriyle kalbime doldu sonbahar.


10 Haziran 1966

hamdullah-suphi-tanriover-tarihte-bugun
(1885-1966)
10 Haziran’da hayata veda eden Hamdullah Suphi Tanrıöver, “İstiklal Marşı” için açılan yarışmada Mehmet Akif’in yazdığı marşın kabul edilmesi konusunda TBMM’de büyük çaba gösterir.
İstanbul’da Fecr-i Ati Topluluğu‘nun kurucuları arasında yer alır ancak daha sonra birçok şair gibi Milli Edebiyat akımı çizgisinde eserler verir. Bu dönemde hem Türk Ocağı’nda hitabet gücünü, hem de şiirini geliştirir.

Devlet adamlığındaki ünü şairliğini gölgeler.


10 Haziran 2008

cengiz-aytmatov-tarihte-bugun
cengiz-aytmatov-tarihte-bugun (1)
(1928-2008)
Cengiz Aytmatov, böbrek yetmezliği sonucu tedavi gördüğü Almanya’nın Nünberg kentindeki hastanede 10 Haziran 2008 günü hayatını kaybeder.
Milletinin tarih boyunca kazandığı sosyal, kültürel, ahlaki, edebî, askerî bütün maddi ve manevi zenginliğini eserlerine yansıtır.
Halkının içine düştüğü zor durumları eserlerinde anlatmaya çalışır.

Psikolojisiyle, duyuş ve anlayış tarzıyla, maddi ve manevi zenginliğiyle zengin Kırgız Türk kültürünü, o kültürü devam ettirecek genç nesillere yeniden hatırlatmaya gayret eder.

Özüne bağlı; kendinden, halkından, coğrafyasından haberdar olan bir profil çizer.

Eserleri Türkçe’nin dışında yaklaşık 150 dile çevrilir ve milyonlarca baskı yapar.

“Gözlerimi kapayabilir, kulaklarımı tıkayabilir ama düşünmeden edemezdim.” (Toprak Ana)

“Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir.”

“Asıl mesele de bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur.” (Gün Olur Asra Bedel)

Gün Olur Asra Bedel (Kitap Yorumu)↵

Gün Olur Asra Bedel (Kitap Sözleri)↵


13 Haziran 1987

cemil-meric-tarihte-bugun
emil-meric (1)
(1916-1987)
Cemil Meriç, Türk düşünce hayatının en önemli isimlerindendir.
1928 yılında Yeni Gün gazetesinde çıkan yazısıyla edebi hayata atılır.
İyi derecede Fransızca bilen ve Fransızcadan birçok tercüme yapan Cemil Meriç, Doğu ve Batı kültürlerini çok iyi tanır.
Eserlerinde sosyolojiden felsefeye, tarihten edebiyata kadar birçok alanda derin düşüncelere yer veren Cemil Meriç, onları etkileyici bir üslup ve çarpıcı bir dille kaleme alır.
Makale, deneme, inceleme ve araştırmaları ile tanınan yazar, eserlerinde Doğu ve Batı kültürlerinin zengin kaynaklarından faydalanır.
Sosyoloji alanında önemli araştırmalar yapar ve Balzac, V.Hugo gibi yazarların eserlerini Türkçeye çevirir.
Eserleri:

Deneme-İnceleme-Araştırma: Bu Ülke, Kırk Ambar, Jurnal 1-2, Ümrandan Uygarlığa, Dünyanın Eşiğinde, Işık Doğu’dan Gelir, Kültürden İrfana, Saint Simon İlk Sosyolog-İlk Sosyalist, Hint Edebiyatı, Mağaradakiler, Bir Facianın Hikâyesi

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni, eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.”

“İslamiyet hem küstahlıkları önleyecek İlahî bir irşattır, hem de ümitlerimizi sonsuzca kanatlandıracak bir teşvik.”

Jurnal 1, Cemil Meriç (Kitap Yorumu)↵

Jurnal 1, Cemil Meriç (Kitap Sözleri)↵


15 Haziran 1961

peyami-safa-tarihte-bugun
peyami-safa-tarihte-bugun (1)
(1899-1961)
1961 ‘de Erzurum’da yedek subaylığını yapmakta olan oğlu Merve’nin ölümü üzerine geçirdiği büyük sarsıntı sonucu 15 Haziran 1961’de İstanbul’da ölen Peyami Safa, Türk edebiyatının önemli roman, hikâye ve fıkra yazarındandır.
Psikolojik roman türünün önemli bir temsilcisidir.
Romanlarında psikolojik tahlillere ve ruh çözümlemelerine ağırlık verir. Bilinç akımı, iç konuşma gibi anlatım tekniklerinden yararlanır. Romanları teknik yönden oldukça güçlüdür.
Doğu-Batı çatışması, ahlak çöküntüsü, varlığın sırları, toplumsal değişme sonucu ortaya çıkan bunalımlar romanlarında işlediği başlıca konulardır.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu adlı romanı Türk edebiyatının ilk otobiyografik romanıdır.
Manevi değerleri ve inancı ön planda tutar. Her şeyin kaynağını madde kabul eden anlayışa karşı çıkar. Bu bağlamda Türk edebiyatının mistik yazarlarından kabul edilir.
Türkçeyi çok iyi kullanır. Kelime hazinesi oldukça geniştir. Yüz kırka yakın eseri vardır.
Sanat endişesi taşımadan geçimini sağlamak için yazdığı eserlerde Server Bedii takma adını kullanır. Bu isimle yayımladığı Cingöz Recai polisiye dizi romanları büyük ilgi görür.
“İyiler kaybetmez, kaybedilir.”
”Hoşlandığımız eserleri mutlaka tekrar okumalıyız. Çünkü ikinci, hatta üçüncü okuyuşumuzda evvelce dikkat etmediğimiz güzellikler buluruz. Kitap bir şehir gibidir. Onu anlamak için turistler gibi içinden otomobille geçmek, hatta sokaklarından bir defa ağır ağır yürüyerek geçmek elvermez. Dikkate layık yerlerde tekrar tekrar dolaşmak, şehrin içinde bir müddet yaşamak lazımdır.”

“Sev, iste, anla ve vazgeç. Evvela gözlerini yum, sev; ileriye atıl, iste! Başın bir yere çarpınca (çarpacak, muhakkak) gözlerini aç, anla, geriye çekil ve vazgeç!”


18 Haziran 1965

refik-halit-karay-edebiyat-tarihinde-bugun
refik-halit-karay-tarihte-bugun
(1888-1965)
Refik Halit Karay, 18 Haziran 1965’te hayata veda eder.
Önce Fecr-i Ati’de, sonra Milli Edebiyat topluluğunda yer alır.
Konuları Anadolu’da geçen hikâyelerinde Anadolu insanının dünyasını ve sorunlarını işler.
Eserlerindeki kahramanlar Anadolu kadınları, kasaba memurları, köylüler ve köy imamlarıdır.
Mizah, eserlerinin önemli bir parçasıdır. Toplumsal eleştiriye de yer verir.
Kişilerin kurnazlık, çıkarcılık, dürüst olmayan özellikleriyle ilgili ruhsal çözümlemeler yapar. Kişileri yaşadıkları sosyal çevreyle birlikte ele alır.
Kıvrak ve sürükleyici bir anlatımın hâkim olduğu eserlerini canlı konuşma diliyle yazar.
Kirpi takma adıyla yazdığı siyasi mizah yazılarını Kirpi’nin Dedikleri adlı eserinde toplar.

20 Haziran 1997

cahit-kulebi-edebiyat-tarihinde-bugun
cahit-kulebi-tarihte-bugun
(1917-1997)
20 Haziran 1997 tarihinde Ankara’da ölen Cahit Külebi, eserlerinde Nazmi Cahit takma adını kullanır.
Şiirlerinde halk edebiyatının izleri görülür.
Lirik türüne uygun yazdığı şiirlerinde Anadolu gerçeklerini, Anadolu’nun çeşitli manzaralarını ele alır.
Serbest şiiri benimser, hece ölçüsünü pek kullanmaz, kafiyeden ahenk oluşturmak için faydalanır.
Şiirlerinin temelini halk türküleri ve deyişleri oluşturur.
Millî sanat, şiirlerinin ana kaynağıdır.
Bir gece habersiz bize gel,
Merdivenler gıcırdamasın.
Öyle yorgunum ki hiç sorma,
Sen hâlimden anlarsın. Sabahlara kadar oturup konuşalım,
Kimse duymasın.
Mavi bir gökyüzümüz olsun, kanatlarımız…
Dokunarak uçalım.
İnsanlardan buz gibi soğudum,
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma,
Anlarsın.

21 Haziran 1980

ahmet-muhip-diranas-edebiyat-tarihinde-bugun
ahmet-muhip-diranas-tarihte-bugun
(1909-1980)
21 Haziran 1980’de Ankara’da vefat eder.
Fransız sembolist şiirini halk şiiriyle kaynaştırmaya çalışan Ahmet Muhip Dıranas, az şiir yazmasına rağmen, oldukça beğenilen bir şair olur.
Hece ölçüsü, kafiye ve nazım şekli, şiirlerinde vazgeçemediği unsurlardır.
Şiirlerinde insanın iç dünyası, tarih, metafizik, doğa, güzellik, aşk, yaşama sevinci, umut ve umutsuzluk gibi konuları işler.
Mecazlı, sembollü ve destansı anlatımdan faydalanır.
Olvido, Kar, Serenad, Fahriye Abla edebiyatımızın unutulmaz şiirleri arasındadır.
“Geçiyorum mevsim gibi kapından
Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Gülay doğan

    Ne kadar da güzel bir çalışma!
    Dopdolu!
    Şulecim,edebiyat tarihinde haziranda olup bitenleri ne güzel derlemişsin.Sanatçılarımızın söz ve dizelerinden seçtiğin alıntılardaki tercihlerin sayfanı kişiselleştirmiş, çalışmana kişilik katmış: Harika! Doğrusu hızımı alamayıp önceki aylar için derlediklerine bile göz gezdirdim.
    Bu ayki doğumlar değil bu ayki ölümlerle karşılaşınca bunun bilinçli bir tercih olduğunu elimizden kayıp giden her şeye farkındalık oluşturmak istediğini düşündüm, bu tarzından bile estetik bir haz aldım.🖒

    • Rengârenk kişilikler, belki duygular da aynı ama her biri birbirinden farklı ve özgün ifade ediş tarzı ve şairler ve yazarlar…
      Beğenmene çok sevindim, ben de sayfayı hazırlarken zevk aldım.

      Elimizden kayıp gidenlerle ilgili yorumun da oldukça etkileyiciydi.😔
      Teşekkür ederim. 💐

  2. Fatma Öztürk

    Hocam bu güzel anlamlı ve tarih kokan yazılarınizi okudukca okumak okumak geliyor içimden geçmişimize dalip gidiyorum çok teşekür ederim sana başarılar dilerim

  3. Mustafa Sinan Öztürk

    Çalışmalarınızı takip ettikçe aslında ; edebiyatın yaşamımızın tam merkezinde olduğu kanaati doğdu bende hocam.Şuna inanıyorumki edebiyatı seven nesiller yetiştikçe memleket daha bi memleket olacak.Emeğiniz çok.Kaleminize sağlık hocam.Hep varolun..

    • Mesleği ne olursa olsun edebiyatla mutlaka ilgilenmeli insan.
      Bu bağlamda yaptığınız tespit çok anlamlı.

      Çünkü insanı merkeze alan ve hep onu anlatan edebiyatın yolunun bizimkisiyle kesişmemesi ve kesiştiği o noktada ruhumuza anlamlı bir derinlik kazandırmaması imkânsız.

      Teşekkürler Sinan Bey… 🙂

  4. Mustafa Sinan Öztürk

    Bende teşekkür ederim hocam.Çalışmalarınızda başarılar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir