Kirpinin Zarafeti (Kitap Yorumu)

KİRPİNİN ZARAFETİ

Yazarı Muriel Barbery↵ olan Kirpinin Zarafeti, Eylül 2006‘da Fransa‘da yayımlandı. Haftalarca kitap listelerinin en üst sıralarında yer alan roman, birçok ödülün sahibi oldu. Farklı dillere çevrildi ve benzer ilgiyi o dillerin okurlarından da gördü. 2009 yılında ise “Yaşamaya Değer” ismiyle Fransız yapımı bir sinema filmine uyarlandı. 

Kirpinin Zarafeti, görünüşüne ve konumuna göre belli bazı etiketler yapıştırılan insanların, iç dünyalarına bakıldığında aslında çok farklı olabileceklerini gösteren; küçük şeylerdeki büyüklüğü fark ettiren ve yapılması gereken tek şeyin “doğma nedenimizi bulmak” olduğunu anlatmaya çalışan felsefik bir roman.

muriel-barbery-kirpinin-zarafeti-2
Felsefe Profesörü Muriel Barbery

Kirpinin Zarafeti

Üç Anakarakter

Roman, aynı binada yaşayan ama yolları birbiriyle hiç kesişmeyen iki farklı karakterin, hayatı ve kendi varlıklarını bazen ironik, bazen trajik ama hep derinlemesine, dönüşümlü olarak sorgulamalarıyla ilerliyor.

Bu karakterlerden biri, Paris‘in merkezinde, sekiz daireye bölünmüş son derece lüks bir konutun -kendi ifadesiyle- “dul, çirkin, tombul, eğitim görmemiş, yoksul ve yalnız yaşayan” kapıcısı Renee. Müziğe, resme, edebiyata, felsefeye ve sinemaya dair merakını ve entelektüel birikimini, toplumsal konumundan ötürü sadece kendi dünyasında, başkalarının dikkatini çekmeden yaşamak zorunda olan bir kapıcı kadın.

Diğeri ise aynı lüks konutta yaşayan zengin bir ailenin 12 yaşlarındaki çocukları Paloma. Tuttuğu günlüklerinde, hayatın anlamını irdeleyerek “olası en derin düşünceye sahip olma”yı hedefleyecek kadar zeki ve üstün yetenekli ancak yaş gününde intihar etmeyi planlayacak kadar da mutsuz bir kız çocuğu.

Bu iki karakterin, birbirlerini keşfetmelerini, hayatı ve kendi benliklerini daha farklı algılamalarını sağlayan bir diğer kişi ise Kakuro Ozu. Aynı binada boşalan bir daireye yerleşerek romana sonradan dahil olan bir Japon beyefendisi.

Kirpinin Zarafeti‘ne işte bu üç karakter damgasını vuruyor. 

Kirpinin Zarafeti Ne Anlatıyor?

Hayatın Bir Anlamı mı Var?

Kirpinin Zarafeti, “Hayatın bir anlamı var mı?” sorusuna verebileceği tatmin edici bir cevabı olmadığı için büyük acılar çeken çağımızın insanını ve onun “can sıkıcı, boş ve ızdırabın istilası altındaki gündelik hayat”ını irdeliyor. Bunu hem Renee‘nin okuyucuyla konuşur gibi gerçekleştirdiği anlatımları hem de Paloma‘nın “Dünyanın Hareketi Günlüğü” ve “Derin Düşünce” başlıklı günlükleri üzerinden yapıyor. 

Paloma, konumundan ötürü saygı gören ama hayatın anlamı ile ilgili hiçbir fikri olmayan insanları ve modern hayatın ikiyüzlülüğünü sorguluyor günlüklerinde. Ona göre çağın yetişkinlerinin dünyasında işler sanılanın aksine hiç de yolunda gitmiyor.

Zaman zaman durup hayatlarının bir facia olduğu gerçeğini fark etseler bile bu yetişkinler, hiçbir şey anlamadan sızlanıp duruyorlar. Hep aynı cama çarpan sinekler gibi çırpınıyor, ızdırap çekiyor, yıkılıyor, çöküyor ve kendilerini gitmek istemedikleri yere sürükleyen olaylar zinciri üzerine kara kara düşünüyorlar.

Kullanabilecekleri bütün enerjilerini “salakça” faaliyetlerle saçıp savuruyorlar. Kendi hayatlarına hiçbir anlam bulamadıklarını maskelemeye çalışarak ruhlarını uyuşturuyorlar.

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, gençliklerinde zekâlarını kârlı kılmaya, öğrenimlerini bir arpalığa çevirip limon gibi sıkmaya ve seçkin biri olmaya gayret gösteriyorlar. Sonra da şaşkınlık içinde umutlarının sonucunun niçin bu kadar nafile bir hayat olduğunu sora sora ömürlerini tüketiyorlar. 

Ağır Bedel Ödemek

Gerçekleri en nihayetinde görüyorlar görmesine ama o da ancak bir kriz meydana geldiğinde ve maskeler düştüğünde gerçekleşebiliyor. İşte tam bu noktada, yıldızların peşinden koştuklarını ve okyanusta olduklarını sanarlarken sonlarının bir kavanozun içindeki kırmızı balıktan farksız olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalıyorlar.

Ve ne yazık ki sürdürdükleri bu yanlış hayat yüzünden ağır bedeller ödüyorlar. Bunun acısını unutmak için yaptıkları tek şey ise kırılgan, eğri büğrü ve geçici toparlanmalar yoluyla kendilerini kandırmak. Tıpkı Paloma‘nın babasının yaptığı gibi:

“Babam için gazete ve kahve onu önemli insana dönüştüren sihirli değneklerdir. Bal kabağını saltanat arabasına dönüştüren gibi. Bundan büyük bir tatmin bulduğunu unutmayın: Sabahın altısında kahvesinin önünde otururken olduğu kadar sakin ve gevşemiş bir hâlde onu hiç görmedim ama ya ödenecek bedel! Yanlış bir yaşam sürerken ödenecek bedel! Bir kriz meydana gelip de maskeler düştüğünde -ki faniler arasında bu hep olur- hakikat korkunçtur!” (s.79)

Gerçeği Fark Etmek

Modern Batı medeniyetinin, insanı sürekli koşuşturmaya zorlayan ve gerçekleri görmesini engelleyen hızı ve karmaşası, romana sonradan dâhil olan Japon Kakura Ozu sayesinde yerini, Doğu kültürünün öğütlediği sadeliğe ve dinginliğe bırakıyor. Bu dinginlik sayesinde Renee ve Paloma, hem çevrelerindeki olaylara ve insanlara daha dikkatli bakabiliyor hem de kendi gerçekliklerini fark etmeye başlıyorlar.

Romanın sonundaki beklenmedik acı olay ise bu farkındalığı daha farklı bir noktaya taşıyor. 

İki Önemli Metafor

Kirpinin Zarafeti, hayata dair dikkati çeken birçok tespitin, satır aralarına serpiştirildiği bir roman. Bu bağlamda bazı metaforlar da kullanılıyor ve bunların yaptığı çağrışımlar romana ayrı bir derinlik katıyor. 

Bunlardan ilki bir oyun…

İlk Metafor “Go Oyunu”

Yaşamak İçin İnşa Etmek Gerek

Yaşamak için inşa etmek gerek, kuralına dayanan Go oyununda hedef, ötekini yenmek değil, kendine daha büyük bir alan inşa etmek:

Bu oyunun “en güzel yanlarından biri, kazanmak için yaşamak gerektiğinin ama aynı zamanda ötekini de yaşatmak gerektiğinin kanıtlanmış olması. En açgözlü olan oyunu kaybeder. İncelikli bir denge oyunu. Karşındakini ezmeden avantaj sağlamak gerekiyor… Yaşamak, ölmek: Bunlar inşa edilmiş olanın sonuçları. Önemli olan, iyi inşa etmek.” (Kirpinin Zarafeti, Muriel Babery, s.99)

İyi inşa etmek… Peki ama niçin ve nasıl?

“Yarını düşünmemek için şimdiki zamana açgözlülükle sarılmış olan çevremdeki yetişkinlere bakarak bir ömrün kısacık bir sürede geçip gittiğini çok erken anladım… Ama yarından çekinmenin nedeni şimdiki zamanı inşa etmeyi bilmemektir ve şimdiki zamanı inşa etmek bilinmeyince bunun yarın yapılabileceği söylenir ama bu da berbat bir şeydir çünkü yarının daima bugün olduğunu görmüyor musunuz?                                                                                        

Şimdi, bir şeyi, ne pahasına olursa olsun, bütün gücümüzle inşa etmek. Her gün kendimizi aşmak için, kendimizi ölümsüz kılmak için… Herkes kendi Everest’ine adım adım tırmanmalıdır, hem de öyle tırmanmalıdır ki her adım biraz sonsuzluk olmalıdır.                                                     

Gelecek zaman, yaşayanların gerçek projeleriyle şimdiki zamanı inşa etmeye yarar.” (s.113)

Bir Diğer Metafor: Sürgülü Kapı

Japon yaşam mekânlarında görülen ve duvarlarla mekânı ikiye bölmeyi reddeden, görünmez rayların üzerinde çeper boyunca sessizce kayan sürgülü kapılar…

Kirpinin Zarafeti‘nde sürgülü kapılar, “şiddet hâkimiyetine dayanan uygarlıklar”daki gürültünün, baskının ve bencilliğin aksine sükûneti, birleşmeyi ve paylaşmayı temsil ediyor:

“Sürgülü kapı ise engelleri ortadan kaldırarak mekânı yüceltir. Dengeyi dönüştürmeden başkalaşmayı sağlar. Sürgülü kapı açıldığında iki yer birbirine zarar vermeden ilişkiye girer. Kapandığında her birine kendi bütünlüğünü iade eder. Paylaşım ve birleşme, birbirini rahatsız etmeden olur. Yaşam burada sakin bir gezintidir. Oysa bizde bitmek bilmez zorlamalar dizisinden ibarettir.” (s.135)

Iskaladığımız Şeyler

“Edebiyat, ıskalanan her şeyi bize gösteren bir televizyon…” (Kirpinin Zarafeti, s.89)

İçinde sosyolojiden, müzikten, sinemadan ve en çok da edebiyatla felsefeden izler taşıyan Kirpinin Zarafeti, ıskaladığımız birçok şeyi dikkatimize sunuyor: öteleri göremediğimizi, aynalarda kendimizi tanımadan yalnızca kendimizle karşılaştığımızı, “çok”la değil, “az”la mutlu olabileceğimizi…

En çok da “ölüm“ü:

“Bir sabah ölüme gitmek gerekecek, subaylar da askerler de, sersemler de, kaçak sigara satan ya da tuvalet kâğıdı pazarlayan küçük kurnazlar da, herkes.” (s.72)

“Bedenin çöktüğünü, dostların öldüğünü, herkesin sizi unuttuğunu, sonun yalnızlık olduğunu unutmamak gerekir. Bu yaşlıların da bir vakitler genç olduğunu, bir ömürlük zamanın gülünç olduğunu, bir gün yirmi yaşında, ertesi gün seksen yaşında olunduğunu da unutmamalı.” (Kirpinin Zarafeti, Muriel Babery, s.113)

Son Söz

Arıların yazgısını paylaşmadan bal yapabileceğimizi sandığımızı ama bizim de görevlerini yerine getirmeye ve sonra da ölmeye mahkûm zavallı arılardan başka bir şey olmadığımızı hatırlatan bir roman Kirpinin Zarafeti. 

Toplumsal hiyerarşiler oyunundan tutun da koca bir gençliğin hiçliğin hizmetinde nasıl heba olduğuna kadar daha birçok acı gerçek üzerinde farkındalık oluşturmaya çalışan bir Modern Çağ romanı aynı zamanda. 

Hayata dair sunduğu tez ise “son noktayı koymuş” dedirtecek cinsten:

“Ben, yapılacak tek bir şey olduğu kanısındayım: Doğma nedenimizi bulmak ve bunu elimizden geldiğince iyi, bütün gücümüzle, öküz altında buzağı aramadan ve bizim hayvan doğamızda tanrısallık olduğunu sanmadan yerine getirmek. (s.215)

Ölüm gerçeği yanı başımızda dururken, yerine getirilmemiş bir yığın arzuyla dolu hayatımız bir saniyede yok olup gitmeye mahkûmken, o anda yapılacak hiçbir şey yokken ve geriye dönmek de imkânsızken…

Sahi, biz neden doğduk?

İşte bu gerçekten, cevaplamamız gereken en önemli soru değil mi sizce de?

Ne düşünüyorsunuz? Yorum köşesinde bizimle paylaşın.

Not 1: Felsefe ve edebiyatın bütünleştiği romanlar okumaktan hoşlanıyorsanız Norveçli Felsefe Öğretmeni Jostein Gaarder’ın kaleminden çıkmış Sofie’nin Dünyası↵ adlı romanı da incelemenizi tavsiye ederim.

Not 2: Kirpinin Zarafeti adlı romandan sizin için derlediğim kitap sözlerine buradan↵ ulaşabilirsiniz.

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Beyza Nur

    🌷

  2. Beyza Nur

    Kirpinin Zarafeti, hayata dair dikkati çeken birçok tespitin, satır aralarına serpiştirildiği bir roman. Bu bağlamda bazı metaforlar da kullanılıyor ve bunların yaptığı çağrışımlar romana ayrı bir derinlik katıyor.
    Beni romana yakın kılan sebepler 😊

    • Metaforlar, edebî eserlerdeki anlatımı çekici kılar, daha anlaşılır yapar ve anlatıma çağrışım zenginliği katar. Sanırım seni romana yakınlaştırmasının sebepleri bunlar.

  3. Mustafa Öztürk

    Gerçekten çok etkiliyici 👍👍👍🌷🌷🌷🌷🌷🌷🌸🌹🌼🌼🌼🌻🌻🌻🌻🌻

  4. Dilek Aras

    “Ölüm gerçeği yanı başımızda dururken, yerine bile getirilmemiş bir yığın arzuyla dolu hayatımız bir saniyede yok olup gitmeye mahkûmken, o anda yapacak hiçbir şey yokken ve geriye dönmek de imkânsızken…”
    İşte hayatın gerçekleri …
    Dünya gailesi içinde debelenip dururken hiç ölmeyecekmiş gibi koştururken aniden geliverecek ölüm …
    Sırf bunun için belki kendimize gelmemize vesile olması için okunacak bir eser gibi geldi bana Şulecim ..,Kitabı duymuştum senin yorumundan sonra inşallah okumayı hızlandıracağım çok teşekkürler emeğine sağlık 🙂

    • Teşekkür ederim. 🙂
      Felsefik konuların yoğun olduğu bölümlerde anlatım zaman zaman girift bir hâle bürünse de içeriğindeki anlam zenginliği ve hikâyesinin sürükleyiciliği sayesinde keyifle okumayı vadeden bir kitap.

  5. Derya

    Kitap aniden gelen ölüm karşısındaki çaresizliği vurguluyor ki bu çok doğru ama bir diğer gerçekte şu ki çoğu zaman ölmeden ölür insan ve belki de bu ölümler alıştırır insanı mutlak olan gerçek ölüme .Eline sağlık şulem çok güzel çalışma

  6. Cihan akan

    Eğer inanıyorsak insan tam olarak tekamüle varmadan bu dünyadan gitmeyecek. Gidip gidip gelecek. Ta ki tam olarak tekamüle ulaştığında ebedi hayata göçecek. Bu durumda var oluşmu dersiniz, yaradılış mı dersiniz bunun sebebi bizi mükemmele ulaştırmasıdır. Bu da levhi mahfuzdan.

    • Tekâmüle varmak için yol alıyoruz. Hepimiz o noktaya geldiğimizde veda edeceğiz hayata.
      Ancak burada önemli olan bizde neyin tekâmül edeceği. Yani ruhumuzda hırs, kin, zulüm, yalan, öfke mi tekâmül edecek yoksa sevgi, merhamet, fedakârlık, iyilik mi?
      Neyi tercih edeceğimiz ise irademizin sorumluluğunda.

      Teşekkür ederim, derinlikli yorumun için.

  7. Engin Akan

    Kitabı okumadan okumuş gibi oldum. Çok etkileyici. Çok güzel bir çalışma. Çalışmalarınızda başarılar diliyor ve büyük bir dikkatle takip ediyorum..

  8. Taşkın AKAN

    Etkileyici.. Eline, yüreğine sağlık..

  9. Fatma

    Hocam yazınızı okudum
    Çok ama çok duygulandım
    Hayatta çok hırslı yaşamayacaksınız çünkü insan ölüme çok yakın
    Ağlasak da gülsek de bu böyle
    Çok beğendim elinize sağlık

    • Çok teşekkür ederim Fatma Hanım, beğenmeniz beni çok mutlu etti.💐
      Haklısınız, ağlasak da gülsek de ölüm kaçınılmaz bir gerçek.

  10. Gizem

    Çok beğendim hocam
    Elinize sağlık 🌺

  11. Hüsna Öztürk

    Yaptığınız muhteşem yorumlardan sonra kesinlikle okunması gereken bir eser diye düşünüyorum. Ellerinize emeğinize sağlık Şule hocam 🌹

    • İstifade edilir bir çalışma sunmak ve bu çalışmanın sizin tarafınızdan beğenilmesi, beni çok mutlu ediyor. Teşekkür ederim.

  12. Esma.kuralkan

    Sevgili Hocam ;
    Metafizik içerikli romanlar ilginizi çekiyor anlaşılan….👌🏼👌🏼👌🏼🌱

    • Metafizik içerikli eserler kanaatimce, insanın bozulmamış doğasında var olan ancak dağınık ve tanımsız duran duygu ve düşünceleri derleyip toplayıp anlaşılır bir hâle getiriyor ve onlara anlamlı bir istikamet veriyor.

  13. Esma kuralkan

    Muriel Barbery,
    Fransız yazar..
    Zaman zaman Fransa burjuvazisini hicvetmesi ile dikkat çekmiş, 👌🏼

    • Aynı zamanda felsefe profesörü. İçinde bulunduğumuz yüzyılla ilgili dikkate değer tespitler var eserlerinde.

  14. Esma Kuralkan

    Filozof, düşünür, ilim adamı Mevlana;
    “Kaynağından koparılan her şey
    kaynağı ile kavuşmayı arzu eder“ der
    Kimi bu arzunun farkına varır, kimi farkına varamadan, kaynağına kavuşmuş olur
    İşte bu kaynağına dönme anı,
    İşte bu dönme anı …..😯😯

  15. Esma kuralkan

    İster buna var oluşların kavuşma anı diyelim 😯
    İster,yaratılmışların kavuşma anı diyelim 😯
    Matmazel Muriel‘in beğendiğim sözleri;
    neden dogduğumuzu sorgulamak, arının bal yapmasındaki vazifesi gibi, bizlerinde vazifesi bu diyor,
    Enteresan !!! Fransız bir felsefecinin, bu hakikatin farkına varması 😯

    • Barbery, köken olarak Fransız değil. Fas doğumlu. İki aylıkken ailesiyle birlikte Fransa’ya taşınmış.
      15 yıl boyunca çeşitli lise ve üniversitelerde felsefe dersleri vermiş. 2008 yılında ise işinden ayrılıp Japonya’ya yerleşmiş.

    • Konuyu farklı yönlerden zenginleştirdiğiniz için teşekkür ederim. 🙂

  16. Esma kuralkan

    Bir felsefe profösörü, Japonyaya neden yerleşmek isteyebilirki, izlenimlerini şiddetle okumak isterdim..

  17. Mustafa Sinan Öztürk

    “Hakikat korkunçtur.”
    Hep kaçtık hakikatlerden. Sanırım fıtratımız da buna meyilli. Sonra da tosluyoruz duvara. Çalışmanız sürekleyici ve oldukça tatmin ediciydi hocam. Doğduk doğduk da acaba doğmasaydık daha mı iyiydi? Milyonlarca embriyolardan şanslı olanı mı bizdik şanssız olanı mı?😐

    • İster çağlar öncesinde olsun ister şimdi, ister dünyanın öbür ucunda olsun ister yanı başımızda, “insan” gerçeği değişmiyor Sinan Bey.
      Kirpinin Zarafeti’nin son satırlarında şöyle bir cümle var:
      “Sonunda kendi kendime hayatın belki de bu olduğunu söylüyorum: fazlasıyla umutsuzluk ama aynı zamanda güzel bir iki an.”

      Umudun hiç tükenmemesi dileğiyle…🙂

  18. Esma Kuralkan

    Zarafet kelimesini, kavramını, duygusunu, icraatını çok seviyorum.
    Keşke zarafet, herkesin prensibi olsa!!!!
    Dünya ne kadaaar güzel olurdu…
    Zarafet içinde olmayanlara 1-2 defa zarafetin farkına varmaları fırsatı verilmeli, süre tanınmalı ve o matmazel ya da kişiler ya da kurum, henüz anlamıyorsa o zaman şahin tırnaklar gösterilmeli…..
    Gösterilmeli ki kişiler acaba doğmasa mıydık, düşüncesine kapılmamalı…
    Yazarın da dediği gibi “Bir gün yirmi yaşındayız, ertesi gün bi bakmışız seksen yaşındayız, aradaki süre anlamadan, doymadan bitiveriyor…” Dolayısı ile bu jet hızda, zarafet, derken de su-i istimale izin verirsek de zillete düşmek de cabası…. Zira zarafetin sürekliliği, ünsiyet oluşturup pozitif-negatif her daim zarif olanı zillet mertebesine düşürür…

    • Zarafet nerede olmalı ve ne zaman sonlandırılmalı?

      Çok ince bir denge bu Esma Hanım. Feraset ve basiret gibi melekelere çokça ihtiyaç duyulan, oldukça hassas bir denge…

  19. Esma Kuralkan

    Bir denge …..
    Evet bir denge…..

    • Denge; adaleti, hukuku, ölçüyü, istikrarı ve uyumu çağrıştırıyor. Bazen tek bir kelime bile her şeyi anlatmaya yetebiliyor.

  20. Esma Kuralkan

    “İncelikli bir denge oyunu!!!!
    Karşındakini ezmeden, avantaj sağlamak gerekiyor.“
    Kirpinin Zarafeti, Muriel Babery, s.99

  21. Esma Kuralkan

    Buradaki “sürgülü kapı “ metaforu müthiş seçilmiş

  22. Esma kuralkan

    Şule hnm dediğiniz o “hassas bir denge kavramı“ aslında çok basit!!!…..
    Buradaki eserde de çook güzel verilmiş o müthiş, konu, felsefe, öğreti…..ne diyorsanız..
    Sürgülü kapı metaforu ile verilmiş
    Müthiş. !!!!
    Aynen aktarıyorum… Bence tüm insanlık bu öğretiyi, yaşam felsefesi yapmalı. Buradaki öğretiyi hayatına taşımalı… çevreside dengeyi hissetmeli ki umutsuzluklar, hayal kurıklıkları yaşanmasın…
    “sürgülü kapı ise engelleri ortadan kaldırarak mekânı yüceltir…
    DENGEyi dönüştürmeden başkalaşmayı sağlar
    Sürgülü kapı açıldığındaiki iki yer birbirine zarar vermeden (iki yer birbirine zararr ver me den ) ilişkiye girer…
    Kapandığında her birine kendi bütünlüğünü iade eder..
    Paylaşım ve birleşme birbirini rahatsız etmeden olur. “ Kirpinin Zarafeti, s.135

  23. Esma kuralkan

    Muriel Babery, felsefeci yanıyla, Batı medeniyetini sorgulamış.
    Japon Kakuro Ozu, Renee ve Paloma’ya hem çevrelerindeki olaylara ve insanlara daha dükkatli bakmalarını sağlamış, hem de kendi gerçekliklerini fark etmelerini sağlamış.
    Acaba bu sürgülü kapı metaforu mu edebiyatçı ve Felsefe Profesörü Muriel Babery’yi Japonya’ya çekti…

    • Romandaki iki önemli karakterin hem çevreleriyle hem de kendileriyle ilgili farkındalıklarını geliştiren kişi, bir Japon. Eserlerindeki bu ve buna benzer bulgulardan yola çıkılarak Barbery’nin, Japon kültürüyle yakından ilgilendiği rahatlıkla söylenebilir. Japonya’ya yerleşme sebeplerinden biri de bu olabilir pekâlâ.

  24. Esma kuralkan

    “…..
    Herkes kendi Everest’ine adım adım tırmanmalıdır, hem de öyle bir tırmanmalıdır ki her adım biraz sonsuzluk olmalıdır…” Kirpinin Zarafeti, Muriel Babery

  25. Güzel bir söz.🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir