Madame Bovary / Kitap Yorumu

Madame Bovary

Hem edebî hem de kültürel anlamda büyük bir dönüm noktası olarak kabul edilen Madame Bovary, 1857 yılında yayımlandığında âdeta yer yerinden oynar. Geleneksel unsurlara karşı büyük bir saygısızlık, hatta hakaret ettiği gerekçesiyle yasaklanır ve Gustave Flaubert‘e dava açılır.

Ancak burada açılan davadan ziyade, Flaubert’i başarıyla savunan avukatın, mahkeme heyetine sorduğu iki önemli soruya çekmek istiyorum dikkatlerinizi.

Zira davanın seyrini tamamen değiştiren bu iki sorunun, dünya klasiklerinin de -farklı bir pencereden ve kısmen de olsa- neden okunması gerektiğini açıkladığını düşünüyorum:

  1. Madame Bovary’yi okuduktan sonra kötülüğe karşı sevgi mi, yoksa tiksinme mi duyuyoruz?
  2. Madame Bovary’de tanık olduğumuz suça layık görülen korkunç ceza, erdem duygusunun doğmasını sağlamıyor mu?

Ve nihai kara:

Eser ve yazar suçsuzdur.

Başlangıçta böylesine sert bir tepkiyle karşılansa da Madame Bovary, etkileyici hikâyesi, sağlam kurgusu ve sunduğu psikolojik gerçeklik sayesinde yıllardır dünya edebiyatının en sevilen klasiklerinden biri olarak keyifle okunmaya devam ediyor.

Romantik Kültüre Başkaldırı

Romantizmi yerle bir edip realist edebiyatın temelini atan Gustave Flaubert, mantıktan çok duyguları ile hareket eden romantik ve hayalci bir kadının acıklı hikâyesini anlatıyor Madame Bovary‘de.

Realizmi romantizme karşı çetin bir mücadelenin içine sokarak oklarını ilkin Emma (Madame Bovary)’nın, genç kızlığında okuduğu romanlara fırlatıyor.

Hayalperest romantizm akımının etkisiyle yazılan bu romanlarda, idealize edilmiş romantik duygular ve yine idealize edilmiş kahramanlar vardır. Emma, bunların gerçek dünyada da var olduğuna, bu kahramanların bir gün kendisinin de karşısına çıkacağına ve bu duyguları yaşayacağına inanıp hayaller kurar.

Emma’nın acıklı hikâyesinin temelinde yatan yanılgı da işte burada başlar.

Madame Bovary’nin Yanılgısı

Emma Bovary, hem aşırı romantik hem de bir fantezisttir. Don Kişot gibi gerçeği reddeder ve -yine onun gibi- kurduğu romantik idealist hayallerin etkisiyle içinde bulunduğu gerçeklikten günbegün uzaklaşarak kendisine hayalî bir dünya inşa eder.

Paris’in bir haritasını satın alır.

Ve sanki gerçekmiş gibi, haritanın üzerine koyduğu parmağıyla kentte alışverişe çıkar:

“…Kadınlara mahsus Corbeille gazetesi ile Sylphe des Salons’a abone oldu. Piyeslerin ilk temsili, koşular, müsamereler, balolar hakkında yazılanları, bir kelime atlamadan okur; sahneye yeni çıkan bir artistle, yeni açılan mağazalarla alakadar olurdu. Son modayı, iyi terzilerin adresini, operaya ne gün gidileceğini bilirdi. Eugene Sue’nün romanlarından salonların nasıl döşendiğini öğrendi; Balzac’ın, George Sand’in eserlerini okuyup heveslerini hiç olmazsa hayalen tatmine çalıştı. Kitabını sofrada bile elinden bırakmaz, Charles konuşarak yemek yerken, Emma bir romanın sayfalarını çevirirdi…” (Madame Bovary)

Kurduğu bu hayaller âleminde, sadece zenginliğin ve kibarlığın, iç güzelliğin dışa yansıyan görüntüleri olduğuna; aşkın sadece zenginliğin ve kibarlığın olduğu yerde yaşanabileceğine ve kendi varlığının da, sadece böyle bir aşkla kabul görebileceğine inanır.

Yanılabileceği aklının ucundan bile geçmez.

Madame Bovary’nin Gönlündeki Boşluk

Derin bir boşluk vardır Madame Bovary’nin gönlünde.

Verdiği yeni siparişler, saçlarında denediği yeni modeller, yeni öğrenmeye başladığı İtalyanca, satın aldığı yeni kitaplar, kurduğu hayaller de dahil hiçbir şey ama hiçbir şey yetmez bu boşluğu doldurmaya.

Hayallerini gerçeğe dönüştürmek istediğinde ise, zaaflarını fark eden erkekler tarafından baştan çıkarılıp kullanılan ve sonra da fırlatılıp bir köşeye atılan kadın durumuna düşer.

En küçük bir içgörüsü dahi olmayan, sınıf atlama tutkusuna yenik düşmüş; paraya, gösterişe ve lükse düşkünlüğü yüzünden gözleri âdeta kör olmuş, annelik şefkatinden yoksun Madame Bovary’nin kişiliğindeki bu zayıf halkalara, çevresini saran yozlaşma da eklenince trajik bir portre çıkar karşımıza.

Kendi öz saygısını da yitirmiş trajik bir portre…

Kadınlar Her Zaman Saftır

Rodolphe, romanın önemli bir kahramanı, Flaubert’in romantizme açtığı savaşta etkileyici bir figürdür. Onunla sunduğu portre, bütün romantik âşıkların maskesini bir anda yere düşürür.

Bunu nasıl yaptığına gelmeden önce, cevap bekleyen bence bir diğer soru, Gustave Flaubert‘in bu maskeyi neden düşürmek istediğidir.

Kadınların her zaman saf olduğunu, bunun eğitimle ya da şartlarla ortaya çıkan politik bir sorun değil, kadınların yaradılışıyla ilgili bir özellik olduğunu düşünen Flaubert, bu romanı yazarken sanki,

“Ey kadınlar, romantik âşık görüntüsüne bürünen erkeklerin gerçek yüzünü görün!”

der gibidir.

Nitekim böyle düşünmemizi gerektiren birçok unsur vardır romanda:

Mesela Madame Bovary‘nin, hayallerinin başkahramanı Rodolphe ile kaçma hayalleri kurarken, Rodolphe’un Madame Bovary’den tamamen kurtulabilmek için, mazeretlerini -daha doğrusu yalanlarını- sıraladığı etkileyici (!) bir veda mektubu yazmaya çalışması gibi…

Ya da yazarken Emma için “Ha, şunu da ekleyeyim de balta olmaya kalkmasın bana.” diye düşünmesi…

Aynı şekilde, imzasını atarken daha duygulu bir görüntü vermek için su koyduğu bardağa parmağını batırıp aldığı iri bir damlayı mürekkebin üstüne damlatarak bir iki damla gözyaşı süsü vermeye çalışması gibi…

Trajikomik bir tablo…

Madame Bovary ve Mistik Aşk

Hayalleri yıkılan, mutluluğu romantik aşklarla elde edemeyeceğini defalarca test etmek zorunda kalan Emma’nın gücü zamanla tükenmeye başlar.

Öksürür.

Kilo kaybeder.

Acılarını dindirmek için mistik aşka bile yönelir:

“Gururdan acı içinde kıvranan ruhu sonunda dindarlığa yaraşan bir alçakgönüllülük içinde rahata kavuşmuştu. Aciz olmanın zevkini tadarak, benliğinde iradesinin yok oluşunu seyrediyordu ki böylelikle Tanrı’nın inayeti içine daha kolay, daha bol biçimde dolabilecekti. (Madame Bovary)

Ancak bu yönelişin etkisi de çok çabuk geçer. Ondan da vazgeçer.

Manevi çırpınışlarına maddi çırpınışlar da eklenir. Arzularını bir türlü dizginleyemediği dönemlerde alıp da okumadığı kitaplar ve dergi abonelikleri, derslerine gitmediği piyano eğitimi ve aldığı pahalı elbiseler yüzünden girdiği ve bir türlü ödeyemediği borçları günden güne katlanır.

Madame Bovary

Ve Acı Son

Gustave Flaubert, oldukça acı bir son yaşatır Madame Bovary’ye.

Böylece ona hem hatalarının bedelini ödetmiş hem de romantik akımın o ideal aşklarının ve insanlara sunduğu hayal dünyasının toz duman içinde yıkılışını sembolize etmiş olur.

Tolstoy’un Anna Karenina↵ sı gibi intihar etmeye karar verir Emma. Bunu Anna Karenina gibi trenin önüne atılarak değil de arsenik gibi güçlü bir zehri içerek yapar.

Acılar içinde kıvranır, saatlerce can çekişir:

“Emma kan kusmakta gecikmedi. Dudakları daha çok sıkıştı. Elleri ayakları büzülmüştü, bedeni koyu lekelerle kaplıydı. Nabzı, parmaklar altından, gerilmiş bir tel gibi, kırıldı kırılacak bir harp teli gibi kayıyordu.

Sonra bağırmaya başlıyordu, korkunç. Zehre lanet yağdırıyor, küfrediyordu, çabuk olması için yalvarıyordu…” (Madame Bovary)

Gustave Flaubert, Madame Bovary’nin arsenik içerek can çekiştiği bu anları gerçeğe en uygun şekilde anlatabilmek için tıp kitaplarını inceler. Hastalanma riskini göze alarak arseniğin tadına bakar. Nasıl bir etki bırakacağını anlamaya çalışır. Yaşadıklarını bir mektubunda şöyle anlatır:

“Ağzımda arseniğin tadını öylesine duyuyordum ki iki kez ardı ardına gerçek mide spazmı hissettim ve bütün yemek boyunca kustum.” (Madame Bovary)

Burjuvaziye Açılan Savaş

Gustave Flaubert, Madame Bovary ile sadece romantizme değil aynı zamanda burjuvaziye de savaş açmıştır.

Zenginlikle yoksulluk arasındaki fark, Paris ile taşra hayatı arasındaki uçurum, paranın gücü ve burjuvazinin çirkin yüzü…

Flaubert, burjuvaziden öylesine nefret eder ki Madame Bovary romanını bitirmekte zorluk çektiğinde onun imdadına bu nefreti yetişir:

“İki şey bana devam etme gücü veriyor, edebiyat aşkı ve burjuvazi nefreti.” (Madame Bovary)

Madame Bovary Kimdir?

“Madame Bovary benim…” der, Gustave Flaubert.

Ancak Madame Bovary’nin, Gustave Flaubert’in doktor bir arkadaşının başından geçen trajik bir hikâyeden esinlenilerek yazıldığına dair iddialar da vardır.

Bu söylenilenler dikkate alındığında belli bir gerçekliği de olduğu anlaşılan Bovary’nin adı, zamanla psikolojik bir terime dönüşür: bovarizm.

Bovarizm, kişinin kendisini olduğundan farklı algılaması, bilincini buna göre şartlandırması, davranışlarına da bu algının egemen olması demektir. Kişinin idealize edilmiş kendilik algısı, o kadar abartılı ve gerçek dışıdır ki bu, kelimenin tam anlamıyla dramatik bir kişilik çatışmasıdır.

Yayımlandığında deprem etkisi yapan ve eleştirmenler tarafından çeşitli yönlerden çokça tartışılan bu eserden derlediğim birkaç alıntıyı da sizinle paylaşarak yazıma nokta koymak istiyorum.

kitap (25)

Madame Bovary

Kitap Sözleri

“Yaşlı kadın, oğlunun mutluluğunu kederli bir sessizlikle seyretmekteydi. Bunu yaparken de tıpkı malını mülkünü yitiren bir insanın eski evinin penceresinden, içeride, sofraya oturmuş insanları seyretmesi gibi bir hâli vardı.” (Madame Bovary)

Can Sıkıntısı

madame-bovary

Hayatında Açılan Gedik

“Hani bazen fırtına, bir gece içinde dağlarda geniş bir gedik açıverir… Emma’nın Vaubyessard’a (balo daveti) yaptığı yolculuk da onun hayatında böyle bir gedik açmıştı âdeta.”

“Gönlü de tıpkı iskarpinleri gibiydi: Zenginliğe sürtününce, üzerine hiç silinmeyecek olan bir şey sinmişti.” (Madame Bovary)

Çorak Hayat

“Tıpkı kazaya uğramış bir gemici gibi hayatının çoraklığı üzerinde umutsuz bakışlarını dolaştırıyor, ta uzaklarda, ufkun sisleri arasında beyaz bir yelken araştırıyordu.” (Madame Bovary)

Kitap Okumak

“Akşamları rüzgâr camları döver, lamba da yanarken, insanın ateşin karşısına geçip bir kitap okuması kadar hoş şey var mıdır?” (Madame Bovary)

Gözler

“Gözleri daha ciddi sözlerle doluydu.” (Madame Bovary)

Gerçekleri Fark Ediş

“Emma’nın içine gömülü yaşadığı büyük sevgileri sanki altından azalıyormuş gibi göründü. Tıpkı bir ırmağın yatağının içinde toprağın emip azalttığı sular gibi, Emma birden, dipteki çamuru görür gibi oldu. Buna inanmak istemedi…” (Madame Bovary)

Yitirmek

“Hani yolu üzerindeki bütün hanlarda zenginliğinden bir şeyler bırakan yolcular vardır: Emma da tıpkı böyle bir yolcu gibi bütün bunları ömrü boyunca sürekli olarak yitirmişti.” (Madame Bovary)

Dolgun Ruhlar

“Böyle yüksekten atma sözler, sevginin bayağılığını gizlemek için söylenir. Oysa dolgun ruhlar bazen duygularını en basit gibi görünen benzetişlerle de açığa vurabilirler pekâlâ.” (Madame Bovary)

Hayatın Yetersizliği

“Emma mutlu değildi, hiçbir zaman da mutluluğa kavuşamamıştı. Hayatın bu yetersizliği, dayandığı şeylerin bu birdenbire çürüyüverişi neden ileri geliyordu?” (Madame Bovary)

Her Şey Yalandı

“Her şey yalandı çünkü. Her gülümseyiş sıkıntılı bir esneme, her sevinç bir lanet, her zevk bir tiksinti gizliyordu.” (Madame Bovary)


Not:   Madame Bovary, Toronto Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre insan beynini geliştiren ve terapi işlevi gören on romandan biri.

(Bu araştırmayla ilgili detayları Bunları Biliyor musunuz?↵ adlı yazımda okuyabilirsiniz.)


kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Sinan öztürk

    Çok etkileyiciydi cann.Hazıra konduk yine.Ellerine yüreğine kalemine sağlık.Ahh Emma ahh.!Onda var olan derinlikleri öyle hissettirdirdinki can hiç kızamadım Emma ya ben.Sevdim hatta.Ulaşılması çok zor hayallerdi Emma nınkisi.Ulaşamadıda.Emma yı seviyorum

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Emma, her devirde ve her yerde görülebilen bir kadın portresi.
      Dramatik bir hikâye…

  2. Binnur Albayrak

    Madame Bovary, Anna Karenina ve bizdeki Aşkı memnu kadın bedeni ve kadın ruhu esas alınarak, kadına has o naifliğin, zarafetin yanlış ilişkilerle kadını nasıl yaraladığının ve çekilen acılarla gelen kötü sonları anlatan romanlar. Fakat gerçek hayatlara etkisi de azımsanmayacak kadar fazla… Gençken okuduğum Emma’ya bi kere daha acıdım. Karakter tahlillerini seviyorum. Güzel ve akıcı bir yazı. Kalemine sağlık canım

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Sırada Anna Karenina var.
      Böylece bahsettiğin naifliğin ve zarafetin nasıl yaralandığını bir kez daha hatırlamış oluruz.

  3. Hüsna Öztürk

    Hayatta Rodoplho gibi vijdansizlar oldukça Zarif ve naif birçok Emma helak olmaya mahkum ne yazıkki… Okurken karmakarışık duygular yaşatan yazında alınması gereken dersler var…Emeğine yüreğine sağlık gül yüzlüm.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Kadına has naifliğin ve zarafetin yara almasında Rodolphe’un olduğu kadar, hatta ondan da fazla, Emma’nın sorumluluğu var. Öyle değil mi?

  4. Kadriye Ertürk

    Yıllar sonra bir kez de senin yorumun ve tahlilinle Emma’nın hayal dünyasının derinliklerine inmek, onu yargılamak ; edebiyat dünyasındaki artılarnı, gerçek hayatlar üzerindeki etkilerini sorgulamak güzeldi. Emeğine kalemine sağlık canım.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Sorgulamalarımızı birbirimizle paylaşmak hem daha yararlı hem de anlamlı. Edebiyat birikiminle yapacağın yorumlar, bize çok şey katacaktır. 🙂

  5. Gülten Kuralkan Ekşi

    Gerçeklik…
    Olduğumuzla kabullenmek, kucaklamak benliğimizi…
    Başımıza ne geliyorsa yada neye sahip değilsek Yaradan’ın hikmetinin büyüleyiciliğinden diyebilmek… belki de sonsuz mutluluk burda… Bu kitapta geçen hikaye bu fikirleri tefekkür etmeme yönlendirdi beni,

    “Böyle yüksekten atma sözler sevginin bayağılığını gizlemek için söylenir. Oysa dolgun ruhlar bazen duygularını en basit gibi görünen benzetişlerle de açığa vurabilirler pekâlâ.”

    Bu paragraf ve paragrafta geçen ‘dolgun ruh’ ifadesi çok hoşuma gitti teyzecim.

    Emeğine, yüreğine sağlık ✨

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Bazı kitaplar fikirleri okuyucusuna doğrudan iletir.
      Bazıları da onları kişilerin ve olayların arka planında saklayarak yorumlama gücümüze, isteğimize ve birikimimize göre bizim bulmamızı ister.
      Görüyorum ki Gültencim, sende yorumlama gücü de, isteği de, birikimi de mevcut. 🙂

  6. Dilek

    Gerçekleşebilecek hayaller kurulamadığında yaşanacak hayal kırıklığını usta kalemliyle anlatan Flaubert ‘in bu eşsiz yapıtını senin yorumun ve tahlilinle tekrar yaşamak hissetmek çok güzeldi Şulem…Emma’nın ihtiraslarını yaşayanlar her devirde vardı ve var olmaya da devam edecektir fiziki ve ruhi tahliller yönünden muhteşem olan eseri senin kaleminle yorumunla daha da ölümsüzleşti emeğine sağlık canım…

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Edebî eserlerin bir değil birçok anlamı vardır. Bu eserlerin yüklendiği anlam, okuyucuların anlam dünyasında farklı boyutlar kazanarak daha da zenginleşir. Bu tür eserlerin en güçlü tarafı da işte budur.
      Dilekcim, sen de zengin edebiyat birikiminle, bu romanın önemli başka bir anlam boyutuna vurgu yapıp sayfamızı zenginleştirdin. 🙂

      • Tuba Bozkurt

        Çok güzel ve kaliteli bir yazı hocam. Emeğinize bilginize sağlık 👏👏👏😊

  7. Derya

    Bir kadın için hayatı boyunca aldığı yardların en acısı şüphesiz çok değer verdiği ve sevdiği erkek tarafından artık sıradan biri gibi kabul edilmektir .Emma bunu en ağırından yaşar Aslında her kadın bunu yaşsmaya adaydır .Roman okunurken aslında insan kenfine bunu soruyor başıma bu gelse nasıl davranırım .bu tahlilinle insan tekrardan kenfine bu soruları soruyor kdlrmibe ssğlık şulem

  8. Gülsüm Şule Bayraktar

    Kadınlara has, erkeklerden çok farklı duruşumuz, kadınlık onurumuz, zarafetimiz, kıymetimiz; bir erkeğin bize biçtiği değere bağlı olmamalı ki o erkek çok sevdiğimiz biri bile olsa!
    Düşündürücü sorular sormuşsun Deryacım…
    Teşekkür ederim.

  9. Elif ÖZTÜRK SEYHAN

    Aslında biz kadınlar sevdik mi daha da aciz oluyoruz malesef… Ama şunu unutmamak lazım en güçsüz hissettiğimiz an güçlü olmaya gecisimixin başlangıcıdır.! Kalemine ve yüreğine yeniden sağlık teyzem.

  10. Gülsüm Şule Bayraktar

    Harika bir tespit Elifcim: Kendimizi en güçsüz hissettiğimiz an, güçlü olmaya geçişimizin başlangıcıdır.
    Teşekkürler…

  11. Fatma Öztürk

    Hayatta çok fazla ihtiraslı insanlar sonunda hep acı çekerler
    Buda öyle bir sonu olmayan aşka kapılmış çok ızdırap çekmiş
    Çok etkilendim kalemine sağlık hocam

  12. İçten yorumunuz için teşekkür ederim Fatma Hanım. 🙂

  13. Ali Ersin GÜR

    Zor ama anlamlı bir işe soyunmuşsunuz. Herkes bir biçimde kitap okuyabilir ama kitabı derli toplu bir şekilde 3.kişilere aktarıp tanıtmak; bilgi birikimi, yetenek ve zeka gerektirir. Elinize, yüreğinize ve beyninize sağlık, yazdıklarınızı keyifle okudum. Bu yazınızdan sonra Anna Karenina ve Madam Bovary’i okumak şart oldu.

  14. Güzel ve anlamlı sözlerinizden dolayı çok mutlu olduğumu söylemeliyim öncelikle. Çok teşekkür ederim.

    Tespitlerinize gelince, sizin de belirttiğiniz gibi oldukça zor bir uğraş bu. Ara ara pes ettiğim, yorulup artık yazmayacağım dediğim, zihnimi dinlendirmek için uzaklaşmaya çalıştığım anlar çok oldu. Ancak zamanla keyifli ve vazgeçilmez bir hobi hâline gelmeye başladı.

    Bundan sonrası ne olur, nehir beni hangi kıyıya atar, bilmiyorum. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir