Kırmızı ve Siyah (Kitap Yorumu)

KIRMIZI ve SİYAH

Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı romanı, hem “her daim güncelliğini koruyan ve mutlaka okumanız gereken 29 dünya klasiği roman” listesinde yer alır hem de “eksiksiz bir kütüphaneniz olsun istiyorsanız mutlaka edinmeniz gereken 100 harika kitap”tan biridir.

Kitapseverler, internet ortamında böyle kategorize etmişler Kırmızı ve Siyah’ı. 🙂

İnsanlık Tarihinin En İyi 10 Romanından Biri

İnsan davranışlarının arka planınındaki ruhsal sebepleri anlamak isteyen biriyseniz, psikolojiye ilgi duyuyorsunuz demektir.

Zamanla bu ilgi, kendinizi daha iyi tanıma ve böylece benliğinizi daha iyi inşa edebilme çabasına dönüşür.

Bu noktada yardımınıza, bilimden edebiyata kadar birçok kaynak koşar, siz de bunlardan az ya da çok istifade etmeye çalışırsınız. İşte Stendhal’in Kırmızı ve Siyah adlı romanı da bu çabada size yardım edebilecek önemli bir kaynak olarak durur karşınızda.

Kırmızı ve Siyah, 1840 yılında yayımlanır. Bu tarihten iki yıl sonra da yazarı, Paris caddelerinde yürüyüş yaparken geçirdiği kalp kriziyle hayatını kaybeder.

Fransız edebiyatının derin izler bırakmış eserleri arasında yer alan Kırmızı ve Siyah, dünya edebiyatının da başat klasiklerindendir ve birçok eleştirmene göre insanlık tarihinin en iyi 10 romanından biridir.

Dikkate değer bir iddiadır bu!

Psikolojik Romanın Mucidi

kirmizi-ve-siyah-stendhal

Stendhal, romanında psikolojik ve felsefi ögeleri ustaca kullanır. Teknik açıdan oldukça gerçekçi, etkileyici ve sarsıcı ruh tahlilleri yapar. İnsan ruhunun derinliklerine tıpkı bir psikolog gibi nüfuz eder. Kahramanların iç bunalımlarını ve iç hesaplaşmalarını psikolojik çözümlemelerle ortaya çıkarır.

Bu yüzden ona, “psikolojik romanın mucidi” unvanı verilir.

Hak ediyor, emin olun…

Anatomi Masası ve Roman

Cemil Meriç, Kırmızı ve Siyah‘ı şöyle yorumlar:

“…bir anatomi masası ve roman, sokakta dolaştırılan ayna.

Hangi sokakta?

İç dünyanın sokaklarında.” (Cemil Meriç, Jurnal 2)

Kırmızı ve Siyah, psikoloji ile edebiyatın kesiştiği noktada durur.

Etkileyici bir kesişim, farklı bir duruştur bu.

Sinirli ve soğukkanlıdır.

Bir şeylerden rahatsızlık duyduğunu ve bunları yermek istediğini güçlü bir şekilde hissettirir.

Hareketlidir.

Klasik psikolojik romanlarda görmeye alıştığımız “olay örgüsüne değil de kahramanların psikolojik yapılarına önem verme” özelliği, Kırmızı ve Siyah’ta tersine dönmüş gibidir. Yani ön planda olan ruhsal tasvirler değil, olay örgüsüdür.

Stendhal’in bu tarzını, Honore de Balzac şöyle değerlendirir:

“Az sözcük yetiyor Stendhal’a. Kahramanlarını eylem ve diyalogla karakterize ediyor. Okuyucuyu tasvirlerle yormuyor da dramatik zirveye doğru koşturuyor ve bunu bir tek sözcükle, bir tek işaretle başarıyor.”

Roman Kahramanı: Julien Sorel

Dünya edebiyatının en önemli roman karakterlerinden biridir.

Julien, yükselme ve zengin olma ihtirasıyla yanıp tutuşan, başarılı olamamanın utanılacak tek şey olduğuna inanan ve bu inanç doğrultusunda yol alırken “Yoksa ben kötü bir insan mıyım?” sorusunu aklının ucundan bile geçirmeyen genç bir adamdır.

(Julien’in, hedefine varmak için çizdiği bu yol, günümüz postmodern toplumlardaki kariyer elde etme planlarını düşündürür bize.)

Julien, kendisine sadakatle ve büyük bir güvenle bağlanan kadınları anlamakta ve tanımakta geç kalır. Aşırı temkinli, hesaplı ve soğukkanlı tutumu, onları kaybetmesine yol açar.

İçinden bir türlü atamadığı aşağılık kompleksi yüzünden kendisini, yoksul, işçi oğlu, kerestecinin oğlu gibi sıfatlarla hor görür. Bunları bastırma içgüdüsüyle güzel, kibar, soylu ve zengin kadınları elde etmeye çalışır. Onlarla beraber olmaktan haz alır çünkü kendisini onlarla özdeşleştirdiği için değer kazandığını zanneder.

“Sevgilisinin yüksek tabakadan bir kadın oluşuna bakarak sanki o da yükseliyordu.” (Kırmızı ve Siyah, Standhal)

“Julien’in aşkı, henüz bir hırstan başka bir şey değildi. Onun gibi yoksul ve hor görülen zavallı bir insanın böyle güzel ve kibar bir kadını elde etmesi, sevinilecek bir başarıydı.” (Kırmızı ve Siyah, Standhal)

İkiyüzlü ve İçten Pazarlıklı

Julien, ikiyüzlü ve içten pazarlıklıdır. Yükselmenin en kısa yolunun papaz cüppesi giymekten geçtiğine inandığı dönemlerde, sırf bu yüzden din adamı olmaya karar verir.

Ancak

ve ne yazık ki

ihtiraslarının peşinde koşmaktan vazgeçmeyen bu delikanlı,

vakit tamam olduğunda

adım adım eşiğine geldiği büyük felaketten de kendisini kurtaramaz.

(Romanı okumayı düşünenlerin heyecanını baltalamamak için daha fazla detay vermek istemiyorum. 🙂)

Stendhal, Julien’i felakete götüren bu süreci, bütün ruhsal ve toplumsal unsurlarıyla beraber işler.

Beden-Ruh İkilemi

Bu sürecin önemli bir diğer kahramanı da Madame de Renal‘dir.

madame-de-renal-kirmizi-ve-siyah

Madame de Renal, dindar ve görev duygusuyla hareket etmeye çalışan, soylu, hata yapmak istemeyen ancak duygusal bağlılığının etkisiyle kendisine zarar verecek yolları tercih etmek zorunda kalan evli, genç bir kadındır. İnançlarına ters düşen davranışları, onu sık sık beden-ruh ikileminin pençesine düşürür. Kurtulabilmek için de yoğun, içsel bir mücadelenin içine girer

ve kazanır

ama…

(Fazla detay vermesem daha iyi olur. 🙂)

Tutkular, Zaaflar, Erdemler İç İçe

Stendhal’in roman kahramanları, soylu olanından işçisine, köylüsünden belediye başkanına, kadınından erkeğine kadar hepsi oldukça gerçekçi bir tarzda kurgulanır. Aynı karakter, hem soylu hem bayağı ve yine aynı şekilde hem alçak gönüllü hem de bencil olabilir.

Tutkular, zaaflar ve erdemler iç içe geçmiştir. Bu durum, romanın gerçekçilik yönünü kuvvetlendirir.

Stendhal’a göre:

“Roman denilen şey, uzun bir yol üzerinde dolaştırılan bir aynadır. Bu ayna bize kâh göklerin maviliğini, kâh yolun hendeklerinde biriken çamurları gösterir.”

Çağının Ruhu: Can Sıkıntısı

Stendhal, yaşadığı çağın ruhunu yansıtırken de gerçekçidir.

Bu ruhun en belirgin özelliği “can sıkıntısı”dır. Bulaşıcı bir hastalıktan farksız olan bu durum, modernizmin yol açtığı ruhsal çöküntülerin bir ön belirtisi olarak da okunabilir. Zira Stendhal’den sonraki yazarlarda bu sıkıntı, modern insanı çepeçevre saran yabancılaşmaya ve yalnızlaşmaya dönüşür.

Kadın

Stendhal’in içinde bulunduğu toplumun kadına bakışı da oldukça sorunludur:

“19. yy.’da bir adam karısını, herkesin önünde ettiği hakaretlerle -ona toplumun bütün kapılarını kapamak suretiyle- öldürür.” (Kırmızı ve Siyah)

Korkunç doğrusu!..

kirmizi-ve-siyah (1)

Yaşadığı Dönemin Portresi

Kırmızı ve Siyah’ta olaylar, Napoleon’un sürgüne gönderilmesinden sonra başlayan Restorasyon Dönemi’ninde geçer.

Stendhal, bu dönemde yaşanan sınıf çatışmalarını, devlet yönetimindeki çatlakları ve çıkar uğruna yapılan ikiyüzlülükleri, eleştirel bir tarzda anlatır. Böylece romanına, sosyolojik öneminin yanında yergi değeri de kazandırır.

kirmizi-ve-siyah-stendhal (2)

Sınıf Farklılığı

Sınıflar arasındaki derin farklılık, başlı başına bir yergi konusudur romanda.

Bu durum, 19. yüzyıl Fransa‘sında olağanüstü boyutlardadır. Her türlü hareket, bir duruş, bir gülümseme dahi sınıfsal kodlara sahiptir.

Kıyafetler, dönemin en belirgin statü göstergesidir. Kişinin hangi sınıfa dahil olduğu, sadece üzerine bakılarak da anlaşılabilir.

Söz gelimi Mösyö de Renal, Julien’e çalışırken giymesi için elbiseler diktirir. Ancak onu işten kovma durumunda, bu elbiseleri nasıl geri alabileceğinin hesaplarını da yapar çünkü kovulduktan sonra Julien’in sınıfı değişecektir, dolayısıyla kıyafetleri de değişmelidir.

kirmizi-ve-siyah-stendhal (1)

Julien’in mahkemede kendisini savunma şekli de aynı sınıf farkını, bariz bir şekilde hissettirir bize:

“Aşağı bir sınıftan doğup fakirlikle az çok ezilmiş olmalarına rağmen, gene iyi bir terbiye görmek saadetine ererek yüksek cemiyet dedikleri yere girebilmiş gençleri benim şahsımda cezalandırarak cüretlerini kırmak isterler.

İşte baylar, benim asıl suçum bu. Burada benim hakkımda hüküm verecek olanlar, benim sınıfımdan olmadığı için, göreceğim ceza elbette daha ağır olacaktır. Bakıyorum da jüri üyeleri arasında zenginleşmiş hiçbir köylü yok. Ancak bu cürete öfkelenmiş burjuvalar var.” (Kırmızı ve Siyah)

Kızıl ile Kara

Kırmızı ve Siyah İsmi Ne Anlama Geliyor?

Kızıl ile Kara ismiyle de Türkçe’ye çevrilen roman, ismini ordunun kırmızı üniformaları ile ruhban sınıfının siyah cüppelerinden alır.

kirmizi-ve-siyah

Cemil Meriç, romanın ismiyle içeriği arasındaki bağlantıyı şöyle kurar:

“… Kırmızı, üniformayı, asker üniformasını temsil ediyor; siyah, papaz cübbesini. Julien Sorel’in hayatı bu iki kutup arasında geçecektir.

Kırmızı ve Siyah ayrıca bir tezadı belirtiyor: saadet ve felaket tezadını, olmak veya olmamak tezadını. Bir kumar istilahı kırmızı ve siyah. Kaderimizi kırmızı da tayin edebilirdi, siyah da. Olmak veya olmamak, hayat veya ölüm. O kadar iç içe, o kadar kucak kucağa ki.

Ve insanı deli eden, olabileceğin, olması gerekenin parmaklarımızdan kayıvermesi. Trajedi bu.”
(Jurnal 2, Cemil Meriç)

Kırmızı ve siyah renklerine bence farklı yorumlar da getirilebilir.

Kırmızı ve Siyah: sevgi ve ölüm.

Bütün hatalarına ve sadakatsizliğine rağmen Julien’i sevmeye ve korumaya devam eden, son anına kadar onun yanında duran ve onu kurtarmak için, onurlarını ayaklarının altına alma pahasına, her türlü mücadeleyi göze alan kadınların sevgisidir kırmızı.

Siyah ise Julien’in ölümcül hataları ve sonu…

Zamanının Ötesinde

Yazıldığı dönemde hak ettiği ilgiyi göremeyen Kırmızı ve Siyah için Andre Gide şöyle diyor:

“Kırmızı ve Siyah, kendi zamanının ötesinde bir romandır.”

Psikoloji eğitimi alıyor, psikolojiye ilgi duyuyor ya da insanı odağına alan farklı alanlarda -mesela halkla ilişkilerde- kendinizi geliştirmek istiyorsanız Kırmızı ve Siyah’ı mutlaka okumalısınız.


Kırmızı ve Siyah’ın Özeti

Tanıtım Bülteni’nden

Fransa’nın küçük bir kasabasında, bir kerestecinin oğlu olarak dünyaya gelen Julien Sorel, genç yaşında yükselme ihtirasına kapılır. Çalışkanlığı ve dinî eğitimiyle dikkat çeken Sorel, bir an önce bu kasabadan kurtulup Paris’e gitmeyi arzular. Böylece kırmızı ve siyah arasında yaşadığı çelişkiler de başlamış olur. Restorasyon Fransası’nın şartlarında yükselebilmek için genç Sorel’in önünde iki seçenek vardır: Ya siyahı seçerek yükselişine kilise yolundan başlayacaktır ya da kırmızıyı seçerek askerî yoldan. Ancak bir yandan aldığı dinî eğitim, öte yandan Napolyon’a olan gizli hayranlığı bu seçimi yapmasını zorlaştıracaktır. Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşılaşacağı iki farklı kadın, iki farklı aşk, kendini çok başka yerlerde bulmasına sebep olacaktır.

Romanın daha geniş özeti için buraya↵ bakınız.


Kırmızı ve Siyah’tan derlediğim kitap sözleri↵

Bu yazılar da ilginizi çekecektir:

KİTAP YORUMLARI

SuçveCeza↵  Tutunamayanlar↵  Madame Bovary↵  Kürk Mantolu Madonna↵  Küçük Ağa↵  Karamazov Kardeşler↵  Vadideki Zambak↵  Muhteşem Gatsby↵   İmkânsızın Şarkısı↵  Anna Karenina↵  Genç Werther’in Acıları↵  Gurur ve Ön Yargı↵  Gün Olur Asra Bedel↵  Huzur↵  Sahip Olmak ya da Olmak↵ jurnal

KİTAP SÖZLERİ

Suç ve Ceza↵ Tutunamayanlar↵ Kürk Mantolu Madonna↵ Madame Bovary↵ Karamazov Kardeşler↵ Vadideki Zambak↵ Anna Karenina↵ Genç Werther’in Acıları↵ Gün Olur Asra Bedel↵ Huzur↵ Sahip Olmak ya da Olmak↵ Gurur ve Ön Yargı↵ İmkânsızın Şarkısı↵ Muhteşem Gatsby↵ Jurnal↵ Küçük Ağa↵ Kırmızı ve Siyah↵


kitap (22)

 

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Cihat Demirsoy

    Henüz okuma bahtiyarlığına erişemediğim bir roman. Anlatımınız hem merak uyandırıyor hem de okunması gereken baş yapıtları gözler önüne seriyor. Bir kitabı okumanın ötesinde onu tahlil edip tanıtmak şüphesiz alkışa değer bir marifet. İlgi ile izliyor ve listemi sayenizde kabartıyorum. Kaleminize sağlık. Büyük zekaların ve eserlerin tanıtımı her daim olsun.

    • Niyetim, kitapseverlere ya da müstakbel kitapseverlere,
      “Bakın, burada nitelikli bir kitap var, okuduysanız, belki gözünüzden kaçan bir şey olmuştur, bir de benden dinleyin; yok eğer okumadıysanız, bu kitabın şu şu özellikleri var, okumanızı tavsiye edebilirim.” demek.

      Kitap incelemek, gerçekten çok zor bir iş hocam. Bunu yaparken kendimi kitap eleştirmeni olarak değil de bir puzzle oyuncusu gibi hissediyorum.

      Elimdeki eserle ilgili temin ettiğim bilgileri, sözleri, resimleri, kelimeleri, şahsi duygu ve fikrî birikimlerimi ve daha bir yığın şeyi önce bir havuzda topluyor, sonra da bir puzzle yapıyormuş gibi onları uygun yerlere yerleştiriyor ve anlamlı bir bütün oluşturmaya çalışıyorum.

      İstifade edilir bir şey sunabilme ihtimali bile beni çok mutlu ediyor. Teşekkür ederim.

  2. Binnur Albayrak

    Siyahın asaleti ve kırmızının cazibesi insanların her zaman dikkatini çekmiştir. Yazında psikolojik yorumların önde olup olayların örgüsünü fazla açmaman, okuyucuyu heyecanlandırma adına güzel olmuş. Okuduğum halde yeniden okuma hevesi uyandırdı yıllar sonra. Şu bi gerçek hangi toplum ve o toplumların sosyal tabakaları arasındaki uçurum olursa olsun erkeklerin özellikle Sorel karakterindeki erkeklerin genel yapısı hep aynı… Maalesef olan hep kadına oluyor.. Bu yüz yıl önce de aynı idi şimdide. Onun için kadın,aşk ve kırmızı bir tarafta. Erkek ve siyah bir tarafta.. Emeğine, kalemine sağlık canım benim..

    • Kırmızı ve siyahın anlamı konusunda sanırım hemfikiriz. Kadın, sevgi ve kırmızı bir tarafta, erkek ve siyah diğer tarafta.
      Yüzlerce yıl geçse de bu durum hep aynı olacak.
      (Mevzuyu Sorel karakterindeki erkeklerle sınırlandırıp iddiayı biraz yumuşatalım.🙂)

      Yazıyla ilgili yaptığın tespitler, benim de önemsediğim şeyler. Dikkatinden kaçmadığına sevindim. Teşekkür ederim.

  3. Mustafa Öztürk

    Şöyle bir göz attım teşekkür ederim böyle şeyleri paylaştığın için ne kadar teşekkür etsem azdır

  4. Dilek Aras

    Emeğine sağlık güzel Şulem her zamanki gibi yine muhteşem ifade etmişsin toplumsal bir gerçekliğin yansıması Olan bu nadide romanı…Stendhal modern geçinen Batı medeniyetine bir ayna tutmuştur aslında.Asırlar ötesindeki çarpık zihniyetin tezahürü olan bu eserdeki karekterler maskeli bir şekilde hala bu karabasanı sürdürmekte günümüzde.Sadece madalyonun tersini düze çevirerek servis etmekteler düşüncelerini…Bizlere uyanık olmak düşüyor. Herkesin okuması gereken bu eseri senin yorumundan sonra ben de tekrar okumaya karar verdim . Öğrencilik yıllarımın üzerinden çok zaman geçti. Çok çok farklı geleceğinden eminim . Emeğine yüreğine sağlık Şulem❤️

    • Teşekkür ederim. 😊
      Bu tür eserlerin yazarlarını “olay yeri, görgü tanığı” olarak nitelendiriyorum ben.

      Kalemi ve zihni güçlü olan bu yazarlar, içinden çıktıkları toplumun hem en dikkatli tanıkları oluyorlar hem de Stendhal’de olduğu gibi -gerçekçiliği benimsedikleri için- tanıklık ettikleri şeyleri allayıp pullamadan olduğu gibi yansıtıyorlar.

      Bizler de onları okurken aynı zamanda hem kendimizi hem çağımızı hem de toplumumuzu farklı yönlerden okuma ve gerçekçi bir bakış açısıyla değerlendirebilme yetisine sahip oluyoruz.

      Tabii bu, arzulanan bir durum. Umarım bu noktaya erişiriz diyelim.

  5. Fatma Öztürk

    Fakirlikten nefret eden ve insanları ezerek hızla yukselmek isteyen insanları aşağılıyarak herşeyi elde ederim diyen yükselsede içinde rahat edemez yaşantısında mutsuz olur kızım ellerine sağlık

    • Eyvallah annecim, çok haklısın.
      Dikkatimizi çekmeye çalıştığın şey çok önemli.
      Mutluluğu insanları ezerek elde edeceğini zannedenler, er ya da geç yanıldıklarını anlayacaktır.
      Saygılarımla kıymetli annecim…
      Hep yanımdasın…

  6. Esma Kuralkan

    Stendhal, restorasyon döneminde sınıf farkının tavan yaptığı dönemlerde kaleme aldığı romanı, o rönesans dönüşümü sonrasında değeri kadar kabul görmemiş olsada zamanla yükselen bir trend göstermiştir…Kırmızı ve Siyah romanı ile ilgili Cemil Meriç ne güzel söylemiş ;
    “Kırmızı ve Siyah ile Stendhall, ruhun iç sokaklarına ayna tutuyor, nerede bu iç sokaklar, ruhun dimağlarında, iç haritasında “..
    Güzel mantık, iç haritamızı, ruhumuzdaki pozitif-negatif gel-gitleri görebilseydik

  7. Yaşadıkları dönemde değil de öldükten sonra değeri anlaşılan yazar sayısı o kadar fazla ki.

    Cemil Meriç ismini telaffuz ettiniz Esma Hanım.
    Biliyor musunuz o da yazdıklarının beğenilmediğini ve okunmadığını düşünerek kabul görmediğine inanmış.
    İçini döktüğü günlüklerinde şunları söylüyor:

    “1830’larda anlaşılmamış. Stendhal, anlaşılmadığı için benim soyumdan. Hayal kırıklıklarıyla, zilletleriyle aynı aileden iki insanız. Stendhal bir tarafım.
    …Stendhal gurbette yaşadı. Sevilmedi, okunmadı, tanınmadı. Stendhal de ezelî mağluplardandır.” (Cemil Meriç, Jurnal 2)

  8. Esma Kuralkan

    Şûle hnm, Cemil Meriç Stendhall’la birçok ortak noktasının, dönemlerinde anlaşılmadıklarının serzenişinde bulunuyor ama burada Cemil Meriç, Batı hayranı ve kendilerini aydın grubu olarak adlandırıp sol zihniyette olmayanları dışarda tutan, o dönemin kendi kendilerine aydın diyen o Jakopen gruba kabul edilmeyişlerini Atilla İlhan’a yazdığı sitem mektubundan anlıyoruz.
    Stendhall Fransanın aristokrat burjuvazisinden kabul görmüyor, sitenizden örnek verecek olursak Haruki Murakami de,
    F.Scott Svetzerland gibi yazarlar da bulundukları ortamda ötekileştirme tablosu onlarda motivasyon gücü oluşturmuş.. Stendhall Kırmızı Siyahda çözüm için ilhamlarda vermekte….

    • Esma Hanım, sanırım siz şunu vurgulamak istiyorsunuz:

      Cemil Meriç, yaşadığı dönemde, edebî değerinin bilinmemesi yüzünden değil, ötekileştirildiğinden dolayı kabul görmediğine inandı.

      Kesinlikle çok haklısınız.

      Ben de zaten “beğenilmediği ve okunmadığı için” derken sahip olduğu zihniyetten dolayı beğenilmediğine ve egemen güçler tarafından kabul görmediğine inandığını söylemek istemiştim.

      Kesin olan şu ki o, susturulmaya çalışılan bir düşünürdü.

      Ve dahi kasıtlı olarak yalnızlaştırıldı.

      Jurnal’lerinde şöyle diyor:

      “Bu memleketin büyük faciası, en seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çekmesi.” (Jurnal)

      Bu konuda oldukça yoğun hisler taşıyor Cemil Meriç:

      “Bugün, bizde neden mütefekkir yetişmiyor konusu üzerinde duracaktım. Kartallar uçmadan önce ücra kayalıklarda talim yaparlarmış. Tefekkür tek insanın işi değil. Ben bir Descartes, bir Spinoza olamazdım. Neden olamazdım? Bu bir kromozom meselesi değil. Hotantolar içinde büyüdüm. Okumak istediğim zaman dövdüler, kitaplarımı yırttılar. Nihayet kütüphanem yağma edildi, hapse atıldım vs. Cemiyet belkemiğimi kırdı. Uçmak istediğim zaman ancak sürünebiliyorum. Dostlarım kitaplarımı sakladılar benden. Fethi gibi bir insanın gösterdiği anlaşılmaz kıskançlık, hayatımın en büyük acılarından biridir. Venüs’ün, suratında frengi yarası.
      Geçen akşam Berke’lerde ortaya bu konu atıldı. Neden Avrupa bizden ileri? Neden bizde adam yetişmiyor vs. İçimden alev gibi kelimeler yükseldi. Ve yanan bir kömürü çiğner gibi dişlerimi sıktım.
      Neden yetişsin? Yıldızları söndürmeye çalışan bir obskürantizm.

      (obskürantizm: Egemen güçlerin kendi hoş görmediği kavramlara, kişilere, topluluklara ilişkin toplumun bilgi erişimini sistematik olarak kısıtlama çabası.)

      Ateş böceklerine tahammülü yok bu gecenin. Ben elimde demir asa, ayaklarımda çarık Hint’i keşfe çıkarken hanginiz bir teşvik sadakası lütfettiniz aslanlarım? Aradığım kitapları elime geçmesin diye kütüphanelerden toplayıp evinize sakladınız.” (Jurnal 1)

      İnkâr edilemeyecek kadar açık ve acı gerçekler bunlar.

  9. Esma Kuralkan

    Keşke içimizdeki Kırmızı Siyah noktalarımızı bize kolaydan gösteren aynalarımız olsa……..

    • Maalesef böyle bir ayna yok. 🙁
      Kırmızı ya da siyah, birçok değerli gerçeğe büyük acılar çekerek ulaşıyoruz.
      Tesellimiz, ulaşacağımız gerçeğin bizim için taşıdığı hayati öneme olan inancımız.

  10. Esma Kuralkan

    Sevgili Şule hnm
    Sayfanıza verdiğiniz emek kadar okuyucu yorumlarına da ciddi emek veriyorsunuz..
    Bunun için müteşekkiriz
    Saygılar

    • Saygıdeğer Esma Hanım,
      Sizin ve diğer okurların yorumları, bu sayfalara canlılık, farklılık, zenginlik, derinlik, birliktelik, zarafet, bereket ve bir yığın güzel şey katıyor. 😊
      Dolayısıyla, ortada bir emek varsa, bunda sizin de payınız var.
      Teşekkür ederim. 🏵🌼🌻🌺🌷🥀

  11. Esma Kuralkan

    Derin birikiminizle cevablarınız buluşunca kafamızda yazara ve romanına olan ünlemlerimiz daha net bir tabloya kavuşuyor

  12. Esma Kuralkan

    Bizim keskin ifadeli ve bir kesime buruk yazarımız Cemil Meriç ile Fransanın aristokrat tazyikleri altında eserler çıkarmaya çalışan Stendhall’in kendi şartlarınıda dikkate alarak yaptığınız değerlendirmeler ilginçti 👌🏻👌🏻

    • İki edebiyat ve düşünce adamının da işi zormuş doğrusu.

      Dikkate değer sayıda okur ve hayran kitlesine sahip oldukları bugünleri görselerdi, sanırım inanmakta güçlük çekerlerdi. 🙂

  13. Gülay doğan

    Merhabalar,
    Kırmızı ve Siyah için sinirli ve soğukkanlıdır, demişsin. Bu ifadeyi biraz açar mısın?❤
    Bu iki kelime yan yana sihirli duruyor💫

    • Merhaba… 🙂
      Sinirliliği ve soğukkanlılığı hissetmemek mümkün değil dersem fazla mı iddialı olur bilemiyorum ama bunu başka türlü izah etmek de zor sanırım Gülaycım.

      Olay akışını takip ederken yazarın bir şeylerden rahatsızlık duyduğunu ve bunları yermek istediğini, anlatım tarzı, tavrı ve seçtiği kelimelerden hissedebiliyorsunuz.

      Mesela en hassas duygusal meseleleri anlatırken ya da kahramanların derin acılar duyduğu anlardan bahsederken bile olayın dışında olduğunu ve olanlardan hiç etkilenmediğini sanki özellikle sezdirmeye çalışır.

      Aynı şekilde romantik eserlerde yüceltilmesine alışkın olduğumuz “aşk” duygusuna da soğukkanlı bir pencereden bakar ve bu duygunun arka planında var olan ama kimsenin görmek istemeyeceği çıkar, hırs, bencillik gibi olumsuz duygusal zemini anlatır ve yine aynı soğukkanlılıkla.

      Söz gelimi, “Julien’in aşkı, henüz bir hırstan başka bir şey değildi. Onun gibi yoksul ve hor görülen zavallı bir insanın böyle güzel ve kibar bir kadını elde etmesi sevinilecek bir başarıydı.” der.

      Buna benzer daha bir yığın ifade.

      Bu yönlerden baktığımızda yazar, hem sinirli ve soğukkanlıdır hem de olağanüstü gerçekçi.

  14. Gülay doğan

    Bir de Bir Tanem,
    Kitabın psikolojik yapıya önem vermeden psikolojik bir roman yazması (kahramanların psikolojik yapılarına değil olay örgüsüne yüklenmesi) ve bunu etkileyici bir pırıltıyla başarması ne kadar da görkemli💎💥💫

    • Kesinlikle.
      Psikolojik eserlerde, genellikle sayfalar süren ruh tahlillerine rastlarız.
      Stendhal, bunu yapmadan da psikolojik bir eser yazılabileceğini kanıtlar.

  15. Gülay doğan

    Ben de sinirli derken hadiselere karşı duyarlı demek istemiş olabilirsin diye düşünmüştüm.
    Anladığım kadarıyla sakin, ılımlı,temkinli yaklaşılmazsa aşk duygusuna sinirli?
    Bir de rahatsızlık duyduğu, yermek istediği durumlara sinirli?
    Yani genel anlamda sinirli?
    Doğru mu anlamışım?

    • Evet, genel anlamda sinirli. 🙂

      Hem böyle biri sinirli olmasın da ne yapsın Gülaycım? 🙂
      Yaşadığı dönem, siyasi ve toplumsal anlamda karmaşalarla dolu, sınıflar arası fark korkunç boyutlarda, sınıf çatışmaları had safhada, devlet yönetimindeki çatlaklar fark edilmeyecek gibi değil ve çıkar uğruna yapılan ikiyüzlülükler hemen her yerde…

      Yani hiçbir şey onun yüzünü güldürecek cinsten değil. Bir de üstüne üstlük aşka bakış açısında da sorunlar var. Zira Stendhal’e göre aşk, bir ruh hastalığı…

      Hâl böyle olunca da yazarın asabi haletiruhiyesi ister istemez cümlelerine ve kelimelerine siniyor, okur açısından da bunu fark etmek kaçınılmaz oluyor.

  16. Gülay doğan

    😁

  17. Gülay doğan

    Kahramanların ruh tahlillerini olayların içinde bulmamızı sağlaması okuyucuya çekici geliyordur.👏

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir