Karamazov Kardeşler (Yorum-İnceleme)

KARAMAZOV KARDEŞLER

Dostoyevski↵ nin, hayatına veda etmeden yaklaşık dört ay önce tamamladığı eseri Karamazov Kardeşler, dramatik bakış açısıyla kurgulanmış edebî bir metnin, felsefik ve psikolojik yaklaşımlarla bütünleştiği etkileyici bir dünya klasiğidir.

İnsanı anlamaya ve onun bütün yönlerini, karanlıkta kalmış hiçbir şey bırakmayacak ölçüde ortaya çıkarmaya çalışan -deyim yerindeyse hayatını adayan- Dostoyevski, arkadaşına yazdığı bir mektupta şöyle diyor:

“İnsanı anlamak istiyorum. Tüm bir hayat boyunca bunu anlamak için çabalamak zorunda kalsan bile bil ki buna değer.”

Başka bir yerde de,

“Bana psikolog diyorlar. Hayır, ben realistim. İnsan ruhunun derinliklerini portreliyorum.”

açıklamasını yapıyor.

Dostoyevski’nin, böylesi bir derinliği ve realizmi bize en iyi hissettirdiği eseri ise kuşkusuz ki Karamazov Kardeşler’dir.

Karamazov Kardeşler

Konusu

Romanda bir baba ve üç oğlu etrafında gelişen olaylar, baba Fedor Pavloviç’in öldürülmesiyle oldukça kritik bir sürece girer. Gayrimeşru oğlu tarafından öldürüldüğü hâlde en önemli zanlı durumuna düşen büyük oğul Dmitri, “baba katili” olarak sorguya çekilir. Olay, kısa sürede bütün Rusya’nın ilgisini çeken bir davaya dönüşür. Roman, cinayetin düğümünün okuyucu nezdinde çözümlenmesiyle de son bulur.

Bazı eleştirmenler, bu oğullardan üçünün Dostoyevski‘nin hayatının üç ayrı dönemine karşılık geldiği yorumunu yapıyorlar.

Şöyle ki:

En büyük oğul Dmitri, Dostoyevski’nin hayatının romantik dönemidir. İhtiras ve çılgınlığın hâkim olduğu bu dönem, Sibirya sürgününe kadar sürer.

Bir diğer oğul İvan, Dostoyevski’nin hayatının üniversite yıllarını içine alan çatışma ve isyan dönemidir.

Allah’a olan inancında ciddi sarsıntılar yaşadığı ve inançsızlığın eşiğine kadar geldiği, anarşizmin ve sosyalizmin etkisinde kaldığı bu dönemde devleti yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır, idama mahkûm edilir ancak idamdan son anda vazgeçilir. Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve 4 yıl da askerlik yapmaya mahkûm edilir.

Ve Alyoşa

“En hayırlı oğul” Alyoşa, yaşanan çalkantılı yıllardan sonra demir atacağı limanı en nihayetinde bulmuş bir ruhun ulaştığı sükûnet ve olgunluk dönemini temsil eder.

Bu karakterlerin her biri, romanda farklı insani yönleriyle -eğilimleri ve zaaflarıyla- olağanüstü derinlikte, mükemmel bir kurguyla mercek altına yatırılıyor ve her bir roman kişisi farklı bir fikri eşit güçte ve derinlikte savunuyor. “Karnavalesk” adı verilen ve çok seslilik temeline dayanan bu tarzın edebiyattaki ilk uygulayıcısı ise Dostoyevski’dir.

Romanın düşünce boyutunu anlayabilmemiz için bu kahramanlara biraz daha yakından bakmamız gerekiyor:

Roman Kahramanları

Fedor Pavloviç: Hırs, Bencillik, Şehvet, Hile

Dört oğlunun da öldürmeyi isteyecek kadar nefret ettiği Fedor Pavloviç, romanda; hırs, şehvet ve bencillik gibi duyguların -dizginlenemediğinde- bir insanı hangi durumlara düşürebileceğini gösteren bir baba portresi olarak çıkıyor karşımıza:

“Baştan silik bir hilebaz, oldukça zeki bir dalkavuk, yaman da bir faizciydi. Her geçen yıl serveti arttıkça başı biraz daha dikleşti. İçindeki aşağılık duygusuyla dalkavukluk kaybolup sadece alaycı, zararlı bir sinik, korkunç bir şehvet düşkünü kaldı.

Manevi değerlerini tamamen yitirmiş, yerini hayata karşı doyulmaz bir hırs almıştı. Sonunda hayatta, şehvetin verdiği zevkten başka bir şey göremez oldu ve çocuklarını da bu yolda yetiştirdi.

Baba olarak yerine getirilmesi gerekli saydığı tek bir manevi ödevi yoktu. Alay ederdi bunlarla…” (Karamazov Kardeşler)

Oğlu Dmitri’nin âşık olduğu genç kadını elinden almak için her şeyi göze alan bir “baba” karakteridir Fedor Pavloviç ve aynı zamanda her kötülüğü yaptığı hâlde hiçbir pişmanlık duymayan biri.

Neden mi?

Çünkü romandaki anlatıcıya göre bu vahim karakter, bir “Yaratıcı”nın olduğuna inanmamakta, öteki dünyanın varlığını reddetmekte, ölümü sonsuza değin sürecek uzunca bir uyku olarak kabul etmekte ve hiçbir şekilde hesap vermek zorunda kalmayacağını düşünmektedir.

Manevi Çöküntü

Dostoyevski, Rus toplumunun on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında yaşadığı manevi çöküntüyü taşıyor Karamazov Kardeşler’in satırlarına:

“Geçen devrin en değerli yazarı, en büyük eserinde Rusya’yı, belirsiz bir gayeye doludizgin koşan yaman bir troykaya (üç atın çektiği arabaya) benzetiyor.”

“Bir bakarsınız yüksek çevreden genç, parlak bir subay, hayatının ve mesleğinin ilk adımlarındayken, küçük bir memurla evindeki hizmetçiyi alçakça, sinsice bir amaçla kesiverir. Cinayeti hem borç senedini hem memurun kalan parasını çalmak için işlemiştir. İkisini kestikten, başlarının altına yastıkları yerleştirdikten sonra bir şey olmamış gibi çıkar gider.

Ötede göğsü nişan dolu genç bir kahraman, tenha bir yolda, tam haydut gibi, amirlerinden birinin annesini boğazlar.” (Karamazov Kardeşler)

Yani ister genç, parlak bir subay ister göğsü nişan dolu genç bir kahraman, fark etmez, toplum topyekûn hastadır…

Toplumsal Hastalık Hâli

“Manevi çürüme, yukarılardan başlayarak gözle görülür şekilde artıyor. Halk arasında içine kapanma başladı. Vurguncular, sömürgeciler türedi.” (Karamazov Kardeşler)

Tablo oldukça vahimdir:

Küçük kızlarının vücudunu çürük içinde bırakan, altına yaptığı için kızlarını kışın en soğuk gecelerinde helaya kapatan, ceza olarak pisliğini yüzüne süren ve ağzına sokarak yemeye zorlayan anneler ve babalar…

“Zincirinden boşanmış canavar” ruhlu insanlar…

“Hem pek nüfuzlu hem de son derece zengin mülkçülerden bir generaldi… Kendisinden az varlıklı komşularını küçümsüyor, onlara dalkavuk, soytarı gözüyle bakıyordu. Yüzlerce av köpeği besliyordu…

Bir gün kölelerinden birinin oğlu, sekiz yaşında bir çocuk, taş atarken generalin pek sevdiği zağarın ayağına vuruyor.

General ‘Sevdiğim köpek neden topallıyor?’ diye sorunca meseleyi anlatıyorlar… Çocuğu hapsediyorlar. Ertesi sabah gün ağarırken general dört başı mamur ava çıkıyor. Kendisi at üstünde; dalkavukları, köpekler, avcı başlarıyla öbür avcılar, hepsi atlı olarak generalin çevresindeler.

Malikâne halkı da ibret olsun diye avluyu doldurmuşlar. Suçlu çocuğun annesi en önde…

Çocuğu hapisten çıkarıyorlar. Kasvetli, soğuk, sisli, av için bulunmaz bir hava. General çocuğun soyulmasını emrediyor, çırılçıplak ediyorlar. Çocuk titriyor, korkudan deliye dönüyor, gık edecek hâli yok. General ‘Kovalayın şunu!’ emrini verince, avcılar ‘Koş, koş!’ diye bağırmaya başlıyor. Çocuk koşuyor. General ‘Tut, tut!’ diye haykırarak tazıları sürü hâlinde çocuğun peşine saldırtıyor. Anasının gözü önünde parçalatıyor yavrusunu.” (Karamazov Kardeşler)

İvan: İnanç-İnkâr Çatışması ve İsyan

Bütün bu olaylar, oğul İvan’ın “adalet” duygusunu zedeler çünkü ona göre, çocuklar suçsuz, büyükler ise iğrençtir ve sevgiyi hak etmezler. Bu yüzden suçlular cezasını sadece sonsuzlukta değil -İvan’ın kendisi de dahil- herkes görsün diye yeryüzünde de çekmelidir:

“…dünyada ızdırap var ama suçlular yok.”

İvan, herkesten nefret eden, ne istediğini bilmeyen ve cevap bulamadığı soruların tazyikiyle baş edemeyip inkârın karanlık dehlizlerinde kaybolan biridir:

“Tanrı dünyasını, varlığını gayet iyi bilmekle beraber kabul etmiyorum ben. Tanrı’yı değil, dikkat et, yarattığı dünyayı, Tanrı dünyasını kabul etmiyor, kabule razı olmuyorum.” (Karamazov Kerdeşler)

Dostoyevski, inanç-inkâr çatışmasının dayandığı noktaları İvan karakteri üzerinden irdelemeye çalışıyor eserinde. Aynı şekilde, bazı kahramanlar üzerinden de “inanç üstünlüğünün bir mucizeye bağlı oluşu”, “din adamlarının manastırdan dışarı çıkmaması” ve “günah çıkarma” gibi bazı geleneklere de sorgulayıcı bir yaklaşım geliştiriyor.

Günah Çıkarma Geleneği

Bu geleneğe dayanarak -her ne olursa olsun- bütün günahların ve her suçun kolayca affedilir olması, Hristiyanlık dinindeki adalet anlayışına olan güvenini sarsıyor İvan’ın. Sırf bu sebepten dolayı da,

“Tanrı’yı reddetmiyorum Alyoşa, sadece giriş biletini üstün saygılarımla geri veriyorum.”

diyor.

Manevi derinliği olan kardeşi Alyoşa‘ya göre ise İvan’ın bu sözleri bir “isyan”dır.

İsyanla başlayan bu çatışması, zamanla inkâra, ardından da içinden çıkamayacağı büyük bir bunalıma sürüklüyor İvan’ı:

“İvan iyiden iyiye sapıtmaya başladı. Konuşmaları gitgide daha abuk sabuklaştı. Hatta kelimeleri de düzgünce söyleyemiyordu… Alyoşa, İvan’ın hastalığının  sebebini anlamaya başlıyordu. ‘Gururdan doğan kararın üzüntüsüyle aşırı bir vicdan azabı!..” (Karamazov Kardeşler)

“İnanmadığı Tanrı ve gerçekliği, hâlâ teslim olmak istemeyen kalbini gitgide sarıyordu.” (Karamazov Kardeşler)

“Huzursuzluk, inançla inanmamanın çatışması senin gibi vicdanlı bir adam için bazen öyle bir azaptır ki, kendini assan daha iyi.” (Karamazov Kardeşler)

Nitekim İvan, zihninde hâlledemediği bu çatışmaların da etkisiyle sık sık “beyin humması” geçirir ve acılar içinde kıvranarak ölümünü bekler.

Adalet Mutlaka Tecelli Eder

Dostoyevski’ye göre inancı besleyen en önemli duygu “adalet” duygusudur. Romanın temel felsefesi de bu duyguya dayanıyor.

Bu duyguyu en çok hissettiren kişi ise “İlüşa”…

Bu karakter, diğerleri kadar ön planda olmasa da “adalet” vurgusunun en güçlü işareti olarak romanda harikulade bir kurguyla yerini alıyor. Bu kurgu, Dostoyevski’nin roman tekniğinde çıktığı doruk noktadır.

İlüşa ve adalet arasındaki bağlantıya gelince…

İlüşa sevimli, iyi kalpli ve cesur bir çocuktur. Fedor Pavloviç’in en büyük oğlu Dmitri, İlüşa’nın babasını, kasaba meydanında hiçbir sebep yokken sakalından tutup sürükler.

Okulun dağıldığı bir saatte arkadaşlarıyla oradan geçen İlüşa, bu sahneyi görünce haykırarak babasının üstüne atılır ve onu kurtarmaya çalışır. Yaşadığı bu acı olaydan sonra yataklara düşer. Fakirliğin de etkisiyle kendisini bir türlü toparlayamaz ve hastalanarak ölür.

Bu büyük drama sebep olan Dmitri’nin görünürde bir ceza almaması, ilk bakışta büyük bir adaletsizlik gibi görünür.

Ancak adaletin tecellisi farklı bir yolla gerçekleşir:

İlüşa‘nın ölümle pençeleştiği esnada Dmitri de babasını öldürmediği hâlde mahkemece “katil” damgası yer ve ağır bir sürgün cezasına mahkûm edilir.

Bütün Rusya bu mahkûmiyeti konuşur.

Bu acı son, okuyucuya şu mesajı verir:

Adalet, sizin beklediğiniz zamanda ve şekilde yerini bulmasa bile er ya da geç mutlaka tecelli eder:

“Tabiata karşı işlenen bir suçun öcü insan adaletinden daha zorlu oluyor.” (Karamazov Kardeşler)

Dmitri: İhtiras, Çılgınlık, Pişmanlık

Mahkeme süreci ve aldığı ceza, ihtiraslarının peşinden giden büyük oğul Dmitri‘ye büyük pişmanlıklar yaşatır:

Kader Darbesi

“Ömrüm boyunca her gün, göğsümü yumruklayarak düzelmeye söz veriyor, her gün de aynı kötülükleri tekrarlıyordum.

Artık anladım ki benim gibilere bir darbe; kement gibi boynuna geçiveren, gücüyle bizi yenen, tepeden inme bir kader darbesi gerek. Benim kendiliğimden akıllanacağım yoktu.” (Karamazov Kardeşler)

“Gözle görünen bir felaket, bazen gizli fakat çok büyük bir fayda sağlar.” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa: İnanç, Erdem, İyilik

Bütün bu çatışmaların içinde okuyucuya nefes aldırabilen tek karakter Alyoşa’dır.

Alyoşa, Karamazov kardeşlerin en küçüğüdür. İnancın ve erdemin temsilcisidir. Daima iyiliğin peşinden koşar, insanlara yardım etmeye çalışır.

Romanın sonunda da ayakta kalan tek kişi o olur. Zira evin babası öldürülür, Dmitri sürgün cezasına çarptırılır, beyin humması geçiren İvan ölümle pençeleşir, gayrimeşru oğul Smerdyakov ise intihar eder.

Bu Gencin Kalbine Saygı Duyuyorum

Alyoşa, inançlı bir insandır.

“Yaratıcı’sını seviyor, bir an için siteme kalkıştığı hâlde ona yüzde yüz inanıyordu.” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa‘yı “kabiliyetleri gizli kalmış bir adam” olarak niteleyen Dostoyevski, romanında onunla ilgili düşüncelerini açıkça söylüyor ve yaşadığı çatışmayı “… ama ölesiye inanıyordu” şeklinde noktalıyor:

“Açık söyleyeyim ki ben, pek sevdiğim ve henüz çok genç olan hikâyemin kahramanını…” (Karamazov Kardeşler)

“Bu gencin kalbine saygı, en içten bir saygı duyduğumu açıkça söyleyeceğim.” (Karamazov Kardeşler)

“…  Fakat bazı hâllerde -inanın bana- akılsızca da olsa büyük bir sevginin sebep olduğu bir zaafa kendini kaptırmak, kaptırmamaktan daha şereflidir.

Hele gençliğe bu hâl büsbütün yaraşır çünkü aşırı derecede, hiç açık vermeden daima kafasıyla hareket eden bir delikanlıya pek güven olmaz; değeri de ona göredir. Benim inancım bu!

Evet, benim delikanlının böyle inançları vardı ama imanla, ölesiye inanıyordu. Bu, onun için özür dilemeyi gerektirecek özellik değildir.” (Karamazov Kardeşler)

“İçindeki kargaşalık imanının bütünlüğünden geliyordu.” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa Ve Dostoyevski

Dostoyevski, hem romanının ön sözünde sadece Alyoşa‘dan bahseder hem de romanının son sözlerini ona söyletir, kendisinin de son sözleriymiş gibi ya da hasta bir toplumun ardından geleceği ümit edilen yeni bir nesle öğüt vermek istermiş gibi…

Böyle düşünmemin en önemli sebebi, Dostoyevski’nin, Karamazov Kardeşler’i tamamladıktan yaklaşık dört ay sonra hayatına veda etmesi…

“… Şunu bilin ki, hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır. Size sık sık terbiyenizden söz açılır; dediğim gibi, güzel, kutsal çocukluğunuzdan kalma bir hatıra terbiyenin en iyisidir.

Böyle hatıralardan aklına çokça toplayarak hayat yoluna çıkan insan, bütün ömrüne güvenle bakabilir. Kalbimizde kalan tek bir iyi hatıranın bile bir gün faydasını görürüz.

… Ne diye kötü olalım, değil mi çocuklar? Her şeyden önce daima iyi kalpli, sonra namuslu olalım; sonra da hiçbir zaman birbirimizi unutmayalım.

… Hayattan korkmayın çocuklar! İyi, doğru bir şey yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki!..” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa’nın, küçük dostlarına hitaben söylediği bu sözler, hasta bir toplumun ardından geleceği ümit edilen yeni bir nesil için verilmiş öğütlerdir âdeta.

Son Sözler

Şimdi de “sıra dışı bir düşünce romanı” olan Karamazov Kardeşler‘le ilgili aldığım bir iki notu paylaşmak ve ardından Karamazov Kardeşler’in internet ortamında yer aldığı kategorilerden bahsederek yazıma son noktayı koymak istiyorum.

Niçin Yaşadığını Bilmek

“İnsanların var olmasının sırrı yalnız yaşamakta değil, yaşamalarının nedenindedir. Ne için yaşadığını kesin olarak bilmeden insan yaşamayı kabul edemez, hatta dünya nimetlerine boğulsa bile kendini yok etme yoluna gider.” (Karamazov Kardeşler)

Tabiatı Okuyabilmek

Tabiat “Yaratıcı’nın sözlerinin” okunduğu yerdir ancak bu sözleri okuyabilmek için de yüksek sorumluluk duygusu ve farkındalık gerekir. “Sır” dediğimiz şey de zaten bu okuyuşta gizlidir:

“Çevrem; gökyüzü, kuşlar, ağaçlar, tarlalar gibi pek çok Yaratıcı ihtişamıyla dolu olduğu hâlde sorumsuzca yaşadım; her gördüğüm şeyi kirlettim, bütün bu güzelliklerden, ihtişamdan hiç haberim olmadı.” (Karamazov Kardeşler)

“Kuşlar, her şey susmuş, sessizlik ve huzur içindeydi. Bütün tabiat Yaratıcı’ya dua ediyordu.” (Karamazov Kardeşler)

karamazov-kardesler

İman ve Küfür

Karamazov Kardeşler’de “iman” çok ciddi bir mesele olarak ele alınıyor:

“Dış dünyada Hristiyanlığı idare edenlere bakın, İsa’nın sembolü ile ilâhî gerçeği bozmadılar mı?
Ellerinde ilim var ama maddeden başka bir şey tanımayan ilim…

İnsan varlığının en asil yanı maneviyat inkâr ediliyor, zaferle hatta nefretle reddediliyor.” (Karamazov Kardeşler)

“Bu dünyada en büyük mükâfatı almışsın zaten: Yalnız, dürüst insanlara nasip olan manevi sevinç… Ne büyüklerden ne kuvvetlilerden kork…” (Karamazov Kardeşler)

“İmanı olmayan, kalbi istediği kadar samimiyet, kafası da bilgi dolu olsun, hiçbir işte başarı kazanamaz.” (Karamazov Kardeşler)

“İman” sadece başarının değil, huzurun da kaynağı. Vicdanı olan biri için inancın çatışmaya girmesi bile büyük bir ızdırabın içinde kıvranmak için yeter:

“Huzursuzluk, inançla inanmamanın çatışması senin gibi vicdanlı bir adam için bazen öyle bir azaptır ki, kendini assan daha iyi.” (Karamazov Kardeşler)

İmanın zıddı küfür ise, insanoğlunun tabiatına hiç uymayan bir durum…

karamazov-kardesler-4

Manevi Düzen

Bütün bu çatışmaların sona ermesi “manevi düzen”e bağlı:

“Manevi düzeni kastediyorum, bu yok bende kahrolası! Hayatım baştan aşağı düzensizlik içinde geçti. Bir çekidüzen vermem gerekiyor hayatıma.” (Karamazov Kardeşler)

Kin ve Öç Alma İsteği

İlkin sadece “eskilerin hesabını tutma” şeklinde baş gösteren bazı olumsuz duygular, manevi bir düzen verilmediği takdirde, zamanla kine ve umutsuzluğa, ardından öç alma ve isyana dönüşür.

İşte bu nokta, artık tehlike sinyallerinin çaldığı bir noktadır ve bundan mutlaka sakınılması gerekir:

“Gene de eskilerin hesabını bir türlü kapatamıyordu. Mitya bunu acıyla hissediyordu, bu düşüncenin verdiği umutsuzluk bütün ruhunu kaplamıştı.” (Karamazov Kardeşler)

“İnsanların kötülüğü seni öç alacak kadar üzer, isyana kışkırtırsa en çok bu duygudan sakın.” (Karamazov Kardeşler)


İlginç Kategoriler

Karamazov Kardeşler, internette bir hayli ilginç kategorilerin içinde yer alıyor. İşte bunlardan bazıları:

“Tek Bir Kitap Okuma Hakkın Kalsa Hangi Kitabı Okurdun, Sorumuza Gelen 22 İlginç Cevap”

“Herkesin Okudum Dediği Ama Aslında Kimsenin Okumadığı Altın Değerinde 12 Kitap”

“Aklınızı Başınızdan Alacak 15 Kitap”

“Okuduktan Sonra Ufkunuzu İki Kat Değil, 28 Kat Açacak 28 Enfes Kitap”

“Size Varoluşun ve Hayatın Anlamını Sorgulatacak, Mutlaka Okunması Gereken 30 Büyük Felsefî Roman”

“Siyaset Başka, Edebiyat Başka: Rus Edebiyatından Mutlaka Okunması Gereken 20 Büyük Roman”

“Tüm Zamanların En İyi 100 Kitabı”

“Her Daim Güncelliğini Koruyan Mutlaka Okumanız Gereken 29 Dünya Klasiği Roman”

Her Zeki İnsanın Mutlaka Okuması Gereken, Türk ve Dünya Edebiyatından 25 Muazzam Roman”


Eserden sizin için derlediğim alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kitap Sözleri↵


Ne düşündüğünüzü yazar mısınız?

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Gülay doğan

    Çok teşekkürler ❤

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Ben teşekkür ederim.😊

  2. Hüsna Öztürk

    Sevgili Şulem bu çok kiymetli çalışmaların,yorumların ve emeğin için binlerce teşekkürler. Her bölümünü büyük bir sabırsızlıkla bekliyor ve keyifle okuyorum eserin içeriği hakkında verdiğin bilgi ve kendi yorumların çok doyurucu ,içindeki mesajlar tek kelimeyle MÜKEMMEL…Tekrar teşekkürler.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Teşekkür ederim. 🙂

  3. Hüsna Öztürk

    Defalarca okuyasım var😊🌹

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Ne güzel! Çok mutlu oldum. 🙂

  4. Sinan öztürk

    Çok etkileyiciydi Canım Şule’m.Gerektiğinde vazgeçebilmeyi yol vermeyi hem sevdiği hemde nefret ettiği insana yapabilmenin erdemli bir davranış şekli olduğu fikri benim için yazının en can alıcı bölümüydü.Ellerine sağlık….

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Vazgeçmek…
      Çaresizliğini, gücünün artık yetmeyeceğini ve açmak için ne kadar mücadele etsen de bütün kapıların kapalı olduğunu anladığın anda, yüreğinde iyi kötü ne varsa derleyip toplayıp gidebilmenin adı… 🙂

  5. Cihan akan

    Önce seni sonra kitabı okumak gerektiğini anladım. Okurken fark edemeyeceğim bir çok ayrıntı gözümün önüne seriliyor. Süper olmuş. Tebrikler ve teşekkürler.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazılarımdan istifade etme ihtimalin bile beni son derece mutlu eder Cihan. 🙂

  6. Önder ÖZTÜRK

    Şule, Karamazov Kardeşler okumak isteyipte bir türlü fırsat bulamadığım bir romandı. Romanla ilgili hazırladığın bu yazı inanki merakımı 3 kat daha artırdı. En kısa zamanda okuyacağım. Tesbitlerinde yakınlarınızı artan bir sevgiyle sevmenin Yaradana olan bağlılığı artırdığı yazısı çok hoşuma gitti.Dostoyevski’nin bu tesbitini kendim deneyimlediğimi ve ispat ettiğimi söyleyebilirim. Yazar derya deniz ve tesbitleri muazzam. Romandan aldığın alıntılar bende bir sürü soru işaretleri uyandırdı. Bu çok güzel bir his ve ben bu soru işaretlerine cevabları ,galiba romana derin dalış yaparak bulacağım. Emeğine sağlık.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazar ve eser muhteşem, haklısın Önder.
      Ancak bitirilemeyen ya da belki de okunamayan kitaplar arasında olması, sabırlı ve kararlı bir okuma sürecine işaret ediyor.
      Başlamadan önce bütün silahlarını kuşanmalısın. 🙂
      Soru işaretlerine gelince, eminim hepsine doyurucu cevaplar bulacaksın.

  7. Mustafa Akan

    Okurken teğet geçtiğimiz bir çok noktada bizleri aydınlatıp bu çok değerli eserlerden en üst seviyede faydalanmamızı sağladığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır…Yeni yazılarınızı dört gözle bekliyoruz..SAYGILAR..

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Bu yazılar, sizin gibi okuyucularla ve yaptığınız yorumlarla değerli zaten.
      Faydalanmanız ise değer üstü değer…
      Teşekkürler Mustafa. 🙂

  8. Kadriye Ertürk

    Her daim güncelliğini koruyan bir eser. Muhteşem tespitler ve mükemmel bir yorum eşliğinde yine harika bir tahlil. Emeğine, yüreğine sağlık canım.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Tecrübeli ve başarılı bir edebiyat öğretmeninden, hem de dostumdan, bunları duymak çok güzel bir duygu. 🙂

  9. Esma Öztürk Kuralkan

    Güzel Kardeşim
    Güzel İnsan
    Bu kadar klasiği repertuarında tutman ,ilginç•••
    Adeta, yazarları kadar emek vermişsin…….
    Kanaatimce,bir yada birkaç klasikle senin kaleminden çıkabilir..
    Büyük ve Azîym Yaratıcının klasiklerinden bir cüz olan yüreğine sonsuz tebrikler ve teşekkürler….
    “ AKILLI İNSANLA KONUŞMAK ZEVKLİDİR “
    ve
    “YARATICIYA SİZE BÖYLE BİR IZDIRABI DUYABİLEN BİR KALB ,
    ASIL HAYATINIZ GÖKLERDE OLDUĞU İÇİN
    YÜCELİKLER PEŞİNE DÜŞME KABİLİYETİ
    VERDİĞİ İÇİN,
    YÜCE YARATICIYA ŞÜKREDİN “
    👍👍👍👌👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻🙏

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Kitap okumayı ve ondan azami ölçüde faydalanmayı hayatının çok önemli bir prensibi ve disiplini hâline getiren sevgili ablacım,
      “Büyük ve Azîym Yaratıcının klasiklerinden bir cüz olan yürek” lerimizden başka yüreklere ya da başka ufuklara köprüler kurmayı sağlayan kitaplar, hepimiz için de vazgeçilmez bir prensibin ve de disiplinin ayrılmaz parçası olmalı.

      Bu arada, “Kanaatimce, bir ya da birkaç klasik de senin kaleminden çıkabilir.” sözünü tatlı bir iltifat kabul ettiğimi belirtmeliyim. 🙂

  10. Esma Öztürk Kuralkan

    Kesinlikle inanıyorumki;
    Fıtri olarak içimize yerleştirilmiş olan,
    İnanç ihtiyacını ve lezzetini,
    yoğun baskı ve kominizmin yaptırımları bile,
    kalpten söküp atamamış..
    Bir TOLSTOY,
    bir Dostoyevski’nin örneğinde olduğu gibi
    “bu yerkürede oluşumuzun derin bir anlamı olmalı “ sorgulaması, bunuda derin ifadelerle istifademize sunmaları ,
    ümid ediyor ve umuyorumki,cennetle müşerref olurlar….🙏💐🌏

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Roman, insandaki “iman” ihtiyacını fevkalade bir üslup, felsefi bir yaklaşım ve gerçekçi bir bakış açısıyla yoğun bir şekilde irdelemiş.

      Genel olarak toplumun içinde bulunduğu “manevi çöküntüleri” ve buna yol açan sebepleri de sezdirmeyi başarmış.
      Bütün bunların ızdırabını duymayan biri yazamazdı bu romanı eminim. 🙂

  11. Gizem

    Merhaba, yazılarınızı büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Hepsini zevkle okuyorum. İyi ki varsınız 🌸

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Merhaba Gizem Hanım,
      Nezaketiniz için çok teşekkür ederim. 🙂

  12. Nurtendolaşan

    Kramazov Kardeşler
    Günümüzde de yaşanan sıkıntıların cevabı olmuş kalemine sağlık

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Hassas bir kalpten bunları duymak çok güzel.
      Teşekkür ederim Nurten Hocam… 🙂

  13. Meral A.

    Yazınızı keyifle okudum, yenisini bekliyoruz

  14. Gülsüm Şule Bayraktar

    🙂 Teşekkür ederim.

  15. Hüseyin Avcı

    Üstad Cemil Meriç’in çok sevdiği ve “Dostum Dosto”dediği Dostoyevski’yle ilgili yazdıkları:
    Dostoyevski, “Avrupa’yı kendimizden çok daha iyi tanıyoruz” diyor. Biz ne kendimizi tanıyoruz, ne Avrupa’yı.”
    Bu Ülke’den
    Fyodor Mikhailoviç Dostoyevski.Dünya ve Rus romanının en önemli simalarından birisi.Ünlü eseri Karamazof  Kardeşler’de geçen şu cümleler ne kadar dikkat çekici: “Bir ülke mazisinden kopamaz kopmamalıdır.Aydın, sınırların ötesinden basmakalıp ıslahat projeleri dileneceğine, halkın içine inmeli.
    CEMİL MERİÇ
    Üstad Cemil Meriç’i hatırladım.Dostoyevski dev bir yazar.İnsan ruhunun labirentlerinde dolaşan ve burada gördüklerini okuyucuya ustalıkla anlatan büyük muzdarip.
    Teşekkürler,elinize sağlık!

    • Dostoyevski ile Cemil Meriç’in isimlerinin birlikte anılması, düşünceye farklı bir derinlik kazandırıyor. Alıntıladığınız sözler de bir milletin kaderini etkileyecek nitelikte.
      Düşüncelerinizle zenginlik kattınız hocam, teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir