Sofie’nin Dünyası (Kitap Yorumu)

SOFİE’NİN DÜNYASI

Norveçli felsefe öğretmeni Jostein Gaarder‘ın kaleme aldığı Sofie’nin Dünyası adlı roman, ilk defa 1991’de yayımlandı.

Jostein Gaarder, gençlerin dikkatini felsefeye çekebilmek ve onların felsefe tarihini sıkılmadan daha kolay öğrenebilmesini sağlamak amacıyla felsefeyi fantastik bir roman kurgusu eşliğinde anlatmayı deniyor eserinde. Kitabın kapağında da “Felsefe Tarihi Üzerine Bir Roman” ifadesi yazılı.

Felsefeye dair olumlu bir kanaat oluşturmak için de romanında yer yer bazı değerlendirmeler yapıyor Jostein Gaarder:

“Kişisel görüşler geliştirmek için iyi bir temel sağlıyor felsefe.”

“Bazı felsefeciler doğadaki ayrıntı zenginliğini çok iyi yakalayan bir bakışa sahip.”

“Felsefenin en önemli görevlerinden biri de insanları aceleci çıkarsamalara karşı uyarmaktır. Üstelik aceleye gelmiş çıkarsamalar birçok batıl inanışa da yol açabilir.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Felsefeye Giriş

Bir nevi felsefeye giriş kitabı niteliğinde olan Sofie’nin Dünyası’yla ilgili internet ortamında küçük bir araştırma yaptığınızda onun bazı ilginç kategorilere dahil edildiğini de görürsünüz:

En az 130 IQ’ya sahip olanların ilk seferde anlayabileceği 23 psikoloji kitabı,

mutlaka okunması gereken 21 felsefi kitap,

hayata bakış açınızı değiştirecek ve geliştirecek, okumanız gereken 25 felsefe kitabı,

içinde Türkiye’den bir romanın da olduğu, en fazla dile çevrilmiş 20 edebiyat eseri,

size “Bir kitap okudum, hayatım değişti.” dedirtecek 20 kitap,

ölmeden önce okunması gereken 100 kitap vs.

Sofie’nin Dünyası, sıraladığım bu kategorilerin hepsine dahil edilmiş.

Bazı üniversitelerin sosyoloji bölümlerinin birinci sınıflarında ders kitabı olarak okutulduğunu da öğrendim. Ayrıca bazı ilahiyat fakültelerinde de tavsiye edilen kitaplar arasında yer alıyormuş.

Sanırım bunun sebebi, gençlere felsefi düşünme yöntemini öğretmekten çok, gençlerin ilgisini felsefeye çekmek ve felsefeye küçük bir giriş yapmalarını sağlayarak bazı temel bilgileri öğrenmelerini kolaylaştırmak.

Bunu kısmen başarmışa benziyorlar zira Sofie’nin Dünyası, en çok okunan kitaplar listesinde uzun süre üst sıralarda yer alıyor.

Bana gelince, fantastik roman okumayı pek sevmediğim için doğal olarak Sofie’nin Dünyası’nın roman kurgusunu da beğenmedim ancak bazı filozofların aynı konu etrafında birbirini tamamlayan ya da birbirine muhalif söylemlerini derli toplu ve bir arada okuma imkânı sağlayışını iyi buldum.

Bu söylemleri daha önce Sofie’nin Dünyası, Kitap Sözleri↵ adlı çalışmamda sizinle paylaşmıştım. İlginizi çekeceğine eminim; okumadan geçmeyin, derim ben.

Sofie’nin Dünyası

Sofie’nin Dünyası, zamana ve mekâna sığmayan bazı önemli sorular ve onlara bazı filozoflarca verilen cevaplar etrafında gelişen bir anlatıma sahip:

Yaşamın sonunun olması haksızlık olmaz mı?

Ölümden sonra bir hayat var mı?

Kimsin Sen?

Evren sonlu mu, sonsuz mu?

İnsan ölümsüz bir ruha mı sahip?

Tanrı var mı?

Doğa bölünemez küçük parçalardan mı oluşuyor?

Dünya nereden çıktı?

Neden yaşıyoruz?

“Hayatta en önemli şey nedir?

Açlık çeken birine bu soruyu sorarsak cevap ‘yemek’ olacak. Donmakta olan birine aynı soruyu sorarsak cevap ‘sıcak’ olacaktır. Kendini yalnız ve çaresiz hisseden birine soracak olursak cevap mutlaka ‘diğer insanlarla beraber olmak’ olacaktır ama bütün bu  ihtiyaçlar giderildikten sonra, bütün insanların ihtiyacı olan bir şey var mıdır hâlâ? Filozoflar buna evet diye cevap verirler. Onlara göre insan sadece ekmekle yaşayamaz. Tabii ki bütün insanlar yemek yemelidir. Ayrıca sevilmeye ve ilgi görmeye ihtiyaçları vardır ama bütün insanların ihtiyacı olan bir şey daha vardır:

Kim olduğumuzu ve neden yaşadığımızı bilmek.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

İşte Sofie’nin Dünyası, insanların yüzyıllar boyu üzerinde düşündükleri bu konulara filozofların getirdiği farklı bakış açılarını irdeliyor.

Mesela bir yerde Alman filozof Kant‘ın

“İnsanın ölümsüz bir ruhu bulunduğu, Tanrı’nın var olduğu ve insanın özgür iradeye sahip olduğu varsayımını insan ahlakı için neredeyse kaçınılmaz…”

değerlendirmesinden bahsederken başka bir yerde de farklı bir filozofun mesela Kierkegaard‘ın aynı konudaki farklı bakış açısına yer veriyor:

“Tanrı’yı nesnel olarak kavrayabilsem inanmam ona ama işte tam da bunu yapamadığım için inanmak zorundayım. Ve eğer inancımı korumak istiyorsam şunu unutmamalıyım: Nesnel bilinmezliğe sıkı sıkı sarılmalıyım, denizin 70.000 kulaç dibinde de olsam yine de inanmalıyım.” (Sofie’nin Dünyası, Jostein Gaarder)

Felsefe ve Tasavvuf

Farklı filozofların aynı konuda farklı yaklaşımlarını bir arada okumak, bazı şeyleri daha net görmenizi ve düşünmenizi sağlıyor, bence Sofie’nin Dünyası’nın en iyi tarafı da işte bu.

Söz gelimi,

filozofların varlığın anlamını ve sırrını bulmak için uzun bir düşünme evresinden sonra ulaştığı bazı sonuçları birbiriyle karşılaştırmak ve bunların “tasavvuf” anlayışıyla olan benzerliğini okumak, sizin de ilginizi çekebilir diye düşünüyorum.

Ya da

yaratılışın ve evrenin sırlarını daha geniş bir düşünceyle çözmeye çalışan, Allah’ın birliğini ve evrenin oluşunu varlık birliği yani Vahdet-i Vücut anlayışıyla açıklamaya çalışan tasavvufun, bazı filozofların söylemleriyle neredeyse bire bir örtüştüğünü görmek, sizin için de dikkat çekici bir durum olabilir.

Ancak eser, zihnimde bazı soru işaretleri de bıraktı:

Dünya felsefe tarihini anlatan bir roman olma iddiasına sahip Sofie’nin Dünyası, İslami felsefeye ya da İslam dünyasında gelişen felsefi akımlara ya da İslam coğrafyalarında yetişmiş düşünürlere neden hiç yer vermemiş?

Bu düşünürlerin yok sayılmalarının sebebi, İslam kelimesiyle birlikte anılıyor olmaları mı acaba?

Eğer sebep bu değilse,

aklı ve imanı aynı potada eritmeye, dinin temel iddiaları hakkında rasyonel, objektif, geniş kapsamlı ve tutarlı bir tarzda düşünmeye ve konuşmaya çalışan, evrenin yaratılışı, insanın evren içindeki yeri ve önemi, vahyin imkânı, ölümden sonraki hayat ve ruhun ölümsüzlüğü gibi konulara kafa yoran Müslüman düşünürlerin dünya felsefe tarihinde yer almamasını neyle izah edebilirsiniz ki?

Mesele bu düşünürlerin söylemlerinin doğru olup olmadığı değil zira elbette ki Müslüman düşünürlerin de düşünce sapmalarına hiç uğramadıkları ve hep doğru düşündükleri söylenemez.

Ancak asıl mesele bu tür eserlerde bu objektifliğin neden sağlanamadığı?

Hâlbuki,

“İslam felsefesi, Batı kültür tarihi içinde de büyük bir önemi haizdir. Nasıl Klasik Yunan ve Helenistik felsefe bilinmeden İslam felsefesini iyi bilmek ve genel kültür tarihi içinde değerlendirmesini yapmak mümkün değilse, İslam felsefesini bilmeden de, Hıristiyan ve Yahudi felsefesini, Ortaçağ felsefesini ve XVIII. yüzyıla kadar olan modern felsefeyi hakkıyla tanımak ve değerlendirmek aynı şekilde mümkün değildir çünkü İslam felsefesinin Batı felsefesine etkisi sanıldığından daha büyüktür.” (Ankara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, İslam Felsefesi↵ )

Neden Yoklar?

Mesela İbn Sînâ↵ (980 – 1037)

ibni-sina

Felsefe, tıp, edebiyat, aritmetik, geometri, mantık ve fizikle uğraşan; Ortaçağ karanlığında eserleri Latince ve İbraniceye çevrilen; Aristo’nun Hareket Teorisi’ni eleştiren ve fizik çalışmaları ile Yeniçağ mekaniğine öncülük eden İbn Sînâ neden yok?

Ya da Fârâbî↵ (870 – 950)

farabi

İnançla aklı uzlaştırmaya çalışan; felsefe, matematik, fizik ve musikiyle uğraşan, “Doğu’nun Aristoteles’i” olarak kabul edilen; bilimi fizik, matematik ve metafizik olarak üçe ayıran Fârâbî… (Batılı bilim adamları onun bu sınıflandırmasını ancak 13.yüzyılda kabul edecekti.)

O neden yok?

Ya Gazzâlî? (1058 – 1111)

sofienin-dunyasi-2

Descartes gibi ama ondan yaklaşık 500 yıl önce, “İrade ediyorum, demek ki varım.” diyen ve pek çok kitabı Batılı düşünürler tarafından 12.yüzyıldan önce Latinceye çevrilen Gazzâlî↵ den neden hiç bahsedilmemiş?

Peki Yunus Emre? (1241 – 1320)

sofienin-dünyasi-

“Risaletü’n Nushiyye” adlı mesnevisinde; ruh, nefis, kanaat, gazap, sabır, haset, cimrilik, akıl gibi konulara ilişkin düşüncelerini anlatan Yunus Emre↵?

O da yok!

Sosyolojinin temel prensiplerini Batılı bilim adamlarından yüzlerce yıl önce ortaya koyan; tarih felsefesinin, sosyolojinin ve iktisadın babası; tespitleri ve öngörüleri, Machiavelli’den Rousseau’ya, Comte’tan Spencer’a pek çok önemli düşünürün fikirlerini şekillendiren İbn Haldûn↵? (1332 – 1406)

Mevlâna↵ ?

sofienin-dünyasi-1

 

Hiçbiri yok!

Hâlbuki onlar da en az Sokrates, Platon ya da Aristoteles gibi insanın en iyi nasıl yaşayıp öleceği sorusuna düşünce dünyamızı zonklatacak şiddette cevaplar bulmaya çalıştılar hayatları boyunca.

Coğrafi Kader

Günümüze gelinceye değin bu isimlere binlerce kişi de eklenebilirdi tabii ki ancak maalesef…

Bu noktadan itibaren sıra, kendimizi eleştirmeye geliyor.

İslam dünyasının bu düşünce zenginliğini doğru bir rotada neden gerçekleştiremediğinin cevabının ipuçlarından birini önemli mütefekkirlerimizden Cemil Meriç‘in kendini değerlendirdiği günlüklerinde bulabiliriz sanırım:

“Kartallar uçmadan önce ücra kayalıklarda talim yaparlarmış. Tefekkür tek insanın işi değil. Ben bir Descartes, bir Spinoza olamazdım. Bu bir kromozom meselesi değil. Hotantolar içinde büyüdüm. Okumak istediğim zaman dövdüler, kitaplarımı yırttılar. Nihayet kütüphanem yağma edildi, hapse atıldım vs. Cemiyet belkemiğimi kırdı. Uçmak istediğim zaman ancak sürünebiliyordum.”

“Evet, belki bir Spinoza olamazdım ama Batı yalnız Spinoza mıdır? İnsanlara kalbimin bahçesinden çiçekler devşirdim ve kucağımda çiçekler kapıları çaldım. Kapılar açılmadı. Coğrafi kader, biyolojik kader, sosyal kader. Bunlardan bir tanesi benden çok daha kabadayısını felce uğratmaya kâfi iken üçü birden çullandılar üstüme.” (Jurnal, 129)

Sizce de düşündürücü bir değerlendirme değil mi?

Ve Sonuç

Bir yanda bazı filozofların Batı düşünüşünün bütününde yanlış bir şeylerin olduğuna dair ettikleri itiraflar, diğer yanda Hıristiyanlığın öneminin azaldığı ve dünya görüşü pazarına sunulan malların mantar gibi çoğaldığı gerçeği dururken,

maddeyi ve uzayı anlamak gerektiği prensibinden hareketle bilim dünyası da “Madde nedir, evren nasıl oluştu?” merkezli araştırmalarına verdiği hızı günden güne artırırken

ve daha da önemlisi muhteşem bir varlık âlemi gözünün önündeyken insanlık, gerçekte neden var olduğu sorusunun cevabına su gibi, hava gibi ihtiyaç duyacaktır dünya döndüğü sürece.

Bu bağlamda Sofie’nin Dünyası gibi felsefi eserler de ilgi çekmeye devam edecektir.

Ancak,

felsefeyle ilgilenmeyi, oldukça dalgalı bir denizde yüzmeye benzetiyorum ben. Hırçın ve coşkulu dalgalar sizi oradan oraya savururken ve selamete çıkabilmeniz için yüzme bilmenizin dahi hiçbir ehemmiyeti yokken iki temel şeye ihtiyacınız olacak kanaatindeyim:

Biri sağlam bir can simidi,

diğeri de varacağınız emin bir kara parçasının rotası.

Bu iki temel şey olduktan sonra felsefenin size sunacağı katkı, tartışmasız çok büyük olacaktır.🙂


Sofie’nin Dünyası’ndan derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Hüsna Öztürk

    👌

  2. Fatma Öztürk

    Hocam çok güzel bir yazı
    Okudukça çok uzaklara gidiyorum
    Bizler Yunus Emre’nin ilahileri ile büyüdük
    Hepside insanlığa hizmet etmişler bıkmadan usanmadan
    Bizde zevkle okuyalım inşallah
    Ellerine sağlık

  3. Sizi güzel anılarınızın olduğu geçmişinize götürmek, beni çok mutlu etti Fatma Hanım. 🙂
    Beğenileriniz benim için çok çok önemli, teşekkür ederim.

  4. Felsefeye bakış açınızı hep merak etmişimdir hocam.Günümüz insanlarının her şeyi herkesi sorguladığı şu günlerde bi anahtar olmuş sanki çalışmanız.Oldukça özgün ve doyurucu buldum.Felsefeyi çok önemsiyorum ve gün geçtikçede günümüz insanının felsefeye daha çok başvuracağını düşünüyorum.Ve bu alanda da yeni çalışmalarınızı dört gözle bekleyeceğimi belirtmek istiyorum.Sizinle iyiyiz hocam.Başarılar kolaylıklar…

  5. Sinan Öztürk

    Günümüz dünyası o kadar karmaşık bi hal aldıki ; felsefeye eskisinden daha çok ilgi duyacağız diye düşünüyorum.Bu konuyu ne zaman ele alacaksınız diye takipdeydim hocam.Bir çok soruya ışık tutmuş çalışmanız.İslam ve felsefeyi birbirinden ayıramayacağımız gerçeğini çalışmanızda buldum.Felsefeye çok ilgi duyuyorum.İnşallah dönem dönem böyle çalışmalarınızla karşılaşırız.Teşekkürler…

    • Değerlendirmeleriniz ve gösterdiğiniz ilgi için ben de size teşekkür ederim.

      Felsefe, istifade edilebilecek zengin bir düşünce zemini sunuyor bize.
      Ve çok haklısınız, zira felsefe; sanat, bilim, eğitim, siyaset gibi birçok alana sirayet etmiş bir disiplin durumunda. Aynı zamanda birçok farklı alan için de referans kabul ediliyor.

      İleriki zamanlarda bu ve buna benzer eserleri kendi penceremden yorumlamaya ve bu çalışmaları istifadenize sunmaya devam edeceğim.
      Takipte kalmanız dileğiyle…🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir