Satranç / Kitap Yorumu

Satranç

Satranç Kitap Yorumu

Okyanusun derinliklerinde camdan bir fanusun içindeymişsiniz gibi farz edin kendinizi. Sizi dış dünyaya bağlayan halat da kopuk üstelik… O sessiz derinlikten yukarı çekilme ihtimaliniz ise -bir mucize olmadığı takdirde- hiç yok. 

Sabahtan akşama kadar bir şeyler olmasını bekliyorsunuz ama hiçbir şey olmuyor. 

Bekliyorsunuz, bekliyorsunuz, bekliyorsunuz…

Şakaklarınız zonklayana kadar düşünüyorsunuz, düşünüyorsunuz, düşünüyorsunuz…

Ve yine hiçbir şey olmuyor.

Hep yalnızsınız. Yalnız… Yalnız…

Tam da böyle bir ruh hâli yaşamanız için “şeytanca, akıllıca ve kurnazca” tasarlanmış bir otel odasında olduğunuzu farz edin kendinizi şimdi de. 

İçinde sadece masa, kapı, yatak, koltuk, leğen…

Ve bir de siz…

Suçsuz olduğunuz hâlde, normal hayatınızdan zorla koparılıp her şeyden soyutlanarak aylarca bu otel odasına hapsedilmiş ve sanki hiç yokmuşsunuz gibi davranılmak suretiyle hiçliğe ve değersizliğe mahkûm edilmişsiniz. 

“Ağır bir dayak ya da bedensel bir şiddet belki daha insaflı…”

Bu ise insan ruhuna yapılabilecek en ağır baskı: hiçliğe mahkûm etmek ya da başka bir deyişle, onu yok saymak…

İşte, Stefan Zweig Satranç adlı eserinde, böylesine karanlık ve dramatik bir tablonun, insana yaşatabileceği ruh hâlini sezdirmeye çalışıyor bize.

Satranç ve Stefan Zweig

satranc-stefan-zweig-1-1
Stefan Zweig

Teması “hiçliğe mahkûm edilmenin insana yaşatabileceği büyük travma” olan Satranç, Stefan Zweig↵ ın, bitirmek için çabaladığı en son kitaplardan biri… Benim de Bir Kalbin Ölümü↵ adlı uzun öyküsünden sonra incelemeye çalıştığım ikinci Zweig eseri…

Stefan Zweig, 1933’lü yılların Avrupa’sında “Bütün insanlar eşittir ama bazıları eşit olmayı hak etmez.” düşüncesiyle hareket eden Nazilerin, kinlerini ve nefretlerini toplama kaplarındaki insanların üzerlerine, bedensel ve ruhsal aşağılamalarla kustukları bir dönemin yazarı…

Ve yine Zweig, Nazilerin, para ya da önemli bilgiler koparmayı umdukları kişileri özel odalara hapsedip psikolojik işkenceye maruz bıraktığı ve Hitler‘in Avrupa’yı yangın yerine çevirdiği yıllarda evi aranan, meydanlarda kitapları yakılan, bütün bu ağır baskılardan dolayı vatanını terk etmek zorunda kalan ve son durağı Brezilya’da eşiyle beraber intihar eden bir Hitlerzede…

Belki de, insanın ruhsal dünyasını alabora edecek kadar etkili bütün bu yaşanmışlıklardan dolayıdır ki Zweig’ın eserleri, onun travmatik ruhsal birikiminin de bariz izdüşümleri…

Ve aynı zamanda, acısını bütün dünyaya haykırabilmesinin de tek yolu…

Bir Kalbin Ölümü de öyleydi, Satranç da öyle…

Hiçlik

Bir Kalbin Ölümü‘nde, ailesi tarafından bir kenara itildiğini, umursanmadığını ve daha hayattayken yok sayıldığını düşünen Salomonsohn‘un, içine düştüğü ve bir türlü kurtulamadığı psikolojik çıkmaz anlatılmıştı.

Satranç‘ta ise, çok önemli bilgilere sahip olduğu gerekçesiyle, Nazilerce özel bir odaya kapatılıp hayattan soyutlanan ve tümüyle hiçliğin içine yerleştirilen Dr. B‘nin, aylarca yalnız kaldığı bu yerde bilincini canlı tutmak için verdiği mücadele anlatılıyor.

Dr. B‘nin bu akıl almaz mücadelesi, hiçliğin korkunç baskısı altındayken, sinirlerinin yavaş yavaş gevşemeye başladığını hissettiğinde ve keçileri kaçırma ya da akıl hastalığına yakalanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını sezdiğinde başlıyor.

Tükürüğüyle ıslatıp şekillendirdiği ekmek kırıntılarını odasındaki tozlarla renklendirerek birer satranç taşına dönüştürüyor. Ve onlarla, kareli yatak örtüsü üzerinde -elbette sadece kendisine karşı- amansız satranç maçları yapmaya çalışıyor.

Yükte Hafif, Pahada Ağır

Satranç, başlangıçta Dr. B‘nin ruhunu canlandıran ve zamanını doldurup onu eğlendiren bir oyun olarak oynanıyor. Ancak oyundan alınan zevk, zamanla aşama aşama önce oyun dürtüsüne, sonra da çılgınlığa dönüşüyor. Ve nihayet “yalnızca uyanık olduğu saatleri ele geçirmekle kalmayıp yavaş yavaş Dr. B’nin uykularına da sızan tutkulu bir öfke” hâlini alıyor.

Eseri okurken, böylesine tutkulu bir öfkeyle, Avrupa‘yı yangın yerine çeviren Hitler‘in, sadece kazanmaya ve yenmeye endeksli hırsı ve öfkesi arasında bağ kurmak, kaçınılmaz oluyor.

Ya da bu öfke size, “önüne çıkan bütün engelleri devirerek yol almaya alışmış, en önemsiz oyunda bile yenilmeyi kişiliğine yapılmış bir hakaret olarak kabul eden” insanları hatırlatıyor.

Ayrıca “başarılarından dolayı şımaran ve kendisini fazlasıyla kaptırdığı üstünlük düşüncesi yüzünden ona karşı koyulmasını kendisine karşı haksız bir ayaklanma ve neredeyse hakaret olarak algılayan” insanların düştüğü durumla ilgili belli bir fikir veriyor.

Satranç

Ve Son Söz

Satranç, tarihte yaşanmış ve binlerce kişinin hayatına mal olmuş büyük bir trajediyi, sanatın gizemine sığınarak anlatan bir kitap. Dolayısıyla onu okurken kurgusunu, salt roman bazında ele almamak ve metnin arka planındaki tarihsel dokuyu ve psikolojik gerçekliği de görmek gerekiyor mutlaka.

Bu açıdan bakıldığında diyebilirim ki Satranç, hem sosyolojik ve tarihsel hem de insana ait gerçekliği doğru ve derinlemesine yansıtmasındaki başarısıyla psikolojik temsil özelliğine sahip önemli bir dünya klasiği…

Sadece öykü ve romanlarıyla değil biyografilerindeki etkileyici ruh tahlilleriyle de dünya edebiyatında kalıcı izler bırakan Stefan Zweig ise, tarih, sosyoloji ve insan psikolojisi dendiğinde; içinde Dostoyevski, Balzac ve Stendall gibi önemli isimlerin de olduğu “insanı derinlemesine çözümleyen yazarlar listesi”ne dahil edilebilecek, nitelikli bir yazar…

kitap (25)

Düşüncelerinizi yorum köşesinde bizimle paylaşın.

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Hüsna Öztürk

    Değerli Şule Hocam eserler hakkindaki yorumlarınız en az eserler kadar doyurucu. Yorumlarınızındaki içtenliğiniz samimiyetiniz ,netliğiniz okurların dikkatini fazlasıyla çektiğini düşünüyor , verdiğiniz emeklerden dolayı teşekkür ediyorum…
    Başarılarınız daim olsun inşaallah 🤲

  2. Derya

    İncelediği konunun bir savaş döneminin ağır psikolojik etkilerinin yaşandığı dönem olması çok önemlli. Hele ki Nazi Almanyası ve dünya savaşı. Bunun ötesinde değindiği bazı noktalar çok can alıcı. Mesela devamlı kazanmaya alışkın olan, hiç bir şeye ve güce boyun eğmeyen, en ufak yenilgiye bile tahammül edemeyip etrafı yangın yerine çeviren insan modeli. Evet bu insan modeli etrafı yıkarken aslında farkında olmadan ruhunu, bedenini tüm hayatını hırsa sattığının farkında olamayan tiptir ki yalnızlığa da mahkumdur bir zaman sonra. Eline yüreğine sağlık bu güzel ve yalın yorumundan dolayı.

  3. Çok teşekkür ederim Deryacım, beğenmene sevindim.♥️🙏
    Betimlediğin kişilikteki insanların yürekleri ne kadar ıssızdır, kim bilir?

  4. Yeliz Özge Hoca

    Yine her zamanki gibi özenle seçilmiş kitaplar ve muntazam bir dil…
    Yorumladığıniz kitaplar kadar güzel yorumlarınız. Tebrik ederim. Başarılarınızın devamını dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir