Suç ve Ceza (Yorum-İnceleme)

SUÇ ve CEZA

DOSTOYEVSKİ

Sevme hikâyem…

İlk fark ediş…

Kolaydan zora doğru adım adım öğrenmek, en verimli öğrenme metodudur. Hepimiz biliriz bunu. Hem zaten kâinatın işleyişi de böyle değil midir?

Küçük bir çocuğu düşünelim mesela:

Önce sağına soluna destekleyici bir iki şey koyarız ki oturabilmeyi başarsın.

Sonra sıra ayakta durmaya gelir.

Aynı şekilde, hiçbir destek almadan, birkaç saniye bile olsa ayakta durabilmesi ikinci büyük başarısıdır onun.

Nihayet en zor aşamaya sıra gelir: Yürümek.

Hem ona hem de izleyene büyük bir heyecan yaşatan bu mutlu sonda o artık yürüyordur.

Yaradılışın kanunudur bu.

Bu kanunun aksini düşünün. Yani işe zor olandan başladığınızı: İmkânsız.

Ama bazen…

Ama bazen alışılagelenin aksine, farklı durumlarla da karşılaşamaz mıyız?

Ya da şöyle sorayım:

Hâlin gereğine ters düşen durumlara hiç mi tanık olmayız?

Yani bir işin en zor aşamasından başlayıp iyi sonuçlar alamaz mıyız?

Yaşadığım için biliyorum. Evet bazen iyi sonuçlar alabiliriz.

Kitabı sevme hikâyemde olduğu gibi.

ZOR ÖDEV

Öyle bir ödevdi ki…

Üniversite birinci sınıftayken bir ödev verilmişti: Türk ve dünya edebiyatından seçilen bazı eserlerin okunup yapı unsurlarının tahlil edilmesi. Bu amaçla bir kitap listesi verildi elimize.

Tabii verilen bu kitap listesini arkadaşlarla hemen incelemeye aldık. Listedeki eserler genel anlamda makul görünüyordu. Okunup rahatlıkla tahlil edilebilirlerdi.

Okumaya ilkin sıra dışı bir eserle başlayacaktım:

“Suç ve Ceza”

Bu ödeve göre, Dostoyevski‘nin Suç ve Ceza adlı muhteşem klasiği okunacak, sınıfta sunumu yapılacak ve değerlendirilecekti.

O zamana kadar kitaplar henüz, anlamlı bir şekilde, dünyama girmiş değildi. El mahkûm, başladım okumaya.

Yolun daha başında havlu atanlar oldu, birkaç sayfadan sonra bırakanlar, hatta gözü korkup kitabı eline alamayanlar dahi oldu…

Aslında edebiyat fakültesine henüz başlayan arkadaşlarımızın bu durumu mazur görülebilirdi; çünkü kitap, yaklaşık 700 sayfa kalınlığındaydı ve bu, sıradan bir okuma olmadığı için onları bir hayli yoracaktı.

Arkadaşlarımın çoğunun hâli böyleyken, peki ben ne durumdaydım, hemen söyleyeyim.

Bazen hepimizin başına gelir: Bazı süreçler zor gibi görünse de, sonunda güzel şeyler yaşayacağımızı daha en başındayken sezer, bundan dolayı da işin peşini bırakmamak gerektiğini düşünürüz.

Bu zor ödev de benim için böyle bir anlam taşıyordu; seziyordum, sonu çok güzel olacaktı. İşte ben de bu önseziyle başladım okumaya.

İyi ki okumuşum…

SUÇ ve CEZA

İnsan Ruhunun Resmi

Yaklaşık 151 sene boyunca insanları etkileyen bu şaheser, ilk sayfalarından itibaren beni de etkilemeye başlamıştı. Kitabın neredeyse tamamında, mükemmel bir gözlemin ürünü olan harika ruhsal portreler vardı ve bu portrelerle insan ruhunun âdeta resmi çiziliyordu.

İnsan ruhunun resmi?

Evet!

Suç ve Ceza, tam anlamıyla insan ruhunun resmiydi.

Öyle bir resimdi ki bu, her bir kıvrım, gizli kalmış her bir köşe, fark edilmesi zor olan her bir detay müthiş bir kurgu ve anlatımla karşımda duruyordu. Son derece heyecan verici bir durumdu bu.

Ben de tadını çıkara çıkara okudum.

Notlar aldım.

Düşündüm.

Yazdım.

Tekrar düşündüm.

Keyifli bir süreç yaşadığımı çok iyi hatırlıyorum.

Kitapları, hayatıma anlam katacak şekilde ilk fark edişim ve sevme hikâyem böylece başlamış oldu.

Vefa…

İşte bu yüzden, kitap değerlendirmelerine ilk bu şaheserle başlamak ve belki de hem yazarına hem de bu ödevi veren hocama bir nevi teşekkür etmek istedim.

DOSTOYEVSKİ

İnsan Ruhunun Resmini çizen Adam

Güzel bir çiçeğin renkli yapraklarının dizaynı, küçük büyük her bir parçasının kusursuz bir şekilde birbirine kenetlenmesi, dikkatli bakmışsak eğer, bizi hayretler içinde bırakır.

Aynen bunun gibi, muhteşem dediğimiz bazı şaheserlerin yazarlarının “insan” gerçeğini işleyişleri de aynı şaşkınlığı, ardından, çiçekte olduğu gibi, aynı hayranlığı yaşatır bize.

İşte Dostoyevski böyle biri. İnsanı ve ona ait derinlikleri, böylesine profesyonelce, ne zaman görmeye başlamış, bunları ne kadarlık bir zaman diliminde analiz edebilmiş ve de insana ait tespit ettiği gerçekleri, yıllar sonra bile geçerliğini muhafaza edecek şekilde nasıl bu kadar mükemmel anlatabilmiş, işte bu son derece hayranlık verici bir şey.

DOSTOYEVSKİ İÇİN NE DEDİLER?

Biyografi alanındaki çalışmaları ile dönemin birçok ünlü kişisinin hayatını gözler önüne seren Stefan Zweig,  Dostoyevski ile ilgili şu değerlendirmeyi yapar:

“Edebiyatın büyük ‘sınır tanımaz‘larından olan Dostoyevski, çağımızda bunların en büyüğüydü ve hiç kimse onun kadar, ‘sınırsızlık ve sonsuzluk yeryüzünün kendisi kadar gerekliydi’ diyen bu atılgan, bu ölçüsüz adam kadar ruhun yeni ülkelerini keşfetmedi.

Hiçbir yerde durmadı, mektuplarından birinde gururla ve kendi kendini suçlayarak, ‘Her yerde sınırları aştım.’ diye yazar, her yerde.”

Arjantinli deneme ve öykü yazarı Jorge Luis Borges ise,

“Aşkı ilk defa yaşamak gibi, denizi ilk defa görmek gibi, Dostoyevski’yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir.” der.

Dilerseniz siz de, hayatınıza önemli bir tarih düşürmek için, Dostoyevki’nin ölümsüz eseri Suç ve Ceza’yı okumakla işe başlayabilirsiniz.

Suç ve Ceza, Dostoyevski’nin edebiyat hayatının olgunluk döneminde kaleme aldığı muhteşem bir şaheseridir.

Roman, işlediği suçun ne kadar korkunç olduğunun bilincine vararak derin bir vicdan azabıyla birlikte pişmanlık da duyan ve suçunun cezasını çekmeyi isteyen, unutulmaz Raskolnikov’un hikâyesini anlatır. Varoluşun derinliklerini, karanlıkları içinde bir çıkış yolu arayan yalnız ve tecrit edilmiş insanların yalnızlığını didik didik eder.

Eserin en güçlü tarafı, olay örgüsü olarak değerlendirilir. Ancak bana göre Suç ve Ceza‘nın asıl gücü, romanın içinde bir hayli yer tutan muhteşem ruhsal portreleridir.

Ruhumuzun derinliklerini, kendimize bile itiraf etmeye korktuğumuz gizli saklı kalmış gerçekleri,  bütün çıplaklığıyla öylesine etkileyici bir şekilde dikkatimize sunar ki “insan olma gerçekliği“mizle bizi baş başa bırakır ve bir yere kaçamayacak duruma getirir.

 

Suç ve Ceza adlı bu çok önemli eserden sizin için derlediğim alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kitap Sözleri↵


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Binnur Albayrak

    Canım arkadaşım yıllar önce, ilk ergen zamanlarına gittim bu yazıyla. Suç ve ceza, kumarbaz insan ruhunun ne kadar girift, ne kadar karanlık, en mutlu anlarda nasılda mutsuz olunabileceğini o kadar incelikli anlatmıştı ki insan yaşamadığı şeylerden etkilenir mi? Biz etkilenmiştik. Tutku ve ihtirasın insana neler yaptırabileceğini hayretler içinde okumuş ve hayran kalmıştım. Güzel ve akıcı bir dil kullandığın yazı Dostoyevski okuması yapmamış okurlar için çok isabetli ve ön hazırlık olarak doyurucu olmuş. Kalemine sağlık.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Teşekkür ederim 🙂

  2. Binnur Albayrak

    İnsanın iç sancıları, umarsızlıkları, tutku ve ihtirasları, kendinden kaçamadığı gerçekleri aşk acılarıdır Dostoyevski dediğimizde akla gelen. O muazzam anlatımı daha öncesinde okumamış olanlara yada eksik okuma yapanlara akıcı, sade, merak ettirici bi kalemle yazdığın bu yazı için tebrikler canım benim

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Tespitlerin için asıl ben teşekkür ederim.

  3. Elif ÖZTÜRK SEYHAN

    Insanı adeta kendi benliğini tanımaya , neydi ve ne olduğunu anlamaya iten bu yazın beni derin iç dünyama götürdü. Insan o iç dünyasına girmeyi ve başkalarının da girmesini fazla istemez. Çünkü orada acıları, hüzünleri vardir. Ama sen bunu öylesine güzel başarmişsin ki yüreğine sağlık teyzem…
    Yeni yazında kendi iç dünyamda neleri keşfedeceğimi merakla bekliyorum…
    kalemine ve yüreğine sağlık.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      🙂 Heyecan verici bir keşif olacak tatlı kızım.

  4. Gülten Kuralkan Ekşi

    “Bu kadar mı?”dediğim, okumaya doyamadığım, bitti diye üzüldüğüm bir yazı olmuş, insan ruhunun resminin keşif süreci beni heyecanlandırdı, bi an önce alıp okumam gerektiği hissi uyandırdı, teşekkürler teyzecim.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Heyecanın, keşif yaparken ki duru niyetinle ziyadeleşecektir güzel kızım. 🙂

  5. Hüsna Öztürk

    İnsan denen varlığın duygularını düşüncelerini hayallerini umutlarını derinlemesine analiz eden keşfedilmemiş yönlerini bu kadar ustalıkla ortaya çıkaran her cümlesinde her kelimesinde hatta her harfinde emek olan bu çalişmandan dolayı seni ayakta alkışlıyor başarılarının devamını diliyorum Canım kardeşim. Bu mükemmel yolculuğun hiç bitmemesi dileğiyle….

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Emek vermişseniz eğer, diğerinin emeğini de fark edersiniz. Teşekkürler…

  6. Hüsna Öztürk

    ” O DENIZ YÜREKLI ” Kadınlardan biride sensin buna bu ESERİN en net örnek olacak…

  7. Gülsüm Şule Bayraktar

    Sözlerin, yapmaya çalıştığım işe çok farklı bir derinlik kazandırıyor. 🙂

  8. Meltem varol

    Şule hocam yıllardır okumaya korktuğum bir eserdir Suç ve Ceza. Ama o kadar sade ve güzel anlatmışsın ki elimdeki kitap biter bitmez okuma isteği uyandırdı bende…
    Kalemine yüreğine sağlık teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir