Muhteşem Gatsby (Kitap Yorumu)

MUHTEŞEM GATSBY

Amerikan edebiyatında, tüm zamanların en etkileyici trajedisi olarak nitelendirilen Muhteşem Gatsby, 44 yaşında hayatını kaybeden İrlanda asıllı ABD’li yazar F.Scott Fitzgerald tarafından, 1925 yılında yazıldı.

“Materyalizm üzerinden Amerikan rüyasının çöküşü”nü ve Amerikan tarihindeki trajik “Kayıp Kuşak Dönemi”ni anlatan bu romana geçmeden önce, nitelikli romanların önemine dair küçük bir not düşmek istiyorum buraya:

Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir/ İlim kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsen/ Ya nice okumaktır” mısralarında dile getirdiği gerçek ilmin, kendimizi bilmek olduğu” bilgisi, ulaşabileceğimiz en anlamlı bilgilerden biridir.

Ancak asıl mesele, bu bilgiyi ne kadar içselleştirdiğimiz ve bunu nasıl gerçekleştireceğimiz.

Zira bunu gerçekleştirmek; kendi özümüze doğru yapacağımız uzun, zorlu ve bitmeyen bir keşif yolculuğunu, bu yolculuğu emniyetli geçirebilmek için de destek alabileceğimiz güçlü manevi dinamiklerin ve bazı yardımcı materyallerin varlığını gerekli kılıyor.

Buradan hareketle, nitelikli her bir romanın, yardımcı birer materyal olabileceğini ve içeriğindeki zengin malzemeyle varoluş gerçekliğimize anlamlı ışıklar tutabileceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Aslında durum oldukça basittir: Edebî eserler yüceltilmemelidir tabii ki ama varoluş gerçekliğimize sundukları katkı da göz ardı edilmemelidir.

Muhteşem Gatsby de bu bağlamda ne yüceltilecek ne de yabana atılacak bir eserdir. Anlatmaya çalıştığı önemli bir derdi vardır ve bu yüzden dikkate değerdir.

Peki Muhteşem Gatsby’nin Derdi Nedir?

Muhteşem Gatsby’nin sunduğu gerçeklik, genel anlamda, “modernizm” adı verilen hayat tarzı ve insan doğasındaki zaaflarla ilgilidir: hayal kırıklığı, yanılsama, kavuşamama psikolojisi, hırs, tutku, saplantı, yalnızlık, ırkçılık, kimlikten duyulan utanç, aşağılık kompleksi, kişinin kendisine yabancılaşması…

Ancak kitabın asıl derdi, o çok meşhur “Amerikan rüyası”nın büyük bir kâbusa nasıl dönebileceğini, büyük umutlarla yapılan başlangıçların, acı bir sonla nasıl bitebileceğini, materyalizm üzerinden anlatmaktır.

Amerikan rüyasının yol açtığı trajedilere günümüzde de şahitlik ettiğimize göre, konu hâlâ güncelliğini korumaktadır, sizce de öyle değil mi?

Amerikan Rüyası Nedir?

İdealize edildiği yılları büyük bir hızla geride bırakan, ne kadar diri tutulmaya çalışılsa da, aslında, çok uzun zaman önce anlamını kaybeden bu rüya, 20. yy.ın ilk yarısında görülmeye başlar.

Amerika, keşfedildiği yılları takiben, yeraltı zenginlikleri, bereketli toprakları ve geniş coğrafyası ile kendisini keşfeden Avrupalılara geniş imkânlar sunar. Bu imkânları değerlendirenler, “Çok çalıştığın takdirde hayallerindeki zenginliğe, geniş aileye, refah bir hayata, kısacası istediğin her şeye sahip olabilirsin.” anlayışıyla hareket ederler ve öncesinde “bir hiç”ken daha sonra başarı, refah ve güç kazanan birer örnek kahraman hâline gelirler. İşte Amerikan rüyası denen şey, bu süreç ve ulaşılan zafere verilen addır.

muhtesem-gatsby (2)

İlk bakışta masum görünen bu rüya, zamanla farklı bir renge bürünür; kültürel, siyasi, iktisadi ve dinî değerleri dünyanın diğer bölgelerine yaymayı kendine amaç edinen bir ideolojiye dönüşür. Bu ideoloji uğruna, amaca giden her şey mübahmış gibi şiddet de araçsallaştırılır.

Ve artık gelinen noktada insanlar –Amerikan toplumu da dâhil- bu rüyanın meşruluğunu sorgulamaya başlar.

Ancak konunun sorgulanması gereken başka yönleri daha vardır:

Günümüzde bu rüyanın dünyanın değişik bölgelerindeki yansımalarını düşünecek olursak, Amerika’nın bu rüyayı görmeye daha ne kadar devam edeceği ve bu uğurda her şeyi yapmayı ne zamana kadar göze alacağı, kaç kişinin canının yanacağı!..

muhtesem-gatsby (1)

Kayıp Dönem

Birçok kişinin gözünden kaçsa da, aslında, Amerikan rüyasının en ağır bedelini ödeyenler, bir başka deyişle asıl kaybedenler yine Amerikalıların kendileri olur.

Ödedikleri bedel ise, insan olma gerçekliklerini feda etmektir.

Her feda ediş, ruhen yoksullaşmaya götürür onları. Bu yoksulluk, rüyalarının gerçekleştiğini zannettikleri o noktada -görkemli görünen hayatlarıyla ne kadar örtbas etmeye çalışsalar da- aslında derin bir yıkım yaşadıklarını gösterir. Neticede hak, hukuk, adalet gibi temel değerler yozlaşır ve sadece maddi zenginliğe dayalı bir düzen kurulur.

İşte,

Muhteşem Gatsby de, I. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda ABD toplumunun, maddesel anlamda hızla zenginleşmesine mukabil, manevi değerler bakımından da yoksullaştığı “kayıp dönemi”ni işler.

Gösterişin, zenginliğin, çılgın hayatın, eğlencenin, zarif kadınların, centilmen erkeklerin, güzel müziklerin, sabahlara kadar edilen dansların, su gibi içilen içkilerin hâkim olduğu bu dönem, tarihte “Çılgın Yirmiler” ya da “Caz Çağı” olarak da bilinir.

muhtesem-gatsby-amerikan-ruyasi

Scott Fitzgerald, 1890’larda doğan ve I. Dünya Savaşı sırasında yetişen, “mutluluktan felç olmuş” bu nesle, “kayıp kuşak” adını verir. Bu kayıp ve hiçbir şeyi umursamayan kuşak, bütün bu debdebeye rağmen, yalnız, öfkeli ve mutsuzdur:

“Katıksız bir umursamazlık, bir çarpıklık vardı algısında. Tom ve Daisy… Umursamaz insanlardı onlar: Canlı cansız her şeyi ezip geçiyor, sonra da servetlerinin, sınırsız umursamazlıklarının ya da onları bir arada tutan her neyse onun arkasına çekiliyorlardı. Arkalarında bıraktıkları enkazın temizliğini başkalarına bırakıyorlardı.” (Muhteşem Gatsby, F. Scott Fitzgerald)

Romanın Özeti

Romanın özetine gelince…

Oldukça kısıtlı imkânlara sahip bir ailede yetişen genç ve yakışıklı Gatsby’nin en büyük hayali zengin ve güçlü olmaktır. Hemen her yola başvurabilecek kadar hırslı olan kişiliği, hayalini kurduğu zenginliğe ve güce kavuşmasını sağlasa da onun “kelimelere sığmayan hayalleri”nin tümünü gerçeğe dönüştürmesine yetmez.

Amerikan rüyasının bir parçası hep eksik kalır…

Zengin muhiti Long Island’daki villasında çılgın partiler verir, gösterişli bir hayat sürer. Pahalı zevkleri için para harcamaktan çekinmez.

Buna rağmen köklü ve zengin aristokrat kesimle arasındaki sınıf farkını kapatamaz. Çevresindeki kişilerden, “Ne yaparsan yap, ne kadar kazanırsan kazan, biz senden farklı doğduk.” mesajını alır.

Geçmişte yaşadığı ve izlerini bir türlü silemediği büyük bir acısı daha vardır Gatsby’nin. Tek arzusu, geçmişi geri getirmek ve savaş öncesinde sosyal sınıf farkı yüzünden birlikte olamadığı Daisy ile yeniden bir araya gelmektir. Oysa Daisy, savaş sırasında evlenmiş, kızı ve kocasıyla, Long Island’ın karşı yakasında yaşamaya başlamıştır.

Rüyanın Çöküşü

Daisy, Gastsby için, çok istediği ve ulaşmaya çalıştığı bir hayal; Amerikan rüyasının eksik kalmış yönünü tamamlayabilecek bir meta; zenginliğin, asaletin ve gücün sembolü bir kadındır. Onunla yeniden bir araya gelmeyi istemesinin ardında, bir türlü aitlik hissedemediği üst sınıfa karşı duyduğu aşağılık kompleksi ve intikam duyguları vardır.

Romanın başlarında, azmi, vefası, kararlılığı, geçmişi yeniden yaşama hayali, ümidi ve sevgisiyle masum bir karakter görünümünde olan Gatsby, roman ilerledikçe, Amerikan rüyasının sarmalında hırs, öfke, yanılsama ve intikam arzusuyla dolu bir karakter hâline gelir.

Önceleri, sevdiği kadına kavuşma ümidini ve ona olan uzaklığını simgeleyen yeşil ışık; sonraları, artık vazgeçemeyeceği gücün, zenginliğin ve varoluşunun tek anlamı olan paranın renginin timsali olur. Bu durum, Amerikan rüyasının dönüşümünü anlatan bir metafordur aslında.

Daisy, bir yönüyle de Amerika’dır. Tıpkı onun gibi, uzaktan bakıldığında insanı büyüleyen güzelliği, yanına yaklaşıldığında yerini çürümüşlüğe bırakır.

Romanın, simgeler ve metaforlar üzerinden sezdirilen yönleri; okuyucuya felsefi, dinî, psikolojik ve sosyolojik analizler yapma fırsatı sunar. Bence romanı okunmaya değer kılan taraf da budur. Zira farklı beklentilerle okumaya başlarsanız hayal kırıklığı yaşar ve romanın bu çok önemli yönünü kaçırabilirsiniz.

Konuyu noktalamadan önce romanın yazarıyla ilgili bir iki trajik bilgiyi de paylaşmak istiyorum sizinle:

Scott Fitzgerald

f-scott-fitzgerald

F. Scott Fitzgerald‘ın 1920 yılında yayımlanan Cennetin Bu Yanı adlı romanı, üç gün içinde tükenir ve yazar 23 yaşında büyük bir şöhrete, servete ve ihtişamlı bir hayata sahip olur. Romanlarında işlediği ve “kayıp kuşak” adını verdiği genç kızlardan biriyle evlenir.

1930’lara gelindiğinde ise, eğlence hayatına ve alkole verir kendisini. Zamanla sağlığını ve şöhretini kaybeder, ruhsal bunalım içinde, hayata küskün olarak 1940 yılında Hollywood’da hayata veda eder.

25 Eylül 1936 günü New York Evening Post’un ilk sayfasında bir haber yer alır:

Zaferiyle övünen muhabir, “hasta ve zihni karışık Fitzgerald”ın yattığı bakımevine nasıl girdiğini ve onunla nasıl görüşme yaptığının hikâyesini, yazarın bakımevindeki acınacak durumuyla, geçmişteki görkemli hayatı arasındaki zıtlığa vurgu yaparak anlatıyordu.”

Buradan anlıyoruz ki romanın yazarı için de Amerikan rüyası, “hayatı felç eden bir kâbus” olmaktan öteye geçememiştir.

🤔 Meraklısı için küçük bir not: Amerikan edebiyatında, Amerikan rüyasının ne demek olduğunu ve sonuçlarını, eleştiriyel tarzda en iyi anlatan roman olarak kabul edilen Muhteşem Gatsby, taşıdığı edebî değer, verdiği mesajların niteliği ve dilinin sadeliğinden dolayı, okullarda öğrencilere ve İngilizcesini geliştirmek isteyenlere öneriliyor.

muhtesem-gatsby-scott-fitzgerald

Kitabın İlk Baskısı

🤔 Meraklısı için küçük bir not daha: Erich Fromm’un, modern dünyanın geldiği son noktayı, sahip olduğu birikim ve tecrübeleriyle irdelemeye çalıştığı “Sahip Olmak ya da Olmak” adlı eseri de son derece dikkat çekicidir. Bu eser için yazdığım yorum yazısını da okumanızı tavsiye ederim.

Sahip Omak ya da Olmak (Yorum Yazısı) ↵

“Modern toplumlarda da, yüzeydeki Hristiyanlık dininin arkasında büyüyen ve toplumun karakter yapısında yer eden bir gizli din, “endüstriyel din”gelişmektedir… Bu yeni din, insanları, kendi elleriyle yaratmış oldukları ekonominin ve makinelerin kölesi hâline sokmaktadır ve bu, gerçek dinin özü ile taban tabana zıttır.” (Sahip Olmak ya da Olmak)


Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

KİTAP YORUMLARI

Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

KİTAP SÖZLERİ

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵


kitap (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    Keyifle okudum💐 Teşekkürler💚

  2. Elif Öztürk SEYHAN

    Çok güzel bir bakış açısı teşekkürler başöğretmenim 👌🏻🌼

  3. Ali Şevki Öztürk

    Bu aslında insanın fıtratına ters tüm sistemlerin yıkılmaya mahkum olduğunu gösterir bir numunedir. Kapitalizm zira Prof. İbrahim Ertuna‘nın da tespit ettiği üzere insan nefsinin kurumsallaşmış halidir. İnsan nefsi ise başıboş bırakıldığında nefs-i emmare seviyesinde olduğu için hedonist kör, dilsiz, hissiz bir ata benzer. Gözleri kapalı bu at misali dikenli yolda yürür, çim zanneder, tatlı zehir içer bal zanneder. Sonunda da vücut dayanamaz ve felç olur. Ta ki insan tövbe edip fıtrata uyana kadar. Zira aslolan fıtrat, uygun yönetim Allah’ın kanunları yani Şeriattır.

    • Kapitalizmin hayatın bütün hücrelerine nüfuz ettiği düzenlerin içinden çıkmış bireylerin, bu eserdeki temayla özdeş yaptıkları tespitler, “olay yeri görgü tanığı” niteliğine sahip olduğu için apayrı bir önem taşıyor.

      Bu bağlamda size, Sahip Olmak ya da Olmak, Kitap Yorumu yazımı da okumanızı önerebilirim. İlginizi çekeceğeni düşünüyorum.

      Sahip Olmak ya da Olmak (Kitap Yorumu) ↵

      Erich Fromm, bu eserinde insanlığın geldiği son noktayı açık yüreklilikle irdelemeye çalışır, ancak öncelikle şu çok önemli tespiti yapar:

      “Modern toplumlarda da, yüzeydeki Hristiyanlık dininin arkasında büyüyen ve toplumun karakter yapısında yer eden bir gizli din, “endüstriyel din” gelişmektedir… Bu yeni din, insanları, kendi elleriyle yaratmış oldukları ekonominin ve makinelerin kölesi hâline sokmaktadır ve bu, gerçek dinin özü ile taban tabana zıttır.” (Sahip Olmak ya da Olmak)

      • Ali Şevki Öztürk

        Önerdiğiniz bu muhteşem yazınızı da okuyup, naçizane kalbimden geçen düşüncelerimi paylaştım. Okuyup değerlendirirseniz memnun olurum.

        • Namık Kemal’e atfedilen bir söz vardır:
          “Müsademe-i efkârdan barika-i hakikat doğar.”
          (Hakikatin şimşeği, fikirlerin çatışmasından çıkar.)

          Fikirler, birbirinden haberdar olduğu ve çatışabildiği sürece zenginleşir. Dolayısıyla, fikirlerinizi bizimle paylaşmanız, hem benim hem de istifade etmek isteyen okurlar için oldukça önemli.
          Teşekkür ederim…

  4. Cihan akan

    Sahip olmak ya da olmak. Güzeldi.

  5. Fatma öztürk

    Sevgili kızım yazını büyük bir keyifle okudum anladığm kadarıyla bu roman okuyucusuna çok mesajlar verecektir diye düşünüyorum gençlere tavsiyem hırstan ve öfkeden uzak durmalarıdır

    • Bu anlamlı mesajını, eminim sadece gençler değil, okuyan birçok kişi dikkate alacaktır saygıdeğer anneciğim. 😊💐

  6. Gulsum altunay

    Şahane yorumlamışsın, herkese tavsiye ederim okusunlar sana başarılar diliyorum

  7. Esma Öztürk Kuralkan

    Muhterem başöğretmenim ;
    Sizin bu “daha çok okunsun, okumak ufku açıyor, hayata bakış penceresini biraz daha geniş açıyor, daha daha geniş açıyor” misyonunuzu kimden aldığınızı anladım
    Arada bir bu sayfalara misafir olan annenizin yönlendirici, doğruya teşvikte yüreklendirici mesajları, annenizinde vizyon sahibi olduğu hususunda ipuçları veriyor
    Demek asıl başöğretmen arkada duruyor, ihtiyacınız anında hemen yanıbaşınızda oluveriyor ve “koç”luğa devam ediyor 👏🏻👏🏻

    • Kesinlikle çok haklısınız Esma Hanım… 😊💐
      İnsan, kaç yaşına gelirse gelsin, annesinin soluğunu ensesinde hissedince kendisini daha iyi hissedebiliyor.

  8. Binnur Albayrak

    Bu romanın sanki filmini seyrettim. Ama emin değilim. Yıllar oldu. Senin yazın her zaman ki gibi muhteşem.. Emeğine sağlık canım. Ama Eric Fromm muhakkak okunmalı.. Ona yaptığın gönderme cuk oturmuş.. Başarılar

    • Teşekkür ederim… 🙂
      Kitap, birkaç kere sinemaya uyarlanmış. Biri 1974’te vizyona girmiş. Robert Redford başrolde. Filmin bu versiyonu sadeliği ve derinliğiyle oldukça beğenilmiş.

      Diğeri 2013’te vizyona giriyor. Başrolde ise Leonardo DiCaprio. Ancak bu kez, filmin dekorları ve kostümleri ne kadar gösterişli ve göz alıcı olsa da, oldukça yüzeysel, basit ve kitabın vermek istediği mesajları aktarma konusunda yetersiz bulunuyor ve ilki kadar beğenilmiyor.

      Muhtemelen sen 2013’tekini izlemişsindir, tabii eğer diğerini internetten indirip izlemediysen. 🙂

  9. Hüsna Öztürk

    Yine güzel bir eser. Yine çok iyi ve doyurucu bir yorum. Emeğinize sağlık hoca hanım…

  10. Sedef İpekci

    “gerçek ilmin, kendimizi bilmek olduğu” 👍🏻
    Yazınız cok dikkat cekici… başarılarınızın devamini dilerim

    • “Kendimizi bilmek”le ilgili söylenecek daha çok şey var elbette.
      Benim de ilgilendiğim bu konunun sizin de dikkatinizi çekmesine sevindim. 🙂

  11. Gülten Kuralkan Ekşi

    Gerçek değerler üzerine kurulmamış her rüyanın, hayalin, veya amacın kalıcı olamayacağını düşünüyorum. Günümüzde de farkedebileceğimiz çok önemli noktalara vurgu yapılmış, kendi benliğimizi, nefsimizi sorgulamada da destekleyici bir yazı olmuş. Teşekkürler.

    • Benliğimizle ilgili fark etmemiz gereken o kadar çok şey var ki… 😞
      Yol uzun ve çetin…
      Ancak yola çıkmış olmak bile önemli bir adım Gültencim ki sen yazıyı destek olarak değerlendirdiğine göre zaten yola çıkmışsın demektir… 😊

  12. Gülten Kuralkan Ekşi

    💗🌸

  13. Esma kuralkan

    F.Scott Fitzgerald, Erich Fromm, Arthur Miller tüm dünyaya verilmeye çalışılan Amerikan imajına, ayna tutan yazarlardan sadece bir kaçı…..
    Endüstriyel din, globalleşen büyük marketlerin küçük esnafları yutması, kapitalist sistemin izleri sıradan insanların aile hayatı, iş hayatı, ikili ilişkilere olan etkisi….
    Bir İrlandalı olarak Fitzgerald 1920 lerin Amerika’sında kendini tüm çabalarına rağmen “öteki” gibi hissediyorsa asıl aristokrat Amerikalıların kökenini merak ettim..
    O yıllarla 21. Yüzyıldaki Amerika göçmenlerinin tablosunu merak ettim????

    • Romandan hareketle, “ötekileştirme”yle ilgili bir iki şey söylenebilir:
      Sonradan zengin olan ve körfezin West Egg adı verilen yakasında oturanlar, yani “yeni zenginler”, “öteki”leştirilenlerdir.
      Romanda bunları simgeleyen kişi Gatsby’dir. Gatsby’nin zenginliğinin kaynağı şüphe uyandırır. İçki kaçakçılığından, birçok yasa dışı işe kadar bütün kirli işler ona yakıştırılır çünkü böyle bir zenginliğin kısa sürede kolay kolay elde edilemeyeceği düşünülür.

      Körfezin diğer yakası East Egg’dir. Bu bölgede yaşayan insanlar ise sonradan değil, ailelerinden gelen bir zenginliğe sahiptir. Bunlara da “eski zenginler” adı verilir. Bu kişiler, yeni zengin olanları küçümser ve ötekileştirir.

      muhtesem-gatsby

      Bu bilgilerden yola çıkarak, şöhrete ve servete sonradan sahip olduğu için yazarın da kendisini “öteki” gibi hissetmiş olabileceğini söyleyebiliriz.

    • 21. yüzyıl, Amerika ve ötekileştirme…
      Amerikan tarihi, kaynaklardan öğrendiğime göre, ötekileştirme hikâyeleriyle dolu.
      Amerikan kimliğinin bir şekilde dışında tutulan hemen hemen bütün gruplar, güncel siyasete kurban edilmiş ve bir sebep bulunarak ötekileştirilmiş: İtalyanlar, Ruslar, Çinliler, Vietnamlılar, Japonlar, Koreliler, Meksikalılar, Kübalılar, Salvadorlular, Suriyeliler, Afganlar, Somalililer, Nijeryalılar, Yemenliler ve diğer Arap ve Müslüman mülteciler…

      “Amerika için hamburger neyse, ötekileştirici davranış biçimi de odur.” sözleriyle bu vahim duruma dikkat çekilmeye çalışılmış birçok yerde.

      Ancak ne yazık ki bu ötekileştirme hâli, sadece Amerika’da değil, dünyanın hemen her ülkesinde yaşanmakta.😞

  14. Esma kuralkan

    Daisy……
    Her yazarın, her şairin bir Daisy’ si var
    Onu şekillendiren, kasıp kavuran Daisy’ler, ötekileştirilmekten doğan intikam, hırs ve son ……😔

    • Her yazarın, her şairin bir Daisy’si var.
      Bu sözünüzü doğrulayan o kadar çok hikâye var ki Esma Hanım…😞

  15. Esma kuralkan

    Bu sayfa ile Kendi değerli yazarlarımızın yanında, İngiliz toplumuna ışık tutan eserle oraya bir pencere açmanız,,. Tolstoy, Dostoyevesky vs ile Rus toplumuna açtığınız pencereler, Cengiz Aytmamov ile orta Asya’daki kardeşlerimizi okuduğumuz eser—Eserlerle Japon edebiyatı, Amerikan edebiyatı, koca yerküre büyük bir köy misali sörf yapıyoruz milletlerarası . 👏🏻👏🏻👏🏻

  16. Esma kuralkan

    👍 Demokratik sunum
    Objektif okuma
    Trendy olmuş yazarlar 👍
    Büyük kabul gören eserler 👍
    Doğru seçimler 👍👍👍
    Kitablogum sayfası 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻👌

    • Teşekkür ederim…☺️
      Dünya, geniş bir yelpaze… Farklı devirler, farklı kültürler, farklı yaşanmışlıklar…
      Her yaşanmışlıktan bizim de alabileceğimiz hisseler var, varoluşumuzu anlamlandırmada bize yardım edebilecek hisseler…
      kitablogum.com’da -naçizane- yapmaya çalıştığım şeylerden biri de bu.

  17. Esma kuralkan

    şùle Hnm sayfanızın bir köşesinde,
    En güzel şiir mısraları ya yüzlerce kilometre tek başına denizin üstünde kulaç atan,yada yüzlerce metre denizin dibine dalan ŞAİRLER tarafından yazılır ‘
    demişsiniz….
    Şairler denizlerlemi ilgileniyorlar
    Deniz ve şair……enteresan 😊

  18. Esma kuralkan

    Tek başına suyun üstünde yada altında (ki sanırım su olması gerekiyor) nefesin ve kolun bitap düşmüş kalbin bir o kadar o sırada yada akabinde ağızdan dökülen nağmeler !!!!!!!
    Birinde şiddetle denemek isterim
    Hemen acele ile avımı arıyoruum 😊😊👏🏻👏🏻👏🏻

    • Nitelikli şairlerin ifadelerindeki etkileyiciliğin nereden geldiği sorusuna verilmiş güzel bir cevap: Onlar, ya denizin üstünde tek başlarına yüzlerce kilometre kulaç atar ya da yüzlerce metre denizin dibine dalarlar.

      Çağrışım gücü çok yüksek bir metafor. Birbirinden farklı ve güzel birçok yorum yapılabilir.
      Sizin yorumunuz da bunlardan biri Esma Hanım. Nefesin, kolun, kalbin bitap düşmesi ve böyle bir anda ağızdan çıkan kelimeler…
      Çok güzel… 😊

      Şairler, özel yetenekleri olan insanlar…
      Onların farklı olduklarını gösteren güzel bir hikâye paylaşayım sizinle:
      Görme engelli bir dilenci, boynuna astığı “Ben körüm.” yazılı bir tabelayla dileniyormuş. Derken, birisi ona seslenmiş: “Dostum, göğsünde asılı duran tabeladaki yazıyı değiştireyim, göreceksin ki sana eskisinden daha çok sadaka verilecek.” Dilenci de bu isteği geri çevirmemiş ve adamın tabeladaki yazıyı değiştirmesine izin vermiş. Dilenci, adama mesleğini sorunca, “Ben şairim!” demiş adam ve yazıyı değiştirdikten sonra gitmiş. Gerçekten de, dilenciye para verenlerin sayısı artmış. Dilenci hem sevinmiş hem de meraklanmış. Adamın ses tonundaki sevecenlik ve verdiği güven duygusuyla ne yazdığını ona sormamış olduğu için, kendisine para veren başka birisine: “Benim göğsümdeki küçük tabelada ne yazıyor?” diye sormuş. Soruyu duyan adam, üzerinde taşıdığı tabelada ne yazdığını bilmeyen dilenciye şaşırmış, ama soruyu da cevaplamış:
      -Tabelanızda, “Çocuğumun yüzünü hiçbir zaman göremeyeceğim.” yazılı, demiş.

      Hikâye basit bir hikâye ama yine de onlardaki söz ustalığının boyutuyla ilgili küçük bir fikir veriyor.

  19. Esma Kuralkan

    Ava yattım ben ….!!!!!
    Adamın birinde bunu denemek isterim. 👍👏👏
    Cebren, muzipce şair yapmak !!!! 👏👏

    • 😊 Şairler, doğuştan yetenekli insanlar olmasaydı ben de size yardım etmek isterdim Esma Hanım ama ne yazık ki bu çabamız, havanda su dövmekten başka bir işe yaramayacak.

  20. Esma Kuralkan

    Bu arada Ali Şevki Bey’in tespitleri 👌🏻👌👌🏻👍

    • Ali Şevki Bey’e ve düşüncelerini bizimle paylaşan, Esma Hanım size ve herkese çok teşekkür ederim.😊
      Her bir yorum, farklı bakış açıları, bu sayfalara ayrı bir derinlik ve sıra dışılık katıyor.

  21. Esma Kuralkan

    İnsanoğlunun var oluşundan bu yana aristokrat eğilim, aristokrat ego hep mevcut olmuş, insanoğlunun doğasında var ….
    Son rehber, son Resul, son kılavuz mesajları ile bu egoyu tedavi mesajları ile hayatı daha yaşanılası kılmaya çalışıyor 🙏🙏
    Aksi halde, ’ötekileştirme’ dışlama, kutuplaşma insanlığın yarası olmaya devam edicek ki Rönesans döneminde ‘ötekileştirme, sınıf farkı en tavan dönemini en acıtıcı şekilde yaşamış. Hindistanda da halen çook belirgin bi şekilde yaşanmakta 😢
    İçler acısı…..
    Kölelik. ❌❌❌❌❌❌❌❌⛔️

    • Sınıf farklılığının bariz yaşandığı yerlerde, birilerinin köleleştirilmesi, kaçınılmaz bir son…
      Hakkın, hukukun dolayısıyla da adaletin rafa kaldırıldığı, egoların tavan yaptığı bir son bu…

      İslam dini ve Hz. Muhammet (s.a.v), âdil olunmasına ve egoların tedavi edilmesine dair reçeteler sunuyor insanlığa.
      Hâl böyleyken ve ne yazık ki hemen hepimiz bu reçeteleri sadece okumakla yetiniyor, uygulamaya gelince de feci ve dramatik bir şekilde sınıfta kalıyoruz. 😕

  22. Esma Kuralkan

    Şule hnmcm
    Güzel Kardeşim…
    Hiçbir blogeer, sayfasına yapılmış yorumlara bu kadar ayrıntılı,itinalı cvb vermiyor .Tabi mutlaka benim göremediklerim arasında olabilir..
    Hem güzel bir kardeşimizsiniz
    Hem sadece edebiyat alanında değil birçok alanda ögretmenimizsiniz…

    Sadece Araştırma,bilgilendirme yapmıyorsunuz
    Derin bilgilendirme için teşekkür ederim

    • Estağfurullah, iltifat ediyorsunuz kesinlikle…

      “Öğretmenimizsiniz” sözünüzle, hemen bir sınıf ortamı canlandı gözümde Esma Hanım.

      Böyle bir ortamda öğretmen, işlediği yeni konuyu sunarken değişik teknikler kullanmaya çalışır. Bu esnada -sayısı çok değil- bir ya da birkaç öğrenci gözlerini öğretmenine kilitler, âdeta onunla nefes alır, onunla verir; onunla heyecanlanır, öğretmenin konuyla ilgili yaptığı espriye en hızlı tepkiyi o verir, sorulan bir sorunun cevabını ilk o bilir ve konunun içine o kadar iyi nüfuz eder ki sorduğu sorularla ya da düşünceleriyle konunun en can alıcı yönlerini yine o ortaya çıkarır.

      İşte siz Esma Hanım ve yorumlarıyla düşüncelerimizi genişleten diğer okurlar da bahsettiğim bu öğrenciler gibi, konunun farklı boyutlarının ortaya çıkmasını sağlıyor ve sadece bu da değil, sunduğunuz farklı bakış açılarıyla konuyu zenginleştiriyorsunuz.

      Size ve yorumlarıyla kendilerinden istifade etmemizi sağlayan diğer okurlara teşekkür ediyorum. 💐

      Eksik olmayın… 🌷🌺🌹

  23. Gülay doğan

    Şulecim,
    Yazından çok istifade ettim.Muhteşemdi.😊
    Biraz dikkatli okumak istediğim için
    felsefik ve sosyolojik yönünün ağırlığında ciddi anlamda yorulduğumu söylemeliyim.Bu tür yorgunluklardan keyif alırım zaten .
    Soylu erkinden dem vurdukları bir dönemlerini, Afrikalıların tesirinin önemli ölçüde olduğu bir müzik akımının adıyla anmaları biraz tezat olmuş değil mi?
    Şu husus da önemli: Kayıp olarak gördükleri yıllarını okul müfredatlarına almaları ,eğitici bir bakış açısıyla çocuklarına da anlatmaları saygın bir tutum.
    Öptüm seni, tebrikler😙

    • Önemli bir noktaya parmak bastın Gülaycım.
      Bu eser, dediğin gibi, Amerika’da okul müfredatlarına konulmuş bir eser. Bunu neden yaptıkları konusunda bir iki fikir yürütülebilir:
      Romanda ele alınan dönem, “Kayıp Dönem” olarak geçmiş Amerikan tarihine. Geçmişe bakıp hatalardan ders çıkarmak, insanlar kadar ülkeler için de hayati bir öneme sahip.

      Bununla birlikte, eserin dili de İngilizce açısından düzgün ve pürüzsüz olarak nitelendiriliyor. Hatta bu özelliğinden dolayı, ülkemizdeki yabancı dille eğitim veren okullarda dâhi, dil eğitimini desteklemesi için kitap okuma listelerine konuyor.

      Bu arada, müzik konusundaki tespitin, bana da ilginç geldi. Bazen ayrıntı gibi görünen şeyler, önemli bir veri olabiliyor. 🙂

  24. Mustafa Sinan Öztürk

    Etkilenmemek mümkün değil. Aktı gitti. Katkınız oldu hocam bu alanda bizlere. Ellerinize sağlık

  25. Katkıda bulunduysam mutlu olurum.
    Siz de yorumlarınızla bu sayfalara çok şey katıyorsunuz. Teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir