Anna Karenina (Yorum ve İnceleme)

ANNA KARENİNA

TOLSTOY

Anna Karenina adlı roman kendisi kadar ünlü şu cümleyle başlar:

“Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

Hatırlarsanız, ya da baktığınızda göreceksiniz, Bunları Biliyor musunuz?↵ başlıklı yazımda bilimsel bir çalışmadan bahsetmiştim.

Toronto Üniversitesi’inde yapılan bu bilimsel çalışmayla, 10 romanın insan beynini geliştirdiği ve terapi işlevi gördüğü kanıtlanmıştı. Bu 10 romanın içinde yer alan Madam Bovary, Trajik Bir Kadın Portresi↵ başlıklı yazımın da konusuydu. Diğeri ise bu yazımın konusu: Anna Karenina.

ANNA KARENİNA 1, 2, 3

Fıkra gibi bir şey izledim geçen gün:

Genç bir kızımız, sokak röportajı yapıyordu. Türk televizyonlarında evlilik programı yapan üç isim sayar mısınız, ricasında bulundu mikrofonu uzattığı kişilere. Gençlerimiz eksiksiz sıraladı üç ismi hem de tıkır tıkır. 🙂

Ardından, dünya klasiklerinden üç isim sayar mısınız, ricasıyla aynı gençlere tekrar uzatıldı mikrofon. Ancak bu kez maalesef o emin duruş yoktu hiçbirinde. Mahcup olmuş bir edayla, sayamayacaklarını, çünkü bilmediklerini söylediler.

Biri hariç…

Bu gencimiz, gayet ciddi bir şekilde saymaya başladı:

Anna Karenina 1

Anna Karenina 2

Anna Karenina 3

ANNA KARENİNA MI MADAME BOVARY Mİ?

Futbolseverler için “Fenerbahçe mi, Galatasaray mı?” tartışması nasıl bir anlam taşıyorsa “Dostoyevski↵ mi, Tolstoy mu?”, “Anna Karenina mı Madame Bovary mi?” tartışmaları da edebiyatseverler için aynı anlamı taşır:

Kadim, kaçınılmaz ve tabii bir tartışma…

Edebiyatseverlerin sohbetlerinde Anna Karenina, Madam Bovary’ye göre daha çok ön plandaymış gibi görünse de 2007’de Time dergisinin yaptığı ankette, Madame Bovary’nin, Anna Karenina’dan daha iyi kabul edildiği ortaya çıktı.

Ancak şu bir gerçek ki Anna Karenina, “zamanımıza kadar yazılmış en iyi roman”ların başında gelir ve teknik, kurgu, içerik, anlatım yönünden, edebiyat otoritelerince neredeyse kusursuz kabul edilir.

Dostoyevski, yıllar sonra bile sürecek bir mukayesenin konusu olmaktan habersiz, kendisinden 36 yaş küçük olan Tolstoy’un Anna Karenina adlı eseri için şöyle söyler:

“Bir sanat eseri olarak katıksız bir mükemmellik…”

Madame Bovary’ye gelince, o da Anna Karenina’nın ve daha birçok eserin ilham kaynağıdır.

madame-bovary

Yani anlayacağınız sonu olmayan bir rekabet söz konusu. 🙂

ANNA KARENİNA

anna-karenina

TOLSTOY’LA İLGİLİ BİRKAÇ NOT

“Savaş ve Barış” adlı romanı Milli Eğitim Bakanlığı 100 Temel Eser↵ listesinde yer alan Tolstoy, soylu bir toprak ağasının oğluyken küçük yaşlarda annesini ve babasını kaybeder. Dinine çok bağlı olan halası bakar ona. Soylu oluşu onu hiç mutlu etmez. Bu yüzden bir köylü gibi yaşar, köylü gibi giyinir ve Rus köylüsünün hayat şartlarını iyileştirmeye çalışır.

“İnsanoğlunun tek bağlılığı Tanrı olmalıdır.”, “İnsan kuralları, Tanrı kuralları üzerinde olamaz.” fikirlerini savunur. Ancak modern kilisenin gerçek amacından saptığını söyleyip onu eleştirdiği için de Rus Ortodoks Kilisesi tarafından ateist olduğuna karar verilir ve aforoz edilir. Diriliş ve Tanrı’nın Egemenliği İçimizdedir adlı eserleri, din ve inanç konularını işlediği eserlerin başında yer alır.

Dostoyevski↵ “Bir Yazarın Günlüğü” adlı eserinde Tolstoy’dan bahseder ve onun bir deha olduğunu söyler. Ona göre Tolstoy’un sanatı olağanüstü yüksekliktedir.

“Anna Karenina’nın yazarı gibi insanlar, toplumun öğretmenleridir; biz ise sadece onların öğrencileriyiz.” (Dostoyevski)

ANNA KARENİNA’NIN KONUSU

Tolstoy, Anna Karenina’da Tanrı’ya olan inancın ve dinin insan ve toplum üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğunu olaylar ve kişiler vasıtasıyla sezdirmeye çalışır bize.

Bunun yanında daha birçok konu mükemmel bir kurgunun perde arkasından dikkatlerimize sunulur:

Politikanın kirlenen ve çürüyen yüzü, devlet kurumlarının insan hayatının ihtiyaçlarını karşılamadaki yetersizliği, şehir ve köy hayatı, onlara ait değer yargıları, Rus sosyetesindeki derinlikten mahrum yapay ilişkiler ve ikiyüzlülük, geleneklerin insana has özel durumları nasıl ezip yok ettiği ve kimliksizleştirdiği…

Ancak romanın merkezinde, temel bir hikâye vardır: Tolstoy’un ifadesiyle “ruhunu güdükleştiren günah”ın ağırlığı altında ezilen, tutkusunu çıkmaza sokan, bu çamur balçığın içinde kıvranan ve mayıs ayının bir pazar akşamı da kendini bir yük katarının altına atarak hayatına son veren Anna’nın hikâyesi.

ANNA KARENİNA’NIN ANA FİKRİ

Bu acıklı hikâyeyle Tolstoy hangi mesajları vermiş olabilir, bunu biraz irdeleyelim.

Bu soruya, Anna Karenina için “son söz” yazan Richard P. Blackmur’un (edebiyat eleştirmeni, profesör) verdiği cevap şudur:

Tolstoy’un vermek istediği mesaj neydi?

Bunu Levin-Kiti öyküsüyle Vronski- Anna öyküsü arasında koşutluk kurarak daha iyi anlayabiliriz. Levin’nin evliliği yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda metafizik bir aşk anlayışı üzerine, her an özveriye hazır olmak üzerine, karşılıklı sevgi üzerine kuruludur.

Anna-Vronski birlikteliği ise yalnızca cinsel aşk üzerine kuruludur ve yıkılmasına neden olan da budur. Ve vurgulamak istediği gerçek ahlaki ders de şudur: Aşk yalnızca cinsel olamaz, çünkü o zaman bencilcedir ve bencilce olduğu için de yaratmaz, yıkar. Böylelikle de günahı içerir. Vronski-Anna çiftinin cinsel aşkları (Duyumsal açıdan zengin ama bahtsız, tinselliği kısır heyecanlar içinde debelenip duran bir aşk), öte yanda adını Tolstoy’un koyduğu otantik, din eksenli sevgi, duyumsallığın zenginliğinden yoksun olmayan ama sorumluluğun, sevecenliğin, gerçeğin ve aile sevinçlerinin katışıksız atmosferinde denge ve uyum bulan Levin-Kiti çiftinin aşkları.

İki farklı birlikteliğin psikolojik kodlarının işlendiği bu romanda, Tolstoy’un insan -özellikle de kadın- ruhunun ve davranışlarının arka planını sezdirmedeki başarısı olağanüstüdür. Bu durum, eşi Sophie Behrs’le yakından ilgilidir. Sophie Bers, Tolstoy’un bütün eserlerini ciddiyetle inceler ve Tolstoy’a âdeta editörlük yapar.

Biz de başarılı ve gerçekçi ruhsal tasvirlerin eşliğinde, bu kadın ruhunun, hem zayıf halkalarını hem de farklı yönlerini anlamaya çalışırız.

GİDEREK DEĞİŞEN ANNA… 

Richard P. Blackmur, “son söz”ünde Anna’nın bu farklı yönlerine şöyle işaret eder:

“Anna, Prenses Betsi’nin yaptığı gibi gizli kapaklı bir gönül serüveniyle kendini sınırlayamaz. Doğrucu ve tutkulu doğası kılık değiştirmeleri, gizli kapaklı işleri reddeder. Anna, Vronski’ye bütün hayatını verir, sevgili küçük oğlundan ayrılmaya, çocuğu görmemekten duyacağı korkunç acıya rağmen, evet der…

Diğer gözde kadınlar istedikleri aşk serüvenini ama gizli gizli ama kalın bir peçe ardında yaşıyorlardı. Ancak dürüst, bahtsız Anna bu aldatmaca peçesine bürünmez.”

Bu aldatmacayı yaşamaz belki, ama zamanla “sevgi” zannettiği şeyde aradığını bulamamanın acısını duyar:

“Kıskançlık değil benimki. İstediğini bulamamanın verdiği bir bunalım…” (Anna Karenina)

Artık karşımızda güçlü, dürüst, cesur bir Anna değil de “Bu arabanın içinde iğreniyorum kendimden!” diyecek kadar özsaygısını yitirmiş, duygu ve düşüncelerine makul bir istikamet veremediği için hayatını sonlandırmaya karar vermiş bir kadın kimliği vardır.

Ve bu kadın kimliği o kadar zengin ve güçlü tasvirlerle sunulur ki bize roman değil de bir psikoloji kitabı okuduğunuzu düşünürsünüz.

ANNA KARENİNA’NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Anna’nın kişisel özellikleri ve yaşadıkları, “kadının toplum içindeki konumu, sahip olması gereken haklar, katı geleneklerin ve 19. yy.da Hristiyanlık kisvesi altında sunulan dinî kuralların, bir kadının hayatını nasıl etkileyebileceği” bağlamında bizi düşünmeye sevk eder.

Günümüzün insanına da anlamlı bir “kendini okuma”, “kendini değerlendirme”, “nerede durduğunu anlama”, “duygu ve düşüncelerine olan hâkimiyetini sınama”, “empati kurma” fırsatı verir.

Aynı zamanda bu eserle,

çeşitli toplumsal katmanlar, kültürler, gelenekler ve hatta din konularında karşılaştırmalar yaparak bazı analizlere ulaşma fırsatı da yakalayabiliriz.

Ve yine

hayatın, insanların ve en önemlisi de kişinin kendi gerçekliğini çok geç idrak ettiğinde neleri kaybedebileceğini anlayabilir,

“Oğlum Seryoja! Her şeyimi kaybediyorum, gene de kavuşamıyorum ona…” diyen Anna’nın, ona yöneltilen bütün eleştirilere rağmen, vazgeçemediği “annelik kimliği”ni tanıyabiliriz.

“Gerçekliği tam olarak sınanmamış ve gerçek bir zemine oturtulamamış sevgi”nin eninde sonunda varacağı noktayı ve bu durumun insanın kişiliğini ve hayatını nasıl yok edebileceğini görme gibi fırsatları da yakalamış oluruz.

Olayların akışı içinde sonsuz görünen bir aşkın nefrete nasıl dönüştüğünü ve “Bu sevgi dediği şeyi tiksintiyle anımsadı Anna…” gibi sözlerin arka planını da anlamaya çalışırız.

Evet bütün bunlar, size derin bir analiz etme fırsatı verir ve bu çok zengin ve değişik boyutları sayesinde de eser, kesinlikle okunmaya değer bir nitelik kazanır.

Her ne kadar 1035 sayfalık bir kitap olsa da… 🙂

Okumaya değer!  

 

Anna Karenina adlı bu çok önemli eserden sizin için derlediğim alıntılara aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.

Kitap Sözleri- Alıntılar↵


Kitap Yorumları  (Türk Edebiyatı)↵

Kitap Yorumları  (Dünya Edebiyatı)↵

Kitap Sözleri  (Türk ve Dünya Edebiyatı)↵

kitap-sozleri (22)           

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Semra

    Keyifle okudum…paylasimlarinizin devamini sabirsizlikla beklyorum.

  2. Gülsüm Şule Bayraktar

    Beğenmenize sevindim. 🙂

  3. Derya

    Sevgili kardeşim yine mükemmel bir başyapıtı muazzam bir şekilde tahlil etmişsin .Eline kalemine sağlık.Mutluluk sebeplerinin hemen her aikede benzer şeyler olupta mutsuzluk nedenlerini farklı oluşu tesbiti ne kadar yerinde .Bu durum kişiler içinde böyle değil midir zaten .Çok beğendim güzel arkadaşım.

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Yazılarımın varsa bir değeri, bu durum, tahlil etmeye çalıştığım eserlerin kıymetiyle doğrudan orantılı.
      Beğenilerin beni çok mutlu ediyor. 🙂

  4. Kadriye Ertürk

    Anna’ nın trajik yazgısıyla verilmeye çalışılmış çürümüş burjuva ahlakı…Diğet yanda yüksek sosyetenin yaptığı gibi gönül serüvenini gizli kapaklı yaşayamayan, kendini sınırlayamayan bir kadın kimliği… Yine bir başyapıt, yine mükemmel bir tahlil… Yine bizim için çok değerli bir yazı. Yüreğine, kalemine ssğlık Şulecim.

  5. Gülsüm Şule Bayraktar

    Üçgen sacayağının bir ayağı, kıymeti yıllar geçtikçe daha iyi anlaşılan eserler, bir ayağı iltifat ettiğiniz tahlilim ise, diğer ayağı da sizin gibi kıymetli okuyuculardır.
    Sizin olmadığınız yerde bu sayfanın da bir kıymeti harbiyesi yok. 🙂

  6. Sinan öztürk

    Üslubun gün geçtikçe kendine has bir çizgiye oturuyor cann.Bu bariz hissediliyor.Kalemine sağlık.Daim olsun 🙂

  7. Gülsüm Şule Bayraktar

    Çok güzel bir iltifat doğrusu. 🙂

  8. Aysel bilgi

    Şulecim tahliller öyle güzel ki ;okuyamadığim ama hep merak edegeldiğim bu eseri ,böylece okumuş gibi oldum sayende.
    Yüreğine sağlık..

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      🙂 Beğenmenize ondan da ziyade faydalı olduğuma çok sevindim Hocam.

  9. Hüsna Öztürk

    Okuyan kişilerde derin izler bırakan değerli eserleri yeniden ele alıp mükemmel bir şekilde yorumlayan , o kıymetli eserlerin içindeki mesajları büyük bir titizlikle alıp biz okurların dikkatine sunan Şule hanım seni yürekten kutluyor başarının devamını diliyorum. Takipteyiz….

    • Gülsüm Şule Bayraktar

      Naçizane güzel ve faydalı bir iş yapmaya çalışıyorum. Beğenileriniz benim için çok anlamlı bir hediye. 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir