Genç Werther’in Acıları (Yorum ve İnceleme)

GENÇ WERTHER’İN ACILARI

Edebiyatı seviyorum… Kitapları seviyorum… Kıymetli bir kitabın satır aralarındaki hazineleri bulup çıkarmayı, onlardan dev gibi anlamlara ulaşmayı ve bunları sizinle paylaşmayı çok seviyorum. Bu yazımda da yine kıymetli bir kitabın, bir dünya klasiğinin satır aralarındaki hazinelerden bahsedeceğim size: Kitabın adı Genç Werther’in Acıları, yazarı ise Johann Wolfgang von Goethe.

1774 yılında yazılan roman, oldukça duygusal genç bir ressam olan Werther’in, hayalî dostu Wilhelm’e yazdığı mektuplardan oluşur.

Romanın yazarı Goethe; şiir, drama, hikâye, otobiyografi, estetik, felsefe, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca tabiat bilimleri olmak üzere farklı dallarda birçok esere imza atan; Faust ve Genç Werther’in Acıları adlı eserleriyle dünya edebiyatında kalıcı izler bırakan ve günümüzde de etkileyiciliğinden hiçbir şey kaybetmeden dikkatle takip edilen önemli bir şahsiyettir.

Goethe’nin, ruhsal özgürlüğe ulaşmanın ancak maddi arzulardan sıyrılmak ve bencillikten uzak durmakla mümkün olabileceği fikrini işlediği Faust adlı eseri, hem elli yıllık bir emeğin ürünü hem de sanatının doruk noktasıdır.

Genç Werther’in Acıları adlı roman ise, Goethe’nin 25 yaşındayken yazdığı ilk romanıdır. Buna rağmen büyük bir ilgiyle karşılanmış ve kısa sürede bütün Avrupa’da en çok okunanlar listesine girmiştir.

Doğrusu, Goethe’ye ait bu eserin 244 yaşında olmasına rağmen hâlâ okunup beğenilmesi, başlı başına ilgi çekici bir durum ama diğer özelliklerinin yanında bu özelliği, biraz daha kanıksanabilir bir nitelikte; aynı şekilde  Bilimde en yeni, edebiyatta en eski kitapları oku!” sözünü de doğrular mahiyette.

Genç Werther’in Acıları’nı ilginç kılan, benim de anlatmak istediğim asıl özellikleri ise daha farklı.

Goethe, eserini 25 yaşındayken yazmaya başlar ve iki haftada bitirir. Okurlar üzerinde beklenmedik bir ilgiyle karşılanır. Birçok Avrupa diline çevrilir ve aynı etkiyi o dillerin okurları üzerinde de bırakır.

Etkisi, böylesine doğrudan olan çok az eser vardır dünya edebiyatında. Bu etki öyle büyüktür ki roman kahramanının izinden giden birçok Avrupalı, ya intihar eder ya da intihara teşebbüs.

Evet doğru okudunuz, intihar…

İşte tam bu noktada, eseri hem ilginç kılan hem de kafaları karıştıran bir durumdan söz etmem gerekiyor size.

Nedir o?

genc-wertherin-acilari (1)

İNTİHAR VE TERAPİ

Eserin yayımlanmasıyla birlikte intihar olaylarının arttığını birçok yerde okumanız mümkün; ancak günümüze yakın bir tarihte eserle ilgili yapılan bazı araştırmalar, bu durumla çelişiyor.

Şöyle ki,

Toronto Üniversitesi öğretim üyelerinden Psikiyatrist Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından yapılan ve Scientific American dergisinde makale olarak yayımlanan araştırmaya göre, Genç Werther’in Acıları adlı roman, insan beynini geliştiren ve terapi işlevi gören on romandan biri.

(Bu araştırmanın detaylarını “Bunları Biliyor musunuz?”↵ adlı yazımda okuyabilirsiniz.)

Hâl böyle olunca da, romanın insanlar üzerinde bıraktığı etkinin yapıcı mı yoksa yıkıcı mı olduğuna karar vermek başlangıçta güç gibi görünüyor.

İtiraf etmem gerekir ki, 18. yüzyılda, bu kitabın etkisiyle insanların peş peşe neden intihar ettiğinin cevabını -bazı tahminlerim olsa bile- tam olarak bilemiyorum ama sanırım bu karmaşık durumun açıklamasını -en doğru şekilde- ancak o dönemin Avrupa’sını sosyolojik, psikolojik, siyasi ve ekonomik olmak üzere her yönden inceleyecek olan bilim adamları yapabilir.

Günümüzün araştırmasını yapan bilim adamları ise, Genç Werther’in Acıları’nın terapi işlevi gördüğünü makalelerinin konusu yapıyorlar. Şahsen ben, bu araştırmanın sonuçlarının daha çok dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.  🙂

Hem zaten Goethe’nin romanın başında yer alan ifadesi de, bu terapi işlevini doğrular mahiyette.

Goethe, şöyle diyor romanının en başında:

“Zavallı Werther’in maceralarına dair ne bulabildimse hepsini büyük bir itina ile bir araya topladım ve bana bu yüzden teşekkür edeceğinizi bilerek, bunları sizlere sunuyorum. Onun ruhuna ve karakterine karşı sevgi ve hayranlığınızı, yaşadıkları karşısında ise gözyaşlarınızı esirgeyemezsiniz.

Onun gibi büyük tutku ve duyguları paylaşanlar, onun acıları sizin avuntunuz olsun ve kendi suçlarınız veya alın yazınız yüzünden yakın bir dost bulamıyorsanız, bu küçük kitap sizin dostunuz olsun.” (Genç Werther’in Acıları, Goethe)

Yorum sizin…

GOETHE VE GENÇ WERTHER’İN ACILARI

Goethe, eserini yazarken hem kendisinin hem de çevresindeki kişilerin hayatlarından esinlenir. Romanın yayımlanmasından yaklaşık on yıl sonra, arkadaşı Eckermann’a, romanının kahramanı “Werther”in kendi hayatıyla ilişkisini şöyle anlatır:

“Parmaklarımın ucunda yanarak beni sıkıntıya sokan, bireysel, çok yakın ilişkilerdi. Bunlar beni sonunda Werther’i ortaya çıkaran ruh durumuna soktu. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.”

Romanla ilgili başka ilginç bir not da modayı etkilemesiyle ilgili. Romanın başkahramanı Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmeler dönemin modası hâline gelir. Almanya sokakları bu modayı takip eden gençlerle dolar.

Başka ilginç bir not daha: Genç Werther’in Acıları, okuduğuma göre, Napoléonun, sürekli yanında taşıdığı bir kitapmış.

genc-wertherin-acilari (2)

Romanın okur üzerindeki bu güçlü etkisinin sebeplerini, konusuyla olaylar zincirinden ziyade, Goethe’nin dilinde ve anlatımında aramak gerek.

Neden mi?

Çünkü roman boyunca genç Werther’in çektiği sancıları, yaşadığı çelişkileri ve ızdırapları romandaki olay örgüsüne mükemmel derecede sindirmeyi başarabilmek, ancak mükemmel bir dil ve anlatım sayesinde gerçekleşir. Goethe de bunu başaran ender şahsiyetlerden biridir.

Peki konusu nedir?

Huzura duyduğu özlemle küçük bir yerleşim yerinde tabiatla baş başa olmaya karar veren Werther, soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye âşık olur. Ancak nişanlı bir kız olan Lotte, Albert ile evlenme planları yapmaktadır. Gitgide derinleşen duyguları, genç Werther’e dayanılmaz acılar yaşatır. Lotte’nin evlenmesinden sonra ise Werther, uzun bir süre bocalama dönemi yaşar. Werther ile dost kalmak isteyen Lotte, bir süre sonra onun bunu başaramayacağını anladığı için ona kendisinden vazgeçmesi gerektiğini söyler. Werther bu sürece daha fazla dayanamaz ve intihar eder.

Kahramanını intihara kadar götüren, çelişkiler ve ızdıraplarla dolu bu sürecin, mükemmel bir anlatım eşliğinde işlenmesi, psikolojiyle ilgilenen okur için oldukça zengin kaynak hâline getirir Genç Werther’in Acıları’nı.

TABİAT KARŞISINDAKİ FARKINDALIK

ALLAH’IN VARLIĞINI VE ÖLÇÜSÜZ SEVGİSİNİ HİSSETMEK

Romanın ilgi çeken en önemli yönlerinden biri yazarı Goethe’dir kuşkusuz.

Hukuk eğitimi alan ama tabiata da merak duyan Goethe, tabiat bilimleri üzerinde de çalışmalar yürütür. Roman kahramanı Werther’in mektuplarından birinde öyle bir yer vardır ki Goethe’deki bu tabiat merakının nerelere varabileceğinin işaretlerini veren harika bir anlatıma sahiptir.

Basit bir anlatım değildir bu.

Zira anlatılan şey, kurgunun ötesinde gerçekten yaşandığı izlenimi verir okuyucuya.

Önce çimenlerin üstüne uzandığını söyler Werther mektubunda.

Yere bu kadar yakın olmak, ondaki merak duygusunu harekete geçirir hemen.

Sonra seyretmeye başlar.

Otları, böcekleri, akılların alamayacağı kadar değişik biçimli kurtları ve onların küçücük âlemini…

Seyrettiği her bir varlığı, kalbinin içinde duymaya başlar.

En nihayetinde bu duyuş ona, Allah’ın varlığını ve ölçüsüz sevgisini hissettirir en derinden.

Öyle ki

kendinden geçer:

“O şirin vadinin yükseldiği ve güneşin tepeden akseden ışınları ormanımın içine işlemez karanlığının üst tabakasına takılıp kalarak, o kutsal yerin içerisine ancak birkaç ışık demeti sızabildiği bir sırada, ben gürül gürül çağlayan akarsuyun kenarındaki uzun çimenlerin üstüne uzanarak, yere daha yakın bir durumda o bin bir çeşitli küçük otları merakla seyrederken, sazların arasındaki sayısız ve akılların alamayacağı kadar değişik biçimli kurtlarla böceklerin yaşadığı o küçücük âlemin kaynaşmasını, daha yakından ve âdeta kalbimin içinde duyarak, bizi kendi suretinde yaratan ulu Tanrı’nın varlığını ve onun hepimizi zevkler içinde yüzdürerek yaşatan ve koruyan ölçüsüz sevgisinin esintisini hissettiğim zaman; daha sonra arkadaşım, dünya gözlerimin önünde böylece belirmeye başladığı ve gökyüzü bir sevgilinin hayali gibi bütün ruhumu kapladığı zaman, birçok kere içimi çekerek:

‘Ah, bütün bu duyduklarını tekrar ifade edebilsen! İçinde bu kadar bol ve bu kadar sıcak bir hâlde yaşayan şeyleri bir kâğıdın üstüne tümden dökebilsen de, senin ruhun ulu Tanrı’nın aynası olduğu gibi bu kâğıt da ruhunun aynası olsa!’ diye düşünüyordum… İşte arkadaşım, ben böylece kendimden geçiyorum ve bu muhteşem hayallerin gücü altında eziliyorum.” (Genç Werther’in Acıları, Goethe)

genc-wertherin-acilari (3)

Time-Life International dergisinin, Batı âleminin “hayatı ve eserleri bilinen 17 dâhisi” üzerinde yaptığı bir zekâ testinde 210 puanla birinci seçilen Goethe, İslam dinine ve Hz. Muhammete (s.a.v.) duyduğu hayranlığıyla da birçok araştırmanın konusu olur.

Mesela bu araştırmaların birinde şöyle bir değerlendirme yapılır:

Şiir ve notlarını, Bakara suresindeki, “Mağrip ve Meşrik Allah’ındır.” mealindeki ayetin ışığında yazan Goethe, Hz. Muhammet’in Terennümü adlı şiirinde Hz. Muhammet’i (s.a.v.); küçük bir pınardan fışkıran, sonra ruhani kuvvetler sayesinde bütün nehirleri kucağına alan, muazzam bir zaferle uluhiyet ummanına getiren bir İlahî akarsuya benzetmiştir.

Goethe, Hz. Muhammet (s.a.v.)’i şiirinin konusu yaparken bir başka eseri olan Doğu-Batı Divanı’nda birçok Müslüman şair, devlet adamı ve mütefekkirini de Batı’ya tanıtmaya çalışır.

Doğu-Batı Divanı

Goethe, eserinde Doğu’ya ait “nazire yazma” geleneğini uygular. Hafız, Şeyh Sadi, Nizâmî ve Mevlâna gibi klasik İslam şairleri başta olmak üzere, birçok Müslüman şair, devlet adamı ve nüktedanlarına nazire yazar. Aynı zamanda onları, klasik şark şiirinin diliyle değerlendirir ve Batı’yı, onların eserleri ve düşünce dünyalarıyla buluşturur.

Böylece sadece Doğu’yu ve Batı’yı değil, klasik İslam tefekkür ve kültürünü anlayabilmemiz için de rehberlik yapar.

İşte bu değerli eseri 1816 yılında okuyucuya takdim ederken kullandığı ifadeyle inanç dünyasını şöyle yansıtır Goethe:

 “Doğu-Batı Divanı’nın yazarı, kendisinin bir Müslüman olduğu şüphesini reddetmez.”

 Başka bir yerde de Kur’an-ı Kerim‘le ilgili,

Kur’an’ın üslubu, muhtevasına ve gayesine uygun bir şekilde, kati, yüce, haşyet verici ve hakikaten muhteşemdir!”

değerlendirmesini yapar.

Bütün bu verilerden sonra akla hemen şu soru geliyor:

Goethe Müslüman mıydı?

genc-wertherin-acilari (4)

Bernard Shaw, bu gerçeği şöyle izah ediyor:

“19. asırda Carlyle, Goethe, Gibbon gibi insaflı ve namuslu mütefekkirler, Hz. Muhammetin dinindeki yüksek kıymeti sezmişler ve bu suretle Avrupa’nın İslamiyet’e karşı davranışında bir değişme olmuştur. Daha şimdiden milletime ve diğer Avrupa milletlerine mensup çok kimseler Muhammet’in dinine girmiş bulunuyorlar. Avrupa’nın İslamlaşmaya başlamış olduğunu söyleyebilirim.”

Sadece bu kadar da değil…

23 yaşında iken Goethe’nin, meşhur Alman mütefekkiri Herder‘e yazdığı mektuptaki şu sözleri de İslam’ın ondaki izlerini kanıtlar gibidir:

“Kur’an’da Musa’nın dua ettiği gibi dua etmek istiyorum: Ya Rabbi, dar göğsümü genişlet!”

Ve yine 1827 yılında “Kahramanlar” adlı eserini yazarak Kur’an’ı ve Peygamberimiz’i (s.a.v.) takdir eden tarihçi-filozof Thomas Carlyle’a gönderdiği mektupta, “Biz her millete kendi lisanından bir peygamber gönderdik.” mealindeki ayetten bahseder ve

“Allah’ın Kur’an’da söylediği haktır.”

der.

Farklı zamanlarda kayda geçen aşağıdaki sözleri de Goethe’nin zihnindeki Hz. Muhammet (s.a.v.) algısını göstermesi bakımından ayrıca önemlidir:

“Hiç kimse Hz. Muhammet‘in prensiplerinden daha ileri bir adım atamaz. Avrupa’ya nasip olan bütün başarılara rağmen, bizim konulmuş olan bütün kanunlarımız, İslam kültürüne göre eksiktir.

Biz Avrupa milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammet’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki hiç kimse bu yarışmada O’nu geçemeyecektir.”

Bunlar, benim yaptığım araştırmadan edindiğim bilgiler. Bu konuyu merek edenler tabii ki daha detaylı bir araştırma yapacaklardır.

genc-wertherin-acilari (5)

Genç Werther’in Acıları’nda da bu uhrevi duygulanmaların izlerine ve hayatın bir anlamı olması gerektiğine dair anlayışın işaretlerine rastlamak mümkün:

“Biz insanlar iyi günlerimizin pek az, kötü günlerimizin de pek çok olduğundan sık sık şikâyet edip dururuz. Eğer biz, Tanrı’nın her gün bize bahşettiği iyi şeylerden zevk duyabilmek için, daima açık kalpli olsaydık, kötülük geldiği zaman, ona katlanmak için de yeteri derecede kuvvetimiz olurdu.” (Genç Werther’in Acıları, Goethe)

“Çocukların ne istediklerini bilmedikleri hususunda bütün yüksek bilgili okul hocaları ve eğitmenler aynı fikirdedirler. Fakat yetişmiş insanların da çocuklar gibi şu yeryüzünde sallana sallana gelişigüzel dolaştıklarına, onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmediklerine, onlar kadar az gerçek amaçlar güttüklerine ve tıpkı onlar gibi bisküviyle, çörekle ve kızılcık değneğiyle idare edildiklerine hiç kimse inanmak istemez. Fakat bana öyle geliyor ki bu elle tutulabilecek kadar açık bir gerçektir.” (Genç Werther’in Acıları, Goethe)

Goethe’nin Müslüman olduğunun bilinmesi -elbette- birçok farklı yönden değerlendirilmeye müsait bir konu, ancak burada asıl vurgulanması gereken nokta, Goethe’nin eserlerindeki insana ve hayata dair yapılan yorumların bizdeki bakış açısını zenginleştirip zenginleştirmediği, kendimizi bilme ve tanıma ihtiyacımıza cevap verip vermediği, insanı “insan” olma gerçekliğiyle buluşturup buluşturmadığı ve böylece hayatımızın anlamını derinleştirip derinleştirmediği…

Kuşkusuz bütün bu soruların cevabı evettir.

Öyleyse her edebî eser gibi Goethe’nin eserleri de güzeldir ve okumaya değerdir.


Bu önemli yazarın hayata dair harika tespitleri üzerinde biraz daha düşünmek istiyorsanız, sizin için derlediğim alıntıların olduğu aşağıdaki linke mutlaka bakmalısınız.

Genç Werther’in Acıları Kitap Sözleri↵


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Mustafa Akan

    👏👏👏yine harika bir eser ve o eserdeki tüm incelikleri öne çıkarıp dikkatimize sunan GÜLSÜM ŞULE BAYRAKTAR…👏👏👏

  2. ÖNDER ÖZTÜRK

    Yeni çalışmanı tebrik ederim öncelikle. Şuna inan ki benim gibi mühendis bir adamı yakında edebiyat doktorasına itebilirsin! Haddimi aştım , şaka bir yana içimde kalan ama bir türlü işleri bahane ederek tadına doya doya varamadığım kitap okuma uhdesini sayende edebi incelemerinle gidermeye çalışıyorum. Bunun için sana çok teşekkür ederim.
    Öncelikle Goethe’nin 25 yaşında iken tüm Avrupa’yı etkilemeyi başardığı bu 244 yıllık romanının incelemesi bile bu edebiyatçının ne kadar ehil bir yetenek olduğunu bana öğretti. Romandan alınmış paragraflardaki edebi yetenek beni çok etkiledi ve roman üzerine araştırmaların insan psikolojisine olan etkisini çok merak ettim doğrusu. Bu bende kitabı en kısa zamanda temin edip okumak isteği uyandırdı.
    Bu başlangıç paragrafın ise”Goethe’nin, ruhsal özgürlüğe ulaşmanın ancak maddi arzulardan sıyrılmak ve bencillikten uzak durmakla mümkün olabileceği fikrini işlediği Faust adlı eseri, hem elli yıllık bir emeğin ürünü hem de sanatının doruk noktasıdır.” benim gibi özgürlüğe düşkün bir insan için çok büyük anlam ifade ediyor. Sistemin yaşantılarımızı küresel hapise dönüştürmeye çalıştığı şu zamanda özgürlüğümüz için maddi arzularımızı dengeye kavuşturma düsturunu hiç unutmamak gerekir ki aç yatan ,açıkta kalan, dağlarda vatan millet için mücadele eden için ne yapabilirim ne fayda katabilirim ahlakına kavuşalım. Goethe’nin bu ahlaki düstura sahip olması ayrıca etkiledi beni. Oysa ki biz bu edebiyatçıyı hep türkçemizdeki isminin okunuşu ile alaycı ifadelerle betimledik hep. Bunu bize sunanlara hakkımı helal etmiyorum.
    Siz edebiyatçıların içinizdeki duyguları kelimlerle sağlam bir yapıya dönüştürme becerinizi çok kıskanıyorum. Kendini ,gördüğünü,işittiğini,tattığını ifade edebilme becerisi beni çok etkiliyor ve bence bu yeteneği az çok tüm neslimize öğretmemiz gerekir. Bu bence senin gibi bu mesleği sevenler sayesinde olacaktır. Çok şey yazmak istiyorum ama dedim ya ben mühendisim duyguyu yakalar formülüze ederim 🙂
    Yeni incelemeni merakla bekliyorum. Saygılar.

  3. ÖNDER ÖZTÜRK

    Bu arada şunu yazmayı unuttum. Öğrencilerin çok şanslılar.

    • Sevgili Önder,
      Yorumunu okuyan birçok insan, düşüncelerini ifade edişindeki itinaya ve mantık örgüsüne, detaylardaki farkındalığına ve duygularını dile getirişindeki samimiyete bakarak, senin sadece bir mühendis değil, kendi alanının dışında pek çok alana ilgi duyan, hayata dair bakış açısını olabildiğince derinleştirmeye çalışan, vatan ve millet sevdalısı yürekli bir insan olduğunu kolayca anlar.
      Emin ol, sen sadece duyguyu yakalayıp formulize etmiyor, aynı zamanda ona kendi ruhunu da katıyorsun.
      Saygılar ve teşekkürler… 🙂

  4. Semra

    sulecim okudum cok beyendim kitabinin baslik lari kadar icidekiler decok degerli bilgiler ellerine sagli canim

  5. Esma Kuralkan

    Muhterem Şule Hocam
    Yine bir dünya klasiği
    Yine bir dehanın kaleminden çıkan romanın sizin tarafınızdan müthiş analizi…
    1770 li yılların Almanyasının elit tabakasına mensub,çok iyi eğitim almış Edebiyatçı,Doga bilimci ,hazerfen Geothe’nin 25 li yaşlarında yazdığı bu roman o dönemin teknolojisine rağmen dünya çapında bir ün kazanmış,o dönemde romandaki kahramanlar gibi giyinmeler başlamış,kendi yaşamından kesitlerle birazda kurgu katarak kaleme aldığı bu romanını sizin sentezleriniz dahada ilginç kılmakta…
    Teşekkür ediyoruz …
    Eşsiz eserlerin zatınız tarafından yapılan analizleri, hem romanın tamamını okumaya tahrik ediyor hem yazarı incelemeye itiyor..
    Kitap okumak ,uyanık rüya görmektir” darb-ı meseline ithafen bizlere bir kez daha rüya ikram ettiniz… Özellikle,mütefekkir dahi kalemlerin romanlarına yaptığınız analizler ayrıca bir keyif…..
    Teşekkürler. 👍

    • Kitap okumak, uyanık rüya görmektir, sözünde kitapların vadettiği olağanüstü âlemlere çağrışımlar var. Çok güzel…
      “Rüya ikram etmek” ise oldukça hoş bir iltifat.
      Böylesine dikkatli ve okumayı seven bir okurum olduğu için çok şanslıyım. 🙂

  6. Hüsna Öztürk

    SevgiliŞulem. yine muhteşem bir eser , mükemmel bir yorum. Okurken büyük keyif alıyor seni emeğinden dolayı kutluyorum. Başarıların daim olsun inşaAllah…

  7. Elif Öztürk SEYHAN

    Mükemmel 🌼

  8. Estağfurullah…
    Teşekkür ederim… 🙂

  9. Mustafa Sinan Öztürk

    Hepimiz kendi hayatlarımızın kahramanıymışız. Aldığım sonuç bu çalışmanızdan hocam. Emeğinize sağlık.

  10. Nezaketiniz için teşekkür ederim. 🙂

  11. Bayram UĞUR

    Kitabı bir paragrafta özetlemişsiniz hocam.
    “Huzura duyduğu özlemle küçük bir yerleşim yerinde tabiatla baş başa olmaya karar veren Werther, soylu bir ailenin kızı olan Lotte’ye âşık olur. Ancak nişanlı bir kız olan Lotte, Albert ile evlenme planları yapmaktadır. Gitgide derinleşen duyguları, genç Werther’e dayanılmaz acılar yaşatır. Lotte’nin evlenmesinden sonra ise Werther, uzun bir süre bocalama dönemi yaşar. Werther ile dost kalmak isteyen Lotte, bir süre sonra onun bunu başaramayacağını anladığı için ona kendisinden vazgeçmesi gerektiğini söyler. Werther bu sürece daha fazla dayanamaz ve intihar eder.”
    Aslında Goethe kavuşması imkansız olan aşkı anlatırken, bu hayatı nasıl karşılamamız gerektiğini sakin hatlarıyla belirtmiştir.
    Çok güzel bir kitap, çok iyi bir çalışma…
    Böyle bir kitaba böyle bir çalışma yakışırdı.
    Teşekürler hocam.
    Elinize, yüreğinize sağlık. 😊

    • Teşekkürler…🙂

      Hayatı nasıl karşılamalı insan, çok önemli bir soru.

      Gençlerin dinamik fiziksel yapıları, belli bir yaşa gelmiş insanların zihinleriyle aynı bedende bütünleşseydi hayat ne kadar müthiş karşılanırdı, öyle değil mi?

      Ancak bu mümkün olmadığına göre hepimiz yaşayarak öğreneceğiz hayatı; hem de canımız acıya acıya, yaralarımız kanaya kanaya.

  12. Bayram UĞUR

    Aşkı nasil anlatmali bilmem ki!
    Hangi kelime, hangi cumle sigar ki aski anlatmaya?
    Neden onlarca, yuzlerce, binlerce…
    Sayisizca eser tesrif edilmis ask hakkinda.
    Kalkip da Leyla ile Mecnun’a mi soralim aski!
    Ya Fuzuli demez mi;
    Onlar fuzuli, hakiki ask bendeki…
    Kerem ile Asli’ya mi sormali aski?
    Kerem bu isin asli da yok astari da yok demez mi?
    Yoksa Hallac-i Mansur’a mi sormali aski.
    Ya Hallac “ben bende degilim, ben ben olan Hak’tayim, Gidin Hakk’a sorun aski” demez mi?
    Sahi ask neydi?
    Uc kelime mi?
    Oyleyse neden sigmadi bunca vakit kitaplara!
    Neden yureklerde acti kanayan yara!
    Yoksa ask;
    Vecd mi?
    Fenafillah mi?
    Vuslat mi?

    Sahi ask neydi?
    20.11.2015 23:38
    (Yürekten Kaleme Düşenler…)
    Yaşamak, nefes almaktan ibaretse yaşıyoruz hocam. 😞
    Çok güzel bir sayfa yapmışsınız.
    Yüreğinize, kaleminize sağlık hocam.

  13. Soru sormak güzeldir.
    Çünkü sormak, bir arayışın işaretidir, hem de çok önemli bir eylemin: düşünmenin.

    Soruyu güzel sormasını bilmek de çok güzeldir.
    O da ruhtaki inceliği gösterir.

    Hem soruların hem de onları soruş tarzından dolayı tebrik, güzel değerlendirmelerin için de teşekkür ederim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir