Şair ve Yazarların Hayatından Anekdotlar

Şair ve Yazarların Hayatından Anekdotlar

(Sürekli güncellenen bir sayfa)

Nazan Bekiroğlu

nazan-bekiroglu

Bir öğrencisi anlatıyor:

“2003-2007 yılları arasında dört sene hayranlıkla derslerine girdiğim zarafet timsali.

4. sınıfın sonları… O gün nedense ders yoktu. İş sohbete dönmüş, öğrencilik yıllarından sorular soruyordu insanlar hocaya. Biri sordu, hocam nerede otururdunuz öğrenciyken, diye. Okulda varlığı yokluğu belli olmayan biri olmama rağmen adımı zikredip ‘Koca dost gibi en arka sıranın sağında otururdum.’ demişti. Bu küçük olay çok özel bir andır benim için.”

Nar Ağacı Kitap Yorumu↵

anekdot (6)

İhsan Oktay Anar

ihsan-oktay-anar-suskunlar

Bir öğrencisi anlatıyor:

“Bir gün dersinde şöyle bir olay yaşandı:

İhsan Hoca felsefe tarihi dersine yine tam dakikasında geldi. Soğuk bir gündü. Oldukça soğuktu ki sınıfta tir tir titriyorduk fakültedeki ilginç ısınma politikası yüzünden. Yazın kalorifer açıp kışın açılmadığına şahit olmuştum. Neyse yine açmamışlar kaloriferleri. Sınıftan bir kızımız şöyle seslendi hocaya:

-Hocam kaloriferler çalışmıyor!

İhsan Hoca sınıftan hiçbir şey demeden çıkıp gitti. Tabii ki herkes şokta. Bekliyoruz ama gelen giden yok. On dakika kadar sonra gitsek mi falan diye düşünürken kapıdan girdi ve şöyle dedi:

-Fakülte ile konuştum. Kaloriferleri açıp kapatmak benim sorumluluğumda değilmiş.”

İhsan Oktay Anar,  Suskunlar Kitap Yorumu↵

anekdot (6)

SABAHATTİN ALİ

sabahattin-ali-tarihte-bugun

Sabahattin Ali, ilkokul sıralarındayken öğretmeni bir kompozisyon ödevi verir. Pazar günü yaptığınızı anlatın, der.

O pazar, Sabahattin Ali ile babası, sabahın erken saatlerinde ava çıkarlar. Daha güneş doğmamıştır. Hava alaca karanlıktır. Akşam Sabahattin Ali, kompozisyon ödevine şöyle başlar: “Sabah, güneşin ilk ışıkları penceremize vururken, babamla ben, av tüfeklerimizi alıp yola çıktık…” Sonra avı anlatır, heyecanlı yanlarıyla.

Ertesi sabah, ödevini babasına okur. Babası paylar onu. “Ulan” der, “Biz ava çıktığımız zaman güneş doğmamıştı; sen nasıl olur da güneşin ışıklarından söz edersin! Bu bir aldatmacadır, yalancısın sen, kimi aldatıyorsun? Yazacaksan doğru dürüst yaz, yalan dolan istemez.” (Yeni Türk Edebiyatında Öykü / Ömer Lekesiz)

anekdot (6)

MEHMET AKİF ERSOY

mehmet-akif-ersoy-anekdot

Mehmet Akif, Baytar Mektebinde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen  bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar.

Salih Efendi, iki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim.” cevabını verince Akif dayanamaz ve:

-Hayret doğrusu, der, biz birini bile çıkartamadık da.

anekdot (6)

Zamane gençlerinden biri, bir toplantıda Mehmet Akif’i küçük düşürmeye çalışıp:

– Siz baytardınız, değil mi, demiş.

Akif, istifini bozmadan şu cevabı vermiş:

– Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

anekdot (6)

Vefalı bir insan olan Mehmet Akif Ersoy, hasta olduğunu duyduğu dostu Hacı Besim Efendi’yi ziyarete gider. Besim Efendi hâli vakti yerinde olmasına rağmen eli pek sıkı olup para harcamayan biridir.

Adam çok zayıf ve mecalsiz bir  hâlde yatar vaziyetteyken şairimiz geçmiş olsun dileklerini iletir ve:

– Hacı Efendi, der, sizi çok zayıf görüyorum, bir tavuk kestirseniz, çorba falan yapılsa.

Besim Efendi:
– Siz ne diyorsunuz Akif Bey, diye çıkışır. Dünyanın bin türlü hâli var, para pul harcamaya gelmez.

Hakikati her zaman ve her yerde söylemeyi şiar edinen Akif, tebessüm eder:

– Hacı Efendi! Dünyanın o bin türlü hâlinden dokuz yüz doksan dokuzu başınıza gelmiş, daha ne bekliyorsunuz?

anekdot (6)

Mehmet Akif Ersoy, son hastalığı esnasında hastanedeyken dostu Ferit Kam ziyaretine gelir. Sohbet sırasında neşelenen ve gülen şairin dişleri bütün beyazlığıyla ortaya çıkar. Ferit Bey, bu görüntüye hayran kalarak:

“Aman üstadım, ne kadar beyaz dişleriniz varmış! Hiç fark etmemişim.” deyince Akif, dostuna sevgiyle bakarak şöyle cevap verir:

“Ben şimdiye kadar sana dişlerimi hiç göstermedim ki!”

anekdot (6)

Haksızlığa asla tahammül edemeyen Mehmet Akif Ersoy, Veteriner İşleri müdür yardımcısı görevini üstlendiği yıllarda müdürünün bir haksız karar ile azledilmesi üzerine görevinden istifa eder.

Mehmet Akif Ersoy (ö:27.12.1936)

Mehmet Akif Ersoy, En Güzel Mısralar↵

anekdot (6)

YAŞAR KEMAL

yasar-kemal

“Yaşar abiyle (Yaşar Kemal) hayatımızın kırk dört yılı birlikte geçti; kötü günler, iyi günler gördük. Gurbet acısı, ölüm acısı, parasızlık, hapis, linç, zulüm gördük.
Bunca yıl ve bunca dert içinde, en çok ne yaptınız denirse buna cevabım; türkü söyledik, edebiyat konuştuk, güldük olur.

Türküler dedim madem, devam edeyim. Basınköy’deki evinden çıkar, çamurlu vadiden aşağı iner, Menekşe İstasyonu’ndan tıklım tıkış banliyö trenine binerek Sirkeci’ye giderdik. Bazen de onca yolu yürürdük, çünkü derdi ki

‘Allah iki Adanalıya yürü ya kulum, demiş. Sakıp Ağa’ya yukarı doğru, Yaşar Kemal’e de Florya’dan Sirkeci’ye doğru’.

Sirkeci dediysem bir maksadı var elbette: Kültür Merkezi’ne giderdik. Kültür Merkezi oradaki üç numaralı vapur iskelesindeki kasetçilerdi.
Anadolu’nun her yöresinden adı duyulmadık yerel türkücülerin kasetleri satılırdı orada, biz de bunları alıp dururduk. Sonra evde dinler dinler coşardık. Cembeli dinlerdik, İpin Ucu Sendedir dinlerdik, dengbejler, âşıklar dinlerdik. Halay türkülerinde elini, ‘hey hey hey…’ diye sallar; ‘Yaşa be!’ diye coşardı.” (Zülfü Livaneli)

anekdot (6)

Âşık Veysel ile Yaşar Kemal kol kola İstiklal Caddesi’nde yürüyorlarmış. Malum Âşık Veysel’in iki gözü, Yaşar Kemal’in ise bir gözü görmüyor. Sait Faik bunları görmüş ve koşarak Çiçek Pasajı’na gitmiş: ‘Arkadaşlar az önce iki kişi gördüm, tek gözle yürüyorlar.’ demiş.” (Zülfü Livaneli)

anekdot (6)

Küçükken talihsiz bir olay sonucunda bir gözünü kaybeden Yaşar Kemal, 3,5 yaşındayken, evlerinin avlusunda koyun kesen halasının eşini izlerken, bıçak deriden kayıp sağ gözüne saplanır ve bu gözü kör olur.

Bu olaydan bir yıl sonra babası cinayete kurban gider. Babasını, Van’dan göç ederken ölümden kurtarıp büyüttüğü oğulluğu Yusuf, camide namaz kılarken kalbinden bıçaklar. Bu olaya tanık olan Yaşar Kemal, kekeme olur ve 12 yaşına dek konuşmakta zorlanır. Yalnızca türkü söylerken kekemeliği geçer. Babasının ölümüne çok üzülen Yaşar Kemal, uzun süre mezarlıkların önünden dahi geçemez.

anekdot (6)

Cahit Sıtkı Tarancı, küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı sarkıtılmıştır. O günden sonra ölümden korkmuş ve eserlerinde hep “ölüm” temasını işlemiştir. (Mantıklı gelmese de kaynakların verdiği bir bilgi bu.  🙂 )

anekdot (6)

CENGİZ AYTMATOV

Cengiz Aytmatov’un kâğıda karşı alerjisi vardır.

Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel  (yorum-inceleme yazısı)↵

Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel  (kitap sözleri)↵

anekdot (6)

YAHYA KEMAL BEYATLI

yahya-kemal-beyatli

Yahya Kemal’in hiç evi olmamıştır. Ölene kadar otelde yaşamıştır. Nazım Hikmet’in annesine âşık olmuştur.

anekdot (6)

Yahya Kemal, dostlarından birine:

-Bu akşam yemeği benimle yer misin, diye sorunca, arkadaşı:

-Hay hay, der, çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!

Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir:

-İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

anekdot (6)

Yahya Kemal, bir yokuşu çıkıncaya kadar nefes nefese kalır. Yokuşun sonundaki lokantadan bir garson seslenir:
-Buyrun beyim ne alırsınız?
Yahya Kemal tebessümle:
-Evlat, müsaade edersen bir nefes alacağım.

anekdot (6)

Tevfik Fikret, aynı zamanda iyi bir ressamdır. Evinin planını da kendisi çizmiş ve evine isim veren ilk şairimiz olmuştur. En büyük takıntısı, sol tarafında kimseyi yürütmemektir.

anekdot (6)

Ahmet Haşim’in hastalık derecesindeki takıntısı ise toprak yemesidir. Haşim’in şiirlerinde hep gün batımı, gece, ay ışığı ve hüzün olmasının sebebi çirkin olmasındandır, derler.

anekdot (6)

Enis Behiç Koryürek’in, 1945 veya 46’da istemeyerek katıldığı bir ruh çağırma seansında Mevlevi birinin ruhu gelmiştir. Daha sonra Koryürek, şiirlerini “Varidat-ı Süleyman” adlı kitabında toplamış ve kitabın başında “Çedikçi Süleyman Çelebi’nin ilhamıyla” diyerek seansta geldiği söylenen ruhun adını yazmıştır. Kitaptaki şiirlerin Koryürek’in anlayışının dışında ve mükemmel olduğunu iddia edenler vardır.
Ruh seanslarını bizzat yapan bir yazarımız da vardı: Peyami Safa.

anekdot (6)

AHMET HAMDİ TANPINAR

ahmet-hamdi-tanpinar

Mehmet Kaplan, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın öğrencisidir. Tanpınar Fransa’dan İstanbul’a geldiğinde M. Kaplan’ın evinde kalır. Kaplan’ın eşi (Behice Hanım’dı galiba) çok titiz bir hanım. Tanpınar çok sigara içiyor. Evin en uzak ama en güzel odasını Tanpınar ‘a veriyorlar. Üç gün de kalsa oda badanalanıyor.

Yine bir kalıştan sonra hava muhalefeti nedeniyle Tanpınar Paris’ e gidemeyip eve dönüyor. Boyacıları görünce şaşırıyor. Boyacı “Burada kalan kişi çok sigara içiyormuş, ev sahibi rahatsız.” der. Tanpınar sessizce çekip gider. Bir daha gelmez. Kaplan Bey, nedenini Tanpınar öldükten sonra kendisine yazılmış bir mektupla öğrenir. Çok üzülür.

anekdot (6)

Sigarayı bırakma aczi, çaresizliği konusunda Ahmet Hamdi Tanpınar gibisi yoktur. Son yıllarında, amfizeme teslim olmuş ciğerleri dolayısıyla hem günlüğü, hem mektupları tıka basa sancıyla dolmuştur.

En kanatıcı satırlarını Hasan Ali Yücel‘e yazdığı bir mektubunda buluyoruz:

“Aliciğim, cigarasız yaşamak güç. Şu anda belki iki milyonuncu defadır cigarayı terk ediyorum. Vakıa tam 23 gün oldu içmeyeli ama her dakika yeniden karar alarak (…)

Hastanede hep karşımdaki denizi, adaları seyrederken bütün manzarayı büyük ve marifetli bir tiryakinin eseri gibi tahayyül ederdim; bulutla güneşin kendisi, mavi gökyüzü hepsi bana gümüş savatlı bir tabaka, yasemin çubuk ve tabaka tabaka dumanı yığılan bir cigara gibi gelirdi. Fakat bu kadar çok sevdiğimiz ve muhtaç olduğumuz şeyi neden bu kadar kötü kullandık?

Gerçeği şu ki, son zamanlarda, cigaranın zevkini alamıyordum artık (…) Halbuki günde 10-12 cigara ile mesut olma ihtimali daima vardı. Keratanın yokluğu da güzel.

Ali, tadı dudaklarımı ve dilimi ısırıyor. Kokusu burnumu, yüzümü, gözlerimin içini ısırıyor. Hiçbir Hint veya Japon (…) hatırımda bu kadar canlı yaşamaz. Hiçbir zaman ve hiçbir şeyde kendimi bu kadar dul, bu kadar eşinden ayrılmış hissetmedim. Sanki iki koşulu bir arabayı tek başına çeken bir atım. Her hareketim kendiliğinden çolpa oluyor..”

(ENİS BATUR)

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar (Yorum ve İnceleme)↵

Huzur, Ahmet Hamdi Tanpınar (Kitap Sözleri)↵

anekdot (6)

Yusuf Atılgan Aylak Adam romanında “ve” bağlacını sadece bir kez kullanmış, oğluna onu da kullandığına pişman olduğunu söylemiştir.

anekdot (6)

Oğuz Atay Tutunamayanlar romanında yetmiş sayfa boyunca hiç noktalama işareti kullanmamıştır.

oguz-atay

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Kitap Yorumu)↵

Tutunamayanlar, Oğuz Atay (Kitap Sözleri)↵

anekdot (6)

NECİP FAZIL KISAKÜREK

necip-fazil-kisakurek (1)

Necip Fazıl Kısakürek, bir gün konferans verirken salonda bulunanlardan birisi kürsüye salatalık fırlatır. Salatalığı eline alan Necip Fazıl salondakilere dönerek:

“Birisi kimliğini göndermiş, kiminse gelsin alsın!” der.

anekdot (6)

Necip Fazıl Kısakürek, tramvaya biner ve cam kenarındaki bir koltuğa oturur. Biraz sonra birkaç takım elbiseli adam gelir. İçlerinden biri:

“Oradan kalkar mısınız, ben oturacağım.” der.

Necip Fazıl: “Neden? Sizin ne ayrıcalığınız var?” diye sorunca “Ben milletvekiliyim.” cevabını alır.

Bunun üzerine Necip Fazıl, “Ben de “millet”im der.

anekdot (6)

Bir gün Necip Fazıl Kısakürek, bir üniversitede konferansa katılır ve her zamanki gibi din ve Allah konulu bir konuşma yapar.

Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl’a:

“Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinizle çelişen şeyler söylüyorsunuz. Yazdığınız şiirler hâlâ ezberimdedir. Bu ne demek oluyor?”

Necip Fazıl’ın cevabı herkesi şaşırtır:

“Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar.”

anekdot (6)

Necip Fazıl Kısakürek, hapishanede koğuşundayken aynı koğuşa Nazım Hikmet getirilir.

Nazım Hikmet, Necip Fazıl Kısakürek’i görünce gülerek, ” Sende mi buradasın? Şu hâline bak maymuna dönmüşsün!” der. Necip Fazıl, karşısında duran Nazım Hikmet’e cevabını vermekte gecikmez.

“Ben de pencereye dönerim!”

anekdot (6)

Necip Fazıl Kısakürek‘e,
-Üstat, özel arabanız yok mu? diye sorarlar.
Şair cevap verir:
-Ona en son bineceğim!

anekdot (6)

ÖZDEMİR ASAF

ozdemir-asaf

“r” harfini söyleyemeyen Özdemir Asaf, bir gün taksiye biner.
Taksici, “Buyyun Neyeye?” der. Taksici de “r”leri söyleyemeyen birisidir. Özdemir Asaf, “Kayaköy” derse, taksicinin kendisiyle alay ettiğini sanacağı için, “Eminönü” der. Karaköy’de inmesi gereken Özdemir Asaf, Eminönün’de iner ve Karaköy’e yürür.

anekdot (6)

Özdemir Asaf, “r” harfini söyleyemez, “yumuşak g” olarak telaffuz ederdi.

Galatasaray Lisesinde öğrenciyken bir hatırasını şöyle anlatır:

Lisede edebiyat hocamız İsmail Habib Sevük idi. Sınıfta heğkese şiiğ okutuğ, sığa bana gelince, atlayıp yanımdakine geçeğdi. Biğ gün değste pağmak kaldığdım ve hocam, dedim,

– Sınıfta heğkese şiiğ okutuyoğsunuz, bana niçin okutmuyoğsunuz?

İsmail Hoca, bu soğuma şu cevabı veğdi:
– Oğlum Özdemiğ sen, şiiğ değil, şiiğin canına okuyoğsun.

Bunun üzerine de Özdemir Asaf “Lavinia” şiirini yazar. Bu şiirin son dörtlüğünde “r” harfi hiç olmadığı için Özdemir Asaf, bu şiiri oldukça düzgün bir biçimde okur.

Sana gitme demeyeceğim;
Ama gitme, Lavinia!
Adını gizleyeceğim,
Sen de bilme Lavinia!

anekdot (6)

Genç bir şair, saçma sapan şiirlerini Victor Hugo’ya okuduktan sonra:
-Üstat, diye sormuş. Şiirlerimi nasıl buldunuz?
Victor Hugo:
-Vezinsiz, kafiyesiz ve manasız bir şey yazmak istemiş ve tam muvaffak olmuşsunuz, demiş. Bravo doğrusu.

anekdot (6)

CEMAL SÜREYA

CEMAL SÜREY(Y)A’NIN SOYADINDAKİ “Y” HARFİNİN YOK OLUŞ HİKÂYESİ

“Elma” şiirinde, adındaki “Y” harflerinden birini attığını ilan eder. Nedeni, kendi anlatımına göre, arkadaşıyla bir telefon numarası üzerine girdiği iddiayı kaybetmesidir. Söz konusu telefon numarası, Üvercinka’nın…

Cemal Süreya, “O zaman çok güvenirdim belleğime. Telefon numaralarını falan kaydetmezdim. Belki de kaydetmediğim için kalırdı. Ona dedim ki, eğer bu böyleyse, ismimden bir harf atarım dedim. Kaybedince, ismimde harf aradım, iki tane olandan birini atmak daha uygun geldi.” der.

BAŞKA BİR YORUM

Cemal Süreya ve Sezai Karakoç, üniversitede sınıf arkadaşıyken “Muazzez Akkaya” ismindeki kızı -ikisi de- gizliden gizliye sever. Sınıfta gün boyu aynı kıza duydukları ilgiyi birbirlerine anlatırlar. Hatta Muazzez Akkaya’ya yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlar.

Sonra bu aşk, zamanla kızışır ve birbirlerine “Ben elde ederim, sen edersin.” derken “Kim elde edecek?” diye iddiaya tutuşurlar.

Kaybeden büyük bir bedel ödeyecek derler. Ve bu bedel ömrü boyunca üzerinde kalacak. Bedene fiziksel bir zarar olmayacak diye de karar kılarlar ve sonunda adını değiştirmeye gelir olay.

Cemal Sürey(y)a kazanırsa Sezai Karakoç’un soyadı “Karkoç” olacak.

Sezai Karakoç kazanırsa Cemal Süreyya’nın soyadı “Süreya” olacak.

Kızın kalbini Sezai Karakoç kazanmış gibidir. Cemal Süreyya da gidip tek ‘Y’ harfini attırır soyadından.

İşte Süreyya’dan Süreya’ya geçiş dönemi böyle olmuştur.

Peki sonrasında ne olur?

Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç’un kendisi ile bir iddia sonucu çıktığını öğrenir. Bunu kaldıramaz ve okulu bırakıp memleketi olan Geyve’ye gider. Sezai Karakoç bu duruma çok üzülür ve Muazzez Akkaya’ya ithafen Mona Rosa‘yı yazar. Şair Karakoç, 1950 yılında Mülkiye’de öğrenci iken yazmıştır bu şiiri, ancak 2002 yılına kadar yayımlanmamıştır.

anekdot (6)

“Bu arada kahve değiştirmiştik. Aksaray-Saraçhane arasında küçük bir kahvehaneye taşınmıştık. Edebiyat konuşmaktan sıkıldığımızda, langırt masasının başına geçiyor, masa futbolu oynuyorduk. Övünmenin tam sırası. En iyi oynayanlar Kemal Özer’le bendim. Günün birinde artık yolu nereden düştüyse Sezai Karakoç uğradı kahveye. Galiba Cemal’le buluşacaktı. Cemal Süreya’yla. Dayanamadı langırt’ın başına geçti. Bildiğim bütün spor dalları, seyrettiğim bütün sporcular dahil, o güne kadar gördüğüm en hırslı oyuncuydu.”
ÜlküTamer, Yaşamak Hatırlamaktır

anekdot (6)

SEZAİ KARAKOÇ

sezai-karakoc

Sezai Karakoç‘un elli yıldan uzun süre yayımlamamasına rağmen Türk edebiyatının en bilinen ve sevilen şiirlerindendir “Mona Roza”.

Şiirin beşliklerinin ilk harfleri birleştirildiğinde “Muazzez Akkayam” akrostişi çıkar ortaya. Şairin dile gelen, ele gelmeyen büyük aşkı Muazzez Akkaya, iddia edildiği gibi intihar etmemiştir.

anekdot (6)

Abdülhak Hamit‘in evindeki sohbette, konu gençlik ve ihtiyarlıktan açılır. Yaşı geçmiş bir hanım, Abdülhak Hamit’e döner ve:

-Efendim, gönül kocamaz, der.

Hamit cevap verir:

-Kocamaz, ama kocamış bir vücut içinde oturmak da istemez.

anekdot (6)

Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’e:

-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:

-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır?

anekdot (6)

MEVLÂNA

Mevlâna, talebelerinin biriyle yürürken, yol kenarında birkaç köpeğin sarmaş dolaş uyuduklarını görürler.

Yanındaki talebesi:

-Güzel bir kardeşlik örneği, der. Keşke insanlar da bundan ibret alsa.

Mevlâna, tebessüm ederek karşılık verir:

-Aralarına bir kemik atıver de, gör kardeşliklerini.

anekdot (6)

Süleyman Nazif ve Abdülhak Şinasi birlikte yemek yerken, Şinasi garsonu çağırır ve su ister. Şinasi’nin kirden ve mikroptan, eldivenle el sıkacak derecede korktuğunu bilen  Süleyman Nazif garsona seslenmeden edemez:

-Oğlum, beyefendinin suyunu yıka da öyle getir!

anekdot (6)

Balzac, öldüğünde 51 yaşındaydı, ama arkasında onlarca ölümsüz eser bırakmıştı. Günde yaklaşık 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac, kahve yapacak birisi olmadığında kahve çekirdeklerini çiğnerdi.

Vadideki Zambak, Balzac (Yorum ve İnceleme)↵

Vadideki Zambak, Balzac (Kitap Sözleri)↵

anekdot (6)

Tolstoy’un 13 çocuğu vardı. 48 yıllık evliliğinin ardından karısına,

“Benim yaşımdaki insanların sıkça yaptıkları bir şeyi yapıyorum. Son günlerimi tek başıma ve sükûnet içinde geçirebilmek için dünyadan vazgeçiyorum.” yazan bir not bırakarak evini terk ettiğinde 82 yaşındaydı.

Birkaç gün sonra bir tren istasyonunda donarak öldü.

Anna Karenina, Tolstoy (Yorum ve İnceleme)↵

Anna Karenina, Tolstoy (Kitap Sözleri)↵

anekdot (6)

Edebiyatımızda ilk epik tiyatro Keşanlı Ali Destanı’nı yazan Haldun Taner, gerçekliği daha iyi yakalamak için bir taşralı gibi giyinerek sahte bir isimle Altındağ’da bir gecekonduda yaşar.

anekdot (6)

CEMİL MERİÇ

cemil-meric (1)

Büyük düşünür Cemil Meriç, gözleri görme yeteneğini tam kaybetmeden önce, tavandaki ışığa daha yakın olabilmek için masanın üzerine sandalye koymak zorunda kalır ama yine de okumaktan vazgeçmez ve telif eserlerinin büyük kısmını gözlerini kaybettikten sonra yazar.

anekdot (6)

Dört yılda bir yapılan milletvekili seçimlerinde bağımsız adaylığını ilan edip parklarda, meydanlarda nutuk atan, etli, kırmızı yanaklı, toparlak çehreli, kısa boylu, ceketinin yakasına taktığı çiçeğin kökünü mendil cebindeki küçük bir şişedeki suyla besleyen, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde kütüphane memurluğu da yapan “mistik şair” Asaf Halet Çelebi, yaşadığı dönemde pek çok kişi tarafından yadırganmıştır.


 kitap-sozleri (22)

Yazar Hakkında

YORUMLAR
  1. Hüsna Öztürk

    Yazılarınızı yorumlarınızı büyük bir keyif le okuyorum ama bu sefer değerli üstatların bilinmedik yönlerini okumak öğrenmek çok daha iyi oldu Teşekkürler Şule hocam 👌

  2. Hüsna Öztürk

    Elinize emeğinize sağlık

    • Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim.
      Bu tür anekdotlar okumak bazen iyi gelebiliyor insana.
      Bazıları bir hayli şaşırtıcı, aralarında eğlendirici olanları da var ve üstelik hepsi gerçek. 🙂

  3. Bayram Uğur

    Hani insan arkadaşına; “gel sana kuru, pilav ısmarlayayım”der, arkadaşı da minnet altında kalmamak için; “tatlılar da benden o zaman” der ya. Onun gibi kitabloğum daki bu anekdotlar kısmı. Tatlı niyetine… 🙂
    Teşekkürler hocam :))))
    (Kuru, pilavın yanında tatlıyı da sizden yedik hocam :))) )

    • :))
      Bir zamanlar aynı sınıfın havasını soluduğum öğrencilerim, kelimelere zarif dokunuşlar yaptıklarında, onlardaki bu güzelliğe ucundan kıyısından ortak olmak için, “Lisedeyken edebiyat hocan kimdi senin?” diye sorup takılırım. 🙂

      Şimdi de sen…
      Samimiyetini cümlelerine öylesine zarif aksettiriyorsun ki aynı soruyu sana da sorasım geliyor. 🙂

      Teşekkür ederim…

  4. Bayram Uğur

    Edebiyata sizin vesilenizle aşık oldum.
    Vazgeçemiyorum.
    En imrendiğim hissiyatlardan birisi de elinde kitap okuyan birisini görüp, istemsizce ellerime bakmak. Elimin boş olduğunda derinden bir ahhh çekmek.
    Hocam sizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.
    Sağlıcakla kalın.

    • Edebiyatı sevmene vesile olmak çok güzel bir duygu.
      Önceden sadece öğrencim dediklerimin sonradan kardeşim olmaları da bir o kadar güzel.
      Eksik olma kardeşim… 🙂

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir