Budala / Kitap Yorumu

Dostoyevski↵ Budala, Kitap Yorumu

Budala adlı romanda Prens Mışkin, geçirdiği sara nöbetlerinin şimşek çakması kadar kısa süren bir aşamasında öyle şeyler duyumsuyor ki yabana atılır cinsten değil doğrusu.

“Uyanıkken gelen sara nöbetlerinin öyle bir aşaması vardı ki nöbetten hemen önceki anlarda onca acının, ruhsal karmaşanın, ezikliğin arasında bütün zihninde bir an müthiş bir aydınlanma oluyor, tüm yaşamsal güçleri inanılmaz bir silkinişle ayağa kalkıyor, şimşek çakmasına benzeyen o an içinde yaşama duygusu ve kendini algılayışı kat kat artıyor, aklı, yüreği ışığa boğuluyordu. Heyecanları, kuşkuları, tedirginlikleri bir anda yatışıyor; tüm varlığını tam bir dinginlik, umut ve sevinç dolu bir uyum kaplıyordu.” (s.277)

Hastalığı geçip de eski sağlığına kavuştuğunda ise Mışkin “yüksek düzeyde uyum ve güzellik, o ana dek duyulmamış, hatta hayal bile edilmemiş bir eksiksizlik, tamlık ve ölçülülük…”(s.277) hissediyor.

Dostoyevski‘nin sanki gerçekten yaşamış gibi betimlediği bu olağanüstü zaman dilimini nasıl yorumlamalıyız sizce? Cezbeye tutulma şeklinde mi izah etmeli, yoksa -olsa olsa- uyuşturucu ya da alkol gibi maddelerin etkisiyle görülen hayallerdir mi demeliyiz?

Cezbe demek pek mümkün görünmüyor zira TDK↵ sözlüğünde cezbe, bir duygu veya bir inanışın etkisiyle aşırı ölçüde coşup kendinden geçme, olarak tanımlanıyor. Oysaki Prens Mışkin, sara nöbetinin bu aşamasında bırakın kendisinden geçmeyi, aksine, kendisini en yüksek düzeyde duyumsayacağı bir bilinç düzeyine ulaşıyor.

Uyuşturucu ya da alkol gibi maddelerin etkisiyle mi yaşıyor?

Bu da değil:

“O anda esrar, afyon ya da şarap gibi bilinci bulandıran, ruhu çarpıtan şeyler alındığında görülebilecek türden gerçek dışı, anormal hayaller değildi gördüğü.” (s.278)

Peki, o hâlde Prens Mışkin’e, o ana dek duyulmamış, hatta hayal bile edilmemiş bu hâli, bu eksiksizlik ve tamlık hissini yaşatan neydi?

Dostoyevski “bütün bir hayata değecek” yoğunluğa sahip bu anları “ibadet coşkusuyla yaşamın en yüksek sentezinin kaynaşmasını duyumsama…”(s.277) olarak açıklıyor.

Yani bir nevi mistik bir seziş ya da metafizik bir duyuş…

Bu noktada akla iki soru daha geliyor:

Birincisi, bu hâli Dostoyevski acaba yaşamış da mı biliyor ve nasıl oluyor da bu denli gerçekçi anlatabiliyor?

Budala, Prens Mışkin, Dostoyevski

Öyle zannediyorum ki Budala‘nın başkahramanı Prens Mışkin gibi Dostoyevski’nin de sara hastası olduğunu ve onun bu hastalığı “istenç dışı ama ayrıcalıklı bir deneyim” olarak gördüğünü dikkate alırsak anlattığı ruh hâlini kendisinin de yaşadığı sonucuna rahatlıkla ulaşabiliriz.

dostoyevski-budala-kitap

Katoliklik, Ateizm, Hz. İsa

İkinci soruya gelince…

Dostoyevski, romanında sara nöbetlerine tematik açıdan niçin bu kadar önem veriyor?

Onun cevabına da Rus Edebiyatı Profesörü Liza Knapp‘ın sözlerinden hareketle ulaşabiliriz sanırım. Knapp’a göre Dostoyevski, Hz. İsa‘ya tükürme eğilimi gösteren ve ateist olmakla övünen liberallere cevap olsun diye yazmıştır Budala‘yı.

Dolayısıyla, Dostoyevski’nin sara nöbetlerine tematik açıdan çokça yer vermesine sebep olarak, -ateist liberaller nezdinde- bütün Rus halkına metafizik bir duyuş, menevi bir ideal ya da güç sezdirmeyi istemiş olabileceğini gösterebiliriz.

Romanda bu tezi teyit eden o kadar çok argüman var ki…

Söz gelimi,

“Çarpıtılmış, aşağılanmış, karalanmış, gerçeğin tam tersi bir İsa’yı insanlığa sunan; dünya iktidarı için her şeyi satan; insanların en kutsal, en saf, en yıkıcı duygularıyla oynayan Katoliklik mezhebi”(s.623) ile “bu mezhebin yalanlarının ve manevi güçsüzlüğünün ürünü olan ateizm”in(s.623), Rus toplumunun manevi ihtiyaçlarına cevap vermede ve insanların manevi susuzluğunu gidermede ne kadar yetersiz kaldığını uzun uzun anlatan paragrafları, bu argümanlara örnek olarak verebiliriz.

Bütün bunları tartışabiliriz elbette. Söylediklerime itiraz edebilir; hayır, böyle değil de diyebilirsiniz pekâlâ ancak şu tespitime evet de dersiniz galiba:

Yukarıda anlatmaya çalıştığım zihinsel aydınlanma, yani insanın kendi varlığını -bilinci de yerindeyken- böylesine yüksek düzeyde ve dolaysız olarak tam olarak duyumsayabilmesi, varlığı bu denli eksiksiz ve perdesiz sezişi, Dostoyevski romanlarının niçin bu kadar özel olduğunu yeterince açıklamış olmuyor mu sizce de?

kitap (25)

Düşüncelerinizi yorum köşesinde bizimle paylaşabilirsiniz.

Suç ve Ceza / Kitap Yorumu ↵

Karamazov Kardeşler / Kitap Yorumu ↵

Delikanlı / Kitap Yorumu ↵

Beyaz Geceler / Kitap Yorumu↵

Yazar Hakkında

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir