Mahcubiyet ve Haysiyet (Kitap Yorumu)

MAHCUBİYET ve HAYSİYET

Yazarı Dag Solstad olan Mahcubiyet ve Haysiyet adlı roman; demode ve külüstür olduğuna inanan, son kullanma süresinin bittiğini ve artık tedavülden kalktığını düşünen bir edebiyat öğretmeninin, küçük bir olayın tetiklemesiyle yaşadığı travmayı ve bu travmayla başlayıp romanın sonuna kadar devam eden çok yönlü ve çetin içsel hesaplaşmasını anlatıyor.

Kendi ülkesinde 1994 yılında yayımlanan, Türkçeye de 2018‘de çevrilen ve incecik bir kitap olan Mahcubiyet ve Haysiyet, eleştirmenlerce “yükte hafif, pahada ağır” olarak nitelendiriliyor. Dag Solstad ise Norveç’in yaşayan en büyük yazarı kabul ediliyor.

dag-solstad-mahcubiyet-ve-haysiyet

“İğrenç” Bir Olay

Roman, edebiyat öğretmeni Elias Rukla‘ya “hayatının zemininin bir anda ayaklarının altından kaydığını” ve hiçbir şeyin artık eskisi gibi olamayacağını hissettiren dramatik bir olayla başlıyor.

Elias’a göre “iğrenç” olan böyle bir olay, nasıl olur da “yirmi beş yıllık dil ve edebiyat öğretmenliği deneyimi olan olgun ve kültürlü bir insanın” -yani kendisinin- başına gelebilir?

İlk bakışta sıradanmış gibi görünen bu küçük ama dramatik olay, hem travmanın fitilini ateşlediği hem de romanın felsefesini barındırdığı için aslında çok önemli.

Aynı şekilde, yıllardır biriken ama fark edilmediği için adı konulamayan derin ve asıl büyük travmanın da bir izdüşümü ya da bir nevi prototipi

Ne demek istediğimi yazımı okuduğunuzda daha iyi anlayacaksınız ama önce bu olayın kahramanı kim, kısaca ondan bahsedeceğim size.

Edebiyat Öğretmeni Elias

Elias, “hayatının tam yedi yılını gençleri eğiten bir kamu görevlisi olmaya hazırlanmak üzere derslerine vermiş, sonrasında da tam yirmi beş yıldır her gün görevinin başında olmuş ve böylece topluma olan sadakatini de ispat etmiş” bir edebiyat öğretmenidir.

Rutin bir hayat yaşayan Elias’ın, kısa süreli ve geçici mutluluklar -mesela giydiği temiz, beyaz bir gömlek- dışında hayatında onu avutabilecek hiçbir şeyi de yoktur:

“Her günkü gibi özenerek tertemiz bir gömlek giymişti üzerine. Bu çağda ve bu koşullar altında yaşamak zorunda kalmanın verdiği ve bir türlü kurtulamadığı rahatsızlığı bir nebze hafifletiyordu bu gömlek.” (Mahcubiyet ve Haysiyet, Dag Solstad)

Elias’ın, ezber yaşamayı artık çoktan kanıksamış iç dünyası, bir sonbahar günü, hayatının dönüm noktası sayılabilecek o “feci” olaydan sonra aniden boyut değiştirir ve Elias’ı kendi deyimiyle, geri dönüşü olmayan bir yola sokar.

Dramatik Olay

Elias, olayın yaşandığı gün, lise son sınıflardan birinde Henrik Ibsen↵ in Yaban Ördeği adlı eserini, -yirmi beş yıl boyunca bütün son sınıflarda nasıl işlemişse yine aynı şekilde- işlemeyi planlar.

Ancak ders normal seyrinde devam ederken eserdeki bir yan karakterle ilgili cevabını o zamana dek hiç düşünmediği bazı sorular Elias’ın zihnine aniden üşüşmeye başlar. Bu yüzden, blok işlediği dersin kalan kırk beş dakikasını -âdeta kendinden geçercesine ve aralıksız konuşarak- bu karakteri analiz etmek için harcar.

Elias’ı heyecanlandıran şey, analiz etmeye çalıştığı karakterin, eserdeki varlığının anlamıyla ilgilidir. Zira çoktandır hayatının bir anlamı olmadığını düşünen Elias için bu, kendi varlığının anlamının ne olduğuyla da ilgili yeni ve heyecan verici çağrışımlar yaptıran, oldukça sıra dışı bir durumdur.

Peki, Ya Öğrenciler?

Ancak sorun şudur ki gençler de acaba öğretmenleri kadar aynı heyecanı duymakta mıdır ya da öğretmenlerinin vermekle yükümlü olduğu bilgileri almaya ne kadar hazırdır? Hazır değillerse öğretmenleri bunu fark edebilmiş midir? Etmişse de önlemini almış mıdır? Ya da en kötüsü, verdiği bazı bilgilerin, öğrencilerini ilgilendirmeyebileceğini neden hiç hesaba katmamıştır?

Öğrencilerin canı sıkılır, öfkelenmeye ve homurdanmaya başlarlar. Can sıkıntıları öğretmenleri tarafından dikkate alınmadığı için hakarete uğramış ve küçük düşürülmüş hissederler. Önce çok ciddi alınırlar, ders uzadıkça da düşmanca bir tutum takınırlar.

Elias, öğrencilerin ilgisini ne kadar çekmeye çalışsa da bunu başaramayacağını anlar. Üstelik öğrencilerinin huzursuzluğunu, sınıftan yükselen ve kontrol edilemeyen iç çekişleri de fark eder. Ancak dersini, kültür mirasını öğreten çok önemli bir ders olarak gördüğü ve öğrencilerinin de bu “bilgi ve kültür pınarından kana kana içmeleri” gerektiğine inandığı için, hiç umursamadan konuşmasına devam eder. Daha doğrusu umursamıyormuş gibi yapar. İçten içe de sinirlenir.

Zil sesi duyulur. Ders biter. Sınıfın gürültüsü daha çok artar.

Ancak Elias için ders henüz bitmemiştir. Duyurabilmek için ses tonunu daha da yükseltir.

Acıklı Bir Durum

Kimse dinlemez.

Öğrenciler öğretmenlerinin yüzüne bile bakmazlar.

O hiç yokmuş gibi davranırlar ve yanından çekip giderler.

Elias yıkılır.

Ne yapacağını bilemez.

Okuldan bir an önce ayrılmak ister. Bahçeye çıkar. Hava yağmurludur, şemsiyesini açmaya karar verir. İlk hareketinde açılmayan şemsiyesini bir iki defa sallar. Açmayı başaramaz. Öfkelenir. Bu kez de telleri parçalanıncaya kadar taşa çarpmaya başlar. Sonra yere fırlatır, üzerine çıkıp tepinir. Bu da yetmez, ayakkabısının topuğuyla ezer. Etrafını saran öğrencilerin meraklı bakışlarını fark edince de içlerinden bir kız öğrenciye sinkaflı bir küfür savurur.

Bu arada ok gibi batan teller elini kesmektedir.

Bu feci bir öfke patlamasıdır.

Bir süre sonra ne yaptığının farkına varır ama artık çok geçtir. Çevresini saran öğrencilerden ve olayı okulun pencerelerinden izleyen öğretmenlerden büyük bir mahcubiyet duyar. Kendini okulun dışına, şehrin caddelerine atar.

Yağmurun altında, hiç bilmediği sokaklarda dolaşarak aslında ve yalnızca “kendisini” arar.

Cevap Bekleyen Sorular

Belli birikimi olan bir öğretmenin, önlemini kolayca alabileceği böylesine basit bir meselenin üstesinden gelememesinin asıl nedeni ne olabilir acaba?

Mahcubiyet duyacağı bazı davranışlarının önüne neden geçememiştir?

Ve son soru:

Bu olayı bir haysiyet meselesi olarak görüp -toplumsal hayatına veda etmek anlamına da gelen- öğretmenlikten vazgeçmek gibi radikal bir kararı nasıl olur da alabilmiştir?

Mahcubiyet ve Haysiyet

Romanın felsefesinin dayandığı temel, işte bu soruların cevabındadır:

Elias, aslında uzun bir süredir kendisini toplumdan dışlanmış olarak görmekte ve bu olaya kadar bastırmayı her ne kadar başarabilmişse de dayanılmaz acılar çekmektedir.

Toplumdan dışlandığını somutlaştırdığı için de bu utanç verici olay ona, feci ve dönüşü olmayan, ağır bir travma yaşatmıştır.

Toplum Tarafından Dışlanma

Elias, “anlamlı bulduğu bir işi varken, kişisel özgürlüğüne sahipken ve hayata entelektüel bir merak ve ilgiyle yaklaşırken, toplumsal hayatın çizdiği çerçeve ve sınırlar içinde ilgi duyduğu şeylerin peşinden de gidebiliyorken” ne değişiyor da kendisinin toplum tarafından dışlandığını düşünüyor?

Sadece bu kadar da değil.

Toplumun işleyişinin dışında kaldığını da hissediyor.

Çağına ayak uyduramadığına ve söyleyecek bir sözünün artık kalmadığına inanıyor.

“İçinde bulunduğu zamana ve şartlara yabancılaşma” duygusundan bir türlü kurtulamıyor.

Savunduğu tüm değerlerin aşağılandığını, sanki görünmez biri olmuş da bu yüzden onu kimsenin görmediğini düşünüyor.

Değişimin başını çeken kişilerin niçin ona artık ilgi duymadığına ve niçin selam dahi göndermez olduğuna cevap bulamıyor.

İşte Elias’ın yıllardır biriktirdiği tüm bu duygular, küçük bir olay ve bir öfke patlamasıyla gün yüzüne çıkmış oluyor.

Elias, yalnızdır.

Umutsuzdur.

Ve yenik düşmüştür.

Neden?

Mahcubiyet ve Haysiyet’te şöyle bir cümle geçiyor:

“Bir çağ kapanmıştı ve toplumsal konularla ilgili bir birey olarak Elias Rukla’yı beraberinde götürmüştü zira Elias tam da bu çağda kendini gençleri eğiten bir kamu görevlisi olmaya adamıştı. Yeni bir çağda gençleri eğitmeye niyeti yoktu, bunu yapabilecek vasıflara da sahip değildi. İşte bu kadar basit.” (Mahcubiyet ve Haysiyet, Dag Solstad)

Tabii durum bu kadar da basit değildir.

Yalnızlık, Yabancılaşma, Ruhsal Sarsıntı

Elias, yağmurun altında, hiç bilmediği sokaklarda dolaşırken hayatını da gözden geçirir. Karısıyla yaşadığı iletişimsizliği, onunla “kesintisiz bir sohbeti” neden hiç yapamadığını ve onun kendisine şimdiye kadar neden hiç “Seni seviyorum.” demediğini sorgular.

Sadece karısıyla da değil üstelik, hiç kimseyle kuramadığı sohbetin hayatında açtığı boşluğu fark eder.

Evliliğini, öğretmenlik mesleğini, en yakın arkadaşını ve geçmişini düşünür.

Sosyal hayat, kadın, erkek, eğitim, güzellik, toplum ve siyaset gibi birçok şeyi yeniden ve canını acıtacak kadar gerçekçi bir bakış açısıyla irdeler. 

Ve anlar ki ruhu aslında büyük bir sarsıntı geçirmektedir:

“… büyük Avrupa savaşının sebep olduğu ruhsal sarsıntıların, aradan seksen yıl geçtikten sonra kendi ruhunda oluşan sarsıntılara benzediğini fark ediyordu.” (Mahcubiyet ve Haysiyet, Dag Solstad)

Romandaki satır aralarından ve romanın bütününe hâkim olan ana fikirden yola çıkıldığında, Elias’ın yaşadığı bu sarsıntının, modern dünyanın yaşadığı manevi çöküşü, yalnızlığı, yabacılaşma duygusunu ve bunlardan doğan ruhsal sarsıntıyı sembolize ettiğini söylemek yanlış olmaz sanırım.

Mahcubiyet ve Haysiyet

Son Söz

Mahcubiyet ve Haysiyet, hem insana dair sunduğu ruhsal gerçeklik hem de zengin sosyal ve toplumsal arka planıyla okurun zihin dünyasını harekete geçirmeyi oldukça iyi başaran, modern dünyaya “moderniteden gözleri kamaşmış insanlar” gibi sözlerle eleştirel göndermeler yapmayı da ihmal etmeyen dikkate değer bir eser doğrusu.

Bu yönüyle “yükte hafif, pahada ağır” değerlendirmesini de hak ediyor; ah, bir de sayfalarca süren paragrafları olmasa!..

 

 


Not 1: Bu yazı ilginizi çektiyse modern dünyaya eleştirel bir bakış getiren Sahip Olmak ya da Olmak kitap yorumu↵ yazımı da okumanızı önerebilirim.


Not 2: Mahcubiyet ve Haysiyet adlı romandan derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.


Yazımı beğendiyseniz yorum köşesine bir çiçek atın lütfen! 💐


 

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    💐

  2. Teşekkür ederim. 🙂

  3. Mustafa Öztürk

    🌷🌷🌷🌷🌷🌹🌹🌹🌹🌸🌸🌸🌼🌻🌻🌺🌺🌺

  4. Pakize Öztürk

    👏👏👏❤️❤️❤️

  5. Mustafa Akan

    🌺🌺🌺

  6. JALE ÖNDER DARICI

  7. Dilek Aras

    Yüreğine emeğine sağlık Şulecim yükte hafif pahada ağır bu kitabı ben de çok merak ettim çok teşekkürler bu kıymetli paylaşımların için 💐

    • Ben teşekkür ederim Dilekcim. 🙂💐
      Olur da okursan eğer, görüşlerini burada bizimle paylaşmanı çok isterim.
      Selam ve sevgilerimle…

  8. Gülsen

    🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌺🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌹🌷🌷🌷🌷🌷🌷⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘⚘

  9. Derya

    🌹🥀🥀🌹

  10. Hüsna Öztürk

    Doyurucu yorumlarınız için çok teşekkür ederim. Yeni paylaşımlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz emeğinize sağlık Şule hocam 🌼

  11. Hüsna Öztürk

    Değerli paylaşımlarınız, eşsiz yorumlarınızla okumanın önemini her seferinde daha çok hissettiriyor ve kitap okumayı daha çok sevdiriyorsunuz.
    Üslubunuz akıcı ve doyurucu… Emeklerinizden dolayı sizi yürekten kutluyor başarılarınızın devamını diliyorum Şule Hocam 🌹

    • Çok teşekkür ederim Hüsna Hanım.
      Düşüncelerimi sizinle paylaşmak da en az kitap okumak kadar güzel… 🙂💐

  12. Gizem

    🌹🌹

  13. Gülten Kuralkan Ekşi

    👏💐✨💗

  14. Sedef ipekçi

    Hüzünlü, merak uyandirici bir hikaye…
    Teşekkürler 💐

  15. EsmaKuralkan

    Norveç in yaşayan en büyük yazarının eseri,
    Mahcubiyet ve Haysiyet …
    Güzelmiş….

  16. Esma Kuralkan

    Dag Solstad , çook lüzumlu bir konuya ışık tutuyor ….
    Öğretmenlerin, eğitmenlerin konumunda olanların kuşaklar arası geçişlerdeki farklılıkları görmeleri, eğitmenliğinin kutsallığında, her kuşağa hitab etmeyi başarabilmeleri, hem eğitmen hem gençler açısından önemli bir konu …….

    • Hem de çok çok önemli bir konu.
      Kuşaklar arası geçişlerdeki farklılıkları tolere etme görevi daha çok öğretmene düşüyor ama.

  17. Esma Kuralkan

    Hocam,
    Elias Rukla gibi zor bir duruma düşmek hakkaten, üzücü, düşündürücü…
    Şule Hocam romanı okurken eminim, acaba Elias burada nasıl davranmalı idi, sorusunu düşünmüş olmalısınız…
    Dag Solstad bunun cevabını okuyucuyamı bırakmış merak ettim…
    Sanırım her kavramı hızla tüketme modundaki gençlerle, kendini eğitmenliğini güncelleme, bu konuda asıl sizin görüşünüze başvurmak lazım…
    Tüm dünyada, önceliğini hiç kaybetmeyecek bir konuyu irdelerken kullandığı ifadelerle bence Dag, pahada ağır, güzel bir roman takdim etmiş

  18. Evet, eserde konuyla ilgili bazı ipuçları var:

    Birincisi Elias, dersinde işlediği Henrik Ibsen’in Yaban Ördeği adlı klasik eseri güncelleyebilirdi mesela.
    Bunu, eserdeki karakterin intihar etme olayını günümüzün gençlerini ilgilendiren boyutuyla işleyerek yapabilirdi.

    Aynı şekilde Norveç edebiyatının bu ünlü klasiğinin, polisiye bir roman kadar heyecan verici olduğunu da gösterebilirdi.

    Ayrıca öğrencilerin, gerçek dünyalarında var olan kişilerle roman karakterlerini özdeşleştirmelerini sağlayabilirdi.

    • Bu arada, yorumlarınızla farklı açılımlara zemin hazırladığınız için çok teşekkür ederim Esma Hanım. 🙂💐

  19. berın terzi

    Değerli kardeşim Mahcubiyet ve Haysiyet adlı eseri ve diğerleri için geç kalmış teşekkürlerimi sunarım.Özeti itibariyle bugüne denk gelişi benim için tam bir tevafuk oldu.Gelişimin sonu yok hangi açıdan bakılsa güzel bir yönü görülecek olan duyguların ve acıların paylaşımının mutlaka öğreticiliği şaşırtıcı oluyor.geçmişte ne olmuşsa bugünde oluyor sadece öğrenebildiğimiz kadarını uyguluyoruz.İnsan olmanın ikramıyla ne kadar üstesinden gelebilirsek…..

    • Asıl ben teşekkür ederim kadim dostum. 💐

      İnsanların -acıları da dahil- yaşadıkları her duygunun zamanı ve mekânı aşan benzerliği ne kadar ilginç öyle değil mi?

      Seni bu sayfalarda gördüğüme çok sevindim. Hep takipte kalman dileğiyle. 🙂

  20. Esma Kuralkan

    Okurken edebiyat alanındaki birikimleri ile öğrencileride olan Şule Hocamız, bu romanı kapattığında kesin keşkeleri olmuştur diye düşünmüştüm…
    Yukardaki notunuzla bu merakıma cevap bulabildim..
    Evet, güncelleme !!!!
    Sanırım bazı numunelik, istisnalar dışında, her alanda sürekli bir güncelleme luzumunu görmemiz lazım …
    Teşekkürler Şule hocam. 🌹

    • Yaklaşımlarınızdaki zenginlik, fikir jimnastiği yaptıracak kadar etkili. Sizi okumaktan keyif alıyorum.
      Teşekkür ederim Esma Hanım. 🙂🌷🌷🌷

  21. Hüsna Öztürk

    🌹👌

  22. Sema akan

    🌹🌹

  23. Kadriye Ertürk

    💐💐🌹🌹🌷🌷

  24. Volkan

    Güzel bir kitap analizi olmuş.
    Teşekkür ederiz 🙏

  25. Cebrail

    Hocam emeğinize sağlık çok güzel bir yorum hazırlamışsınız. Özellikle kitapçılarda “çok satanlar” reyonunun önünden koşar adım kaçtığımız bu günlerde bizi dag solstad gibi bir yazarla tanıştırdığınız için teşekkürler.

    • “Çok satanlar” listesindeki kitaplardan kaçma eğilimi çok da yanlış değil ancak bazen nitelikli kitaplar da bu listelerde yer alabiliyor.

      Beğenmenize çok sevindim, teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir