Yeraltı Demiryolu (Kitap Yorumu)

Yeraltı Demiryolu  

Amerikalı yazar Colson Whitehead↵ günümüzde bile hâlen toplu katliamlarla kanlı yönünü göstermeye devam eden ırkçılığın ve üstünlükçülüğün korkunç yansımalarını işliyor Yeraltı Demiryolu adlı romanında.

Bunu yaparken aynı zamanda, zihinlere “oldukça cazip ve ulaşılamaz” imajıyla servis edilen “Amerikan ruhu”nun gerçekte ne olduğunu, tarihsel yaşanmışlıklardan hareketle sezdirmeye de çalışıyor.

“Ve Amerika bir yanılgı, hem de yanılgıların en büyüğü… Dünyada birazcık adalet olsaydı bu ulusun var olmaması gerekirdi çünkü temelleri cinayet, hırsızlık ve zulüm üzerine kurulu.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.312)

2016 yılında Amerika‘da yayımlanan Yeraltı Demiryolu‘nun en dikkat çekici yönlerinden biri, Amerika’nın temelinde yatan ve insanın kanını donduran insanlık suçlarına korkusuzca ve bolca gönderme yapmış olmasına rağmen 2017 Pulitzer, 2017 Arthur C. Clarke ve 2016 Amerikan Ulusal Kitap Ödülü gibi birçok ödüle layık görülmesi.

Ayrıca yazarı Colson Whitehead‘in, ülkesinde verilen çeşitli deha bursları dahil birçok ödül, nişan ve madalya ile de onurlandırılması.

yeralti-demiryolu-colson-whitehead

Colson Whitehead

Edebiyat eleştirmenlerinden de tam not alan Yeraltı Demiryolu’nun dikkat çeken bir diğer yönü ise yayımlanır yayımlanmaz hem ülkesinde hem de bütün dünyada büyük bir ilgiyle karşılanması ve “Yılın En İyi Kitapları” listesinde yer alması.

Yeraltı Demiryolu’nun Konusu

Yeraltı Demiryolu, 1800’li yılların başında yuvalarından ve ailelerinden çalınarak zincirlenen; gözleri, eklemleri, omurgaları muayene edilip zührevi hastalıklara veya benzer illetlere tutulup tutulmadıkları anlaşıldıktan sonra ise bir malmış gibi satılan Afrikalı siyahileri ve onlara reva görülen, tüyleri diken diken edecek kadar ağır zulümleri anlatıyor.

yeralti-demiryolu-colson-whitehead-2

1800’lü Yılların Başında Amerika

“On birlerce isim Afrika sahilinde yük beyannamelerine kaydedilmişti. İnsanlar kargoydu… Her isim mal, nefes alan sermayeydi; etten ve kemikten kâr.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.236)

Romanın başkahramanı Cora da işte bu siyahilerden sadece biri. 

Yeraltı Demiryolu ve Cora’nın Ölüm Kalım Mücadelesi

Anneannesi Afrika‘daki ailesinden kaçırılarak Amerika’ya getirilen Cora -tıpkı diğer çocuklar gibi- neşesi yok edilen, bugünden yarına içindeki ışığı kaybeden ve geleceği olmayan bir kız çocuğudur.

On-on bir yaşlarındayken Cora’nın dünyası asıl, annesinin plantasyon adı verilen köle çiftliğinden kaçmasıyla kararır. Garibanların kaldığı eve yollandıktan sonra da yardımına hiç kimsenin gelmediği Cora, kendisinin üç katı büyüklüğündeki zorba adamlara karşı tek başına yaşam mücadelesi vermek zorunda kalır.

Aslında bu, tam bir ölüm kalım mücadelesidir zira kaldığı yer çocukların, patates çaldığı için ya da aylaklık ettiği için kırbaçlandığı ve uluyana kadar yaralarının acı biberle yıkandığı işkence çekme yeridir.

Üstelik sadece çocukların da değil, köleleştirilen bütün siyahilerin, bir zihnin kabullenemeyeceği işkencelerle bazen duyuları köreltilerek her gün yavaş yavaş, bazen de asılıp hızlıca öldürüldüğü bir nevi hapishanedir:

“Ağaçlardan sallanan cesetlerin akbabalara ve kuzgunlara bırakıldığını görmüştü. Kadınların dokuz kamçılı kırbaçlarla kemikleri görünene kadar dövüldüğünü görmüştü. Diri ve ölü insanların odun yığınlarına bağlanıp yakıldığını görmüştü. Kaçmaya engel olmak için kesilen ayaklar, hırsızlığı engellemek için kesilen eller…”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.45)

Beyaz Adamlar ve Zulme Uğrayan Siyahiler

Bir tarafta, bu feci muameleden kaçışı aklından bile geçiremeyecek kadar cahil kalsın diye gözleri oyulan siyahiler:

“Connelly, bir keresinde sözcüklere baktığı için bir zencinin gözlerini oymuştu… Bu ceza sayesinde, alfabeyi öğrenmeyi hayal eden bütün kölelerin ona karşı akla hayale sığmaz bir korku duymasını sağlamıştı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.112)

Diğer tarafta, yaptıkları bu zulümlerle övünen beyaz adamlar:

“Beyaz adamların ne kadar etkili katliamlar yaptıklarıyla övündüklerini; kadınları ve bebekleri öldürmekle, başkalarının geleceklerini daha beşikteyken boğmakla böbürlendiklerini biliyordu.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.134)

Velhasılıkelam,

Kuzey Carolina‘da siyah ırk, yalnız ipin ucunda sallanmak için vardı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.175)

Bağımsızlık Bildirgesi ve

Amerikan Ruhu

Romana göre bu insafsızlık ve zulüm hikâyelerinin başaktörleri için iki önemli dayanak vardı.

Bunlardan birisi Bağımsızlık Bildirgesi:

“Bağımsızlık Bildirgesi başyapıtlarıydı. Sürekli yenilenen saldırı ve gasplar tarihi.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.42)

Diğeri ise Amerikan ruhu:

“Bunca yıl sonra Amerikan ruhunu tercih ediyorum ben, bizi buraları zapt etmemiz, bir şeyler inşa etmemiz ve burayı medenileştirmemiz için Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya çağıran ruhu. Yok edilmesi gerekenleri yok etmemiz için de tabii. Aşağı ırkları yükseltelim diye. Yükseltemiyorsak onlara boyun eğdirelim diye. Boyun eğdiremiyorsak yok edelim diye. İlahi emrin kaderimiz kıldığı şey, Amerikan buyruğu budur.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.243)

Bu iki dayanak noktası, zulümleri meşrulaştırmakla kalmayıp
işlenen suçların zamanla farklı boyutlara taşınmasına da sebep olur.

Nasıl mı?

Kısırlaştırılan ve Denek Gibi Kullanılan Siyahiler

Kontrolsüz ithal edilen Afrikalıların sayısının günden güne artması ve beyazların pek çok eyalette azınlık konumuna düşmesi, Amerikalıları tedirgin etmeye başlar. Bu durum, acımasız bazı projelerin hayata geçirilmesini gündeme getirir.

Bu projelerden biri, bazı siyahilerin, plantasyonlardan devlet tarafından satın alındıktan sonra kısmen ve geçici olarak özgürleştirilmesi ve ardından da kısırlaştırılması projesidir:

“Bebeklerini çalan eski efendileri değil, doktorlardı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.141)

Bir diğeri ise topluma karışmaya uygun olmadığı düşünülen siyahilerin, bulaşıcı hastalıklarla ilgili araştırmalarda denek olarak kullanılması ve böylece bilimsel çalışmaların kusursuzlaştırılması projesi.

Tabii işin en acıklı tarafı, siyahilerin bu durumdan hiçbir şekilde haberdar edilmemesi:

“Kendi hayatlarını yönettiklerini sanıyorlardı. Oysa hâlâ koyun gibi güdülüyor, evcilleştiriliyorlardı. Eskisi gibi salt mülk değil ama besi hayvanıydılar; damızlık olarak beslenen, kısırlaştırılan hayvanlar. Kümesi veya ağılı andıran koğuşlara tıkılmışlardı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.142)

Irkçı Coon Şov ya da Minstrel Şov

Amaçları “aşağı bir ırk olarak gördükleri siyahilerin pisliğinden azade bir ulus kurmak ve siyahların ordusunu püskürterek yıllar önce bu ülkenin doğuşu sırasında yapılan hatayı düzeltmek” olan Amerikalı beyazlar, işledikleri insanlık suçlarını eğlence malzemesi olarak da kullanır:

“19. yy. başında Amerika Birleşik Devletleri’nde çok popüler olan ‘ırkçı coon şov veya minstrel’lerde, yüzlerini siyaha boyayan beyaz aktörler siyahiler hakkında en kötü kalıpyargılar ve klişelerin tekrarlandığı şarkılı danslı komedi skeçlerini sahnelerdi.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.176)

Minstrel Şov

Yeraltı Demiryolu’yla Kaçış

Bu cehennemde yaşayıp da kaçmayı düşünmemek mümkün değildir siyahiler için ama ne yazık ki hemen her siyahinin rüyasını süslese de bunu başarabilmeleri neredeyse imkânsızdır:

“Kaçaklar öldürülmeden önce ağır bir işkenceden geçirilirdi. Geride kalan herkes, ölmelerine izin verilmeden önce maruz kaldıkları dehşetli ızdırabın kademe kademe artışını seyretmek zorundaydı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.51)

Bütün bu olumsuz şartlar, kaçış mucizesinin hiçbir şekilde gerçekleşemeyeceği anlamına gelmez elbette:

“Virginia’da aniden kaçıp aklınızı kullanarak ve Tanrı’nın görünmez eli yardımıyla devriyelerle ödül avcılarını atlatabilir, gizlice Delaware veya Chesapeake’e ulaşabilirdiniz. Veya gizli hatları ve gizemli güzergâhlarıyla yeraltı demiryolu size yardım edebilirdi.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.64)

Yeraltı Demiryolu Aslında Bir Metafor

Gizli hatları ve gizemli güzergâhları olan yeraltı demiryolu, aslında bir metafordur. Amerika tarihinde “yeraltı demiryolu” olarak adı geçen bu ifade, kuzeye kaçan siyahilerin yol üzerinde güvenle saklanıp dinlenebilecekleri evlerden oluşan zincire verilen mecazi bir isimdir.

Romanda ise bu gizemli güzergâh, gerçekte de var olan ve içinden lokomotiflerin, kör marşandizlerin geçtiği somut bir demiryoluna dönüşür ve Cora’nın kaçışı ile özgürlüğüne kavuşması hikâyesinde anlatımın bir hayli etkileyici ve sürükleyici olmasını sağlar.

Aynı şekilde, romanın bazı yerlerinde,  kaçak köleleri bulmak için 1800’lerin başında yayımlanan “gerçek” ilanların kullanılması da bu etkileyiciliği daha çok artırır.

Bu ilanların neden önemli olduğu sorusuna Colson Whitehead, bir röportajında şu cevabı veriyor:

“Farklı insanların seslerini işlemeyi, onların dili nasıl kullandığını çözümlemeyi seviyorum ama insanların hayatlarından çok fazla şey yakalayan yoğun hikâyeler olan gerçek köle ilanlarındaki dille yarışacak bir şey yazamadım. Hayatın ufak detayları, kurmacayı canlı kılıyor.”

Köle Kayıp İlanı

Yeraltı Demiryolu’nun Verdiği Mesajlar

Özgürlüklerine kavuştuktan sonra bile maruz bırakıldıkları dehşetin etkisinden kurtulamayıp köleliğin zihinlerine verdiği hasarları onaramayan siyahilerin acıklı hikâyelerini edebiyat dünyasına taşıyan Yeraltı Demiryolu, bu unutulmaz yaşanmışlıklarla beraber bazı önemli mesajlar da veriyor.

İlk mesaj, Cora nezdinde bütün siyahilerden özür dilenmesi gerektiği:

“Çektiği bütün acılar için Cora’dan özür dilenmesi gerekiyordu. Ona bütün düşmanlarının, ızdırabında parmağı olan bütün efendilerin ve idarecilerin bu dünyada değilse öbür dünyada cezalarını çekeceklerini, bazen yavaş ve görünmez olsa da adaletin sonunda, her defasında gerçek hükmünü verdiğini anlattı.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.306)

İkinci mesaj ise, insanların ötekileştirilmediği bir beraberliğe kurtuluş ve başarı için ne kadar da ihtiyaç duyulduğu:

“Gerçekten bildiğimden emin olduğum şey, beyaz bir ailenin komşusu olan siyah bir aile olarak düşeceksek birlikte düşeceğimiz, çıkacaksak birlikte çıkacağımızdır. Ormandan nasıl çıkacağımızı bilemeyebiliriz ama düştüğümüz zaman birbirimizi kaldırabiliriz ve varacağımız yere ancak birlikte varabiliriz.”

(Yeraltı Demiryolu, Colson Whitehead, s.313)

Yeraltı Demiryolu ve Son Söz

Tarihte, temeli ırkçılık ve üstünlükçülüğe dayanan insanlık suçlarının, sadece işlenmekle kalmayıp etrafa saldığı korku yüzünden başka zulümleri de beraberinde getirdiği yadsınamaz bir gerçek.

Peki, ya günümüzün dünyası?

Colson Whitehead, bir röportajında şunları söylüyor:

“Amerika her zaman ırkçı olmuştur, şu anda da ırkçı ve benim hayatım süresince de ırkçı olmaya devam edecek.”

Maalesef günümüzün dünyası da bu merhametsiz temelin etkisi altında hâlâ. Keşke öyle olmasa. Ve madem dünya kötü bir yer, keşke insanlar öyle olmasa.

kitap (25)

Not 1: Bu kitap ilginizi çektiyse, Amerikan edebiyatında tüm zamanların en etkileyici trajedisi olarak nitelendirilen ve “materyalizm üzerinden Amerikan rüyasının çöküşü”nü ve Amerikan tarihindeki trajik “Kayıp Kuşak Dönemi”ni anlatan Muhteşem Gatsby adlı romanı da incelemenizi öneririm. Muhteşem Gatsby kitap yorumu↵

Not 2: Yeraltı Demiryolu adlı romandan derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Ne düşünüyorsunuz? Yorum köşesinde bizimle paylaşın!

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Meltem

    Dünya kötü bir yer, keşke insanlar öyle olmasa…👍🏻

  2. Ülkü varol

    Kalemine sağlık 💐

  3. Fatma öztürk

    Hocam bu ne acıklı bir roman
    Çok duygulandım hatta ağladım
    Allah hiçbir insanı zalimin eline duşürmesin
    Tüm insanlık alemine özgürce yaşamak nasip etsin🌺

    • Âmin Fatma Hanım, çok güzel bir dua, teşekkür ederim.
      Edebî eserlerin amacı zaten hissettirmektir. Bu tür metinler, anlatmak istedikleri her neyse onu hissettirerek ve sezdirerek anlatır. Bu yüzden diğer öğretici metinlere göre etki güçleri daha fazladır.
      Ama yine de sizi ağlatmayı hiç istemezdim. 💐❤️

    • Sinan Öztürk

      👍❤

  4. Derya

    Evet işte Amerika gerçeği. Önce altın kıtayı bulup üzerinde yaşayan oranın bizzat sahibi olan kızılderilileri türlü işkencelerle soykırıma tabi tuttular sonra bu değerli kıtada çalıştırmak için kara kıtanın, kaderide bir o kadar kara olan insanlarını köleleştirerek zulmetmeye başladılar. Yenilgiyi hiç hazmetmediler ve şimdi de yine dünyayı türlü oyunlarla kasıp kavurmaktalar. Böyle kıymetli bir eseri bize tanıttığın için minnettarım sana Şulem

    • Edebî metinler, insanın ve dolayısıyla toplumun aynasıdır. Gerçeklikten hareket eder, onu değiştirir, dönüştürür ama gerçekte yaşanmış olayların insani yönünü de en iyi onlar anlatır ve bazen gerçekte ne olduğunu en iyi sezdirenler de yine edebî metinler olur.

      Yeraltı Demiryolu’nun yazarı Colson Whitehead, romanını yaşanmış gerçek olaylardan hareketle kurguladığını söylüyor. Elbette bu, onu daha da ilgi çekici kılıyor.

      Canım dostum, değerlendirmelerinle sayfayı zenginleştirdiğin için ben de sana teşekkür ederim.

  5. Esma Kuralkan

    “Günümüzün dünyası da bu merhametsiz temelin etkisi altında“ ifadesinde aslında anlatılmak istenen ne, çok düşündüm…
    Eğer anladığım ise katılmıyorum. Dünya merhametsiz bir temel üzerine kurulmuş değil… Bence evrende -insanları dahil etmeyelim- muazzam bir dayanışma, tesanüd, taavün var… Müthiş merhametli bir organizasyon var… İnsanoğlunun hayatını idame ettirmesi için vücuduna lazım olan elementler (demir, azot, mağnezyum, fosfat vs.) topraktan filizlenen önce göz zevkimize ardından midemiz ile vücutlarımıza dağılan nebatatlar… Neredeyse tüm kâinat, küçük bir kâinat denilen insan için tahsis edilmiş: dereler, denizler, yeşillikler, cennetten minik numuneler olan cennet koylar, tüm tabiat…
    Ama onu merhametsiz ferdleri ile (merhametli insanlar da var) bozan, karıştıran insan familyası…
    ”Dünya kötü bir yer, keşke insanlar kötü olmasa“ cümlesi travma yaşayan bir hissiyat ile dudaklardan dökülse de bu muazzam organizasyonun hakkını vermemek olur. İyi insanların da nefesleri sayılı, kötü insanların da nefesleri sayılı. Tüm bu müthiş organizasyon da, nefesleri sayılı olan bu 3-5 insanın yok olması ile yok olmayacak, burada minik numunelerini gördüğümüz tüm güzellikler başka bir meydana kendini bırakacak. İşte o meydanda, buradaki sınavlardan geçmiş olan iyi insanlar olacak, adaletin, etik unsurların insana yakışır olduğunu keşfetmiş kişiler yaşayacak bu muazzam güzelliklerin misli ile….
    Bırakın Cora’nın yaşadıklarına maruz olmak, okurken bile dayanamadım, satırları atlayarak ilerledim. O asıl dünyamızda Cora’lar, Colson Whitehead’ler, Malcom X’ler vs. kalpleri ferahlamış olarak, adaletleri uygulanmış olarak yaşayacaklar. Muhakkak zulüm yapanlar cezalarını çekecekler. Bazen burada görüyoruz adaletin tecelli ettiğini, bazen de ebedi hayata tebdiî ediliyor…
    Cennet gibi dünyanın çok ötesindeki güzellikler, elmas insanlar için olacak… ama önce bu dünyada bir insanın, elmas insan mı kömür insan mı olduğu test edilmekte…. Adalet mutlak tecellî edecektir.

    • “Günümüzün dünyası da bu merhametsiz temelin etkisi altında“ sözüyle, bu çağda bile devam eden soykırımlara, ırkçılık ve üstünlükçülüğe dayanan zulümlere ve toplu katliamlara dikkat çekmeye çalışmıştım. Nitekim yorumunuzun devamında bu acı gerçeğe siz de temas etmişsiniz. Evrendeki dengeyi bozan “merhametsiz fertler”den, “karıştıran insan familyası”ndan söz etmişsiniz.

      ”Dünya kötü bir yer, keşke insanlar kötü olmasa“ sözündeki “dünya” kelimesiyle de, sahip olduğu güce güvenerek kendinden daha güçsüz halkları ezen dünya devletlerini kastetmiştim.

      “Evrendeki müthiş merhametli organizasyon” ise işlediğim konunun tamamen dışında ve merhametsiz insanların konu edildiği bir yazıda yer alamayacak kadar da masum ve lekesiz…

      Ancak bu müthiş organizasyona dair anlatımınızın muazzam olduğunu da belirtmem gerekiyor doğrusu, tebrik ederim.💐

  6. Esma Kuralkan

    2019’dayız. İspanya Cumhurbaşkanı “1800’lü yıllarda Amerika kıtasında, orada yaşayan yerli halka ciddi zulümler ettik. Bunun için oradaki yerli halktan, kızılderililerden özür diliyorum.“ şeklinde bir beyanı oldu. Bu özür, İspanyolların oradaki akıl almaz zulümlerine maruz kalanların kalplerinde nasıl aksbuldu bilemiyorum tabi geriye 1-2 fert kaldıysa…
    Bu, İspanyol cephesi… Ya Amerikan rüyası diye algı yapılan ırkçılığın Amerikan cephesi….!!!!!!!
    Daha ne kadar Cora’lar vardır!
    Birikimlerini, yaşanmışlıkları derleyip bizlere aktardığı için teşekkürler Colson Whitehead,
    Teşekkürler, ırkçılık hususunda farkındalık oluşturma çabalarınıza, teşekkürler sn Şule Bayraktar Hocam…

    • Yaşanan bu kadar derin acıların bir özürle affedilebileceğini, sanki bu travmalar hiç yaşanmamış gibi kalındığı yerden yola devam edilebileceğini zannetmiyorum Esma Hanım. Zira bu romanın hem 2016’da yayımlandığı hem kendi ülkesi de dahil birçok ülkede büyük yankı uyandırdığı dikkate alındığında, acıların henüz unutulmadığı ve bunlara sebep olanların da henüz affedilmediği anlaşılır kanaatimce.

      Colson Whitehead gibi yazarlar eserleriyle, bu farkındalığı daha geniş kitlelere yaymaya çalışıyorlar ve sizin de dediğiniz gibi içten bir teşekkürü hak ediyorlar.

  7. Esma Kuralkan

    Yapılmakta olan bu zulümlere birileri çıkıp 1948’lerde 30 ülke bir araya gelip İnsan Hakları Beyannamesi Bildirgesi yayınlanmış.
    2019’dayız… DNA’larında mevcut olan ırkçılık, menfaatçilik, zulüm bazı algı yönetimleri ile kamufle edilmeye çalışılsa da, tanıklık ediyoruz, halen acip tarzda uyguluyorlar.
    Oysa, 632 yılında Son Peygamber, taa 632’de beyazın siyaha, siyahın beyaza üstünlüğü yoktur, şeklindeki uyarıları ile ırkçılığın, adaletsizlikle hükmetmenin, kadının erkeğe, erkeğin kadına üstünlüğü yoktur, zulüm haramdır, ırkçılık haramdır diyerek şiddetle yasaklamıştır.
    Bakınız şimdi yeryüzüne… Yeryüzü, İslam dininin centilmenliği yüzünden hep zulme uğramakta…

    • İslam dininin centilmenliği sugötürmez bir gerçek, peki ama ya Müslümanlar?
      Centilmenliği doğru yorumlayabiliyorlar mı gerçekten?
      Ve bu centilmenliği doğru yer ve zamanda mı gösteriyorlar acaba?
      Ya da bu centilmenliği akıl, anlayış, kavrama, mantık yürütme gibi bazı önemli melekelerle de donatabiliyorlar mı, ne dersiniz?
      Bu noktada İslam dünyasının, canımızı acıtacak kadar kapsamlı bir özeleştiriye ne kadar da ihtiyacı olduğunu ve belli bir mesafe katedebilmemiz açısından bunun ne kadar da önemli olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

      • Düşüncelerinizi bizimle paylaşma nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim, Esma Hanım.💐

  8. Esma Kuralkan

    İlahi Hocam 😯☺️!!!
    Ben eserin tanıtımındaki 1-2 cümleye takılmıştım. Bence merhametsizliği dünyaya atfetmek haksızlık olur ama
    insani ve vicdani özelliklerini kaybeden insanlara İlâhî adalet elbett tecellî edecektir.
    Bakınız, Mısır tarihinde Firavun…
    Bakınız, Add Kavmi, Semud kavmi…
    Günümüzde, Boşnaklara zulüm yapan Sırp komutan…

    • Hassasiyetinizi anlıyorum Esma Hanım.💐
      Verdiğiniz tarihsel olaylar ve kişiler, İlahi adaletin tecellisine verilebilecek çok güzel ve doğru örnekler.
      Teşekkürler…

  9. Esma Kuralkan

    Bunlar şu an aklıma gelenler…
    Ayrıca İlahi adaletin anında, her daim tecelli etmesi hâlinde, kömürden kara insan ile elmas yürekli insan nasıl ayrıştırılsın????

  10. Esma Kuralkan

    😢😢😢
    Sahibinden kaçan 16 yaşındaki zenci kız köle Peggy’nin kayıp ilanı…😔😔
    “….sizinle konuşurken azarlanmışcasına cevab verir…”
    Bu ilan bile yaşanan dramlar hakkında ipucu veriyor.
    Colson Whitehead, romanının kurgu olmayıp gerçek yaşamdan kesitlerle pekiştirilmiş olması, kullandığı dil, hemen ödülle kabul görmesini sağlamıştır.
    Irkçılığa maruz kalmış Peggy’lerin, Cora’ların bu dünyadan sonraki hayatımıza geçmeden önce, kurulucak ilahî mahkemede, ancak İlahî adaletin tecellisi ile kalplerinin ferahlayacağını bilmek, intikamlarının çok çetin olacağını bilmek biraz yüreğimi ferahlatıyor…

  11. Esma Kuralkan

    İnsanoğluna en etik, en kâmil, şık duruşlar kutsal kitabımızda salık verilirken (bazı karakterler müstesna) neden sağlam duramıyoruz?..
    Hiçbir İslam ülkesi ırkçılık yapmazken, en çok ötekileştirilmeye, sömürüleştirilmeye bizler maruz kalıyoruz ne oluyor da, sahada tatbik edemiyoruz!!!
    Bu evrensel değerlerimizi, kaliteli, şık, içten yaşarsak, uyanık olup beynimizi de küçük yaştan çalıştırmayı öğrenirsek, ırkçılık, ötekileştirilme, adaletsizlik ferc ferc ortadan kalkacak…
    Tabi bir de fitne sokmada, bizleri birbirimize düşürmede tüm sistemlerini ustaca kullanan emperyalistler olmasa…

    • “İnsanoğluna en etik, en kâmil, şık duruşlar kutsal kitabımızda salık verilirken neden sağlam duramıyoruz?
      Ne oluyor da sahada tatbik edemiyoruz?”
      Bu cümlelerinizdeki haklı siteminize katılmamak mümkün değil. Bu düşünce sancısını çekmek bile bana göre meselemizin çözümü için atılabilecek çok önemli bir adım olabilir.

    • Hüsna Öztürk

      Şule Hocam, eser ve eser hakkındaki yorumlarınız tek kelimeyle mükemmel. Temennimiz Cennet’ten numuneler sergileyen dünyada kulluk bilinciyle yaşamak. Belki o zaman kötülerin ve kötülüklerin zararlarından korunabiliriz…😔 Selâm ve dua ile

  12. Esma Kuralkan

    Çözüm; bireylerimizi, küçük yaşlarda sağlam, etik değerlere saygılı, çalışkan yetiştirmeye çalışmakta…
    O tabloda Emperyalist güçler de bir şey yapamaz, ötekileştirilmeye de maruz kalınmaz…
    Kişi sağlam dursun da, ötekileştiriliyorsa da varsın ötekileştirilsin…

  13. Esma Kuralkan

    Hocam ☝️
    beni sayfanızdan çıkarabilirsiniz 😊
    Vaktinizi çok işgal ediyorum 😔

    • Asla Esma Hanım. Keşke bütün okurlar düşüncelerini bizimle paylaşsa. Ne kadar verimli bir beyin fırtınası gerçekleşir, öyle değil mi?
      Verdiğiniz emekten ve gösterdiğiniz incelikten dolayı çok teşekkür ederim. 💐

  14. Sinan Öztürk

    Dehşet vericiydi Gülsüm Hanım. Ne hayatlar ne acılar varmış. Dünyamız güzel ama insanlar zalim. Kahrolsun Amerika…
    Üslubunuz yalın, tüyler diken diken…

  15. Melik Vatansever

    Bilgiye, gerçeğe çok kolay ulaşabildiğimiz günümüz dünyasında artık bu kafaların çöplüklerde yerini alacağını düşünüp rahatlıyorum ama aklıma; bu zihniyetlerin bu gerçeklerden faydalanıp ona göre gardını alarak akla gelmeyecek yöntemlerle ırkçılığa, emparyalizme, sömürgeceliğe devam edebilecekleri geliyor ve endişeleniyorum 🙎

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir