Anna Karenina (Yorum ve İnceleme)

Anna Karenina

Anna Karenina kitap yorumu…

Niçin roman okumalıyız?

Elbette kapsamlı cevap verilmesi gereken bir soru bu. Şimdilik şu kadarını söylemeliyim ki her sanatçı, hayatın gerçeklerine ve kendisine farklı açılardan baktığı ve onları başka sözcüklerle anlattığı için nitelikli bütün romanlar, okuyucusunu bir diğerinden farklı, yepyeni bir bilince ulaştırır ve onu âdeta “iyi”leştirir.

Nitekim Toronto Üniversitesinde yapılan bilimsel bir çalışmaya göre, dünya edebiyatına ait 10 romanın insan beynini geliştirdiği ve iyileştirip terapi işlevi gördüğü kanıtlandı.

İçlerinde Genç Werther’in Acıları↵  Madam Bovary↵  gibi dünya klasiklerinin de olduğu listede Tolstoy‘un Anna Karenina adlı romanı da var.

Dostoyevski‘nin “Bir sanat eseri olarak katıksız bir mükemmellik…” olarak nitelediği Anna Karenina, “zamanımıza kadar yazılmış en iyi roman”ların başında geliyor ve teknik, kurgu, içerik, anlatım yönünden, edebiyat otoritelerince neredeyse kusursuz kabul ediliyor.

Tolstoy’la İlgili Birkaç Not

Savaş ve Barış adlı romanı Milli Eğitim Bakanlığı 100 Temel Eser↵ listesinde yer alan Tolstoy, soylu bir toprak ağasının oğluyken küçük yaşlarda annesini ve babasını kaybeder. Dinine çok bağlı olan halası bakar ona. Soylu oluşu onu hiç mutlu etmez. Bu yüzden bir köylü gibi yaşar, köylü gibi giyinir ve Rus köylüsünün hayat şartlarını iyileştirmeye çalışır daima.

“İnsanoğlunun tek bağlılığı Tanrı olmalıdır.”

“İnsan kuralları, Tanrı kuralları üzerinde olamaz.”

fikirlerini savunur Tolstoy. Ancak modern kilisenin gerçek amacından saptığını söyleyip onu eleştirdiği için de Rus Ortodoks Kilisesi tarafından ateist olduğuna karar verilir ve aforoz edilir. Diriliş ve Tanrı’nın Egemenliği İçimizdedir adlı eserleri, din ve inanç konularını işlediği eserlerin başında yer alır.

Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü adlı eserinde Tolstoy’dan bahseder ve onun bir deha olduğunu söyler. Ona göre Tolstoy’un sanatı olağanüstü yüksekliktedir.

“Anna Karenina’nın yazarı gibi insanlar, toplumun öğretmenleridir; biz ise sadece onların öğrencileriyiz.” (Dostoyevski)

Anna Karenina’nın Konusu

Tolstoy, Anna Karenina‘da Tanrı’ya olan inancın ve dinin, insan ve toplum üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu, olaylar ve kişiler vasıtasıyla sezdirmeye çalışır bize.

Politikanın kirlenen ve çürüyen yüzü, devlet kurumlarının insan hayatının ihtiyaçlarını karşılamadaki yetersizliği, şehir ve köy hayatı, onlara ait değer yargıları, Rus sosyetesindeki derinlikten mahrum yapay ilişkiler ve ikiyüzlülük, geleneklerin insana has özel durumları ezip yok etmesi ve kimliksizleştirmesi gibi daha birçok konu, mükemmel bir kurgunun perde arkasından dikkatlerimize sunulur.

Romanın merkezindeki temel hikâye ise Anna’ya aittir:

Tolstoy’un ifadesiyle ruhunu güdükleştiren günahın ağırlığı altında ezilen, tutkusunu çıkmaza sokan, bu çamur balçığın içinde kıvranan ve mayıs ayının bir pazar akşamı da kendini bir yük katarının altına atarak hayatına son veren Anna’nın hikâyesi.

Anna Karenina’nın Ana Fikri

Bu acıklı hikâyeyle Tolstoy’un vermek istediği önemli bir mesaj vardır:

Anna Karenina için “son söz” yazan Richard P. Blackmur‘un (edebiyat eleştirmeni, profesör) bu konuyla ilgili şunları söylüyor:

Tolstoy’un vermek istediği mesaj neydi?

Bunu Levin-Kiti öyküsüyle Vronski- Anna öyküsü arasında koşutluk kurarak daha iyi anlayabiliriz. Levin’nin evliliği yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda metafizik bir aşk anlayışı üzerine, her an özveriye hazır olmak üzerine, karşılıklı sevgi üzerine kuruludur.

Anna-Vronski birlikteliği ise yalnızca cinsel aşk üzerine kuruludur ve yıkılmasına neden olan da budur. Ve vurgulamak istediği gerçek ahlaki ders de şudur: Aşk yalnızca cinsel olamaz, çünkü o zaman bencilcedir ve bencilce olduğu için de yaratmaz, yıkar. Böylelikle de günahı içerir. Vronski-Anna çiftinin cinsel aşkları (Duyumsal açıdan zengin ama bahtsız, tinselliği kısır heyecanlar içinde debelenip duran bir aşk), öte yanda adını Tolstoy’un koyduğu otantik, din eksenli sevgi, duyumsallığın zenginliğinden yoksun olmayan ama sorumluluğun, sevecenliğin, gerçeğin ve aile sevinçlerinin katışıksız atmosferinde denge ve uyum bulan Levin-Kiti çiftinin aşkları.”

İki farklı birlikteliğin psikolojik kodlarının işlendiği bu romanda, Tolstoy‘un insan -özellikle de kadın- ruhunun ve davranışlarının arka planını sezdirmedeki başarısı olağanüstüdür. Bu durum, eşi Sophie Behrs’le yakından ilgilidir. Sophie Bers, Tolstoy’un bütün eserlerini ciddiyetle inceler ve Tolstoy’a âdeta editörlük yapar.

Biz de başarılı ve gerçekçi ruhsal tasvirlerin eşliğinde, bu kadın ruhunun, hem zayıf halkalarını hem de farklı yönlerini anlamaya çalışırız.

Giderek Değişen Anna Karenina 

Richard P. Blackmur, “son söz”ünde Anna’nın bu farklı yönlerine şöyle işaret eder:

“Anna, Prenses Betsi’nin yaptığı gibi gizli kapaklı bir gönül serüveniyle kendini sınırlayamaz. Doğrucu ve tutkulu doğası kılık değiştirmeleri, gizli kapaklı işleri reddeder. Anna, Vronski’ye bütün hayatını verir, sevgili küçük oğlundan ayrılmaya, çocuğu görmemekten duyacağı korkunç acıya rağmen, evet der…

Diğer gözde kadınlar istedikleri aşk serüvenini ama gizli gizli ama kalın bir peçe ardında yaşıyorlardı. Ancak dürüst, bahtsız Anna bu aldatmaca peçesine bürünmez.”

Bu aldatmacayı yaşamaz belki, ama zamanla “sevgi” zannettiği şeyde aradığını bulamamanın acısını duyar:

“Kıskançlık değil benimki. İstediğini bulamamanın verdiği bir bunalım…” (Anna Karenina)

Artık karşımızda güçlü, dürüst, cesur bir Anna değil de “Bu arabanın içinde iğreniyorum kendimden!” diyecek kadar özsaygısını yitirmiş, duygu ve düşüncelerine makul bir istikamet veremediği için hayatını sonlandırmaya karar vermiş bir kadın kimliği vardır.

Ve bu kadın kimliği o kadar zengin ve güçlü tasvirlerle sunulur ki bize roman değil de bir psikoloji kitabı okuduğunuzu düşünürsünüz.

Anna Karenina ve Son Söz

Anna’nın kişisel özellikleri ve yaşadıkları, “kadının toplum içindeki konumu, sahip olması gereken haklar, katı geleneklerin ve 19. yy.da Hristiyanlık kisvesi altında sunulan dinî kuralların, bir kadının hayatını nasıl etkileyebileceği” bağlamında bizi düşünmeye sevk eder.

Günümüzün insanına da anlamlı bir “kendini okuma”, “kendini değerlendirme”, “nerede durduğunu anlama”, “duygu ve düşüncelerine olan hâkimiyetini sınama”, “empati kurma” fırsatı verir.

Aynı zamanda bu eserle,

çeşitli toplumsal katmanlar, kültürler, gelenekler ve hatta din konularında karşılaştırmalar yaparak bazı analizlere ulaşma fırsatı da yakalayabiliriz.

Ve yine

hayatın, insanların ve en önemlisi de kişinin kendi gerçekliğini çok geç idrak ettiğinde neleri kaybedebileceğini anlayabilir,

“Oğlum Seryoja! Her şeyimi kaybediyorum, gene de kavuşamıyorum ona…” diyen Anna’nın, ona yöneltilen bütün eleştirilere rağmen, vazgeçemediği “annelik kimliği”ni tanıyabiliriz.

“Gerçekliği tam olarak sınanmamış ve gerçek bir zemine oturtulamamış sevgi”nin eninde sonunda varacağı noktayı ve bu durumun insanın kişiliğini ve hayatını nasıl yok edebileceğini görme gibi fırsatları da yakalamış oluruz.

Olayların akışı içinde sonsuz görünen bir aşkın nefrete nasıl dönüştüğünü ve “Bu sevgi dediği şeyi tiksintiyle anımsadı Anna…” gibi sözlerin arka planını da anlamaya çalışırız.

Evet bütün bunlar, size derin bir analiz etme fırsatı verir ve bu çok zengin ve değişik boyutları sayesinde de eser, kesinlikle okunmaya değer bir nitelik kazanır.

Her ne kadar 1035 sayfalık bir kitap olsa da… 🙂

Okumaya değer!


Anna Karenina adlı bu çok önemli eserden sizin için derlediğim alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

kitap-sozleri (22)           

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Semra

    Keyifle okudum…paylasimlarinizin devamini sabirsizlikla beklyorum.

  2. Gülsüm Şule Bayraktar

    Beğenmenize sevindim. 🙂

  3. Derya

    Sevgili kardeşim yine mükemmel bir başyapıtı muazzam bir şekilde tahlil etmişsin .Eline kalemine sağlık.Mutluluk sebeplerinin hemen her aikede benzer şeyler olupta mutsuzluk nedenlerini farklı oluşu tesbiti ne kadar yerinde .Bu durum kişiler içinde böyle değil midir zaten .Çok beğendim güzel arkadaşım.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazılarımın varsa bir değeri, bu durum, tahlil etmeye çalıştığım eserlerin kıymetiyle doğrudan orantılı.
      Beğenilerin beni çok mutlu ediyor. 🙂

  4. Kadriye Ertürk

    Anna’ nın trajik yazgısıyla verilmeye çalışılmış çürümüş burjuva ahlakı…Diğet yanda yüksek sosyetenin yaptığı gibi gönül serüvenini gizli kapaklı yaşayamayan, kendini sınırlayamayan bir kadın kimliği… Yine bir başyapıt, yine mükemmel bir tahlil… Yine bizim için çok değerli bir yazı. Yüreğine, kalemine ssğlık Şulecim.

  5. Gülsüm Şule Bayraktar

    Üçgen sacayağının bir ayağı, kıymeti yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılan eserler, bir ayağı iltifat ettiğiniz tahlilim ise, diğer ayağı da sizin gibi kıymetli okuyuculardır.
    Sizin olmadığınız yerde bu sayfanın da bir kıymeti harbiyesi yok. 🙂

  6. Sinan öztürk

    Üslubun gün geçtikçe kendine has bir çizgiye oturuyor cann.Bu bariz hissediliyor.Kalemine sağlık.Daim olsun 🙂

  7. Gülsüm Şule Bayraktar

    Çok güzel bir iltifat doğrusu. 🙂

  8. Aysel bilgi

    Şulecim tahliller öyle güzel ki ;okuyamadığim ama hep merak edegeldiğim bu eseri ,böylece okumuş gibi oldum sayende.
    Yüreğine sağlık..

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      🙂 Beğenmenize ondan da ziyade faydalı olduğuma çok sevindim Hocam.

  9. Hüsna Öztürk

    Okuyan kişilerde derin izler bırakan değerli eserleri yeniden ele alıp mükemmel bir şekilde yorumlayan , o kıymetli eserlerin içindeki mesajları büyük bir titizlikle alıp biz okurların dikkatine sunan Şule hanım seni yürekten kutluyor başarının devamını diliyorum. Takipteyiz….

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Naçizane güzel ve faydalı bir iş yapmaya çalışıyorum. Beğenileriniz benim için çok anlamlı bir hediye. 🙂

  10. eve ozel ders

    Takip edilmeye değer bir websiteniz var

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir