Delikanlı (Kitap Yorumu)

Delikanlı

Dostoyevski↵ nin ölümünden altı yıl önce, 1875 yılında yayımlanan Delikanlı -her ne kadar Suç ve Ceza↵ ya da Karamazov Kardeşler↵ deki metafizik ve varoluşsal derinliği yakalayamamış olsa da- Dostoyevski’nin diğer bütün eserleri gibi anlamlı bir “vicdan muhasebesinin meyvesi”dir. 

delikanli-dostoyevski
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Sadece eserleri mi?
Dönemin baskıcı rejimine karşı yürütülen bazı faaliyetlere katıldığı gerekçesiyle tutuklanıp idama mahkûm edilen, ardından da affedilip cezası kürek mahkûmluğuna ve hapse çevrilen Dostoyevski, hapisten çıktıktan sonra, önceden gururla dillendirdiği ve tutuklanmasına neden olan ateist, devrimci ideolojiden (Fransız edebiyat eleştirmeni René Girard‘a göre “kopya edilmiş, taklit ideoloji”den) kendisine zaten ait olmadığı gerekçesiyle vazgeçerek farklı bir kişiliğe bürünür. Değişiminin temelinde de, hiç kuşku yoktur ki -eserlerinde olduğu gibi- tarifi pek de mümkün olmayan bu vicdan muhasebesinin izleri vardır. 

Aksi olsaydı eğer, her biri ayrı bir vicdan hesaplaşmasının yansıması olan bu muhteşem eserler yazılabilir miydi? 

Nitekim başkahramanı Arkadyeviç Makaroviç olan Delikanlı adlı roman da, genç bir adamın “kendini yargılamak” amacıyla, belleğinin en karanlık köşelerinden bulup ışığa çıkardığı anılarından oluşuyor. 

Yaşam Yolundaki İlk, Tehlikeli ve Çılgın Adımlar

Soylu Versilov ile Sophia adlı bir hizmetçinin gayri meşru çocuğu olan Arkadyeviç Makaroviç, anılarını anlatırken hayat yolundaki ilk, tehlikeli ve çılgın adımlarının -kendine göre- mantıklı bir incelemesini yapıyor Delikanlı‘da.

Kolayca düştüğü çirkef bir hayatın ardından bambaşka bir insan olmasını sağlayan deneyimlerini, ruhunun derinliklerini de hesaba katarak büyük bir içtenlikle kâğıda döküyor.

Ve sonuçta ortaya 592 sayfalık bir eser çıkıyor.

Doğal olarak da okumayı düşünenlerin aklına, acaba bu emeğe değer mi, sorusu geliyor. İşte bu noktadan hareketle, eser hakkında belli bir öngörüye sahip olmanız için romanla ve romanın delikanlısıyla ilgili aldığım bir iki notu paylaşacağım sizinle. Ayrıca romanın, günümüze bakan ve bizi ilgilendiren bazı yönlerine de değineceğim.

Gönlü Fırtınalı Bir Delikanlı 

Arkadyeviç, düşünce bakımından kendisinden çok gerilerde gördüğü için yaşıtlarından ve arkadaşlarından kaçan, toplumdan uzak duran, içine kapanık bir delikanlıdır. 

Küçük yaşlarından beri güçlü olmanın ve yalnız kalmanın hayalini kurar. Kendisini “zavallı, saf, neyin iyi, neyin kötü olduğunu anında bilemeyen, aklını başına toplamak ve hemen doğru yola dönüş yapabilmek için yol göstericiye ihtiyaç duyan” biri olarak tanımlar.

Altı yedi yaşına kadar bir köyde annesinden ve babasından ayrı yaşar. Yirmi yaşına kadar da annesini birkaç küçük görüşme dışında hiç görmez. Zaten birlikte yaşamadığı babası ise, içindeki aile özlemi hiç bitmeyen bu delikanlının “yüreğinde hep ulaşılmaz yükseklerde, bulutların üzerinde”dir. Ne iyi ne de kötüdür, ne tam bir kahraman ne de tam bir alçaktır.

Böylesine ikili bir karakter sergileyen babaya karşı delikanlının beslediği duygular da çelişkilidir. Onu hem sever hem de ondan nefret eder. Bazen onunla bütünleşmek bazen de ondan ayrışmak ister. Babasının onurunu korumak ve onu yüceltmek söz konusu olduğunda düelloyu bile göze alabilecek bir delikanlıdan bir süre sonra babasını aşağılayan bir evlada dönüşür.

Sürekli “Ah, geçmişi değiştirmek, yaşama yeni baştan başlamak olası olsaydı!” diyen genç bir adam vardır karşımızda. Herkese küskündür ama hiç kimseden öç almak istemez. Kimseden nefret etmez, kimseye lanet okumaz.

“Dünyada hiç kimseye bağımlı olmadan gerçek bir güce sahip olmak.” idealini benimser. Kendisini tamamen bu ideale adayarak ailesiyle olan bütün bağlarını koparıp atmak ister. Devrin genç nesli çoğunlukla, hazır bulduğu ideallerin peşinden koşarken o, sınırlarını kendisinin belirlediği bir ideali, hayatının gayesi yapar.

Ancak edindiği deneyimler, romanın sonunda onu ve idealini bambaşka bir noktaya götürür.

Delikanlı’da Dil ve Anlatım

Merakı canlı tutan, sürükleyici bir anlatımı var Delikanlı‘nın. 

Romandaki kurmaca anlatıcı, başından geçenleri anlatırken deyiş güzelliğiyle sanat dedikleri şeyi içerik için kurban edeceğini ve dolambaçsız bir üslup benimseyeceğini belirtiyor. Yüreğini de işe hiç karıştırmadan, sanki yazan kişi o değilmiş gibi davranacağını ve böylece anılarının bir gazete haberinden farksız olacağını söylüyor.

Dolayısıyla bu durum, Delikanlı‘yı, alışkın olduğumuz o derin psikolojik ve felsefik analizlerin yapıldığı Dostoyevski romanlarından uzak bir yere taşımakla birlikte hem romanın okunuşunu kolaylaştırıyor hem de anlatımı akıcı bir hâle getiriyor. 

Anlatıcının, bazen “Lütfen hemen heyecanlanmayın, sakin olun, ağırbaşlılığınızı da yitirmeyin!” ya da “Sıkıldıysanız rica ederim, bırakın, okumayın!” gibi söylemlerle okuyucuya hitap etmesi, garip bir rahatlama hissi veriyor ve aynı zamanda merakı da kamçılıyor.

İngiliz tarihçi Edward Hallet Carr, Delikanlı‘yı şöyle değerlendiriyor:

Dostoyevski, sıradan bir filozof ve mükemmel bir psikologsa diyebiliriz ki Delikanlı diğer büyük romanlarından daha fazla incelenmeye değer. Eleştirmenlerin el birliğiyle onu en düşük dereceye indirmeleri yanlıştır. Fakat yazarının mükemmel usta olduğu bir alanda bulunmasına rağmen, Delikanlı, bir başarısızlık olarak kabul edilmelidir”.

Delikanlı’da Sevgi Motifi

Bazı eleştirmenler tarafından her ne kadar başarısızlıkla itham edilse de Delikanlı, Dostoyevski‘nin duygu ve düşünce olgunluğu yaşadığı bir dönemde yazıldığı için, elbette ayrı bir değere sahiptir. Zira romanın özellikle son bölümü, bu olgunluğun yansıdığı bazı önemli mesajlar içeriyor. Bunlardan biri de mutluluğun, insandan doğaya ve her türlü varlığa yönelen kapsayıcı bir sevgiye dayandığı gerçeği.

Bu, bambaşka ve önüne geçilemeyen sevginin gelişebilmesi; insanların, gelip geçici ve ölümlü olduklarını anlamalarıyla ilişkilendiriliyor. Buna göre bir insan, içindeki sevgiyi ancak ölümlü ve gelip geçici olduğunu anladığı oranda geliştirebiliyor. Ve o zamana kadar kendisi için hiçbir anlam taşımayan doğal oluşumları ve doğadaki sırları daha farklı bir gözle görebiliyor ve sezinleyebiliyor.

Bu farkındalığı yaşayan insan, sevgiyi muhafaza ettiği takdirde yüreğindeki büyük hüznü de çıkarıp atabileceğini zamanla öğrenmeye başlıyor. Sonra da insanlara ve bütün canlılara iyilik etmenin peşine düşüyor.

Ve en nihayetinde mutluluğun kaynağının sadece “vermek” olduğunu anlıyor.

Hristitanlık’taki Bazı Geleneklere Eleştirel Yaklaşım

“Allahsız yaşamak yalnızca acı getirir insana… Yüce bir varlığa saygı, sevgi duymadan yaşayamaz insan. Kendisine katlanamaz.”

(Delikanlı, s.392)

Dostoyevski, Delikanlı‘da, temel dinî söylemlere yer vermekle beraber -tıpkı Karamazov Kardeşler romanında olduğu gibi- Hristiyanlık‘taki bazı geleneklere karşı eleştirel bir bakış açısı da geliştiriyor. 

Söz gelimi, okumuş bir insanın, doktorun ya da genel olarak insanlığa hizmet edebilecek kapasitesi olan birinin; yapabileceği yararlı işleri, insanlığa edebileceği hizmetleri dururken bunları bir yana itip inzivaya çekilmesi, bir başka deyişle manastıra kapanması bencillik olarak değerlendiriliyor.

Bu bağlamda “Var git, varını yoğunu dağıt, herkese hizmetçi ol!” gibi söylemler de Hristiyanlığa bakışı, problemli bir hâle getiriyor. 

Bu noktada ister istemez aklımıza, -günümüz Hristiyan toplumlarındaki genç deist ve ateist oranlarının artışı düşünüldüğünde- gençlerin Hristiyanlıktan uzaklaşmalarına, asıl bağlamından uzaklaştırılmış bu gibi dinî söylemlerin de sebep olabileceği ihtimali geliyor.

Ve aynı zamanda, Müslüman toplumlardaki gençlerin de, benzer bir durumu yaşayıp yaşamadığı ve asıl bağlamından koparılmış dinî söylemlerden onların da olumsuz etkilenip etkilenmedikleri sorgusu ayrı bir önem kazanıyor.

Delikanlı ve Son Sözler

Delikanlı, karanlık bir devrin romanıdır:

“… duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir.”

(Delikanlı, Dostoyevski, s.66)

Bir yandan gerçeği aramak tutkusuyla yanıp tutuşurken diğer yandan yeteneklerini kötüye kullanan ve eğitimini önemsemeyerek gereksiz bir tutkuya sessizce gömülen bir kuşağın devridir.

Bu tablo, romanın anlatıldığı devre ait ancak günümüzü dikkate aldığımızda, duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin ve hazıra konmayı istemenin bizim genç kuşakları da tehdit ettiğini söylemek, doğru bir tespit olmaz mı sizce de?

kitap (25)

Ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi yorum köşesinde bizimle paylaşın!

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Derya

    En dikkatimi çeken yer, insanın inandığı bir tanrısı olması gerektiği, yoksa insanın kendine nasıl katlanacağı kısmı oldu. Ne kadar muhteşem bir tesbit. Zira biz cüz’i iradeye sahip insanoğlu kendimizle girdiğimiz iç çekişmelerde, muhasebelerde, kavgalarda nasıl buhranlar yaşardık? Oysaki bu kendimizle insafsızca kavga ettiğimiz zamanlarda Yaradan’la konuşarak nasıl da rahatlıyoruz. Bazen yaptığımız kötülüklerden sonra af dileyip rahatlarken bazen kötülükten uzak durmak için sabır dileyip duruyoruz diş bileyerek. Velhasılıkelam sığınacak en büyük, en ihtişamlı yerdir Yaradan. Kuytularımızı emanet ettiğimiz, acılarımızı, acıtanlarımızı, ayıplarımızı en iyi bilen ve gizleyen yerdir Yaradan. Eline sağlık, can dostum.

  2. Kitaptaki bu alıntı için ben de benzer şeyleri düşünmüştüm Deryacım ki sen bunu harika ifade etmişsin.
    Ve aynı şekilde, “Kendisine katlanamaz.” tespiti, benim için de muhteşem bir tespit oldu.

    Hayatı oldukça çalkantılı geçen ve insan ruhunu çözümlemesi bakımından mükemmel bir psikolog kabul edilen bir kişinin, hem de hayatının en olgun dönemini yaşadığı bir zaman diliminde söylediği birçok şey oldukça değerli, öyle değil mi?💐

    • Gülay doğan

      Sevgili Kitablogum,
      Delikanlı’da kendi ruhsal dünyasında uyumlu bir insan olmak için kendi düşüncelerine sadık yaşamak gerektiğini düşünen , bu yüzden toplumdan uzak duran, içine kapanık bir delikanlı karakteri var.
      Ve bu delikanlı romanın sonlarında içindeki sevgiyi ancak ölümlü ve gelip geçici olduğunu anladığı oranda geliştirebileceğini idrak ediyor ve o zamana kadar kendisi için hiçbir anlam taşımayan doğal oluşumları ve doğadaki sırları daha farklı bir gözle görebiliyor ve sezinleyebiliyor.
      Bu bağlamda söz konusu delikanlının sevginin, insanlara iyilik etmenin peşine düşmesi tam da bu sürecin yani içine kapandığı, “kendini yargılamak” amacıyla, belleğinin en karanlık köşelerine odaklandığı, toplumdan kasten uzak durduğu dönemin bir sonucu olmuş oluyor.
      Eğer öyleyse Dostoyevski bu durumu neden bencillik olarak yorumluyor?

      Sevgili Şule Hanım,

      Her ne kadar özletmek hoş bir durum olmasa ve ilave edeyim böyle olmasın, uzak kalmayayım diye çabalasam da koşullarımdan dolayı istediğim ölçüde yakın olamadığım için özletmek durumunda kalsam da yine de özlendiğimi duymak elbette ki beni mutlu etti.

      Böyle düşündüğünüz için asıl ben teşekkür ederim.

      • Her daim özlendiğinizden emin olun Gülay Hanım.☺️
        Romanda bencillik olarak görülen şey, Hristiyanlıktaki manastıra kapanma geleneği.
        Yani okumuş bir insanın, doktorun ya da genel olarak insanlığa hizmet edebilecek kapasitesi olan birinin; yapabileceği yararlı işleri, insanlığa edebileceği hizmetleri dururken bunları bir yana itip manastıra kapanması bencillik olarak değerlendiriliyor.
        Bunlar, delikanlının saygı duyduğu ve fikir danıştığı kişinin, romanın sonunda delikanlıya verdiği öğütlerin içinde yer alıyor. Rus toplumunun o günkü koşullarda, içine düştüğü bunalımdan ve çıkmazdan kurtulabilmesi için o kişi tarafından öne sürülen bir nevi çözüm önerileri bunlar. Yoksa delikanlı, manastıra kapanmak gibi bir süreç yaşamıyor.
        İçten sevgilerimle 🙂💐

        • Hüsna Öztürk

          Elinize, emeğinize, yüreğinize sağlık Şule Hocam 🌹

  3. Gülay Doğan

    İyi günler,

    Yazınızdaki bir ifadeyi anlamadım: “Var git varını yoğunu tüket, herkese hizmetçi ol!” söylemine delikanlı eleştirel bir yaklaşımda mı bulunuyor?
    Bu yaklaşım Hristiyanlık’a ait bir söylem mi ?
    Bu noktayı bana açıklamanızı istersem sizi yormuş olur muyum?
    Delikanlı, çevremde benzeri olanlardan.
    Tanıdığım öyle delikanlılar var: Düşünce bakımından kendisinden çok gerilerde gördüğü için yaşıtlarından ve arkadaşlarından kaçan, toplumdan uzak duran, içine kapanık delikanlılar.
    Belki (Belli ki) o delikanlılar, sözünü ettiğiniz farkındalığı yaşayarak sevgiyi muhafaza ettiği takdirde yüreğindeki büyük hüznü de çıkarıp atabileceğini zamanla öğrenmeye başlayacak, sonra da insanlara ve bütün canlılara iyilik etmenin peşine düşecek.
    İyi günler.

    • Öncelikle düşüncelerinizi paylaştığınız için size çok teşekkür etmem gerekiyor Gülay Hanım zira hem bakış açınızı hem de kendinize has anlatım tarzınızı çok özlemiştim doğrusu.

      “Var git, varını yoğunu dağıt, herkese hizmetçi ol!” gibi söylemlerin, Hristiyanlığa olan bakışı problemli hâle getirmiş olabileceği ihtimali, naçizane benim öne sürdüğüm bir tez. Bu tezimin dayandığı şey ise, varını yoğunu dağıtmanın ve herkese hizmetçi olmanın, ortalama bir insanın özüne aykırı olduğu ve hak dinlerin de insandan zaten böyle bir şeyi talep etmediği gerçeği.

      Hele hele bireysel mutluluğuna her şeyden daha çok önem veren günümüz gençliği, bu “Her şeyini feda et ve herkese hizmetçi ol!” telkinini bırakın uygulamayı, sırf bu telkinden dolayı dinden uzaklaşabilir.

      Delikanlılarla ilgili güzel temennilerinize katılmamak mümkün değil. İnşallah bütün delikanlılar, bütün canlılara karşı farkındalıklarını artırırlar da onları sevmenin ve onlara iyilik etmenin peşine düşerler.
      İçten sevgilerimle…

      • Gülay doğan

        İyi günler,

        Ben de Delikanlı’nın içine kapandığı süreçle Hristiyanlıktaki manastır süreci arasında bir ilinti olduğunu düşünmüştüm.
        Açıklamalarınız için çok teşekkür ederim.

  4. Esma Kuralkan

    Eleştirmenler Dostoyevski’nin bu eserini, her ne kadar hayatının son döneminde yazmış olsa da diğerlerinin performansını geçememiş bulsalar da bence o kadar dolu bir yaşam, çalkantılar, Rus aristokrasisindeki fırtınaları tecrübe etmiş bir birikimden harika tasvir, tesbit ve kazanımlar süzülmekte…

    • Oldukça isabetli bir tespit bu Esma Hanım zira Dostoyevski, “psikologların psikoloğu” olarak kabul ediliyor.
      Hatta Dostoyevski’nin, bilinç dışının yer altı dünyasına doktorlardan, hukukçulardan, suç uzmanlarından ve psikanalistlerden daha derin bir şekilde sokulduğu da ifade ediliyor.
      Dostoyevski için söylenen bu tür sözler, bazı insanlara oldukça abartılı gelebilir ancak birçok insan için de ortak kanaat tam da bu, benim için de öyle. O, gerçekten olağanüstü bir psikolog Esma Hanım.

  5. Esma Kuralkan

    Yazarımız hayatta olduğu dönemde, Hristiyanlık öğretilerinde kendisine yanlış geleni dile getirdikçe yaptırımlarla karşılaşmış. Oysa şu anki Venedik, Paris vs. önemli kiliselerdeki istismar olaylarını görseydi, derhal Hristiyanlık öğretilerini irdeler hatta çürütürdü.
    Zira Delikanlı eserinde ve diğerlerinde Dostoyevski, sıra dışı performansı ile şapka çıkarttırıyor.

    • Dostoyevski’nin eserlerinde, Hristiyanlık dinindeki bazı geleneklere karşı eleştirel bir yaklaşım var, evet. “İnancın bir mucizeye bağlı oluşu”, “din adamlarının manastırdan dışarı çıkmaması” ve “günah çıkarma” gibi bazı geleneksel uygulamalar bunlardan birkaçı.

      Karamazov Kardeşler adlı eserinde, “günah çıkarma geleneği”ne dayanarak -her ne olursa olsun- bütün günahların ve her suçun kolayca affedilir olmasının, Hristiyanlık dinindeki adalet anlayışına olan güveni sarstığı konusu işleniyor mesela.

      Bu eleştiriler, o zamanın kilise mensupları tarafından dediğiniz gibi hoş karşılanmıyor elbette ve bazı ağır yaptırımlar uygulanıyor. Bu yaptırımlardan Dostoyevski gibi nasibini alan bir başka yazar da Tolstoy.

      Tolstoy, Diriliş adlı romanında Kilise’ye ağır eleştiriler yönelttiği için Rus Ortodoks Kilisesi tarafından afaroz ediliyor.

  6. Esma Kuralkan

    Hocam,
    Sanırım ben ısrarla, eseri okudukça yazarı hakkında ip uçları yakalama modundayım.

    • Ne kadar güzel…
      Okumak, analiz etmek, sonuçlar çıkarmak, ipuçları yakalamaya çalışmak…
      İlham veriyorsunuz, çok teşekkür ederim Esma Hanım. 🙂

  7. Latife Doğan

    Sevgili kitablogum,
    Delikanlı’nın anlatımını motif ile anlatması, gerek eseri edebi olarak gerek eseri yorumlama açısından işlenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Sizin de motifi vurucu bir şekilde tespit etmeniz ve etkili kılmanız beni etkiledi…
    Delikanlıya gelince de çocukluğunda yaşadıklarından dolayı kendi içine kapanması…
    Ve hayat deneyiminin buna göre şekillenmesi…
    Bununla birlikte hayat mücadelesi anlatır Dostoyevski, siz de bunu çarpıcı kaleminizle yorumlamışsınız …

    • Çok teşekkür ederim Latifecim,
      Naçizane, eserlerin ana temalarını incelemeye ve bunları da sizin gibi değerli okurlarla paylaşmaya çalışıyorum. Bunun neticesinde sizden olumlu dönütler almak, sunduğunuz düşüncelerle ve yakaladığınız ayrıntılarla daha da zenginleşmek, beni son derece mutlu ediyor.
      Hep burada kalın, sevgilerimle…

  8. Esma Kuralkan

    Süüper!!!
    Gülay Doğan Hoca’mız da kitablogum cafemize uğramış. 👏👏👏

  9. Esma Kuralkan

    Very very
    Fantasticooo. 👏👏👏

  10. Esma Kuralkan

    İşte bu 😊☺️

  11. 😊🌷💐

  12. Derya

    🎀🎀🎀

  13. Mustafa Sinan Öztürk

    Bizim gençlerimizin ideallerine kavuşabilmesi için vermesi gereken savaş, günümüze kadarki gençlerden çok daha çetin hocam. Sanırım bu gerçeğin onlar da farkında. Şahsi fikrim şu ki günümüz gençleri daha çalışkan, daha istekli, daha yaratıcı. Lakin savaşın çetinliği kırıyor bellerini 🙁

    • Evet, çok haklısınız. İmkânlar genişledikçe, teknoloji büyük bir hızla günlük yaşama dahil oldukça işler bir taraftan kolaylaşıyor belki ama mücadelenin şiddeti de artıyor.
      Gençlerimiz, dilerim bu mücadelenin galibi olur. 🙂

      • Mustafa Sinan Öztürk

        Umarım hocam.Teşekkürler kolaylıklar olsun ☺👍

  14. Melik Vatansever

    Deizm ve ateizmin günümüz dünyasının gençlerini neden daha çok içine çekiyor sorusunun cevabını aramamda çalışmanız katkı sağlayacak bana hocam. Yorumlarınız oldukça sade ve doyurucu. Teşekkürler👍

    • Nezaketiniz ve katkılarınız için asıl ben teşekkür ederim.
      Zihninizdeki soru işaretlerinin giderilmesine az da olsa vesile olmuşsam ne mutlu bana.

      • Melik Vatansever

        Bende teşekkür ederim. Gerçek şu ki eser tercihlerinizdeki kriterlere verdiğiniz önem size daha da geniş bir alan açmış. Bir iki platformda adınızın geçtiğine şahit oldum. Başarılarınızın devamını dilerim. İlk çalışmanızda görüşmek üzere 🍀

        • Yaptığım çalışmanın en zor aşaması, doğru eseri seçebilmek. Bu bağlamda sizden gelen her olumlu dönüt, benim için elbette oldukça sevindirici. Çok teşekkür ederim Melik Bey.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir