Karamazov Kardeşler (Yorum-İnceleme)

KARAMAZOV KARDEŞLER

Karamazov Kardeşler, her anışımda üniversite yıllarıma götürür beni.

Suç ve Ceza↵ yı anlatırken size, edebiyat fakültesindeki ilk yılımızda elimize verilen kitap listesinden, bu listedeki kitapları çeşitli yönlerden değerlendirebilmek için de yorucu bir okuma süreci yaşadığımızdan ve bu süreçle beraber kitapların hayatımda farklı bir boyut kazandığından bahsetmiştim.

Zaman zaman minnetle anacak kadar zihnimde anlamlı izler bırakan bu çalışmayı yürüten hocamızı bulsam da ona “Ne güzel bir tecrübe yaşatmıştınız bize hocam!” diyebilsem.

Dostoyevski’nin hem Suç ve Ceza hem de Karamazov Kardeşler adlı romanlarının da bulunduğu bu listede Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur↵ u, Peyami Safa’nın Yalnızız’ı, Halide Edip Adıvar’ın Handan’ı gibi bazı Türk klasikleriyle beraber Nihat Sami Banarlı’nın Türk dili üzerine yazdığı makalelerinden oluşan Türkçe’nin Sırları gibi kitaplar da vardı.

Nitelikli eser okumak isteyen okuyucular için bu eserler kelimenin tam anlamıyla biçilmiş bir kaftan.

Konumuz olan Karamazov Kardeşler ise içeriği ve yapısal özellikleriyle felsefeye ve psikolojiye ilgi duyan okuyucu için etkileyici bir deneyim kazandıracak kalitede bir dünya klasiği.

Hem de eşi bulunmaz bir deneyim…

Edebiyatın, felsefenin ve psikolojinin iç içe geçtiği bir eser, başka bir deyişle, gerçekçi ve dramatik bakış açısıyla kurgulanmış somut unsurların -olayların ve kahramanların- felsefi ve psikolojik yaklaşımlarla bütünleştiği sıra dışı bir düşünce romanı okuma deneyimi.

“İNSANI ANLAMAK İSTİYORUM”

“İnsan”ı anlamaya ve onun bütün yönlerini, karanlıkta kalmış hiçbir şey bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaya çalışan -deyim yerindeyse- hayatını adayan Dosyoyevski, arkadaşına yazdığı mektupta şöyle der:

“İnsanı anlamak istiyorum. Tüm bir hayat boyunca bunu anlamak için çabalamak zorunda kalsan bile bil ki buna değer.”

Başka bir yerde de,

“Bana psikolog diyorlar. Hayır, ben realistim, insan ruhunun derinliklerini portreliyorum.”

diye açıklar yapmaya çalıştığı şeyi.

ROMANIN KONUSU

Romanda bir baba ve üç oğlu etrafında gelişen olaylar, baba Fedor Pavloviç’in öldürülmesiyle oldukça kritik bir sürece girer. Gayrimeşru oğlu tarafından öldürüldüğü hâlde büyük oğul Dmitri, en önemli zanlı durumuna düşer ve “baba katili” olarak sorguya çekilir.

Ardından sadece küçük bir yerin değil, bütün Çarlık Rusya’nın ilgisini çeken bir dava başlar. Roman, cinayetin düğümünün çözümlenmesiyle son bulur.

YAZARIN HAYATININ ÜÇ DÖNEMİ

Bazı eleştirmenler, bu oğullardan üçünün Dostoyevski’nin hayatının üç ayrı dönemine karşılık geldiği yorumunu yaparlar:

En büyük oğul Dmitri, Dostoyevski’nin hayatının romantik dönemidir. Tutku ve çılgınlığın hâkim olduğu bu dönem, Sibirya sürgününe kadar sürer.

Bir diğer oğul İvan, Dostoyevski’nin hayatının üniversite yıllarını içine alan çatışma ve isyan dönemidir.

Allah’a olan inancında ciddi sarsıntılar yaşadığı ve inançsızlığın eşiğine kadar geldiği, anarşizmin ve sosyalizmin etkisinde kaldığı bu dönemde, devleti yıkmaya çalıştığı gerekçesiyle arkadaşlarıyla birlikte tutuklanır, idama mahkûm edilir ancak idamdan son anda vazgeçilir.

Sibirya’da 4 yıl ağır hapse ve 4 yıl da askerlik yapmaya mahkûm edilir.

Ve Alyoşa… “En hayırlı oğul” Alyoşa, yaşanan çalkantılı yıllardan sonra demir atacağı limanı en nihayetinde bulmuş bir ruhun ulaştığı sükûnet ve olgunluk dönemini temsil eder.

Bu karakterlerin her biri, farklı insani yönleriyle, olağanüstü derinlikte ve mükemmel kurguyla mercek altına yatırılır. Hem zaten Dostoyevski, bu bağlamda edebiyatta önemli bir tarzın ilk uygulayıcısı da olmuştur.

“Karnavalesk” adı verilen ve çok seslilik temeline dayanan bu tarzda her bir roman kişisi farklı bir fikri eşit güçte ve derinlikte savunur.

Üstelik her bir karakter, sadece bir fikri savunmakla kalmaz; eğilimlerimiz, zayıflıklarımız, karanlık yanlarımız, bizi mahveden ya da mahvolmaktan kurtaracak yönlerimiz nelerdir, onlar üzerinde düşünmemizi sağlar.

ROMAN KAHRAMANLARI

Mesela evin babası,

FEDOR PAVLOVİÇ: HIRS, BENCİLLİK, ŞEHVET, HİLE

Dört oğlunun da öldürmeyi isteyecek kadar nefret ettiği Fedor Pavloviç, romanda; hırs, şehvet ve bencillik gibi duyguların -dizginlenemediğinde- bir insanı hangi durumlara düşürebileceğini gösteren bir baba portresi olarak çıkar karşımıza.

“Baştan silik bir hilebaz, oldukça zeki bir dalkavuk, yaman da bir faizciydi. Her geçen yıl serveti arttıkça başı biraz daha dikleşti. İçindeki aşağılık duygusuyla dalkavukluk kaybolup sadece alaycı, zararlı bir sinik, korkunç bir şehvet düşkünü kaldı.

Manevi değerlerini tamamen yitirmiş, yerini hayata karşı doyulmaz bir hırs almıştı. Sonunda hayatta, şehvetin verdiği zevkten başka bir şey göremez oldu ve çocuklarını da bu yolda yetiştirdi.

Baba olarak yerine getirilmesi gerekli saydığı tek bir manevi ödevi yoktu. Alay ederdi bunlarla…” (Karamazov Kardeşler)

Oğlu Dmitri’nin âşık olduğu genç kadını elinden almak için her şeyi göze alan bir “baba” karakteri. Her kötülüğü yaptığı hâlde hiçbir pişmanlık duymayan biri.

Dostoyevski’ye göre bu vahim karakterin hiçbir pişmanlık yaşamamasının sebebi, bir “Yaratıcı”nın olduğuna inanmaması ve öteki dünyanın varlığını reddetmesi, ölümü de sonsuza değin sürecek uzunca bir uyku olarak kabul etmesi.

Kısacası vicdanı zaten dumura uğramış bu adam, inancına göre hiçbir şekilde hesap vermek zorunda da kalmayacaktı.

MANEVİ ÇÖKÜNTÜ

Dostoyevski, roman kahramanlarının sınırlı dünyasından yola çıkarak aslında bütün Rusya’yı kapsayan manevi çöküntünün ızdırabını duyar gibidir. Zira on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumu ciddi manevi sarsıntılar geçirir.

Toplumsal hastalık hâlini alan bu tablo, mücadelesi güç bir bela manzarası arz eder.

Roman, bu ağır manzarayı bütün çıplaklığıyla ve cesurca okuyucunun dikkatine sunar:

“Geçen devrin en değerli yazarı, en büyük eserinde Rusya’yı, belirsiz bir gayeye doludizgin koşan yaman bir troykaya (üç atın çektiği arabaya) benzetiyor.” (Karamazov Kardeşler)

“Bir bakarsınız yüksek çevreden genç, parlak bir subay, hayatının ve mesleğinin ilk adımlarındayken, küçük bir memurla evindeki hizmetçiyi alçakça, sinsice bir amaçla kesiverir. Cinayeti hem borç senedini, hem memurun kalan parasını çalmak için işlemiştir. İkisini kestikten, başlarının altına yastıkları yerleştirdikten sonra bir şey olmamış gibi çıkar gider.

Ötede, göğsü nişan dolu genç bir kahraman, tenha bir yolda, tam haydut gibi, amirlerinden birinin annesini boğazlar.” (Karamazov Kardeşler)

Genç, parlak bir subay ya da göğsü nişan dolu genç bir kahraman fark etmez, toplum topyekûn hastadır…

TOPLUMSAL HASTALIK HÂLİ

“Manevi çürüme, yukarılardan başlayarak gözle görülür şekilde artıyor. Halk arasında içine kapanma başladı. Vurguncular, sömürgeciler türedi.” (Karamazov Kardeşler)

Özellikle çocukları hırpalamaktan hoşlanan insanlar…

Küçük kızlarının vücudunu çürük içinde bırakan bir anne ve baba, altına yaptığı için kızlarını kışın en soğuk gecelerinde helaya kapatmaya başlar, ceza olarak pisliğini yüzüne sürer ve ağzına sokarak yemeye zorlar.

Yüzyılın başında yaşanmış bir olay ve “zincirinden boşanmış canavar” ruhlu insanlar…

“Hem pek nüfuzlu, hem de son derece zengin mülkçülerden bir generaldi… Kendisinden az varlıklı komşularını küçümsüyor, onlara dalkavuk, soytarı gözüyle bakıyordu. Yüzlerce av köpeği besliyordu…

Bir gün kölelerinden birinin oğlu, sekiz yaşında bir çocuk, taş atarken generalin pek sevdiği zağarın ayağına vuruyor.

General, “Sevdiğim köpek neden topallıyor?” diye sorunca meseleyi anlatıyorlar… Çocuğu hapsediyorlar. Ertesi sabah gün ağarırken general dört başı mamur ava çıkıyor. Kendisi at üstünde; dalkavukları, köpekler, avcı başlarıyla öbür avcılar, hepsi atlı olarak generalin çevresindeler.

Malikâne halkı da ibret olsun diye avluyu doldurmuşlar. Suçlu çocuğun annesi en önde…

Çocuğu hapisten çıkarıyorlar. Kasvetli, soğuk, sisli, av için bulunmaz bir hava. General çocuğun soyulmasını emrediyor, çırılçıplak ediyorlar. Çocuk titriyor, korkudan deliye dönüyor, gık edecek hâli yok. General, “Kovalayın şunu!” emrini verince, avcılar, “Koş, koş!” diye bağırmaya başlıyor. Çocuk koşuyor. General, “Tut, tut!” diye haykırarak tazıları sürü hâlinde çocuğun peşine saldırtıyor.

Anasının gözü önünde parçalatıyor yavrusunu.” (Karamazov Kardeşler)

karamazov-kardesler-8

İVAN: İNANÇLA İNANMAMANIN ÇATIŞMASI, İSYAN ve İNKÂR

Bütün bu olaylar, oğul İvan’ın “adalet” duygusunu zedeler, çünkü ona göre, çocuklar suçsuz, büyükler ise iğrençtir ve sevgiyi hak etmezler. Suçlular cezasını sadece sonsuzlukta değil, İvan’ın kendisi de dahil herkes görsün diye yeryüzünde de çekmelidir.

“…dünyada ızdırap var, ama suçlular yok.”

İvan, baba evindeki yakınlarından, gördüğü ve tanıdığı insanlara kadar her şeyden nefret eden, ne istediğini bilemeyen biridir. Cevap bulamadığı soruların tazyikiyle baş edemeyip inkârın karanlık dehlizlerinde kaybolur.

Kardeşiyle ettiği bir sohbette şöyle der:

“Tanrı dünyasını, varlığını gayet iyi bilmekle beraber kabul etmiyorum ben. Tanrı’yı değil, dikkat et, yarattığı dünyayı, Tanrı dünyasını kabul etmiyor, kabule razı olmuyorum.” (Karamazov Kerdeşler)

İvan karakteriyle Dostoyevski, inanç-inkâr çatışmasının dayandığı noktaları irdelemeye çalışır aslında.

“Günah çıkarma” Geleneği

İvan’daki bu çatışmanın dayandığı temel noktalardan biri Hristiyanlıktaki “günah çıkarma” geleneğidir.

Bu gelenek yoluyla -her ne olursa olsun- bütün günahların ve her suçun kolayca affedilir olması, Hristiyanlık dinindeki adalet anlayışına olan güvenini sarsar İvan’ın. Sırf bu sebepten dolayı da,

“Tanrı’yı reddetmiyorum Alyoşa, sadece giriş biletini üstün saygılarımla geri veriyorum.” der.

Manevi derinliği olan kardeşi Alyoşa’ya göre İvan’ın bu sözleri bir “isyan”dır.

İsyanla başlayan bu çatışma, zamanla inkâra, ardından içinden çıkamayacağı büyük bir bunalıma sürükler İvan’ı:

“İvan iyiden iyiye sapıtmaya başladı. Konuşmaları gitgide daha abuk sabuklaştı. Hatta kelimeleri de düzgünce söyleyemiyordu… Alyoşa, İvan’ın hastalığının  sebebini anlamaya başlıyordu. ‘Gururdan doğan kararın üzüntüsüyle aşırı bir vicdan azabı!..” (Karamazov Kardeşler)

“İnanmadığı Tanrı ve gerçekliği, hâlâ teslim olmak istemeyen kalbini gitgide sarıyordu.” (Karamazov Kardeşler)

“Huzursuzluk, inançla inanmamanın çatışması senin gibi vicdanlı bir adam için bazen öyle bir azaptır ki, kendini assan daha iyi.” (Karamazov Kardeşler)

Nitekim İvan, zihninde hâlledemediği bu çatışmaların da etkisiyle “beyin humması” nöbetleri geçirir sık sık. Somut çarelerle tedavisi yoktur bu durumun. Acılar içinde kıvranarak ölümünü bekler.

Dostoyevski’ye göre inancı besleyen en önemli duygu “adalet” duygusudur. Zaten romanının temel felsefesi de buna dayanır. Bütün işaretler bunu gösterir.

ADALET MUTLAKA TECELLİ EDER

En güçlü işaret: “İlüşa”…

Bu karakter, diğerleri kadar ön planda olmasa da “adalet” vurgusunun en güçlü işareti olarak romanda harikulade bir kurguyla yerini alır. Bu kurgu, Dostoyevski’nin roman tekniğinde çıktığı doruk noktadır.

İlüşa sevimli, iyi kalpli ve cesur bir çocuktur. Fedor Pavloviç’in en büyük oğlu Dmitri, İlüşa’nın babasını, hiçbir sebep yokken sakalından tutup kasaba meydanında sürükler.

Okulun dağıldığı bir saatte arkadaşlarıyla oradan geçen İlüşa, “Baba, baba!” diye üstüne atılırak babasını kurtarmaya çalışır. Yaşadığı acı olay, onu yataklara düşürür, fakirliğin de etkisiyle kendisini bir türlü toparlayamaz ve hastalanarak ölür.

Bu büyük drama sebep olan Dmitri’nin görünürde bir ceza almaması, ilk bakışta büyük bir adaletsizlik gibi görünür.

Ancak İlüşa’nın öldüğü zaman aralığında “aşırı derecede bazı ihtiraslara kaptırmış bir genç…” olan Dmitri de, baba katili olmadığı hâlde mahkemece “katil” olduğu gerekçesiyle ağır bir sürgün cezasına mahkûm edilir.

Bütün Rusya bu mahkûmiyeti konuşur.

Dostoyevski, böylece isyan edip inkârın bunalımını yaşayan roman kahramanları üzerinden okuyucuya romanın sonunda şu mesajı verir:

Adalet, sizin beklediğiniz zamanda ve şekilde olmasa bile er ya da geç mutlaka tecelli eder.

“Tabiata karşı işlenen bir suçun öcü insan adaletinden daha zorlu oluyor.” (Karamazov Kardeşler)

DMİTRİ: İHTİRAS, ÇILGINLIK, PİŞMANLIK

Mahkeme süreci ve aldığı ceza, en büyük oğul Dmitri’ye büyük pişmanlıklar yaşatır:

Kader Darbesi

“Ömrüm boyunca her gün, göğsümü yumruklayarak düzelmeye söz veriyor, her gün de aynı kötülükleri tekrarlıyordum.

Artık anladım ki, benim gibilere bir darbe; kement gibi boynuna geçiveren, gücüyle bizi yenen, tepeden inme bir kader darbesi gerek. Benim kendiliğimden akıllanacağım yoktu.” (Karamazov Kardeşler)

“Gözle görünen bir felaket, bazen gizli fakat çok büyük bir fayda sağlar.” (Karamazov Kardeşler)

ALYOŞA: İNANÇ, ERDEM, İYİLİK

Bütün bu çatışmaların içinde okuyucuya nefes aldırabilen tek karakter: Alyoşa.

Alyoşa, Karamazov kardeşlerin en küçüğüdür. “İnsan”daki inancın ve erdemin temsilcisidir. Roman boyunca daima iyiliğin peşinden koşar, insanlara yardım etmeye çalışır.

Romanın sonunda da ayakta kalan tek kişi o olur. Zira evin babası öldürülür, Dmitri sürgün cezasına çarptırılır, beyin humması geçiren İvan ölümle pençeleşir, gayrimeşru oğul Smerdyakov ise intihar eder.

Dostoyevski, önem verdiği “adalet” vurgusunu çok sevdiği kahramanı üzerinden de yapar.

Alyoşa’nın manevi terbiyesine yardımcı olan kişi ölünce, din adamları ve halk bir “mucize” olmasını bekler. Bu mucizeye göre ölen din adamının bedeni çürümemeli, bedeninden çıkan koku da hastaları şifa etmelidir.

Ancak ölen Staretz’in vücudunun hastalara şifa vermeye başlayacak yerde tam tersine, vaktinden önce çürümesi, halkta alay konusu olur.

Alyoşa sarsılır. Mucize beklememiştir gerçi ama hiç olmazsa böyle bir kişinin diğer insanların küçümsemelerine maruz kalmaması gerekirdi, diye düşünür. Ona göre bu hiç de adil değildir.

“Alyoşa; şu veya bu inancın, yahut öteden beri kökleşmiş bir düşüncenin bir başkasına galip gelmesi için züppece bir mucize bekleyişi içinde değildi zaten.” (Karamazov Kardeşler)

“Kutsalların kutsalı bir varlığın, ondan çok aşağı, düşüncesiz bir kitlenin eğlencesi oluşuna incinmemesi hatta hiddet duymaması mümkün değildi. Mucize veya mucizeye benzer bir hava olmayabilir, nice zamandır umdukları hemen gerçekleşmeyebilirdi fakat bu şerefsizliğe, rezalete, zehir saçan rahiplerin dediği gibi “Tabiattan öne geçen çürümeye ne lüzum vardı?” (Karamazov Kardeşler)

Dostoyevski, Alyoşa’nın yaşadığı sarsıntıyla, “inanç üstünlüğünün herhangi bir mucizeye bağlı olması” anlayışına soru işareti koymaya çalışır.

Aynı şekilde dinine bağlı bir Ortodoks olarak Karamazov Kardeşler’deki ‘Büyük Engizisyoncu’ adlı bölümde Katolik Kilisesi’ne başka ağır eleştirilerde de bulunur.

“Günah çıkarma geleneği”, “inanç üstünlüğünün bir mucizeye bağlı olması anlayışı”,  “din adamlarının manastırdan dışarı çıkmaması” gibi hususlarda sorgulayıcı bir yaklaşım sergiler.

BU GENCİN KALBİNE SAYGI DUYUYORUM

Alyoşa, kısa bir an yaşadığı kafa karışıklığını dinî duygularına sığınarak aşar.

“Yaratıcı’sını seviyor, bir an için siteme kalkıştığı hâlde ona yüzde yüz inanıyordu.” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa’yı “kabiliyetleri gizli kalmış bir adam” olarak niteleyen Dostoyevski, onunla ilgili düşüncelerini açıkça söyler ve yaşadığı çatışmayı “… ama ölesiye inanıyordu” teziyle savunur:

“Açık söyleyeyim ki ben, pek sevdiğim ve henüz çok genç olan hikâyemin kahramanını…” (Karamazov Kardeşler)

“Bu gencin kalbine saygı, en içten bir saygı duyduğumu açıkça söyleyeceğim.” (Karamazov Kardeşler)

“…  Fakat bazı hâllerde -inanın bana- akılsızca da olsa büyük bir sevginin sebep olduğu bir zaafa kendini kaptırmak, kaptırmamaktan daha şereflidir.

Hele gençliğe bu hâl büsbütün yaraşır, çünkü aşırı derecede, hiç açık vermeden daima kafasıyla hareket eden bir delikanlıya pek güven olmaz; değeri de ona göredir. Benim inancım bu!

Evet, benim delikanlının böyle inançları vardı ama imanla, ölesiye inanıyordu. Bu, onun için özür dilemeyi gerektirecek özellik değildir.” (Karamazov Kardeşler)

“İçindeki kargaşalık imanının bütünlüğünden geliyordu.” (Karamazov Kardeşler)

BAŞKA ÂLEMLERLE TEMASIN TİTREŞİMLERİ

Alyoşa, bu çatışmanın içinden manevi yönden güçlenerek çıkar, âdeta bir vecd hâli yaşar:

“Kâinatın sayısız âlemlerinden uzanan teller hep birden ruhunda birleşmiş, ruhu da başka âlemlerle temasın titreşimleri içindeydi.”

“Zayıf bir delikanlı olarak yere kapanan Alyoşa, doğrulduğu zaman sağlam, savaşa hazır bir erkekti. Bunu, geçirdiği o vecd anında anlamış, duymuştu.” (Karamazov Kardeşler)

Dostoyevski romanının ön sözünde sadece Alyoşa’dan bahseder. Aynı şekilde romanın son sözlerini de ona söyletir. Bu sözler Dostoyevski’nin de son sözleridir sanki. Zira o, Karamazov Kardeşler’i tamamladıktan yaklaşık dört ay sonra hayata veda eder.

“… Şunu bilin ki, hayatımızda en yüce, en güçlü ve faydalı dayanağımız ana baba evinden kalma hatıralarımızdır. Size sık sık terbiyenizden söz açılır; dediğim gibi, güzel, kutsal çocukluğunuzdan kalma bir hatıra terbiyenin en iyisidir.

Böyle hatıralardan aklına çokça toplayarak hayat yoluna çıkan insan, bütün ömrüne güvenle bakabilir.

Kalbimizde kalan tek bir iyi hatıranın bile bir gün faydasını görürüz.

… Ne diye kötü olalım, değil mi çocuklar? Her şeyden önce daima iyi kalpli, sonra namuslu olalım; sonra da hiçbir zaman birbirimizi unutmayalım.

… Hayattan korkmayın çocuklar! İyi, doğru bir şey yaptığınız zaman hayat öyle güzel ki!..” (Karamazov Kardeşler)

Alyoşa’nın, küçük dostlarına hitaben söylediği bu sözler, hasta bir toplumun ardından gelecek olan yeni nesil için verilmiş öğütlerdir âdeta.

NİÇİN YAŞADIĞINI BİLMEK

Karamazov Kardeşler, varlığımızın anlamı üzerinde derin düşüncelere daldıran enfes bir romandır:

İnsanların var olmasının sırrı yalnız yaşamakta değil, yaşamalarının nedenindedir. Ne için yaşadığını kesin olarak bilmeden insan yaşamayı kabul edemez, hatta dünya nimetlerine boğulsa bile kendini yok etme yoluna gider.” (Karamazov Kardeşler)

“Varlığa bir anlam yükleme ve oradan yüce duygulara ulaşma”, “millet”ler için de kritik öneme sahiptir. Bu düşünceyi Dostoyevski, çok net bir şekilde şöyle ifade eder:

“Tanrı sözlerini bilmeyen bir millet mahvolmaya mahkûmdur, çünkü ruhu büyük söze, her türlü güzelliğe ve yüksek duyguya hasret içindedir.” (Karamazov Kardeşler)

TABİATI OKUYABİLMEK

Tabiat “Yaratıcı’nın sözlerinin” okunduğu yerdir. Ancak bu sözleri okuyabilmek için de yüksek sorumluluk duygusu ve farkındalık gerekir. “Sır” dediğimiz şey de zaten bu okuyuşta gizlidir:

“Çevrem; gökyüzü, kuşlar, ağaçlar, tarlalar gibi pek çok Yaratıcı ihtişamıyla dolu olduğu hâlde sorumsuzca yaşadım; her gördüğüm şeyi kirlettim, bütün bu güzelliklerden, ihtişamdan hiç haberim olmadı.” (Karamazov Kardeşler)

“Kuşlar, her şey susmuş, sessizlik ve huzur içindeydi. Bütün tabiat Yaratıcı’ya dua ediyordu.” (Karamazov Kardeşler)

karamazov-kardesler

İMAN ve KÜFÜR

Karamazov Kardeşler’de “iman” çok ciddi bir mesele olarak ele alınır:

“Dış dünyada Hristiyanlığı idare edenlere bakın, İsa’nın sembolü ile ilâhî gerçeği bozmadılar mı?
Ellerinde ilim var; ama maddeden başka bir şey tanımayan ilim…

İnsan varlığının en asil yanı maneviyat inkâr ediliyor, zaferle hatta nefretle reddediliyor.” (Karamazov Kardeşler)

“Bu dünyada en büyük mükâfatı almışsın zaten: Yalnız, dürüst insanlara nasip olan manevi sevinç… Ne büyüklerden ne kuvvetlilerden kork…” (Karamazov Kardeşler)

“İmanı olmayan, kalbi istediği kadar samimiyet, kafası da bilgi dolu olsun hiçbir işte başarı kazanamaz.” (Karamazov Kardeşler)

Romanda “iman” sadece başarının değil, huzurun da kaynağı olarak görülür. Vicdanı olan biri için inancın çatışmaya girmesi bile büyük bir ızdırabın içinde kıvranmak için yeter:

“Huzursuzluk, inançla inanmamanın çatışması senin gibi vicdanlı bir adam için bazen öyle bir azaptır ki, kendini assan daha iyi.” (Karamazov Kardeşler)

İmanın zıddı küfür ise, insanoğlunun tabiatına hiç uymaz:

karamazov-kardesler-4

MANEVİ DÜZEN

Bütün bu çatışmaların sona ermesi için “manevi düzen” gerekir.  Dostoyevski, kahramanının ağzından “manevi düzen” adını verdiği bu ruh intizamı olmadığında kişiyi bir kaosun beklediğini anlatmaya çalışır.

Kaostan kurtulmanın ilk adımı ise, kaosun sebeplerini bulmak ve bununla mücadele etmesi gerektiğine inanmaktır.

“Manevi düzeni kastediyorum; bu yok bende kahrolası! Hayatım baştan aşağı düzensizlik içinde geçti, bir çekidüzen vermem gerekiyor hayatıma.” (Karamazov Kardeşler)

KİN VE ÖÇ ALMA İSTEĞİ

Dostoyevski, ilkin sadece “eskilerin hesabını tutma” şeklinde baş gösteren bazı olumsuz duygulara manevi bir düzen verilmediği takdirde, zamanla kine ve umutsuzluğa ardından öç alma ve isyana giden bir seyir takip edebileceği değerlendirmesini yapar.

İşte bu nokta, artık tehlike sinyallerinin çaldığı bir noktadır ve bundan mutlaka sakınılması gerekir.

“Gene de eskilerin hesabını bir türlü kapatamıyordu. Mitya bunu acıyla hissediyordu, bu düşüncenin verdiği umutsuzluk bütün ruhunu kaplamıştı.” (Karamazov Kardeşler)

“İnsanların kötülüğü seni öç alacak kadar üzer, isyana kışkırtırsa en çok bu duygudan sakın.” (Karamazov Kardeşler)

HAKİKİ SEVGİ

Dostoyevski, cehennemi sevginin olmadığı yer olarak tanımlar:

karamazov-kardeşler-6

 

Eserden sizin için derlediğim farklı alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kitap Sözleri↵

KARAMAZOV KARDEŞLER’LE İLGİLİ BAZI İLGİNÇ NOTLAR

Dünya klasikleri listesinde ilk sıralarda yer alan Karamazov Kardeşler, internetteki sosyal içerik platformlarında bir hayli ilginç kategorilerin içinde de yer alır.

Tutunamayanlar, Suç ve Ceza, Anna Karenina, Madame Bovary, Kürk Mantolu Madonna gibi eserlerin de bulunduğu bu kategorileri incelemek, bir okuyucu olarak oldukça keyifli.

İşte Karamazov Kardeşler’in aşağıda sıraladıklarımın hepsinde yer aldığı kategorilerden bazıları:

“Tek Bir Kitap Okuma Hakkın Kalsa Hangi Kitabı Okurdun?” Sorumuza Gelen 22 İlginç Cevap” (Listenin başında Kur’an-ı Kerim var.)

“Herkesin Okudum Dediği Ama Aslında Kimsenin Okumadığı Altın Değerinde 12 Kitap”

“Aklınızı Başınızdan Alacak 15 Kitap” 🙂

“Okuduktan Sonra Ufkunuzu İki Kat Değil 28 Kat Açacak 28 Enfes Kitap”

“Size Varoluşun ve Hayatın Anlamını Sorgulatacak, Mutlaka Okunması Gereken 30 Büyük Felsefî Roman”

“Siyaset Başka, Edebiyat Başka: Rus Edebiyatından Mutlaka Okunması Gereken 20 Büyük Roman”

“Tüm Zamanların En İyi 100 Kitabı”

“Her Daim Güncelliğini Koruyan Mutlaka Okumanız Gereken 29 Dünya Klasiği Roman”

Her Zeki İnsanın Mutlaka Okuması Gereken, Türk ve Dünya Edebiyatından 25 Muazzam Roman” 🙂


Düşüncelerinizi yazmadan geçmeyin !


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)  Tıklayınız↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)  Tıklayınız↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)  Tıklayınız↵

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Gülay doğan

    Çok teşekkürler ❤

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Ben teşekkür ederim.😊

  2. Hüsna Öztürk

    Sevgili Şulem bu çok kiymetli çalışmaların,yorumların ve emeğin için binlerce teşekkürler. Her bölümünü büyük bir sabırsızlıkla bekliyor ve keyifle okuyorum eserin içeriği hakkında verdiğin bilgi ve kendi yorumların çok doyurucu ,içindeki mesajlar tek kelimeyle MÜKEMMEL…Tekrar teşekkürler.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Teşekkür ederim. 🙂

  3. Hüsna Öztürk

    Defalarca okuyasım var😊🌹

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Ne güzel! Çok mutlu oldum. 🙂

  4. Sinan öztürk

    Çok etkileyiciydi Canım Şule’m.Gerektiğinde vazgeçebilmeyi yol vermeyi hem sevdiği hemde nefret ettiği insana yapabilmenin erdemli bir davranış şekli olduğu fikri benim için yazının en can alıcı bölümüydü.Ellerine sağlık….

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Vazgeçmek…
      Çaresizliğini, gücünün artık yetmeyeceğini ve açmak için ne kadar mücadele etsen de bütün kapıların kapalı olduğunu anladığın anda, yüreğinde iyi kötü ne varsa derleyip toplayıp gidebilmenin adı… 🙂

  5. Cihan akan

    Önce seni sonra kitabı okumak gerektiğini anladım. Okurken fark edemeyeceğim bir çok ayrıntı gözümün önüne seriliyor. Süper olmuş. Tebrikler ve teşekkürler.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazılarımdan istifade etme ihtimalin bile beni son derece mutlu eder Cihan. 🙂

  6. Önder ÖZTÜRK

    Şule, Karamazov Kardeşler okumak isteyipte bir türlü fırsat bulamadığım bir romandı. Romanla ilgili hazırladığın bu yazı inanki merakımı 3 kat daha artırdı. En kısa zamanda okuyacağım. Tesbitlerinde yakınlarınızı artan bir sevgiyle sevmenin Yaradana olan bağlılığı artırdığı yazısı çok hoşuma gitti.Dostoyevski’nin bu tesbitini kendim deneyimlediğimi ve ispat ettiğimi söyleyebilirim. Yazar derya deniz ve tesbitleri muazzam. Romandan aldığın alıntılar bende bir sürü soru işaretleri uyandırdı. Bu çok güzel bir his ve ben bu soru işaretlerine cevabları ,galiba romana derin dalış yaparak bulacağım. Emeğine sağlık.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazar ve eser muhteşem, haklısın Önder.
      Ancak bitirilemeyen ya da belki de okunamayan kitaplar arasında olması, sabırlı ve kararlı bir okuma sürecine işaret ediyor.
      Başlamadan önce bütün silahlarını kuşanmalısın. 🙂
      Soru işaretlerine gelince, eminim hepsine doyurucu cevaplar bulacaksın.

  7. Mustafa Akan

    Okurken teğet geçtiğimiz bir çok noktada bizleri aydınlatıp bu çok değerli eserlerden en üst seviyede faydalanmamızı sağladığınız için size ne kadar teşekkür etsek azdır…Yeni yazılarınızı dört gözle bekliyoruz..SAYGILAR..

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Bu yazılar, sizin gibi okuyucularla ve yaptığınız yorumlarla değerli zaten.
      Faydalanmanız ise değer üstü değer…
      Teşekkürler Mustafa. 🙂

  8. Kadriye Ertürk

    Her daim güncelliğini koruyan bir eser. Muhteşem tespitler ve mükemmel bir yorum eşliğinde yine harika bir tahlil. Emeğine, yüreğine sağlık canım.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Tecrübeli ve başarılı bir edebiyat öğretmeninden, hem de dostumdan, bunları duymak çok güzel bir duygu. 🙂

  9. Esma Öztürk Kuralkan

    Güzel Kardeşim
    Güzel İnsan
    Bu kadar klasiği repertuarında tutman ,ilginç•••
    Adeta, yazarları kadar emek vermişsin…….
    Kanaatimce,bir yada birkaç klasikle senin kaleminden çıkabilir..
    Büyük ve Azîym Yaratıcının klasiklerinden bir cüz olan yüreğine sonsuz tebrikler ve teşekkürler….
    “ AKILLI İNSANLA KONUŞMAK ZEVKLİDİR “
    ve
    “YARATICIYA SİZE BÖYLE BİR IZDIRABI DUYABİLEN BİR KALB ,
    ASIL HAYATINIZ GÖKLERDE OLDUĞU İÇİN
    YÜCELİKLER PEŞİNE DÜŞME KABİLİYETİ
    VERDİĞİ İÇİN,
    YÜCE YARATICIYA ŞÜKREDİN “
    👍👍👍👌👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻🙏

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Kitap okumayı ve ondan azami ölçüde faydalanmayı hayatının çok önemli bir prensibi ve disiplini hâline getiren sevgili ablacım,
      “Büyük ve Azîym Yaratıcının klasiklerinden bir cüz olan yürek” lerimizden başka yüreklere ya da başka ufuklara köprüler kurmayı sağlayan kitaplar, hepimiz için de vazgeçilmez bir prensibin ve de disiplinin ayrılmaz parçası olmalı.

      Bu arada, “Kanaatimce, bir ya da birkaç klasik de senin kaleminden çıkabilir.” sözünü tatlı bir iltifat kabul ettiğimi belirtmeliyim. 🙂

  10. Esma Öztürk Kuralkan

    Kesinlikle inanıyorumki;
    Fıtri olarak içimize yerleştirilmiş olan,
    İnanç ihtiyacını ve lezzetini,
    yoğun baskı ve kominizmin yaptırımları bile,
    kalpten söküp atamamış..
    Bir TOLSTOY,
    bir Dostoyevski’nin örneğinde olduğu gibi
    “bu yerkürede oluşumuzun derin bir anlamı olmalı “ sorgulaması, bunuda derin ifadelerle istifademize sunmaları ,
    ümid ediyor ve umuyorumki,cennetle müşerref olurlar….🙏💐🌏

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Roman, insandaki “iman” ihtiyacını fevkalade bir üslup, felsefi bir yaklaşım ve gerçekçi bir bakış açısıyla yoğun bir şekilde irdelemiş.

      Genel olarak toplumun içinde bulunduğu “manevi çöküntüleri” ve buna yol açan sebepleri de sezdirmeyi başarmış.
      Bütün bunların ızdırabını duymayan biri yazamazdı bu romanı eminim. 🙂

  11. Gizem

    Merhaba, yazılarınızı büyük bir ilgi ile takip ediyorum. Hepsini zevkle okuyorum. İyi ki varsınız 🌸

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Merhaba Gizem Hanım,
      Nezaketiniz için çok teşekkür ederim. 🙂

  12. Nurtendolaşan

    Kramazov Kardeşler
    Günümüzde de yaşanan sıkıntıların cevabı olmuş kalemine sağlık

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Hassas bir kalpten bunları duymak çok güzel.
      Teşekkür ederim Nurten Hocam… 🙂

  13. Meral A.

    Yazınızı keyifle okudum, yenisini bekliyoruz

  14. Gülsüm Şule Bayraktar

    🙂 Teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir